Peygamber sevgisinin imanî bir değer olarak çocuk eğitimindeki önemi, bu sevginin davranışa dönüşmesini sağlayacak ebeveyn yaklaşımları ve Rasulullah (s.a.s.)'in çocuklarla olan ilişkilerinden çıkarılabilecek pedagojik ilkeler incelenmiştir.
Peygamber sevgisi, imanın kemâle ermesiyle doğrudan ilişkilidir.
Bir gün Ömer (r.a.):
"Ey Allah'ın Rasulü! Ben sizi canımdan başka her şeyden daha çok severim." dedi.
Peygamberimiz (s.a.s.):
"Ey Ömer! Canımı kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, beni canından daha çok sevmedikçe olgun mü'min olamazsın." buyurdu.
Peygamberimizi dikkatle dinleyen Ömer (r.a.):
"Ey Allah'ın Rasulü! Vallahi ben şimdi sizi canımdan da daha çok seviyorum." deyince Peygamberimiz (s.a.s.):
"İşte Ya Ömer! Şimdi olgun mü'min oldun." buyurdular.[1]
Bir başka hadisinde Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Sizden biriniz, beni annesinden-babasından, çoluk-çocuğunuzdan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.”[2]
- Peygamber Sevgisinin İmanî ve Eğitimsel Boyutu
Kur’ân-ı Kerim’de Allah Teâlâ, Peygamberimiz (s.a.s.)'e itaati, kendisine itaatle bir tutmuştur: “Rasulullah'a itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur…”[3] Allah Teâlâ, Rasulü Muhammed (s.a.s.)'i bizlere örnek şahsiyet olarak sunmuştur: “İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar ve Allah’ı çokça ananlar için hiç şübhe yok ki, Rasulullah’da güzel bir örneklik vardır.”[4]
Sevgi, bu itaati besleyen bir unsur olarak ortaya çıkar. Her şeyden çok sevmenin nasıl olabileceği ise, sevmenin ne anlama geldiğini anlamakla mümkündür. Sevgi: İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu; muhabbettir.[5]
Allah ve Rasulü'nü çok sevmek, Allah’ın kitabına ve Rasulullah (s.a.s.)'in sünnetine sımsıkı sarılmak ile gerçekleşir. Allah ve Rasulü'nü her şeyden çok sevmek ise, kişinin imanını olgunluğa erdiren, âhiret hayatını etkileyen ve dünyada yerine getirilmesi gereken bir vazifedir. Allah’ın razı olacağı amelleri Rasulullah'dan öğrenmek ve Rasulullah gibi yaşamak için mücadele etmek ile gerçekleşir.
Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar: Allah ve Rasulü'nü (bu ikisinden başka) herkesten fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah, kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.”[6]
Hadiste üç temel özellikten bahsedilir:
a. Allah ve Rasulü'nü herkesten fazla sevmek: Burada sadece duygusal bir bağlılıktan bahsedilmez. Kişinin hayatının merkezine Allah ve Rasulü'nün rızasını koyması gerektiğini ifade eder. Mü’minde bulunması şart koşulan bir ahlâk ve prensiptir.
b. Allah için sevmek: Allah için sevmek, aslında sevdiklerini özenle seçmek anlamına gelir. Allah için sevmek demek, Allah’ın razı olacaklarını sevmek demektir. Herkese muhabbet besleyemeyeceğini bilmelidir kişi. Sevgi, doğru şekilde ve doğru kişilere yönlendirilmelidir. Sevilen kişi ancak Allah için sevilecekse, sevilenin imanı da önemlidir. Allah için sevmek, sevginin hem psikolojisini hem de sosyolojisini içerir. Kişinin sevgisini doğru şekilde yönlendirmesi, kuvvetli bir duygunun kontrolünü sağlaması anlamına gelir. Aynı şekilde İslâm âleminde sevginin iman çerçevesinde değerlendirilmesi, toplumsal bir ahlâkî kuvvetlenmedir ki, birbirini Allah için seven bir topluluk, Allah’ın rızasına uygun yaşamak isteyen bir topluluk anlamındadır.
c. Küfre dönmeyi, ateşe atılmak kadar çirkin görmek: İman, bir disiplinden öte, varoluşun gayesidir. İman bir nûrdur ve küfre dönmek, aydınlıktan karanlığa dönmek demektir. Küfre dönmek, varoluş gayesini unutmak demektir. O yüzden küfre dönmek, ateşe atılmaya benzetilerek durumun korkunçluğu gözler önüne serilmiştir.
- Ebeveynin Peygamber Sevgisindeki Rolü
Çocuğa peygamber sevgisi kazandırılmasının yolu, ebeveyninin bu sevgiyi yaşamasıyla mümkün olabilir. Çocuklar, görerek öğrenirler. Ebeveynin peygamber ahlâkına uyum çabası, çocuğun zihninde ve kalbinde yer eder.
Rasulullah (s.a.s.)’i sevmek, bir duygudan ibaret değildir. Hayat düstûru ve bitmeyen bir yolculuktur. Rasulullah'ı çokça sevmek, en doğru şekilde tanımak ile gerçekleşir.
Rasulullah (s.a.s.)’i Tanımak: Rasulullah (s.a.s.)’i tanımanın en doğru yolu, siyer ve sahih hadis kitablarını okumaktır. Onun hayatındaki incelikleri fark etmek, mücadelesine farklı perspektiflerden bakabilmek, kendi hayatımızda yansımaları olsun diye çabalamak, O (s.a.s.)'i tanımanın en güzel yollarından biridir.
Sünneti Yaşamak: Sünneti yaşamak, O (s.a.s.)'in yoluna uymaktır. Ahlâkıyla ahlâklanmak, sevdiklerini sevmek, mücadele ettikleriyle mücadele etmektir.
Sahâbe-i kirâm, Rasulullah (s.a.s.)’e:
- Ey Allah'ın Rasulü! Bizler Allah Teâlâ’yı çok seviyoruz. Lâkin bize, Allah'ın zâtını gerçekten sevmenin alâmetini bildirseniz, dediler.
Bunun üzerine Allah Teâlâ:
- (Rasulüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir,[7] ayet-i kerîmesini indirdi.[8]
Ashabını Sevmek: Rasulullah (s.a.s.)’i hakkıyla sevmenin bir diğer yolu, sevdiklerini sevmek ve buğz ettiklerine buğz etmektir.
“Ashâbım hakkında Allah’tan korkun! Ashâbım hakkında Allah’tan korkun! Benden sonra onları hedef hâline getirip haklarında kötü söz söylemeyiniz! Onları seven, sırf bana olan muhabbeti sebebiyle sever. Onlara buğzeden, bana olan buğzu sebebiyle bunu yapar. Onlara eziyet eden, bana eziyet etmiş, bana eziyet eden ise Allah’a eziyet etmiş olur. Allah’a eziyet edeni ise, çok geçmeden Allah cezâlandırır.”[9]
Allah ve Rasulü'nü sevmek, imanî bir meseledir. Diğer tüm meselelerde ebeveynin çocuğa örnek olması gerektiği gibi bu hususta da örnek olmalıdır. Çocukların Allah ve Rasulü'nü sevebilmesi için önce ebeveyn hakkıyla sevmelidir. Gerçek sevgiyi en doğru şekilde idrak etmeli ve onu Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e en güzel şekilde yöneltmelidir. Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e sevgimizi doğru şekilde yönlendiremezsek, ortaya çıkacak boşlukları fark etmeden başka şeylerle doldururuz. Anne babalar olarak böyle bir alan açılmasına sebep olmamız, sorumlusu olduklarımızın da bizlerden görerek aynı hataya düşmesi anlamına gelir. Ebeveyn önce kendi sevgisini gözden geçirip onardıktan sonra çocuklar için neler yapılabileceğine bakabilir.
- Rasulullah (s.a.s.)'in Çocuklarla İlişkilerinden Eğitimsel İlkeler
Rasulullah (s.a.s.)'in çocuklara yaklaşımı sevgi, merhamet, oyun, sabır ve anlayış temellidir.
- Rasulullah (s.a.s.) Gibi Merhametli Davranmak:
Bir gün Rasulullah (s.a.s.)'in, torunu Hz. Hüseyin’i öptüğünü gören bir sahabe: “Benim on tane çocuğum var. Şu ana kadar hiçbirini öpmedim.” deyince, Peygamberimiz (s.a.s.) “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.”[10] buyurmuştur. Yine Peygamberimizin çocukları öptüğünü gören bir bedevî: “Siz çocukları öper miydiniz? Biz hiç öpmeyiz.” deyince, Peygamber Efendimiz (s.a.s.): “Allah senin kalbinden merhameti almışsa ben ne yapabilirim?”[11] diyerek onu uyarmıştır.
Enes b. Mâlik (r.a.)’dan rivayetle:
“Kardeşimin küçük bir kuşu vardı. Kuşla oynardı. Kuş öldü. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.) ona, ‘Ey Eba Umeyr! Nuğayr ne yaptı?’ buyurdu.”[12]
Nuğayr, serçeye benzeyen küçük bir kuş türüdür. Kuşun adı Umeyr’dir. Rasulullah (s.a.s.), "Ebu Umeyr" diyerek küçük sahabî Zeyd’i taltif etmiş ve kuşu ölen üzgün bir çocuğu ziyaret ederek ona ilgi göstermiştir. Küçük sahabî Zeyd’in o dönem 3 ya da 5 yaşında olduğu söylenir.
b. Rasulullah (s.a.s.) Gibi Çocuklarla Oynamak:
Rasulullah (s.a.s.) çocuklara selam verir, onlarla oynar ve şakalaşırdı.[13] Abdullah b. el-Hâris’in rivayetine göre Rasulullah (s.a.s.), Hz. Abbas’ın oğulları Abdullah, Ubeydullah ve Kesîr’i sıraya dizer ve “Kim en önce bana gelirse ona şunu veya bunu vereceğim.” derdi. Râvi diyor ki: "Çocuklar Rasulullah'a doğru koşarlar ve onun sırtına ve göğsüne sarılırlar, Rasulullah da onları öper ve kucaklardı.”[14]
c. Rasulullah (s.a.s.)’den Öğrendiğimiz Şekilde Çocuklara Dürüst Olmak:
Abdullah b. Âmir (r.a.) diyor ki:
Peygamberimizin evimizde bulunduğu bir günde, annem: “Yavrum gel, sana bir şey vereceğim.” diye beni çağırdı. Peygamberimiz anneme: “Çocuğa ne vermek istedin?” diye sordu. Annem: "Hurma vermek istedim." dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.): “Eğer bir şey vermeseydin sana bir yalan günah yazılırdı.” buyurdu.[15]
d. Rasulullah (s.a.s.)’den Öğrendiğimiz Şekilde Çocuklara Sabırlı Olmak:
Enes (r.a.) diyor ki:
“...Rasulullah bir gün beni bir yere göndermek istedi. Ben: "Vallâhi gitmem." dedim. Hâlbuki içimden gitmeye karar vermiştim. Çünkü emri veren Allah'ın Nebîsi idi. Yola çıktım, sokakta oynayan çocukların yanlarına vardım (ve orada oyalandım). Derken Allah Rasulü arkamdan gelerek ensemden tuttu. Dönüp baktığımda gülümsüyordu.
–Enescik! Söylediğim yere gittin mi? diye sordu.
–Hemen gidiyorum Ya Rasulallah! dedim.”[16]
Denilir ki; Rasulullah (s.a.s.), işi aksatması sebebiyle küçük Enes’i azarlamamış, ona kendisini kötü hissettirmemiştir.
e. Çocukların İdrak Seviyelerine Uygun Muamele Etmek:
Ebû Mahzûre, Mekke’nin fethedildiği yıl Hz. Peygamber ile Ci‘râne’de karşılaştıktan sonra Müslüman oldu. O sırada Rasulullah (s.a.s.), Taif Muhasarası’ndan Ci‘râne’ye dönüyordu. Namaz vakti gelince müezzin ezan okumaya başladı. Rasulullah (s.a.s.)'e karşı büyük bir kin ve düşmanlık besleyen Ebû Mahzûre ile Kureyşli on genç, ezan sesini işitince bir yere gizlendiler ve alaylı bir şekilde müezzini taklit ederek yüksek sesle ezan okudular. İçlerinden birinin güzel sesli olduğunu fark eden Hz. Peygamber, onları yanına çağırttı ve kendilerine birer birer ezan okuttu. En son okuyan Ebû Mahzûre’nin sesini çok beğenerek ona ezanı öğretti. Daha sonra namaz vakti gelince elini başına koyup alnını okşadı ve ezan okumasını emretti. Ebû Mahzûre, bu emri isteksiz bir şekilde yerine getirdikten sonra Hz. Peygamber ona bir miktar gümüş para verdi ve kendisine duâ etti. Gönlü İslâmiyet’e ısınan Ebû Mahzûre orada müslüman oldu ve Hz. Peygamber’den kendisini Mekke’deki Harem-i Şerif’e müezzin yapmasını istedi. Bu arzusunu kabul eden Hz. Peygamber, Mekke Valisi Attâb b. Esîd’e gitmesini ve yeni görevini ona bildirmesini söyledi.[17]
Rasulullah (s.a.s.), her hâli ile ümmetine örnekti. Geleceğin anne babaları, İslâm davetçileri olarak çocuklara karşı anlayışlı ve merhametliydi. Rasulullah hem baba olarak hem de dede olarak bizlere örnek olmuş, hangi durum karşısında nasıl davranılması gerektiğini göstermiştir. Evladı vefat ettiğinde gözyaşı akıtmış ama hayatta olanlarla da şakalaşmış, sevmiş sevindirmiştir. Rasulullah (s.a.s.), ümmetine imam olup namaz kıldırmış, bir yandan da torunlarına binek olmuştur.
Çocukluk döneminde Allah ve Rasulü’ne duyulan muhabbet ebeveynden geçmektedir. Çocuklara küçük yaşta Rasulullah (s.a.s.)'i anlatmaya başlamalı ki, kimi örnek almaları gerektiğini bilerek büyüsünler. Yemeğini kendisi yemeye başlayan çocuğa “Biliyor musun? Peygamberimiz sağ elimizle yememizi emretmiş. Hadi, sağ eline al kaşığı.” diyebilir, çocukları öpüp koklarken “Biliyor musunuz? Peygamber Efendimiz çocukları çok sever, onları hep öpüp koklarmış.” diyebilir, çocuklara binek olurken, görev verirken, sır tutmayı öğretirken ve daha birçok durumda Rasulullah (s.a.s.)'i en güzel şekilde anlatabilir ve tanıtabiliriz. Ebeveynler olarak Rasulullah (s.a.s.)'i en iyi şekilde tanımamız, anlamamız ve sevmemiz, çocuğa sevdirmedeki en önemli etkendir. Çocuklar küçük yaşta sevdikleri kişilerin sevdiklerine sevgi beslerler. Ebeveynler Allah ve Rasulü'nü hakkıyla severse, çocuklar da sevecektir. Ebeveynler Rasulullah (s.a.s.)'in sünnetini yaşamaya gayret eder ve önce kendi ahlâkını güzelleştirmek için çabalarsa, çocuklar bunu fark edecektir.
Öyleyse biz ebeveynlere düşen görev, bu konuda Allah Teâlâ'nın şu uyarısını dikkate almaktan geçer: "Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk-çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyunuz."[18]
[1] Aynî, Umdetü'l-Kârî, 1/144.
[2] Buhârî, Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İman, 2/8 (1;9).
[3] Nisa, 80.
[4] Ahzab, 21.
[5] TDK.
[6] Buhârî, Sahih-i Buhârî, Kitabu'l- İman, 2/9 (1;9).
[7] Âl-i İmrân, 31.
[8] Taberî, Câmiu’l-Beyân, nr. 6845, 6846.
[9] Tirmizî, Menâkıb, 58/3862; Ahmed, IV, 87; V, 54, 57.
[10] Buhari, Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Edeb, 18.
[11] Buhârî, Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Edeb, 18.
[12] Buhârî, Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Edeb, 81; Müslim, Sahih-i Müslim, Kitabu'l- Edeb, 15.
[13] Buhârî, Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İstîzân, 15; Müslim, Sahih-i Müslim, Kitabu's-Selâm, 14, 15.
[14] Ahmed b. Hanbel, I, 214. Taberânî ise Kesîr b. Abbas’tan şu hadisi nakleder: “Rasulullah beni, Abdullah’ı, Ubeydullah’ı ve Kusem’i bir araya toplar ve sonra da ellerini yana açar, kollarını ileri uzatarak 'Kim bana en önce gelirse ona şunu veya bunu vereceğim.' derdi.” Taberânî, el-Muʻcemu’l-Kebîr, XIX, 188, No: 423.
[15] Ebu Davud, Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, 45/80, (V,265).
[16] Müslim, Sahih-i Müslim, Kitabu Fedâil, 54.
[17] Müslim, Sahih-i Müslim, Kitabu's-Salât, 6.
[18] Tahrim, 6.


