23 Ocak 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / Kötü Ahlak Örneklerinden Bazıları
KÖTÜ AHLAK ÖRNEKLERİNDEN BAZILARI

Kötü Ahlak Örneklerinden Bazıları Süleyman Gülek

1. Zinâ ve Fuhuş

Zinâ; Erkek veya kadının evlilik dışı cinsel ilişkisidir. İslâm dini, emirler ve yasaklar koyarak emredilenin yapılmasını, yasak olandan kaçınılmasını istemiştir. İslâm’ın yasak ettiği haramlardan olan zinâ, en büyük günahlardan biridir. Rabbimiz Allah zinâya yaklaşılmamasını emrediyor: “Zinâya yaklaşmayın, çünkü o bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” 1 “Ve onlar (mü’minler) Allah ile beraber başka ilâha yalvarmazlar, Allah’ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zinâ etmezler. Kim bunları yaparsa cezasını bulur. ”2 Fert ve toplum hayatında insan mutluluğunu esas alan İslâm, cinsellik konusunda da fertlerin mutlu yaşamasını sağlamıştır. Gayr-i ahlâkî ilişkilerin ortaya koyacağı zararları  bildirmiş ve bunlardan sakınılmasını istemiştir. Zinânın fert, aile ve toplum için zararları çoktur. Ayrıca zinânın âhiretteki cezası da büyüktür. Ve cezası kat kat olacaktır.3 

 

2. Alkollü İçkiler

Alkollü içkilerin zararları pek çok olduğu herkesce mâlum. Bu hususta, araştırmacılardan biri ne kadar güzel söylemiştir: “İnsan içkiden daha kuvvetli bir darbe yememiştir.” İçki sebebiyle vücut hastalıklarına düşmüş ve deli olmuş... İçki sebebiyle intihar etmiş veya başkalarını öldürmüş... İçki sebebiyle sinir hastalıklarına düşmüş veya mide, bağırsak hastalıklarından şikâyet etmiş... İçki sebebiyle kendisini perişanlığa sürüklemiş... İçki sebebiyle aldatılarak veya kendi arzusuyla mallarını satmış... ve buna benzer felâketlere içki yüzünden uğramıştır... Cenab-ı Hak, kesin haram olduğunu ve bu yasağın içkinin  her türlüsüne şâmil bulunduğu âyetini indirdi: “Ey iman edenler; içki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliktir, bunlardan kaçının ki, saâdete erişesiniz. Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan alıkoymak, namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz, değil mi?” 4 Bu iki âyet-i kerimede Rabbimiz Allah, içki ve kumarın haram olduğunu  açık bir şekilde bildirmiştir.5  Rasûlullah (s.a.s.): “Şaraptan (ve diğer içkilerden) sakının. Çünkü o her şerrin (kötülüğün) anahtarıdır (anasıdır)”6 buyurdu. İçki her kötülüğün anasıdır, her türü kötülüklere sebep  olmaktadır.  Dinimizde, sarhoşluk veren içkiler, uyuşturucular haram kılınmıştır.

3. Kumar

Kumar; nasıl sonuçlanacağı önceden belli olmayan, ihtimalli bir şeye bağlı kalarak para veya mal vermek veya almaktır. Adı ne olursa olsun, bu özelliği taşıyan para veya mal karşılığı oynanan her oyun kumardır. Kazanma veya kaybetme söz konusu olan hangi çeşit oyun olursa olsun, bu kumardır. Kumardaki kazanç, haksız bir kazançtır. Başkalarının zararına olarak, çalışmadan şansa dayanan bir menfaat elde etme halidir. Kumarın her çeşidi İslâm’da haram kılınmıştır. “Aranızda mallarınızı haksız sebeplerle ve bâtıl yollarla  yemeyin.”7; “Ey insanlar, içki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şüphesiz şeytan içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan, namazdan (Allah’a kulluktan) alıkoymak ister.”8 Kumar da, zinâ ve içki gibi haram kılınmıştır. Kumarın bunlar gibi ferdî, ailevî, toplumsal zararları çoktur. Kazanma veya kaybetme söz konusu olan her oyun kumardır. İster çayına, isterse parasına veya bir başka şeyine olsun bu kumardır ve haramdır.

4. Ribâ (Fâiz)

Fâiz yasağı, İslâm’ın temel ilkelerinden biridir. Fâizin Arapça’daki karşılığı “ribâ”dır. Lugatta, “herhangi bir şeydeki artışı ve fazlalığı” ifade eder. Terim olarak ribâ, “borç verilen bir parayı belli bir süre sonunda belirli bir fazlalıkla veya herhangi bir borç ilişkisi ile doğan ve süresinde ödenmeyen bir alacak için ek vade tanıyıp, vade sonunda bu alacağı fazlalıkla geri almanın, yine bu şekilde alınan fazlalığın” genel adıdır. Bu türden şart  ve uygulamaları içeren işlemlere de  “faizli işlemler” denir. Türkçe’de daha çok, yine Arapça kökenli “faiz” kelimesi yaygınlık kazanmış olup genelde riba ile eş anlamlı kullanılır.9  İslâm, bütün çeşitleri ve miktarlarıyla faizi yasaklamış, haram kılmıştır. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “İnsanların mallarında artış olması için faize verdiğiniz şeyler Allah katında artmaz. Allah’ın rızâsını dileyerek verdiğiniz zekâta gelince; işte on (u veren)ler, (sevap ve mallarını) kat kat artıranlardır.”10;“Faiz yiyen kimseler (kabirlerinden) tıpkı şeytan çarpmış kimseler gibi çarpılmış olarak kalkarlar. Onların bu hali ‘alış- veriş (ticaret) de faiz gibidir’ demelerindendir. Oysaki Allah, ticareti helâl, faizi haram kılmıştır.” 11 Âyet ve hadisler açıkça faizin haram olduğunu, mü’minlerin kesinlikle faize bulaşmaması gerektiğini bildiriyor.

 5. Zulüm

Zulüm, lugatta “bir şeyi ait olduğu şeyin dışında bir yere koymaktır.” Hak edenin hakkını vermemek, haksıza hak etmediği bir şeyi vermektir. İslâmî ıstılahta ise: Bir eşyayı veya olayı, şer’î hükmünden başka bir şekilde değerlendirmeye zulüm denir. Zulüm hakkın dışına çıkmak ve doğru olmayan davranışlardır. Allah’ın koyduğu sınırı, haddi aşmak zulümdür. Rabbimiz bu gerçeği bildirmektedir: “Allah’ın koyduğu sınırı aşanlar zâlimdir.”12;“Şirk en büyük zulümdür.” 13 “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler zâlimlerin ta kendisidir.”14;“Allah zulmü, azgınlığı yasaklamıştır.15 İslâm’da zulmün her çeşidi yasaktır. En küçüğünden, en büyüğüne her türlü haksızlık, kötülük, aldatma, kandırma, hırsızlık, yolsuzluk, yalan-dolan, iftira, hile insanlara zarar vermek zulmün muhtevâsına girer. “Doğrusu Allah zulüm  edenleri sevmez”16 buyrularak zulmün her çeşidinden sakınılması istenmektedir.

     6. Hırsızlık

Hırsızlık: Kendine ait olmayan herhangi bir şeyi habersizce alıp kendine mâl etme, çalma demektir. İslâm dini, hırsızlığı kesin bir dille yasaklamış ve hırsızlık yapanların cezalandırılmasını emretmiştir. “Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık, Allah’tan (insanlara) ibret  verici bir ceza olarak ellerini kesin,” Allah mutlak gâliptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.”17 Hz. Âişe (r.a.)’dan rivâyet edildiğine göre, Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlilere ağır gelmişti. Aralarında “bu kadın hakkında Peygamberimiz (s.a.s.) ile kim konuşabilir?” dediler; sonunda “buna Peygamberimiz (s.a.s.)’in çok sevdiği Usame b. Zeyd (r.a.)’dan başka kim cesaret edebilir?” diye karar verdiler. Usame, o kadının durumunu Peygamberimize (s.a.s.) arz etti; Peygamberimiz (s.a.s.) ona “Allah’ın koyduğu bir cezayı uygulamayayım diye aracılık mı ediyorsun?” diye buyurduktan sonra ayağa kalktı ve çevresindekilere şöyle seslendi: “Sizden öncekiler şu yüzden sapmışlardır: Aralarında soylu (herkesçe tanınan) bir kimse hırsızlık yapınca ona dokunmazlar (ceza vermezler), fakat zavallı (sıradan) biri, hırsızlık edince onu cezalandırırlardı. Vallahi eğer kızım Fâtıma hırsızlık yapmış olsa onun da elini keserdim.”18 İşte adâlet böyle olur. Taraf tutmadan; hüküm, kanun ne ise uygulanmalı ki, adâlet olsun, adâletin olmadığı yerde zulüm olur, kargaşa olur. Emniyet, huzur, güven olmaz.

7. Rüşvet

Rüşvet: Haksız bir menfaat elde etmek için ilgililere ve yetkililere çıkar sağlamaktır. “Malarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Siz bildiğiniz halde günah (olan usuller) ile insanların mallarından bir kısmını yemek için onları hâkimlere (reis ve idarecilere, yetkililere rüşvet olarak) aktarmayın.”19 Her türlü yolsuzluk, hortumculuk, vurgunculuk, hırsızlık ve rüşvet haramdır. Abdullah b. Amr (r.a.)’dan, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın lâneti rüşvet verenin  ve alanın üzerine olsun”20 Yine Abdullah b. Amr (r.a.)’dan rivâyetle, Peygamber (s.a.s.): “Rüşvet veren ve alan cehennemdedir”21 buyurdu. Sevban (r.a.) der ki: Rasûlullah (s.a.s.): "Rüşvet verene, alana, aralarında aracılık edene lânet etti.”22 İbn Mes’ud der ki: “Rüşvet haramdır.”23 İslâm dini rüşveti haram kılmış ve onu büyük günahlardan saymıştır. Çünkü rüşvet haksız yolla menfaat elde etmektir. İslâm’da haksızlığa, adâletsizliğe yer yoktur. Kim olursa olsun hakka ve adâlete uymak zorundadır. Müslüman olduğunu, dindar olduğunu  söyleyenler kesinlikle rüşvet alamaz ve rüşvet veremez.

8. İsraf

İsraf: Sözlükte lüzumsuz yere harcamak, malı ve parayı lüzumsuz yere sarf etmek, saçıp savurmak anlamlarına gelmektedir. Istılahî mânâsı ise; gayr-i meşrû (şer’î olmayan) bir amaç için mal harcamaya israf denir. Mü’minler bütün maddî ve mânevî imkânlarını gerektiği biçimde, gerektiği kadar, yerli yerince kullanmalı, savurganlıktan, israftan hassâsiyetle kaçınmalıdır. Çünkü Allahu Teâlâ: “Yiyin, için; fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” 24 buyuruyor. “Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver (yardım et), fakat malını lüzumsuz yere saçıp savurma.”25;“O kimseler ki harcadıkları zaman israf etmezler, cimrilik de yapmazlar, (harcamaları) bu (ikisi)nun arasında dengeli olur.”26 Mü’min her hususta dengeli davranmalıdır, aşırıya gitmemelidir. Ne israf etmeli ne de cimrilik yapmalı, dengeyi sağlamayı bilmelidir.

9. Cimrilik 

Cimrilik; servet edinme tutkusuyla başkasına bir şey vermekten çekinmek, karşılıksız harcama ve hayır yapmaktan kaçınma eğilimidir.  Cimri kişiler hem Allah katında ve hem de insanlar arasında sevimsiz ve kötü kişiler olarak görülür. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “(İşte) onlar, hem cimrilik ederler, hem de cimriliği emir (ve tavsiye) ederler ve Allah’ın bol nimetinden kendilerine verdiğini gizlerler. Biz de bu nankörlere, rezil edici ve alçaltıcı bir azap hazırladık.”27 Müslüman imtihan gereği birtakım imkânlara sahip olabilir, bu imkânlardan dolayı asla şımarmamalıdır. “Zenginim, imkânlarım çok” diye gururlanıp kendisi kadar zengin olmayanları küçük görmemeli, onlara hava atmamalıdır. Çünkü bu imkânlar da bir imtihan gereğidir. Mal ve servet  insanlar için bir imtihandır.28 Bu imtihandan başarılı çıkmanın yolu da cömertlik ve infaktır.29 “Mallarınızda muhtaç ve yoksulların hakkı vardır.”30 “Parayı, malı ben kazandım; niye başkasına vereyim, ben aptal mıyım?” diyerek, şeytanî bir mantık ileri sürerek cimrilik yapanlar, Allah’ın ihsân ettiği imkânlardan ihtiyaç içerisinde olanları yararlandırmayan cimrilerin vay haline! Asıl cimrilikleri sebebiyle aptallık yaparak kendilerine zarar vermiş oluyorlar. Cimri kişilerin dünya ve  ahirette  yüzleri gülmez, parasının, malının hayırnı göremez, yani mutlu ve huzurlu olmazlar. 

10. Riyâ

Riyâ; iki yüzlülük, gösteriş yapmak, inandığı ve düşündüğü gibi davranmamak demektir. İslâmî terim olarak, bir ibâdeti, bir ameli, bir iyiliği Allah rızâsı için değil, gösteriş için yapmaktır. Riyâ, insanlar tarafından beğenilmek, övülmek, takdir edilmek için, söz, iş ve davranışlarıyla  gösteriş yapmaktır. Riyâ, insanlar arasında maddî ve mânevî çıkar sağlamak amacıyla yapılmaktadır. İnsanların dinî duygularını çıkar sağlama adına sömürmek riyânın en kötü şeklidir. Allah rızâsını gözetmeyen riyâkârın helâkini bildiren pek çok âyet-i kerime ve hadis vardır. Bu sahih hadislerden  bir tanesi de bu ümmetin günahkârları arasında cehenneme ilk girecek olan üç grubu bildirendir. Bunlar; riyâ için cihad yapan, riyâ ile amel yapan ve riyâ için cömertlik yapan kimsedir.31 “Onlar gösteriş (için amel) yaparlar.”32  Yapılan ameller, Allah rızâsı için yapılırsa makbul olur, sevabı olur. Fakat insanların beğenisini kazanmak, onların yanında dindar görünmek, övülmek veya herhangi maddî çıkar için yapılırsa o zaman hiçbir hayrı ve faydası olmaz. Yapılan hayırlar, iyi şeyler, sadece ve sadece Allah rızâsı için olursa  sevabını kazanır, aksi halde sevap kazanmak mümkün değildir.

11. Kibir

Kibir; büyüklük taslamak, kendini başkalarından üstün görmek demektir. Rasûlullah (s.a.s.) kibri şöyle tarif etmektedir: “Kibir, hakkı  kabul etmemek ve başkalarını küçük görmektir.”33  Allah’a şükretmeli, nankörlük etmemeli, kibre, gurura gitmemelidir.  “Çünkü Allah, her kibirleneni (gururlananı) ve kendini beğenip övüneni sevmez.”34 Allahu Teâlâ, gururu, kibri, kendini beğenmeyi, insanları  küçük  görmeyi yasaklamıştır. Rabbimiz Allah da şöyle buyuruyor: “Yeryüzünde gururlanarak yürüme. Çünkü sen yeri yaramazsın, boyca da asla dağlara erişemezsin.”35 Birçok kimse, kendilerinde bulunduğu halde, başkalarında olan gururu sevmezler. Gururlu ve gibirli olmak çok kötü bir şey olduğu için ondan uzak durmak gerekiyor.

12. Yalan

Yalan, kişinin gerçeği gizleyip, bildiğinin aksini söylemesidir. Yalan söylemek çok kötü bir huydur. Rabbimiz Allah:  “Yalan sözden kaçının”36 buyurarak mü’minlerin yalan söylememesini emretmektedir. İslâm dini yalan söylemeyi yasak etmiştir. Rasûlullah (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde: “Allah’a iman ettim de ve dosdoğru ol ”37 buyurmuştur. Allah Teâlâ: “Yalan söylemelerinden ötürü onlara acı bir azap vardır.”38 buyurur. Hz. Peygamber (s.a.s.) de: Yalan kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür”39 buyurmuştur. Yalanla insanları aldatmak suretiyle, kötülük yapılmış olmaktadır. Bu kötülükler insanlara çok büyük zararlar da vermektedir: Her türlü kötülüğe, haksızlığa, yanlışlığa sebep olduğundan yalan söylemenin ve yalan şâhitlik yapmanın büyük günahlardan olduğu belirtilmiştir.40 Yalan söyleyerek insanları aldatmak marifet değildir. Marifet doğruyu söylemektir.

13. Haset (Kıskançlık)

Haset: Kıskanmak, çekememek, başkasında olan zenginlik, sağlam ve herhangi nimetlerden, imkânlardan dolayı rahatsız olarak o  şahıstan o imkânların gitmesini arzu etmek demektir. Haset eden kişi, kendinde olmayan, fakat başkasında olan her şeyi kıskanır, çekemez. O kıskandığı şeylerin bir an önce o kişinin elinden gitmesini ister, ‘bende yok, onda da olmasın’ diye düşünür. Kişide bulunan, mal, mülk, makam, mevki, para, sağlık, güzellik, şöhret, başarı gibi her şeyi kıskanmak söz konusu olmaktadır. Haset hakkında İmam Gazalî, meşhur İhyâ  kitabında şöyle der:  Bilmiş ol ki; haset  ancak bir nimete  olur. Allahu Teâlâ bir müslümana bir nimet ihsân ettiği zaman, senin iki halin vardır: Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Mü’minler ancak kardeştir.”41 Rasûlullah (s.a.s.): “Kardeşinin felâket ve musibetine (zarar uğramasına elindeki imkânlarının gitmesine) sevinme; Allah Teâlâ ona rahmet eder (yardım eder), onu (sıkıntıdan) kurtarır da seni (sıkıntıya) düşürür.”42 Kişi haset ettiği, kıskandığı kişiye değil, kendine zarar verir. O kişide o imkânlar oldukça rahat ve huzuru kaçar, elinden gidene kadar rahat yüzü göremez, dünya ve âhirette de perişan olmasına sebep olur. Peygamberimiz (s.a.s.) bizleri uyarmaktadır: “Birbirinize hiddetlenmeyin, birbirinize haset etmeyin, kıskanmayın, birbirinize arka çevirmeyin (dargın durmayın). Ey Allah’ın kulları kardeş olun.”43 Dolayısıyla insanların elindeki imkânlarını asla kıskanmamalı, o kişilerin imtihanı kazanması için duâ etmeli. Mü’min hasetten kaçınmalıdır. Fakat bazı insanlar gıpta edilir. Bir kimsenin başkalarında olan iyi ve güzel imkânların yok olmasını arzu etmeyerek, aynı imkânların, nimetlerin kendisinde de olmasını temenni etmesinde bir sakınca yoktur.

14. Gıybet

Gıybet, başkalarının hakkında onların hoşlanmayacağı şekilde konuşmaktır. Ebu Hüreyre (r.a.) Rasûlullah (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu rivâyet etti: “Gıybet nedir bilir misiniz?” Ashâb: ‘Allah ve Rasûlü daha iyi bilir’ dediler. Rasûlullah (s.a.s.): “Bir mü’minin arkasından, hoşuna gitmeyecek şeyleri konuşmandır” buyurdu. ‘Söylediğin o kişide varsa gıybet olur mu?’ diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.): “Söylediğin onda varsa gıybet, yoksa iftira etmiş olursun” buyurdu.44 Görüldüğü gibi bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyeceği şekilde konuşulan şeyler o şahısta olsa bile bu gıybettir; yoksa zaten iftiradır.

Dipnot

1. İsrâ, 17/32

2. Furkan; 25/68

3. Furkan, 25/68-69

4. Mâide, 5/90-91

5. Yusuf el-Kardavî, Helâller ve Haramlar, s. 75-76

6. İbn Mâce, Eşribe 1; Nesâî, Eşribe 22

7. Bakara, 2/188; Nisâ, 4/29

8. Mâide, 5/90-91

9. Hayreddin Karaman, vdğ., İlmihal, c. 2, s. 411

10. Rûm, 30/39

11. Bakara, 2/275

12. Bakara, 2/229

13. Lokman, 31/13

14. Mâide, 5/45

15. Nahl, 16/90

16. Şûrâ, 42/40

17. Mâide, 5/38

18. Buhârî, Hûdud 13; Müslim, Hûdud 8; Nesâî, Sârık 6

19. Bakara, 2/188

20. Tirmizî, Ahkâm 9; Ebû Dâvud, Akdiye 4; İbn Mâce, Ahkâm 2

21. İmam Hafız el-Munzirî, Teğrib ve Terhib, c. 4, s. 428, Hds. 2

22. Tirmizî, Ahkâm 9; Ebû Dâvud, Akdiye 4; İbn Mâce, Ahkâm 2

23. İmam  Hafız el-Munzirî, c. 4, s. 430

24. A’râf, 7/31

25. İsrâ, 17/26      

26. Furkan, 25/67

27. Nisâ, 4/37

28. Zümer, 39/49-52

29. Teğâbün, 64/15-17

30. Zâriyât, 51/19

31. Müslim, İmâre 152

32. Mâûn, 107/6

33. Müslim, İman 147; Ebû Dâvud, Libas 26

34. Lokman, 31/18

35. İsrâ, 17/37

36. Hac, 22/60

37. Müslim, İman 62; Tirmizî, Zühd 47; İbn Mâce, Fiten 12;

38. Bakara, 2/10

39. Buhârî, Edeb 69; Müslim, Birr 103; Ebû Dâvud, Edeb 80

40. Buhârî, Şehâdât 10; Müslim, İman 143-144; Tirmizî, Birr 4

41. Hucurât, 49/10

42. Tirmizî, Kıyâmet 54

43. Buhârî, Edeb 57; Müslim, Birr 23; Tirmizî, Birr 24

44. Müslim, Birr 70; Ebû Dâvud, Edeb 35; Tirmizî, Birr 23

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul