07 Aralık 2025 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / Cennet Kadınlarının En Faziletlileri
CENNET KADINLARININ EN FAZİLETLİLERİ

Cennet Kadınlarının En Faziletlileri Betül Kara

 Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, insanı bir dişi ve bir erkek şeklinde yaratmış, onların en hayırlı olanının takvaca en üstün olan kullar olduğunu beyan etmiştir:

Hucurât sûresinde:

 “Ey insanlar, gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız ve tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şübhesiz Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk, renk, soy ve servetçe değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şübhesiz Allah bilendir, haber alandır.”1

Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler ışığında diğer İslâmî kaynakları incelediğimizde, takvada en üstün mertebelere ulaşan bazı kulların cennetle müjdelendiğini görüyoruz. Özellikle isimleri aşağıda zikredilen dört kadın, kendilerini Allah yoluna adamış, imanlarının önünde hiçbir engeli tanımamış; zalimin zulmüne ve hiçbir otoriteye boyun eğmemişlerdir. Tarih sayfalarının direniş sembolleri olan bu dört kadını Rasulullah (s.a.s.) seçmiş ve bizlere rehber kılarak şöyle tarif etmiştir.

Abdullah b. Abbas (r.a.) anlatıyor:

“Hz. Peygamber (s.a.s.) yere dört çizgi çizdi ve ‘Bu çizgileri niye çizdiğimi biliyor musunuz?’ diye sordu. Sahabîler ‘Allah ve Resulü daha iyi bilir.’ dediler. Hz. Peygamber (s.a.s.) de şöyle buyurdu: ‘Cennet kadınlarının en faziletlileri Hatice bintu Huveylid, Fatıma bintu Muhammed, Meryem bintu İmrân ve Firavn’ın hanımı Âsiye bintu Muzâhim’dir.”2

Cennetin seyyideleri olan bu hanımlar tarih boyunca bütün Ümmet-i Muhammed’in kadınları için Allah’ın kitabını doğrulamada, Allah’a itaat etmede, sabretmede, adanmışlıkta, fedakârlıkta ve iffete bürünmede en büyük örnek olmuşlardır. Rabbimiz Allah Teâlâ Tahrim sûresinde bizlere öncü mücadelenin simgesi iki kadın şahsiyetten bahseder, birincisi tüm iman sahibi kalplere örnek olan Hz. Asiye’dir.  “Allah, iman edenlere Firavun’un karısını (Asiye’yi) örnek gösterdi.”3 İkincisi ise, iffet abidesi olan Hz. Meryem’dir. “İffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem’i de Allah örnek gösterdi.”4

Hz. Asiye’nin imanı öyle güçlü bir imandı ki, o bir insanın sahip olabileceği, hayal ettiğinin çok ötesinde bir hayata, dünyevî zenginlik ve imkânlara sahipti. Bu dünyevî zevk ve ihtişamlara kapılmadan küfre karşı istikametini öyle bir şekilde koruyarak iman etti ki, Kur’ân’da yer alacak nitelikte bir istikâmet ile Rabbine: “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti.5 Bu imanı kavî olan bir mü’minin Firavunî düzenlere karşı göstermesi gereken bir duruşu olmalıdır. Nitekim Hz. Asiye gösterdiği bu direnişiyle sadece dünya hayatından vazgeçmemiş. Bununla beraber karşılığını ve daha güzelini Rabbinin vereceğini bildiğinden yalnızca O’na sığınarak O’ndan istemiştir. Böylece tüm insanlığa beklentilerin kullardan değil Allah Teâlâ’dan olması gerektiğini öğretmiştir.

Hz. Asiye Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz. Mûsâ’nın nübüvvetine inanan, bu uğurda işkencelere mâruz kalan bir kadındır. Kur’ân-ı Kerîm’de inananlara iman ve kararlılık örneği olarak zikredilmiştir. Böylece Hz. Asiye Firavunî bir eşin hükmü altında imanını koruma uğruna çaba sarf eden tüm kadınlara örnek olmuştur. 

“Hani melekler: 'Meryem, şübhesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı,' demişti.”6 Hz. Meryem tarihte adamayı ve adanışı en güzel simgeleyen kimse olmuştur. Onun bu adanışa göstermiş olduğu ihtimam, yaşamış olduğu tüm zorluklara karşı hiçbir şekilde onu yarı yolda bırakmamıştır. Tahrim sûresinin son ayetinde ise Rabbimiz Allah Teâlâ Hz. Meryem hakkında şöyle buyurmaktadır: “Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem’i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.”7

Ayet-i kerime bize müthiş bir iman ve iffetten bahseder. Nitekim Meryem "dindar kadın" demektir. Erkeklerden sakınan, iffetli anlamında "Betül" adıyla da adlandırılır. Böylece Allah Teâlâ onun adını Kur’ân-ı Kerim’de andı. Sûrenin gâyesi ise Mekke'de inen diğer sûrelerde olduğu gibi Yüce Allah'ın kendisine lâyık olmayan şeylerden uzak olduğunu ifade ederek tevhid inancını yerleştirmek, öldükten sonra dirilmeyi ve âhirette hesaba çekilmeyi ispat etmektedir.   

“Hz. Meryem'in gebe kaldığı ve zamanı gelince doğum yapmak için uzak bir yere gittiği, çocuğunu dünyaya getirdikten sonra da yakınları tarafından iffetsizlikle suçlandığı; gerçeği açıklamada çok zor duruma düştüğü, fakat henüz yeni doğan Hz. İsa'nın: ‘Ben Allah'ın kuluyum O, bana Kitâb verdi ve beni peygamber yaptı."8 diyerek annesini bu zor durumdan kurtardığı Kur’ân’da en güzel ifadelerle açıklanmıştır.

Sûrenin devamında insanlık tarihinde tevhîd inancının asıl olduğuna, putperestliğin ise zaman zaman ortaya çıkan fakat kalıcı olmayan birtakım çarpık fikirler ihtivâ ettiğine işaret edilmektedir. Sûrenin son bölümünde ise hak dâvâyı savunanlara ve yaşayanlara verilecek mükâfatlar belirtildikten sonra putperestlik ve benzeri şirke sapanların, bu dünya ve âhiretteki bedbaht halleri gözler önüne serilip şirkin, bütün kötülüklerin ve toplumdaki huzursuzlukların kaynağı olduğu anlatılmakta ve atalarının temiz yolundan ayrılacak olan nesiller tehdit edilmektedir:

"İnsan der ki: ‘Ben ölünce, bir süre sonra diri olarak mı çıkarılacağım?’ İnsan hiç düşünmez mi ki, önceden kendisi herhangi bir şey değilken onu (bütün organları tam, kusursuz bir insan olarak) Biz yarattık. Rabbine and olsun ki Biz, onları da şeytanları(nı) da beraber yeniden diriltecek ve sonra cehennemin yanında diz çöktürerek (hesaplaşmaya hazır bulunduracağız. Sonra da her toplumdan Rahmân'a karşı en çok kimin baş kaldırdığını ortaya koyacağız."9

Tevhid inancını bozup insanların aklına şirk inancını ilk defa sokanlar şeytanlardır. Şeytan, Kur'ân'ın birçok yerinde; "insan şeytanı ve cin şeytanı" diye de ifade edilmektedir. Şu hâlde Şeytan deyince birtakım çarpık fikirleri ilk defa ortaya atanlar akla gelmelidir. Bunların içine, servet ve güçlerine güvenen zalimler, diktatörler ve mütekebbirler de girmektedir.”10 Bu mucizelerin hepsi Allah'ın yüce kudretini göstermek ve O'nun her konuda eşsiz ve tek olduğunu izah etmek içindir.

İmran’ın karısı; ‘Rabbim, karnımdakini tümüyle hür birisi olarak yalnızca Sana adadım, benden kabul buyur; şübhesiz Sen işitensin, bilensin.’ dediği zaman...”11 Adamak, sahip olduğunun bilincinde olmaktır. Adamak ve adanmak, harcamak ve harcanmanın zıddıdır. Kim kendini ne için, kim için adamış ise değeri adandığı mukabilindedir. İnsanlardan öyleleri vardır ki sahiptirler ama sahip olduklarının bilincinde değildirler. Bu yüzden o şeylere sahip çıkmazlar. Meryem sûresi, Hz. Meryem’in hayatını ve adanışını her yaş dönemine uygun bir eğitim-öğretime tâbi tutarak bizlere dini yaşamayı öğretir.

Hz. Ali (r.a.), Rasulullah (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu işittim: ''Meryem binti İmran kendi zamanında dünya kadınlarının en hayırlısıdır. Hatice, kendi zamanında dünya kadınlarının en hayırlısıdır.''12

Hz. Hatice, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) lisanı ile cennetle ilk müjdelenen,13 Allah Teâlâ tarafından Cebrail (a.s.) vasıtasıyla gönderilen selama muhatap olan bir hanımdır. “Hatice binti Huveylid (r.anha), Peygamber’e (s.a.s.) iman etti, Allah katından getirdiklerini tasdik etti. Davet işinde Rasulullah (s.a.s.)’e (destek vererek) yardımcı oldu. Allah’a ve Rasulüne ilk iman eden ve Allah katından getirdiklerini ilk tasdik eden Hatice oldu. Böylelikle Allah, Rasulü’nün yükünü hafifletti. Rasulullah (s.a.s.) gördüğü protestolara, yalanlamalara ve duyup da hoşlanmadığı şeylere karşı Hatice’nin yardımıyla teselli olurdu.”14

Ebu Hureyre (r.a.) buyurdu ki: Cibril, Allah Rasulüne (s.a.s.) gelip: "Ey Allah'ın Rasulü! İşte Hatice, içinde yiyecek veya su kabıyla geliyor. O geldiği zaman Rabbinden ve benden ona selam söyle. Onu kendisinde gürültü ve yorgunluğun olmadığı, inciden yapılmış bir köşkle müjdele." dedi.15

Bu azize hanım yaşadığı çağdaki cahiliyye hayatına karşı imanını muhafaza ederek, şirke bulaşmadan vahye tâbi olmuştur. Böylece Hz. Meryem misali pak ve temiz kalarak ‘Tahire’ lakabını almıştır. Yakınlarının ve tanıdıklarının ona sırt çevirdiği bir zamanda o, Nebi (s.a.s.)’in yanında büyük bir iman ve vefa ile durmuştur. Onun son derece sabrı ve selameti kuşanması, Peygamber eşi konumunda bulunması hasebiyle övünmemesi, bütün benliğiyle bu davaya sahip çıkması ve göstermiş olduğu fedakârlıkları Nebi (s.a.s.)’in onun hakkında çok defa güzellikle bahsetmesine sebep olmuştur. Hatta Hz. Aişe (r.anha) bir gün demiştir ki:

“Allah Rasulü (s.a.s.), Hatice'yi andığı zaman güzel bir şekilde ondan övgüyle bahsederdi. Bir gün onu kıskandım ve: ‘Avurtları kızarmış kadını ne kadar çok anıyorsun. Allah sana ondan daha hayırlısını verdi.’ dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.): 'Allah bana ondan daha hayırlısını vermedi. Çünkü o, herkesin küfür içerisinde olduğu bir zamanda bana iman etti. Herkesin beni yalanlandığı bir zamanda, o beni tasdik etti. Herkesin her şeyi benden esirgediği bir zamanda, o beni malına ortak etti. Başkalarından çocuğum olmadığı halde Allah bana ondan çocuk verdi.' buyurdu.”16

Nebi (s.a.s.)’in ifadesiyle, Hz. Fatıma babasından bir parçaydı. O, cennetle müjdelenen son seyyide olma şerefinin yanı sıra sadece kendi hayatından değil yetiştirdiği evlatları vesilesiyle de dünyaya birçok şeyi öğretmişti. Hz. Hasan’ın eliyle vahdeti, Hz. Hüseyin’in eliyle şahadeti, Hz. Zeynep’in eliyle izzeti, Hz. Ümmü Gülsüm’ün eliyle dirayeti göstermiş ve öğrenmiştir.

Böylesi yüce bir aileye anne olan Hz. Fatıma; kocaya nasıl bir eş, (eşyayı putlaştırmadan) eve nasıl bir sultan olunacağını göstermiştir. Her daim iffet ve edep elbisesini kuşanarak kısa ancak bereketli hayatında zalimlerin zulmüne karşı babasına tüm desteğiyle destek olmuştur. Allah’ın Rasulü ona hitaben “Ey kızım Fatıma! Sakın babam bir peygamberdir diye güvenme. Rabbine karşı kulluk vazifeni yap. Eğer Allah’tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam.”17 diyerek böylece ona bu dava uğruna Allah Teâlâ’ya iyi bir kul olmasını tavsiye etmiştir. Bu mübarek tavsiyeye uyan Hz. Fatıma böylece Allah tarafından yüce makama layık görülmüştür. 

Hz. Fatıma hiçbir konumun ve meşguliyetin Müslümanları fedakârlıktan uzak tutmaması ve Allah Teâlâ’ya kulluk noktasında ihmalkâr davranmamada en büyük örnek olmuştur. Kısa ancak dopdolu hayatının ardından Hz. Âişe (r.anha) onun için ‘Yaşasaydı hepimiz onun talebeleri olurduk.’ demiştir.

Müslüman kadın, kendi çağının, yaşadığı toplumun, çevresinin ve ailesinin içinde, konumuna göre bir Âsiye, bir Hanne, bir Meryem, bir Hatice ya da bir Fâtıma olabilir. Bu örnekler, yalnızca geçmişte yaşanmış hikâyeler değil, bugün de yolumuzu aydınlatan canlı rehberlerdir. Firavun gibi zengin ama imansız bir adamın gölgesinde imanını koruyan Âsiye, günümüzde tutkuların ve dünya telaşının arasında inancına sımsıkı sarılan kadınlara örnek olmaya devam ediyor. İnsanlığa yön veren, yük alan kadınlar için Meryem’in, Hadice’nin ve Fâtıma’nın duruşu hâlâ geçerliliğini koruyor. Zaman geçse de, bu örneklerin izinden giden kadınlar var olacaktır.

 Çocuk, ilk terbiyesini annesinin dizinin dibinde alır. Konuşmayı ve ahlakı gördüğü ilk kişi annesidir. Annesi çocuğa sadece kelimeleri değil beraberinde ibadetleri ve ihlası da öğreten kişidir. Eğer anne evladına Hz. Meryem gibi iffetli, Hz. Asiye gibi iman doluysa, o çocuk da böylelikle her bir öğütte yeşerir. Bundan dolayı saliha nesillerin temeli ancak saliha annelerin eğitimiyle atılır; ümmetin geleceğini, toplumun istikâmetini ve nesli ancak onlar şekillendirir. Dolayısıyla onun bu dünyadan ahirete intikalinden sonra ardında bıraktığı şey adı veya nasıl göründüğü değil, bu dünyada ne bıraktığı ile olur.

DİPNOT

  1. Hucurât, 49/13.
  2. Ahmed b. Hanbel, Musned, I/293, 316, 322.
  3. Tahrim, 66/11.
  4. Tahrim, 66/12.
  5. Tahrim, 66/11.
  6. Al-i İmran, 3/42.
  7. Tahrim, 66/12.
  8. Meryem, 19/30.
  9. Meryem, 19/ 66-69.
  10. Ahmed Kalkan, Kur’ân Kavramları, Hz. Meryem
  11. Âl-i İmran, 3/35.
  12. Buhari (6/339, 71100, 101), Müslim (2/243) ve Tirmizi (4/365)
  13. Abdullah b. Cafer b. Ebi Talib der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Hatice'yi, içinde gürültü ve yorgunluğun olmadığı, inciden yapılmış bir köşkle müjdelemem emredildi'' buyurdu. (Hakim, Müstedrek, 3/184, 185)
  14. İbn Kesir, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hayatı (es- Siyretu’n- Nebeviyye, s.224
  15. Buhari (7/105), Müslim (2/243) ve Hakim, Müstedrek (3/185)
  16. Heysemi (15281), Ahmed b. Hanbel, Musned, 24996
  17. Sahih-i Müslim, K. el- İman, Hadis No, 348, I/114.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul