23 Ocak 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / Sabır Neye Ve Kime Göre
SABIR NEYE ve KİME GÖRE

Sabır Neye Ve Kime Göre Zübeyde Nalbant

Kalp, insan hareketlerinin karargâhıdır. Zahiri olan her türlü davranışlarımız onun emri gereğince tezahür eder. Kalbe iman yerleşmişse; her türlü mesuliyeti yüklenip faydalı işlerin peşinde koşar ve Allah’ın rızasına muhalif her hareketten kaçınır. Eğer kalbe şeytan karargâhını kurmuşsa hiçbir mesuliyet duygusuna sahip olmayan, hayatı dünyadan ibaret sayan, ruhsuz ve duygusuz bir insan olunur.  Bu durumda her kötü şeyi normal karşılar ve her iyiliğe sırt çevirir. Dolayısıyla ailesini ve bulunduğu cemaatin huzurunu bozar.  

Bizler Allah (c.c.) emirlerini ilk önce ailelerimizden başlamak üzere hakkı ve sabrı tavsiye ederek, her türlü davranışlarımızı, hatta kalbimizden geçenleri dahi bilen bir kadir-i mutlağın olduğunu kalplere yerleştirirsek, ve bu dünyadaki yaşayışımızın hesabını mutlaka vereceğimize iman eden iyi ve sabırlı bir nesil yetiştirirsek, hem dünyevî hem de uhrevî büyük kazanç elde etmiş oluruz.  

İmam Şafi (rh.a) şöyle buyurmuştur.

“Dünyada rahatlık istemek şahsiyetli insanlara yakışmaz.” Zira şahsiyetli insanlarda hiç birisi hiçbir zaman rahat bir hayat sürmemişlerdir! Hep yorgunluk ve sıkıntıyla iç içe olmuşlardır. Rabbim onlardan razı olsun.

Unutmamak gerekir ki, bizler bu yorucu dünyada ahiret için yaratıldık. Müslümanlar olarak bu yorgunluk diyarında rahatlık mı arıyoruz? Dünyada rahatlık yok ki!.. İlk peygamber Adem (a.s.) ile başlayan imtihan, bütün peygamberler içinde söz konusudur. Hatta son peygamber Hz Muhammed (s.a .s.)’ın hayatını okuduğumuzda yazmakla bitmez ne büyük çilelerle dolu bir hayat olduğunu görürüz. Onlar bizlere örnek olarak yetmez mi? Kuş tüyü yorgan altında cennet mi arıyoruz?

Bir de Gazze ve diğer bölgelerde yaşayan kardeşlerimizin haline azıcık bakalım ve ibret alalım. Bizler evlerimizde çeşit çeşit tatlılar, börekler, yemekler eşliğinde ailemizle bayram geçirirken, onlar dünyanın gözü önünde bombalar altında, yaralı, kan revan içinde, aç ve susuz bir şekilde kendilerine emin bir bölge aramak için oradan oraya savruluyorlar. "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk" diyerek, o küfrün esareti altında isyan etmeden, "Allah yazmışsa vardır bir hikmeti" diyerek dik duruşlarıyla ve biz inananlara sabrın, tevekkülün dersini vererek bayramlaştılar.

Bu durumlardan ders alabiliyor muyuz?

“Sabır nedir? Sabır yaranın içinde Yaradanı görmenin adıdır. Sen “bittim” dersin O “yettim” der. Herkesin acısı kendine ağırdır, kimi ailesi ile, kimi evlatları ile, kimi hastalıkla sınavdadır.

Sen ise “artık yoruldum, bunaldım dersin”. Sabah oluyor yeni bir güne başlarsın. Akşam oluyor, rahatlarsın; yeni bir haber geliyor üzülüp öfkelenirsin, tekrar arkasından gelen güzel bir haberle seviniyorsun. Makamın mevkiin ne olursa olsun, bir halden diğerine dönüp duruyorsun. Ve düşünüyorsun, çünkü sende biliyorsun ki Rabbin seni bu imtihan dünyasına kendisine kulluk ve ahirete hazırlık yapasın diye gönderdi. Şu imtihan dünyasında hiç sarsılmayan insan var mıdır?..

Allahu Teâlâ; Ey iman edenler! . Sabırla ve namazla Allah’tan yardım dileyin. Gerçekten Allah sabredenlerle beraberdir.( Bakara,153)

Bu ayeti kerimeye bakıldığında imtihanların çoğu görünerek gelmiyor. Bizlere düşen kırılan ve burkulan kalpleri rahatlatmak, yorgunluğu gidermek, kardeşinin derdiyle dertlenmek, Kur’ân ve Sünnet ile nasihat etmek, ailemizin ve kardeşlerimizin bazı olumsuzluklarını görmezden gelmek mutluluğun kaynağıdır. Unutmayalım ki her çile cennet yolunun bir taşıdır. İmtihana sabretmekten kaçan ahireti kaybeder. Yaralayanda yarayı dağlayanda iyileştirip yaraya kabuk bağlayanda Yüce Yaradandır. Namaz, sükut, sabır, şükür, en güzel ilaçtır.

Allahu Teâlâ: “Yoksa siz sizden öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete girebileceğinizi mi sandınız?  Onların başına öyle sıkıntılar ve darlıklar geldi ki ve öyle sarsıldılar ki peygamber ve onunla beraber iman edenler ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek hale geldiler. Haberiniz olsun Allah’ın yardımı yakındır. (Bakara, 2/214)

Gazze de Ala en Naccar isminde bir bayan doktor: “O, başkalarının çocuklarını tedavi ederken, kendisi dokuz çocuğunun cesediyle karşılaştı. “Bir annenin kollarında dokuz tane yavru bu katliamın karşısındaki sabır.

Alevler içinde yürüyen o küçücük yavrunun üç gündür açım diyerek gösterdiği sabır.

Dertlerini tebessümle örten Gazze halkının gösterdiği sabır.

Peki ya bizler! Ne için sabrediyoruz? Bu rahata düşkünlük, telefonlarda cihatla ilgili paylaşımlar yapmak… Lüks ve şatafatın gözlerimizi bürüdüğü bu çağda cenneti dahi özlemez olduk.

Siyonistlerin başlattığı 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda onca insan ve 17.954 çocuk hayatını kaybetti. Bu şahit olduklarımız karşısında sadece Allah’a dua etmek geliyor elimizden. Ümmetin hali içler acısıyken, bebeklerin cesetleri yanıp kül olurken, babalar çocuklarını kolsuz, bacaksız, başsız toprağa gömerken, ailesinin hepsini kaybetmiş ırzlarına geçilmiş kız kardeşlerimizin feryadı yeri göğü inletirken, ümmetin kendilerinden büyük bir mücadele beklediği genç kızlarımız ve genç erkeklerimiz sosyal medyanın içerisinde boğulup gitmektedirler.

İnsanlar, Allah'ın (c.c.) es-Semi (işiten) ve el-Basîr (gören) isimleriyle her şeyi işitip gördüğünü bildikleri halde, haramların peşinden koşuyorlar. Heyhat ki, heyhat! Hayal ettiğimiz ümmetin geleceği, izzeti, şerefi ve dirilişi sadece üzerinde peçe, ayağında kargo pantolon sosyal medyalarda sarhoş sarhoş gezen gençliğe mi kaldı. Yaz geldi ümit beslediğimiz çocuklarımız zillet çukuruna düşmeden, hayâ ve iffet pereleri yırtılmadan kurtarmak gerekmektedir. Çünkü Allah’ı anmaktan uzak durarak yaşamak isteyenin Allah huzurunu kaçırır. Yüce Allah bizleri dünyaya bel bağlayalım diye göndermedi ki, kalıcı sonsuz ahiret yurduna heveslenelim diye gönderdi. Şu kısacık ömür için sonsuzmuş gibi endişeler taşımakta niçin?

Gazze’de küçücük çocukların ağzında Kur’ân ezberi, başlarına gelen sınavlar karşısında “Allah bize yeter o ne güzel vekildir!” diye tevekkül etmeleri... Bu kadar teslimiyete insan şaşırıyor. O dehşetin ve enkazlar ın arasında onlar yapabiliyorken, bizler neden yapamıyoruz?  Bizler ebeveyn olarak örneklik teşkil etmiyor muyuz?.. Önce kendimizi bir sosyal medyadan kurtaralım, İslâm davasında ihlasla mücadele etmeye gayret edelim. Evimiz, ailemiz bizim ders halkamızdır, çevremizdekileri Allah için yetiştirelim. İşte o zaman Allah İslâm’ı ve ümmeti izzetli kılacaktır. Peygamber Efendimizin ahir zamanda yaşayacak mü’minler için dediği “kardeşlerim” övgüsüne mazhar olalım. Oyun çağındaki çocuklar işgalci Siyonistler tarafından katledilirken, bizler yaşananları film gibi izlerken, Allah’ın bizi neye hazırladığını biliyor muyuz?

Allahu Teâlâ: Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka. İşte, bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır. (Hud, 11)

Allahu Teâlâ: İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarda ödüllendirilirler ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. (Furkan, 75)

Müslümanlar olarak dostumuzu ve düşmanımızı çok iyi tanımalıyız. Elhamdülillah ben Müslümanım diyen her kişi bilmelidir ki, pusuya yatmış İslâm düşmanları, avcının avını beklediği gibi onu listesine yazmıştır. Yahudilerin düşmanlığını sadece Gazze ve Filistin olarak sınırlandırmamak gerekir. Onlar dünyanın her tarafına dağılmış “ben Müslümanım” diyen herkesin karşısındadırlar. Siyonistler gelip geçici bir örgüt değiller ki, bugün varlarda yarın yok olsunlar diye bekleyelim. Onlar kıyamete kadar yaşayacak olan ümmetin başının belalarıdır.

Yahudiler, birbirlerinden ayrılırken bile inançlarının gereği, kendilerini cennete götüreceğine inandıkları Siyon Dağı’nda buluşalım diye ayrılıyorlar, yani cennette buluşalım diyorlar. Hatta ölülerini zeytin dalının altına gömüyorlar ki oradan tekrar dirileceklerini düşünüyorlar. Onlar dünyaya sadece yiyip içelim, zevk ve sefa sürelim diye geldiklerine inanmıyorlar. Kendilerinin seçilmiş kavim olduklarını söyleyip insanları dinden uzaklaştırıp kendilerine köle etme derdindeler. Yeni yetişen çocuklarına kendi düşüncelerini aşılayarak İslâm düşmanı olarak yetiştiriyorlar. Onların bu sapkın düşünceleri yazmakla bitmez. Dua ediyoruz ki, Allah, o lanetlenmiş kavmin köklerini kurutsun.

Yahudilerin Müslümanlara karşı öyle bir kini vardır ki, Hz. Ali (r.a.) akşam mescide giderken arkasındaki bir yahudi onu takip edip, “Sana olan hıncımdan dolayı senin arkanda yürürken gölgendeki adımlarının üstüne basıyorum ve çiğniyorum” diyor. İşte bu sebepten dolayı günde 40 defa okuduğumuz Fatiha Suresi’nde, “Allah’ım beni doğru yoluna ilet, peygamberlerin, salihlerin, şehitlerin ve razı olduğun kulların yoluna ilet, gazaba uğramış olan, yahudilerin, hristiyanların, sapkınların yoluna değil. (Fatiha, 7) diye dua ediyoruz.

Gazze deki: “Müslümanların gerek “Yahudilere ve gerekse dünyadaki bütün küfür ehline karşı hem kalbi, hem de maddi olarak düşmanlık beslediklerine dünyadaki “Müslümanlar olarak şahit olundu. Allah’tan gelecek olan her türlü imtihan ve musibetlere şikâyet etmeden sabretmek ve tevekkül etmek her “Müslümanın kolayca yapabileceği amellerden, “değildir.

Düşünsenize: Allah(c.c.)’nün lanetlediği yahudiler, (pis ve necisler) evlerinize giriyor, gözlerinizin önünde ahlaksızca hareketler yapıyorlar, sonra kurşuna diziyorlar. Dünyanın gözü önünde bu katliamlar yaşanırken, geride kalanların başına bir benzerinin gelmesi söz konusu iken, ülkelerini terk etmediler, sabrettiler, Allah’tan ümit kesmediler. Ve yıllarca muhasara altında olmalarına rağmen “Neden bütün bunlar bizim başımıza geliyor? Bizim suçumuz nedir? Biz kime ne yaptık diye isyan etmiyorlar. Allah’ım senden geldik dönüş yalnız sanadır.” diyerek sabrediyorlar.

Düşünelim! Bizlerle, Gazzeli kardeşlerimizin teslimiyet, sabır ve tevekkülü arasındaki farkı:

Eviniz bombalanıyor sabredeceksiniz.

Eşiniz çocuklarınız enkaz altında çıkartamadınız sabredeceksiniz.

Çocuklarınız açlıktan gözünüz önünde eriyor, ölüyor sabredeceksiniz.

Hastalar için hastane yok, narkoz yok, ilaç yok. Bacaklar, kollar narkozsuz kesiliyor sabredeceksiniz.

İçecek bir damla su yok, temel ihtiyaçlarınızı karşılayamıyorsunuz sabredeceksiniz.

Sizi yıldırıp canınızdan bezdirmeye çalışıyorlar ama siz enkazlar arasında hiçbir şey olmamış gibi talebeleri okutuyorsunuz ve onca olumsuzluklara karşı sabredeceksiniz. Onlar büyük bir teslimiyet ve ihlasla kanlarının son damlasına kadar direniyorlar ve sabrediyorlar.

Başımıza gelen bu musibetler karşısında, aklıma hep bizden önceki Müslümanların çektikleri çileler geliyor. Etleri demir tarakla sıyrılıp şehit edilen Müslümanlar… Sümeyyeler, Hz. Hamza (rh.a), Musab b. Umeyr, Şeyh Said, Ahmet Yasin ve niceleri…. Onlar sabır ve sebat üzere kaldılar. O çileli dava yollarında nice bedeller ödemişlerdi. Gel gör ki, şu yaşadığımız topraklarda namusumuza ve İslam'a leke sürülürken, kimseden çıt çıkmıyor.

Doğu Türkistan’da her Müslümanın evine bir tane yabancı erkek yerleştirirdiler,  o evde evin sahibi gibi yatıp kalkıyorlar, bir düşünelim onların imtihan ve musibetler karşısındaki duruşları ile kendi kafamıza taktığımız evimizin perdesi, rengarenk kanepeler, son model arabalar, nefsimize hoş gelen dünyalıklar bizleri nereye götürecek? İslâm coğrafyası böyle zulüm altındayken Müslümanlar lüks yemekler, marka giyecekler, tatil planları, yapmaktan vazgeçemediğimiz takdirde zulmün bir parçası olmuyor muyuz? 

Allahu Teâlâ: “Şayet Allah size yardım ederse, sizi yenecek hiç kimse yoktur.  Sizi yardımsız bırakacak olursa (Allah’a rağmen) size yardım edecek kim vardır. Müminler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” (Al-i İmran, 160)

Her dönemde şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun, inananlar için muhakkak bir kurtuluş kapısı vardır. Yeter ki iman, ihlas, niyet, amel, tevekkül olsun. “O, Allah ki, aşılmaz dedikleri sınırları açar, yenilmez denilen orduları bozguna uğratır, zalimleri alçaltır ve Müslümanların üzerindeki tüm ambargoları kaldırmayı nasip eder."

 

Kana bulanmış bir Kur’ân,  seccadeye uzanmış bir baş, hepsi enkaz altında, İsrail bombardımanında şehit edilmiş (Hala nassar) isimli bir hanım kardeşimiz. “Mushafla enkaz altında bulundu. Açık olan “Mushaf Yusuf suresi, 16.  ayetle başlıyordu.

“Onlara bu yaptıklarını elbet bir gün anlatacaksın.” 

 Allah’ın yazdıklarından başka kulun başına bir şey gelmez, Allah yapılan zulmü yarına bırakır ama yanına bırakmaz. Kötülüğü emreden ve kanımızda dolaşan şeytanın cazibesine karşı, itikadımızı ve vakarımızı koruyarak ömrümüzün sonuna dek sabretmeliyiz."

 

Her gün kanlara bulanmış aile fertlerini toprağa verirken ve nasıl bir akıbetle karşılaşacaklarını bilmemenin getirdiği belirsizlikle, o kardeşlerimiz hidayet üzere kalıp hidayet üzere son nefeslerini vermenin en sağlam yolunu bulma gayretindedirler. Onlar, hayatın kısa ve gelip geçici bir durak olduğunu gayet iyi kavramışlardır.

 

Ant olsun kuşluk vaktine.

Sükuna vardığında zaman geceye ki.

Rabbin seni ne terk etti nede darıldı.

Ahiret elbette senin için dünyadan daha hayırlıdır.

Şüphesiz Rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.

O seni öksüz iken barındırmadı mı?

Sen bilmezken doğru yola eriştirmedi mi?

Seni fakir iken zengin etmedi mi?

O halde yetime zulmetme.

Yoksulu azarlama.

Sadece rabbinin nimetini anlat.

BEN RABBİMDEN CENNETİ İSTİYORUM AMA BU İMTİHÂNIN NERESİNDEYİM?..

                                            

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul