7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın askeri kanadı İzzettin El-Kassam Tugaylarının girişimiyle başlayan Aksa Tufanı Operasyonu bölgesel ve küresel fay hatlarını tetikledi. Bölgesel düzeyde Netanyahu ve kabinesi Gazze halkına yönelik kapsamlı bir soykırım stratejisi yürüttü. Gazzeliler bir yandan açlığa ve susuzluğa maruz bırakılırken diğer yandan da işgal devleti bölgeye yönelik her türlü insani yardımın ulaştırılmasını engelledi. Dolayısıyla Gazze, tarihsel süreçte eşi benzeri görülmemiş büyük bir insani krizle karşı karşıya kaldı. Buradan hareketle Gazzelilerin maruz kaldığı soykırım, küresel düzeyde ciddi bir farkındalığın oluşmasına neden oldu. Hemen hemen dünyanın birçok bölgesinde Filistin’in desteklendiği işgal devletinin ise kınandığı protesto gösterileri gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra bazı devletler İsrail’le diplomatik ilişkilerini tamamen keserken içlerinde Avrupa devletlerinin de yer aldığı kimi devletler ise bağımsız Filistin devletini tanıyacaklarını açıkladı.
Yukarıdaki girizgâhtan hareketle 7 Ekim sonrası süreçte en önemli kelimelerden birinin “farkındalık” olduğunu belirtmek gerekmektedir. Nitekim Aksa Tufanı ve sonrasında yaşananlar özelde Gazze’yi genelde ise Filistin’i desteklemek ve Siyonist yönetimi eleştirmek adına yalnızca “insan” olmanın gerekliliğini ortaya koydu. Devletlerin ve halkların Gazze’de yaşananlara yönelik farkındalıklarının artması beraberinde Siyonist yönetimin söylemsel ve psikolojik üstünlüğünü yitirmesine de yol açtı. 7 Ekim’den bu yana işgal devletinin Yeşaya kehaneti ve Amelek halkının yok edilmesi gibi dini referanslarla yürüttüğü çok boyutlu katliam stratejisinde Gazze’de canlı cansız bütün varlıkları hedef alması ciddi bir şekilde eleştirildi. Nitekim Netanyahu ve kabinesi yalnızca insanlığa karşı değil aynı zamanda doğaya, çevreye ve hayvanlar âlemine karşı da çeşitli suçlar işledi. Bu minvalde işgal ordusunun Gazze’de su kaynaklarını kirletmesi ve içilebilir temiz su bırakmaması, sokak hayvanlarını ve hayvan çiftliklerini hedef alması ve nihayetinde tarım alanlarına ciddi hasarlar vermesi bu süreçte farkındalık oluşturması gereken konuların başında yer aldı. Bununla birlikte dünyanın önde gelen çevreci ve hayvansever sivil toplum kuruluşlarının bu gelişmeler karşısında sessiz kalması da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Buradan hareketle bu yazıda Siyonist yönetimin 7 Ekim sonrasındaki süreçte çevreye ve insanlığa karşı işlediği suçlar kapsamında su kaynaklarını nasıl silah olarak kullandığını, tarım arazilerine verdiği tahribatı ve hayvanlara yönelik yürüttüğü katliam stratejisini ortaya koyarak farkındalık oluşturulmaya çalışılmıştır.
Su Kaynakları
9 Ekim 2023 tarihinde dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant insansı hayvanlarla savaşacaklarını ifade ettiği açıklamasında bundan böyle Gazze’ye su, gıda, elektrik ve enerji verilmeyeceğini belirtmişti. Gallant’ın bu açıklamalarından Gazze’de suyun ve gıdanın stratejik bir silah olarak kullanılacağı anlaşılırken bölgeye yönelik herhangi bir insani yardımın engelleneceği de açıkça görülmekteydi. Nitekim işgal ordusunun yoğun hava saldırıları ve ardından da başlattığı kara harekâtı neticesinde yürürlüğe konan kapsamlı soykırım stratejisi Gazze’deki canlı cansız tüm varlıkları hedef aldı. İşgal devletinin yürüttüğü din merkezli soykırımda su kaynakları ve Gazze halkının susuz bırakılması önemli bir rol oynadı. Bu doğrultuda su konusunda Gazze’nin 7 Ekim sonrasında karşı karşıya kaldığı durumu daha iyi açıklayabilmek adına Gazze’nin temel su kaynaklarına ve günlük su tüketim miktarlarına değinmek yerinde olacaktır.
Gazze’nin en temel tatlı su kaynağını Sina Yarımadası’yla Gazze arasında yaklaşık 120 km uzunluğa ve 15 km genişliğe sahip Kıyı Akiferi adıyla bilinen yer altı su sistemi oluşturmaktadır. Teorik açıdan ele alındığında Gazze halkının günlük su ihtiyacının %90’ı bu akifer aracılığıyla sağlanmaktadır. Bununla beraber 1967 Arap-İsrail Savaşı’nın ardından bölgenin tamamının işgal edilmesiyle birlikte Siyonist yönetim akiferden aşırı su çekimi yaparak akiferin su seviyesinin önemli ölçüde azalmasına neden olmuştur. Su seviyesi giderek azalan Kıyı Akiferi’ne deniz suyu karışması beraberinde kirliliğe yol açmıştır. Nitekim Birleşmiş Milletler İnsanı Yardım Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) belirttiğine göre akiferin yaklaşık %97’si kirlenmiştir. Bu bağlamda işgal devleti gereğinden fazla akiferden su çekimi yaparak bir yandan Gazze halkının su kaynağının tükenmesine yol açmış öte yandan da akiferde kirliliğe sebebiyet vererek doğaya ve çevreye karşı suç işlemiştir.
İsrailli kamu şirketi Mekorot’un boru hatlarıyla bölgeye ulaştırdığı su kaynağı, Kıyı Akiferi’nden büyük bir oranda yararlanamayan Gazzeliler içim kritik bir öneme sahiptir. Bununla beraber Mekorot’un sıklıkla gündelik keyfi su kesintilerine başvurması ve Gazze halkına suyu oldukça yüksek bir meblağ karşılığında satması Gazze’nin mevcut su sorununu çözmeye yetmediği gibi daha da şiddetlenmesine yol açmıştır. Bu sebepten ötürü Gazzeliler yerel düzeyde kendi teknolojik imkânlarını kullanarak temiz su elde etme çabasına girişmiştir. Bu doğrultuda deniz suyu arıtma tesisleri Gazze halkı için hayati bir öneme sahiptir. Nitekim 7 Ekim öncesinde Gazze nüfusunun yaklaşık %35’i arıtma tesislerinin faaliyetleri sonucunda elde edilen temiz suyu kullanmıştır. Bununla birlikte arıtma tesislerinin düzenli bir şekilde çalışabilmesi için teknolojik ve ekonomik altyapının yeterince gelişmiş olması gerekmektedir. Gazze’deki mevcut altyapının yetersizliği, gündelik elektrik kesintileri ve arıtma tesislerinin yüksek maliyeti ve artan enerji ihtiyacı neticesinde tesislerden düzenli bir şekilde yararlanılamamıştır.
Kıyı Akiferi’ndeki aşırı kirlilik, Mekorot şirketinin keyfi su kesintileri ve nihayetinde arıtma tesislerinden elde edilen yetersiz verim 7 Ekim öncesinde Gazze’de hâlihazırda su sorunu yaşandığının göstergeleri arasındadır. İstatistiki veriler de bu gerçekliği ortaya koymaktadır. Nitekim kişi başına düşen günlük su tüketim miktarları diğer ülke ve bölgelerle karşılaştırmalı bir şekilde incelendiğinde Gazze’deki rakamın oldukça düşük olduğu göze çarpmaktadır. Bu doğrultuda Filistin Merkezi İstatistik Bürosu’nun (FMİB) açıkladığı verilere göre 2022 yılında Gazze’de kişi başına düşen su miktarı 26,8 litreyken Batı Şeria’da 82,4 litredir.[1] Öte yandan İsrail’de kişi başına düşen günlük su miktarı yaklaşık 247 litre, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde ise 144 litredir. Buradan hareketle işgal devletindeki rakam Gazze’nin yaklaşık on katına Batı Şeria’da kişi başına düşen günlük su miktarının ise yaklaşık üç katına tekabül etmektedir. Rakamlar arasındaki farkın oldukça çarpıcı olmasının yanı sıra Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) belirlediği standartlar dikkate alındığında durumun vahameti daha iyi anlaşılmaktadır.
DSÖ’nün belirlediği standartlar doğrultusunda kişi başına düşmesi gereken günlük su miktarı yaklaşık 100 litredir. Gazze özelinde 7 Ekim öncesinde 26,8 litre şeklinde hesaplanan bu miktar Aksa Tufanı’nın ardından giderek daha aşağılara inmiştir. Özellikle Gallant’ın 9 Ekim tarihindeki açıklamasının ardından Mekorot’a ait boru hatlarının kapanmasıyla birlikte Gazze’de akut bir su krizi ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra işgal ordusunun havadan yürüttüğü saldırılar neticesinde üç Mekorot boru hattından ikisi, içme suyu kuyularının önemli bir bölümü, atık su arıtma tesislerinin neredeyse tamamı ve nihayetinde deniz suyu arıtma tesislerinin önemli bir bölümü ciddi bir derecede zarar görmüştür. Bunun sonucunda ise 7 Ekim öncesinde 26,8 litre olan kişi başına düşen günlük su tüketim miktarı 4,5-5 litre seviyelerine kadar inmiştir.[2] Bu bağlamda DSÖ’nün acil durumlar, felaketler ve insani krizler karşısında kişi başına düşmesi gereken günlük minimum su miktarını 7,5 ile 15 litre arasında olması gerektiğine dair önerisi göz önünde bulundurulduğunda, 7 Ekim sonrasında Gazze’deki rakamın 5 litre altında seyretmesi bölgede tam bir susuzluk yaşandığının göstergesidir. Bunun yanı sıra Gazze’de temiz ve içilebilir suyun bulunmayışı insanları temiz ve güvenilir olmayan su kaynaklarına yöneltmiştir. Bu kaynakların başında ise tarımsal sulama kuyuları gelmektedir. Sulama kuyularının temek kaynağı yüksek kirlilik oranına sahip Kıyı Akiferi’dir. Kirli suyun yanı sıra bünyesinde pestisit ve zararlı kimyasallar barındıran sulama kuyuları Gazzeliler’de kolera, dizanteri ve Hepatit A gibi hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tüm bunlar işgal devleti tarafından suyun hem bir silah hem de bir baskı aracı olarak kullanıldığının örnekleri arasındadır.
Netanyahu ve kabinesi işgal ordusu marifetiyle bir yandan Gazze’nin su kaynaklarını hedef alırken öte yandan da bölgenin su altyapısında ciddi bir tahribat meydana getirmiştir. Yukarıda ifade edilen altyapı unsurlarına ek olarak bölgenin su ve hijyen altyapısının yaklaşık %80’inin yerle bir edildiğinin altı çizilmelidir. Gazze’nin kanalizasyon hatları da bu saldırılardan nasibini alarak insanlığa ve doğaya karşı nasıl suç işlendiğinin göstergesi olmuştur. Nitekim kanalizasyon hatlarının hedef alınması akabinde atık suların denize karışmasına ve deniz kenarında gözle görülür bir kirliliğin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunun sonucunda Gazze’de daha önce görülmeyen hastalıklar baş göstermiştir. Her türlü insani ve tıbbi yardımın engellenmesinden ve dolayısıyla gerekli tıbbi malzemenin tedarik edilememesinden ötürü çeşitli hastalıklardan kaynaklanan ölümler yaygınlaşmıştır. Böylelikle içilebilir suyu ve bölgenin su altyapısını stratejik bir silah olarak kullanan Siyonist yönetim hem insanlığa hem de doğaya ve çevreye karşı suç işlemiştir.
Tarım Alanları
2007’den beri havadan, karadan ve denizden abluka altına alınan Gazze’nin ekonomisindeki temel sacayaklarından birini tarım sektörü oluşturmaktadır. Ticari faaliyetlerin kısıtlı imkânlarla Mısır ve Gazze arasındaki tünellerden sağlandığı Gazze’de, ekonomik faaliyetler arasında tarım neredeyse birinci sırada gelmektedir. Tarım sektörünün bu derece ehemmiyetli oluşu aynı zamanda Gazze’deki gıda sektörü ve gıda güvenliğiyle de yakından ilişkilidir. Tüm bunları göz önünde bulunduran Netanyahu ve kabinesi din merkezli soykırım sürecinde Gazze’de ekonomiye ve özellikle tarıma ait mevcut tüm altyapıyı yok etmeye çabalamıştır. Bu doğrultuda Gazze’nin tarımsal altyapısını oluşturan tarım arazileri, seralar, tarımsal sulama kuyuları, ambarlar, tarımsal depolar ve çiftlik depolarının büyük bir kısmı işgal ordusunun saldırısından oldukça zarar görmüş ve önemli bir bölümü kullanılamaz ve faydalanılamaz hale gelmiştir.
Kapsamlı soykırım stratejisine seraları, meyve bahçelerini, sebze ekili tarlaları de dâhil eden işgal ordusu bir yandan çevresel katliam yaparak doğaya karşı suç işlerken öte yandan Gazzeliler’i açlığa mahkûm etmiş ve insanlığa karşı işlediği suçlara bir yenisini daha eklemiştir. Bu durum yukarıda da değinildiği üzere insani yardımların Gazze’ye girişinin engellenmesiyle birlikte katlanarak devam etmiştir. Bununla beraber Gazze’de açlığın ve gıda güvensizliğinin yaygınlaşması dünyanın birçok ülkesinde toplumları harekete geçirerek Gazze özelinde bir farkındalık oluşmasını sağlamış ve özellikle insani yardım konusunda işgal devletine yönelik baskının şiddetini arttırmıştır. Bununla beraber Siyonist yönetimin Maliye Bakanı Bezalel Smotrich bulduğu her fırsatta rehineler evlerine dönmediği müddetçe Refah sınır kapısının insani yardımlar için açılmayacağını beyan etmiştir. Yaptığı açıklamalarla büyük bir tepki toplayan Smotrich radikal söylemlerini sürdürmeye devam etmiştir. Bu doğrultuda Smotrich’in Gazze’deki açlığı ve susuzluğu meşrulaştırma çabası ve Gazzelilerin açlıktan ölmesinin “ahlaki” olabileceğine yönelik beyanatı işgal yönetiminin insanlığa karşı işlediği suçların apaçık göstergelerinden biridir. Nitekim Siyonist yönetimin yürüttüğü politikalar sonucunda özellikle 2025 yılının yaz aylarında açlık nedeniyle Gazze’de şehit olanların sayısında önemli bir artış meydana gelmiştir.
Gazze’deki gıda krizi ve açlık problemi rakamlarla da ortaya dökülmüştür. Bu doğrultuda Entegre Gıda Güvenliği Evre Sınıflandırmasının Mayıs 2025 tarihini baz alarak yaptığı çalışmaya göre Gazze’de tam anlamıyla gıda güvenliğinin sağlandığı herhangi bir nokta bulunmamaktadır.[3] Bunun yanı sıra 2.evre gıda güvensizliğinin tekabül ettiği nüfus oranı yaklaşık %37 iken 3.evrenin karşılık geldiği oran ise %44’tür. Evrelerin numarasıyla gıda güvensizliğinin şiddeti arasındaki mevcut doğru orantı dikkate alındığında 4. ve 5. evre gıda güvensizliğine maruz kalan nüfus yaklaşık olarak %19’dur. Bunun yanı sıra 3. evreden itibaren gıda güvensizliğinin sırasıyla kriz, aciliyet ve nihayetinde yıkım şeklinde tanımlandığı hususu göz önünde bulundurulduğunda Gazze nüfusunun yarısından fazlasının kritik bir gıda ve açlık sorunuyla karşı karşıya kaldığı ifade edilebilir. Aynı sınıflandırmanın hazırlandığı projeksiyona göre Eylül 2025 tarihinde Gazze’de öngörülen 3, 4 ve 5. evre gıda güvensizliği oranı nüfusun tamamına tekabül etmektedir. Bu nedenden ötürü Gazze’ye yönelik her türlü insani yardım girişinin önün kesen Siyonist yönetim gıda güvensizliğine ve açlığa neden olarak insanlığa karşı suç işlemiştir.
Gıda güvensizliği ve açlık konusunda insanlığa karşı suç işleyen Netanyahu ve kabinesi aynı zamanda tarım alanlarını yok ederek doğaya ve çevreye karşı da aynı suçları işlemeyi sürdürmüştür. Tarım alanlarına ve tarımsal altyapıya yönelik tahribatın boyutunu daha iyi idrak edebilmek adına Gazze’nin toplam yüzölçümüne ve tarım alanlarının tekabül ettiği km2ye odaklanmak yerinde olacaktır. Bu minvalde Gazze’nin yüzölçümü yaklaşık 365 km2dir. Tarım arazileri ise 150.5 km2ye denk düşmektedir. Temmuz 2025 itibarıyla Gazze tarım arazilerinin yaklaşık 130 km2lik bölümünün tahrip edildiği kaydedilmiştir.[4] Böylelikle Gazze’deki tarım arazilerinin yaklaşık %87’sinin işgal ordusu tarafından tarumar edildiği söylenebilir. Bunun yanı sıra BM Gıda ve Tarım Örgütü tarafından açıklanan rakamlara göre Nisan 2025 tarihindeki veriler ışığında Gazze’deki mevcut tarım arazilerinin yalnızca %4,6’lık kesimi tarımsal faaliyetler için uygunluk teşkil etmektedir.[5] Dolayısıyla işgal ordusunun yürüttüğü ağır hava saldırılarından Gazze’nin tarım arazileri de oldukça derinden etkilenmiş ve Siyonist yönetimin doğaya ve çevreye karşı işlediği suçlar hususunda yerini almıştır.
Seralar Gazze ekonomisin sürdürülebilirliğinde ve bölgedeki gıda güvenliğinin sağlanması noktasında önem arz eden başlıca unsurlar arasında yer almaktadır. İşgal ordusunun saldırıları sonrasında basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerden de anlaşılacağı üzere yaklaşık 1305 hektarlık alanı kaplayan seraların önemli bir bölümü zarar görerek işlevsiz hale gelmiştir. Durumun ciddiyetini idrak edebilmek adına rakamlar aracılığıyla incelemek yerinde olacaktır. Bu minvalde Nisan 2025 tarihini baz alan BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün uydu görüntüleri aracılığıyla yürüttüğü çalışmalar neticesinde Gazze’deki sera alanlarının yaklaşık %72’sinin yok edildiği anlaşılmaktadır.[6]
7 Ekim öncesinde Gazze’deki tarımsal üretim ve tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi açısından önemi haiz unsurların başında tarımsal sulama kuyuları gelmekteydi. Her ne kadar Kıyı Akiferi’nden kaynaklanan kirlilik tarımsal üretimi olumsuz bir şekilde etkilese de imkânların elverdiği ölçütte Kıyı Akiferi’ne bağlı tarımsal sulama kuyuları kullanılarak tarımsal üretim devam ettirilmeye çalışılmıştır. 7 Ekim’in akabinde ise Gazze’nin tarımsal altyapısı açısından oldukça hayati unsurlar arasında yer alan tarımsal sulama kuyuları işgal ordusunun saldırıları neticesinde büyük oranda işlevsiz hale gelmiştir. BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün açıkladığı verilerden hareketle Nisan 2025 tarihi itibarıyla 7 Ekim öncesinde mevcut 2261 tarımsal sulama kuyusunun en az 1873 adedinin tahrip edilerek kullanılamaz hale geldiğini belirtmek yerinde olacaktır.[7] Dolayısıyla Gazze’de mevcut tarımsal sulama kuyularının en az %83’ünün zarar gördüğünü belirtmek oranın ve rakamın ne derece büyük olduğunu anlamak açısından yeterlidir.
Netanyahu ve kabinesinin insanlığa, doğaya ve çevreye karşı işlediği suçlar kapsamında ele alınması gereken diğer unsurlar ise Gazzeli çiftçilerin, tüccarların ve toptancıların tarımsal ürünlerini depolamak ve satışa sunmak adına kullandıkları ambarlar, tarımsal depolar ve çiftlik depolarıdır. Gazze’nin su kaynaklarını ve tarım arazilerini yok etmekle yetinmeyen Siyonist yönetim tarımsal ürünlerin depolandığı noktaları da hedef alarak bölgedeki gıda güvensizliğinin daha da derinleşmesine neden olmuştur. Bu minvalde BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün açıkladığı rakamlara göre ambarların en az %84,8’i, tarımsal depoların %84,6’sı ve son olarak çiftlik depolarının %77,3’ü işgal ordusunun saldırıları neticesinde kullanılamaz hala gelmiştir.[8] Dolayısıyla Gazze’nin tarım arazilerinin ve tarımsal altyapısının neredeyse tamamının yok edilmesine yönelik uygulanan kapsamlı ve sistematik soykırım stratejisi sürecinde Gazze’ye ait canlı ve cansız tüm varlıklar hedef alınarak kasıtlı bir aç bırakma politikası izlenmiştir. Bunun yanı sıra tarım arazilerinin, seraların, meyve ve sebze bahçelerinin hedef alınmasıyla da işgal devleti insanlığa ve doğaya karşı suç işlemeye devam etmiştir.
Hayvanlar
Gazze’ye ait canlı ve cansız tüm varlıkların yok edilmesine yönelik izlenen kapsamlı ve sistematik soykırımdan oldukça derinden etkilenen canlılar arasında hayvanlar da bulunmaktadır. Nitekim hayvanlara yönelik işgal ordusunun izlediği yok etme ve katletme politikası Gazze’de yürütülen soykırımın dini boyutunu açıkça gözler önüne sergilemiştir. Yazının hemen başında da değinildiği üzere Netanyahu ve kabinesi 7 Ekim’in başından beri Yeşaya kehaneti ve Amelek toplumunu referans göstererek Gazze’de yürütülecek soykırıma dini referansları da dâhil etmiştir. Nitekim Gazze’ye kara saldırısının başlama arifesinde işgal ordusunun mensuplarına yönelik bir mektup kaleme alan soykırımcı devletin Başbakanı Binyamin Netanyahu, karşısındaki kitleye Amelek toplumunu hatırlamalarını emretmiştir. Amelekliler Tevrat’ta İsrailoğullarıyla savaşan bir topluluk olarak zikredilmektedir. Nitekim Tevrat’ın 1. Samuel kitabında Amelekliler ve İsrailoğulları arasında geçen bir savaş zikredilir. İsrailoğullarına Yehova şöyle bir emir verir: “Şimdi git, Amaleklilere saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek, hepsini öldür.” Nitekim kara saldırısının hemen başında Amelek toplumuna atıf verilmesi ve Netanyahu’nun işgal ordusunun mensuplarına “Amelek’in size ne yaptığını hatırlayın” minvalinde seslenmesi bir nevi Gazze’de yaşam emaresi gösteren tüm canlıların yok edilmesine yönelik bir emir niteliği taşımıştır.
Netanyahu’nun Amelek toplumunu hatırlatmasının ardından Gazze’de kara saldırısına başlayan işgal ordusu, tarımsal altyapının yanı sıra Gazze ekonomisi için oldukça hayati bir sektör olan hayvancılığı hedef almıştır. Hayvancılık altyapısı açısından önemli bir unsur olan ahırlar işgal ordusunun saldırılarından etkilenen başlıca yapılar arasında yer almıştır. Nitekim 7 Ekim öncesinde Gazze’de mevcut 436 ahırın en az %79,3’ü hasar alarak kullanılamaz hale gelmiştir. Öte yandan BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün açıkladığı veriler Gazze’deki hayvan çiftliklerine yönelik yıkım ve tahribatın boyutunu gözler önüne sermektedir. Nisan 2025 tarihinin gösterdiği rakamlar doğrultusunda Gazze’de mevcut 2247 çiftliğin yaklaşık %83’ü işgal ordusunun saldırılarından etkilenerek telef olmuştur. Çiftliklerin türlerine göre incelendiğinde ise süt çiftliklerinin %86,6’sı, küçükbaş hayvan çiftliklerinin %83,1’i, hindi çiftliklerinin %83,3’ü, tavşan çiftliklerinin %94,7’si, büyükbaş hayvan çiftliklerinin %76,4’ü, güvercin ve diğer kuşların bulunduğu çiftliklerin %88’i ve son olarak da tavuk çiftliklerinin %82’si işgal ordusunun yürüttüğü din merkezli soykırım neticesinde yok edilmiştir.[9] Dolayısıyla insanlığa, doğaya ve çevreye karşı suç işleyen Siyonist yönetim aynı zamanda hayvanlar âlemine karşı da kayda değer bir suç işlemiştir.
İşgal ordusunun saldırganlığı yalnızca hayvancılık altyapısı ve hayvan çiftlikleriyle sınırlı kalmamış ve Gazze’nin gerek ekonomisi gerek gıda güvenliği açısından herhangi bir mahiyeti olmayan sokak hayvanlarını da kapsamına almıştır. Gazze’deki metruk binalar arasında gezinen kedi ve köpekler, hayvan barınaklarında bakıma muhtaç canlılar, hayvanat bahçelerinde yaşam mücadelesi veren aslan, kaplan, maymun, papağan gibi canlılar işgal ordusunun saldırganlığından etkilenmiştir. Özellikle barınaklarda ve hayvanat bahçelerinde yaşayan hayvanların bakımı ve tedavisi için gereken tıbbi teçhizatın yokluğu ve açlık krizi nedeniyle birçok canlının yaşamı sona ermiştir. Bunun yanı sıra Gazze Binicilik Federasyonu’na ait çiftliklerdeki atların yaklaşık %90’ı işgal ordusu tarafından telef edilmiştir. Dolayısıyla işgal ordusu Netanyahu’nun en başta verdiği emri yerine getirerek Gazzelilere ait hayvanlara karşı suç işlemiştir.
Sonuç
Tüm bu örnekler sonucunda varılan nihai sonuç ise işgal ordusunun hâlihazırda din merkezli, sistematik, çok katmanlı ve çok boyutlu bir soykırım yürüttüğüdür. Siyonist yönetimin yürüttüğü bu kapsamlı ve sistematik soykırımın en önemli üç sacayağını su kaynakları ve su altyapısı, tarımsal altyapı ve hayvancılık sektörü oluşturmaktadır. Bu strateji doğrultusunda Netanyahu ve kabinesi öncelikle insanlığa karşı suç işlerken, bunun paralelinde doğaya, çevreye ve hayvanlar âlemine karşı da çeşitli suçlar işlemiştir. Bu doğrultuda Siyonist yönetim bir yandan suyu stratejik bir silah olarak kullanarak su kaynaklarını kesmiş ve Gazze halkının susuz kalmasına neden olmuş diğer yandan da mevcut su altyapısını neredeyse tamamen çökerterek doğaya ve çevreye karşı suç işlemiştir. Öte yandan Gazze halkını açlıkla baş başa bırakan Siyonist yönetim bununla yetinmeyerek bölgenin tarımsal altyapısını ve üstyapısını büyük oranda tahrip etmiştir. Bu doğrultuda bir yandan Gazzelilerin akut bir gıda güvensizliği yaşamasına neden olarak insanlığa karşı suç işleyen Netanyahu ve kabinesi bir yandan da tarım alanlarını, ağaçlık bölgeleri, meyve ve sebze bahçelerini yok ederek doğaya ve çevreye karşı işlediği suçların sayısını arttırmıştır. Son olarak soykırımın dini referans ve motiflerle süslenerek Gazze halkına ait hayvanların ve hayvan çiftliklerinin yok edilmesi Siyonist yönetimin yalnızca insanlık, doğa ya da çevre değil aynı zamanda hayvanlar âlemine karşı da suç işlediğinin göstergeleri arasında yer almıştır.
[1] PCBS and PWA, Joint Press Release (2022), https://www.pcbs.gov.ps/portals/_pcbs/PressRelease/Press_En_22-3-2022-Water-en.pdf
[2] Oxfam International, “Water War Crimes: How Israel has weaponized water in its military campaign in Gaza,” 14.
[3] Integrated Food Security Phase Classification, https://www.ipcinfo.org/ipc-country-analysis/details-map/
en/c/1159596/
[4] UNOSAT, https://unosat.org/products/4160
[5] FAO, “Land availability for cultivation in the Gaza Strip as of April 2025,” https://openknowledge.fao.org/server/api/core/bitstreams/c4be554e-170f-413e-ae57-f77030be8d09/content
[6] FAO, “Damage to greenhouses due to the conflict in the Gaza Strip as of 30 April 2025,” https://openknowledge.fao.org/items/2230ac76-f708-4aab-a734-9337dde70adb
[7] FAO, “Damage to agricultural wells due to the conflict in the Gaza Strip as of 30 April 2025,” https://openknowledge.fao.org/items/9c9630a7-a21a-4303-818f-445878b5bfbe
[8] FAO, “Damage to agricultural infrastructure due to the conflict in the Gaza Strip as of 30 April 2025,” https://openknowledge.fao.org/items/5395157e-fbc1-4ab0-a55b-f5de322d9372
[9] FAO, “Damage to agricultural infrastructure due to the conflict in the Gaza Strip as of 30 April 2025,” https://openknowledge.fao.org/items/5395157e-fbc1-4ab0-a55b-f5de322d9372


