Yerde de ilâh, gökte de ilâh, kâinattaki egemenliğin bütünü kendisine aid ve hiçbir ortağı olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın katında en değerli varlık, katıksız iman sahibi muvahhid mü’min insandır… Yegâne Rabb ve İlâh Allah’ın bu kadar değer verdiği muvahhid mü’minler, hem kendi değerlerini çok iyi bilmeli, hem de birbirlerinin değerlerini çok iyi bilip takdir etmelidirler…
Bu muvahhid mü’minler:
“Allah’ın kendilerini sevdiği, kendilerin de Allah’ı sevdikleri, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurlu, Allah yolunda cihad eden ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan”[1] “insanlar için çıkarılmış, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir ümmettirler.”[2]
Şirkin ve küfrün her çeşidinden arınıp tertemiz olarak Allah’a iman edip Tevhid eden muvahhid mü’min müslümanlar, hangi çağda ve dünyanın hangi beldesinde olurlarsa olsunlar, öncü ve en hayırlı nesil olan Ashâb-ı Kirâm neslini kendilerine örnek edinmeli, onlar gibi yaşamaya gayret etmelidirler… Çünkü onlar, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in eğitip öğrettiği ve terbiye ettiği en hayırlı öncü nesil idi…
Hayırlı ümmetin en hayırlı neslinden hayatımızı ona göre düzenleyeceğimiz örneklerden bazıları şunlardır:
1- Birbirlerinin kardeşleri ve velîleri olan muvahhid mü’minler, hak üzere olunduğu müddetçe, maddî ve manevî olarak yardımlaşmalı, birbirlerinin ihtiyaçlarını imkânlar ölçüsünce gidermelidirler…
Atâ bildiriyor:
İbn Abbas, Rasulullah (s.a.s.)’in Mescidi’nde itikâfa çekilmişti. Bir adam, gelip kendisine selâm verdi ve (yanına) oturdu.
İbn Abbas, bu kişiye:
-Ey filân, seni kederli ve üzgün görüyorum, dedi.
Adam:
-Evet (üzgünüm), ey Rasulullah’ın amcası oğlu! Filân adamın benim üzerimde hakkı vardı. Ancak şu kabirde yatan kişinin (Rasulullah’ın) hakkı için bunu ödemeye gücüm yoktur, karşılığını verdi.
İbn Abbas:
-Peki, senin için onunla konuşmamı ister misin? diye sordu.
Adam:
-İstersen bir konuş, dedi.
Bunun üzerine İbn Abbas, kalkıp Mescid’den çıktı.
Bu sırada adam, İbn Abbas’a:
-Yoksa itikâfta olduğunu unuttun mu? diye sordu.
İbn Abbas, şu karşılığı verdi:
-Hayır unutmadım. Ancak ben, aramızdan yeni ayrılan Rasulullah (s.a.s.)’in:
“Kim bir (müslüman) kardeşinin ihtiyacını gidermek için çalışır ve onu giderirse, bu, onun için on senelik itikaftan daha hayırlıdır. Yüce Allah’ın kendi rızası için bir gün itikâfa çekilen kişiyle, cehennem ateşi arasında herbiri batı ile doğu arası kadar geniş olan üç hendek açar.” buyurduğunu işittim.[3]
2- Muvahhid mü’minler, birbirlerini Allah için sevmeli ve bu sevginin, katıksız imanın gereği olduğunun şuurunda olmalıdırlar… Çünkü muvahhid mü’minler birbirlerini sevdikleri takdirde imanları kâmilleşir, aralarındaki kardeşlik bağları daha da kuvvetleşir…
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:
Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)’in yanında iken oradan birisi geçmişti.
O adam:
-Ya Rasulallah, ben, bu adamı seviyorum, demiş.
Rasulullah da ona:
“(Peki, sen bu sevgini) kendisine bildirdin mi?” diye sormuş.
Adam da:
-Hayır, cevabını vermiş.
Rasulullah, ona:
“(Git) ona (sevdiğini) bildir.” buyurmuş.
Bunun üzerine (o adam), o kimseye varıp:
-Ben, seni Allah için seviyorum, demiş.
(Öbür adam da:)
-Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin, karşılığını vermiş.[4]
3- Muvahhid mü’minler, şakadan da olsa birbirlerini korkutmamalıdırlar... Aslı olmayan haberler neticesinde, muvahhid mü'minlerin tedirgin olmasına sebeb olunmamalı ve üzüntülü duruma düşürülmemeli...
Abdurrahman ibn Ebî Leylâ demiştir ki:
Rasulullah (s.a.s.)'in Ashabı'nın bize haber verdiğine göre, (kendileri bir gün) Rasulullah (s.a.s.) ile yolculuk ederlerken içlerinden biri uyuya kalmış. Bunun üzerine onlardan birisi, varıp o sahabînin yanında bulunan ipi almış. (Adam, uyanıp da yanında bulunan ipi görmeyince) korkmuş.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):
"Bir müslümanın, bir müslümanı korkutması helâl değildir." buyurmuş.[5]
Bedir savaşında ve Akabe bey'atında bulunan Ebu Hasan (r.a.) anlatır:
Bizler, Rasulullah (s.a.s.) ile beraber otururken, bir adam kalkıp gitti ve ayakkabılarını yanımızda unuttu. Bir kişi, ayakkabılarını alıp altına koydu. Ayakkabıların sahibi geri gelip:
-Ayakkabılarım nerede? diye sordu.
Oradakiler:
-Görmedik, dediler.
Bir kişi:
-Ayakkabıların burada, dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Bir müslümanı nasıl korkutursun?" buyurdu.
Adam:
-Ya Rasulallah, bunu, şaka olsun diye yapmıştım, dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), iki veya üç defa:
"Bir müslümanı nasıl korkutursun?" buyurdu.[6]
Süleyman b. Surad anlatıyor:
Bedevînin biri, Rasulullah (s.a.s.) ile namaz kıldı. Yanında da ok sadağı vardı. Cemaatten birileri, adamın ok sadağını aldı. Rasulullah (s.a.s.), namazı bitirip selâm verince, Bedevî:
-Sadağım nerede? demeye başladı.
Cemaatten bazıları gülmeye başladılar:
Rasulullah (s.a.s.):
"Allah'a ve âhiret gününe iman eden bir kişi, müslüman birini endişeye düşürüp korkutmasın!" buyurdu.[7]
4- Muvahhid mü'minler, birbirlerini hayırla anmalı, rahmet ve mağfiret duâlarında bulunmalı ve birbirlerine lânet etmemelidirler...
Emiru'l-mü'minin İmam Ömer ibnu'l-Hattab (r.a.) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.) zamanında Abdullah isminde bir adam vardı. İnsanlar tarafından 'Himâr' (eşek) lakabı ile lakablandırılırdı. Bu zât, ara sıra Rasulullah'ı güldürürdü. Rasulullah bu adama, şarab içtiği için deynekleme cezâsı uygulamıştı. Bir gün bu Abdullah, yine huzura getirildi. Rasulullah, deyneklenmesini emretti. O da deyneklendi.
Topluluktan birisi:
-Ya Allah, bu adama lânet et. İçki yüzünden ne kadar çok huzura getiriliyor! dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):
"Ona lânet etmeyiniz! Vallahi, kesin olarak bilmişimdir ki bu zât, muhakkak Allah'ı ve Rasulünü sevmektedir." buyurdu.[8]
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'in huzuruna şarab içmiş bir kimse getirildi.
Rasulullah (orada bulunanlara):
"Bunu dövünüz!" buyurdu.
Artık bizden eliyle döven, ayakkabısıyla döven, ihramı ile döven kimseler vardı. Dövme işi bitince topluluktan bazı kimseler, bu adama:
-Allah, seni hor ve zelîl kılsın! dediler.
Rasulullah (s.a.s.):
"(Hayır) öyle söylemeyiniz! Bu adamın (kardeşinizin) aleyhine şeytana yardım etmeyiniz!" buyurdu.[9]
5- Muvahhid mü'minler, dillerini kötü ve çirkin sözlerden sakındırmalı, birbirlerini kırıcı sözler söylememeli, hatır ve gönül kırmamalıdırlar...
Mü'minlerin annesi Âişe (r.anha) anlatır:
Adamın biri, Rasulullah (s.a.s.)'e geldi ve:
-Ya Rasulallah, bana hiyanet eden, yalan söyleyen ve âsî olan iki kölem var. Buna karşılık ben de onları dövüyor ve sövüp sayıyorum. Bu yaptığımdan dolayı hesabda benim durumum nedir? diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.) şu karşılığı verdi:
"Sana olan hiyanetleri, isyanları ve yalanları ile buna karşılık onlara verdiğin cezâ hesablanacak, şayet verdiğin cezâ onların suçlarına oranla daha az ise, senin onlardan alacağın olur. Verdiğin cezâ onların suçlarına denk ise hesabınız baş başa gelecek, ne lehinde, ne de aleyhinde bir durum olacaktır. Ancak verdiğin cezâ, suçlarına oranla daha fazla ise kısas yapılacak, bu fazlalık senden alınacaktır."
Bu cevabı duyan adam, feryâd figan ağlamaya başlayınca, Rasulullah (s.a.s.):
"Ne oluyor? Allah'ın Kitabı'nda:
'Biz ise kıyamet gününe aid duyarlı teraziler koyarız da artık hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesab görücüler olarak Biz yeteriz.'[10] ayetini okumaz mısın?" buyurdu.
Bunun üzerine adam:
-Ya Rasulallah, onlardan ayrılmadan başka bir çözüm görmüyorum. Sen de şahid ol ki, artık özgürdürler, dedi.[11]
Said b. el-Müseyyeb (rh.a.) anlatır:
(Bir gün) Rasulullah (s.a.s.), Ashabı ile birlikte otururken bir adam, Ebu Bekr'e diliyle sataştı ve O'nu incitti. Ebu Bekr ise ona karşılık vermedi. Biraz sonra (adam,) O'nu ikinci defa incitti. Ebu Bekr (yine) sessiz kaldı. Sonra adam, Ebu Bekr'i üçüncü kez rahatsız etti. Bunun üzerine Ebu Bekr de (ona gereken cevabı vermek suretiyle) ondan intikam aldı.
Ebu Bekr, intikam alma yoluna gidince Rasulullah (s.a.s.), (gitmek üzere) ayağa kalktı. Bunun üzerine Ebu Bekr:
-Ya Rasulallah, yoksa bana kızdın mı? diye sordu:
Rasulullah (s.a.s.) de:
"(O adam, sana atıp tutmaya başlayınca, senin adına ona cevab vermek üzere) gökten bir melek inip, onun sana karşı söylediği sözleri yalanlamaya başladı. Sen, ona karşılık vermeye başlayınca, (araya) bir şeytan çıkıp geldi. Bense şeytanın bulunduğu yerde oturmam." buyurdu.[12]
6- İzzet sahibi olan muvahhid mü'minler, her zaman faziletli ameller işlemek arzu ederler... Faziletli amellerin ne olduğunu çok iyi araştırıp ilmine vakıf olduktan sonra onları gereği gibi yaşamaya gayret ederler...
Ukbe b. Âmir (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.) ile karşılaştığımda O'ndan önce davranıp elinden tuttum ve:
-Ya Rasulallah, bana amellerin en faziletlisini söyle, dedim.
Rasulullah (s.a.s.):
"Ey Ukbe, seninle ilişkisini kesenle sen ilişkini kesme, senden bir şey esirgeyenden sen bir şeyi esirgeme, sana haksızlık edenden de yüz çevir (bağışla)." buyurdu.[13]
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.):
"Üç şey vardır ki, onlar kimde olursa Allah, onu kolay bir hesaba çeker ve onu rahmetiyle cennete sokar." buyurdu.
Bir adam:
-Ya Rasulallah, anam babam sana fedâ olsun, onlar nedir? diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.), şöyle cevab verdi.
"Sana vermeyene verirsin, sana gelmeyene gidersin, sana zulmedeni affedersin!"
Adam:
-Bunları yaparsam bana ne var ya Rasulallah? diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Yüce Allah seni cennete kor!" buyurdu.[14]
7- Muvahhid mü'minler, yegâne Rabbleri Allah Teâlâ'nın haram kıldığı, mü'min müslüman kardeşlerinin gıybetini yapmazlar... Hatâ eder, kusur işler iseler, hemen tevbe eder, vazgeçerler... Mü'minlerin gizli yönlerini araştırmaz, yani tecessüs etmezler...
Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Ey iman edenler, zandan çok kaçının, çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz, kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin). Sizden biriniz ölü kardeşinizin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'dan korkup sakının. Şübhesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir."[15]
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatır:
el-Eslemî (Mâiz b. Mâlik), Rasulullah (s.a.s.)'e gelip, bir kadınla haram ilişkide bulunduğuna dört kez şahadette bulundu. Her seferinde Rasulullah, O'ndan yüz çeviriyordu. Beşinci seferde O'na döndü ve:
(......................................)
"Zinânın ne olduğunu biliyor musun?" diye sordu.
(Mâiz:)
-Evet, insanın hanımı ile helâl olarak yaptığını, ben onunla haram olarak yaptım, dedi.
(Rasulullah:)
"Bu sözle ne demek istiyorsun?" diye sordu.
(Mâiz:)
-Beni temizlemeni istiyorum, dedi.
Bunun üzerine Rasulullah emretti ve (Mâiz) recmedildi.
Rasulullah (s.a.s.), Ashabından iki kişiden birisinin öbürüne:
-Şu adama bak! Allah, O'nu gizlemişken, nefsi O'nu bırakmadı da köpek taşlanır gibi taşlandı (recmedildi), dediğini duydu.
(Rasulullah,) hiç ses çıkarmadı. Sonra bir müddet yürüdü ve ayağını havaya dikmiş bir eşek ölüsü leşine rastladı.
"Falân ve falân nerede?" buyurdu.
Onlar:
-Biziz ya Rasulallah! dediler.
(Rasulullah:)
"İniniz ve şu eşeğin leşinden yiyiniz!" buyurdu.
Adamlar:
-Ya Nebiyyallah, bundan kim yiyebilir ki? dediler.
Rasulullah:
"Sizin, az önce kardeşinizin ırzına sataşmanız, (bunu) yemekten daha şiddetlidir. Nefsim elinde olan (Allah)’a yemin ederim ki O, şimdi cennet nehirlerine dalmaktadır." buyurdu.[16]
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'in yanındayken adamın biri kalktı ve:
-Ya Rasulallah, filân kişi ne kadar âciz -veya zayıf- biri, dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Arkadaşınızın gıybetini yapıp etini yediniz!" buyurdu.[17]
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.)'in yanında oturuyorduk. Topluluktan bir kişi kalkıp gidince bir adam, onun arkasından konuştu.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):
"Dişlerini temizle!" buyurdu.
Adam:
-Ya Rasulallah, neyi temizleyeyim, et mi yedim ki? dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Az önce kardeşinin etini yedin (yani onun gıybetini yaptın)." buyurdu.[18]
Zeyd b. Vehb nakleder:
İbn Mes'ud'a (bir adam) getirilmiş de:
-Bu adamın sakalından şarab damlıyor, denmiş.
Abdullah b. Mes'ud:
-Biz (gizli) kusur araştırmaktan nehyedildik! Fakat bize bir suç açıkça görünecek olursa, onu cezâlandırırız, karşılığını vermiş.[19]
8- Muvahhid mü'minler, bütün mü'min müslüman kardeşlerinin kadir ve kıymetini bilmeli, özellikle de fakir ve kimsesizlerin değerini takdir edip onlarla ilgilenmeli, gerekli saygı ve sevgiyi göstermelidirler...
Sa'd b. Ebî Vakkas (r.a.) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.)'le birlikte altı kişi idik.
Müşrikler, Rasulullah (s.a.s.)'e:
-(Biz yanına geldiğimiz zaman) bunları kov (yanından uzaklaştır)! Bize karşı cüretkârlıkta bulunmasınlar, dediler.
(Bu altı kişi,) ben, İbn Mes'ud, Huzeyl kabilesinden bir zât, Bilâl ve isimlerini veremeyeceğim iki adam idi.
Rasulullah (s.a.s.)'in kalbine Allah ne diledi ise o geldi. Ve içinden bir şeyler geçirdi. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle:
"Sabah-akşam O'nun yüzünü (rızasını) dileyerek Rabblerine duâ edenleri kovma."[20] ayet-i kerimesini indirdi.[21]
Aziz İslâm Milleti'nin ilk ve öncü nesli böyle idi... Onlar, bu hayırlı tavırlarıyla ümmetin öncüleri ve örnekleri oldular... Kıyamete kadar bu hayırlı tavırları ümmet içinde hayırla anılarak örnek olarak gösterilecek ve muvahhid mü'minler tarafından takib edilecektir... Bu çağda ve esaret altında yaşayan mü'min müslümanlar, başta önderleri Rasulullah (s.a.s.)'i, sonra O'nun terbiyesinde yetişip olgunlaşan Ashâb-ı Kirâm'ı takib edip, onlar gibi yaşayacak olurlarsa, Allah Teâlâ, selefi Mekke işkence döneminden Medine hürriyet devrine çıkardığı ve dünyanın üç kıtasına egemen ettirdiği gibi, zilletten kurtulup izzete kavuşturacaktır!..
"Kim Allah'dan korkup sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir.
Ve onu, hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır."[22]
[1] Bkz. Mâide, 5/54.
[2] Bkz. Âl-i İmrân, 3/110.
[3] Beyhakî, Şuabu'l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, C. 4, Sh. 445, Hds. 3679.
İmam Hafız el-Munzirî, Hadislerle İslâm- Terğib ve Terhib, çev. A. Muhtar Büyükçınar, vdğ. İst. T. y. C. 2, Sh. 527, Hds. 2. Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat'tan.
[4] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B. 112- 113, Hds. 5125.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, C. 16, Sh. 147, Hds. 23183- 23186.
İbn Hibbân, Sahih- el-İhsân fî Takribi Sahihi İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, C. 1, Sh. 538, Hds. 571.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el- Müstedrek Ale's-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 9, Sh. 610, Hds. 7401.
Abdurrezzâk es-San'ânî, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, vdğ. İst. 2013, C. 11, Sh. 251, Hds. 20319.
[5] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B. 85, Hds.5004.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 16, Sh. 401, Hds. 23741.
[6] Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2024, C. 16, Sh. 478, Hds. 980.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'-Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2015, C. 11, Sh. 48, Hds. 10526. Bezzâr'dan.
[7] Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, C. 6, Sh. 188, Hds. 6487.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, C. 11, Sh. 50, Hds. 10530.
[8] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Hudûd, B. 7, Hds. 9.
Beyhakî, Şuabu'l-İman, C. 1, Sh. 492. Hds. 498.
[9] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Hudûd, B. 5, Hds. 6, 10.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudûd, B. 35, Hds. 4477.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 12, Sh. 268, Hds. 17527.
[10] Enbiya, 21/47.
[11] İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 10, Sh. 50, Hds. 13884.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B. 22, Hds. 3374.
[12] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B. 41, Hds. 4896.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, C. 13, Sh. 649, Hds. 13698. Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat'tan.
[13] İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 15, Sh. 588, Hds. 22616- 22617.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, C. 13, Sh. 645, Hds. 13689-1690. Taberânî'den.
[14] Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, C. 13, Sh. 648, Hds. 13697. Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat'tan.
[15] Hucurat, 49/12.
[16] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudûd, B. 23, Hds. 4428.
İmam Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, B. 307, Hds. 737.
İbn Hibbân, Sahih, C. 5, Sh. 514, Hds. 4400.
Beyhakî, es-Sünenü'l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2017, C. 16, Sh. 227, Hds. 17080.
Ebu Ya'lâ el-Mevsılî, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2024, C. 5, Sh. 107, Hds. 6140.
İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, çev. Hasan Yıldız, İst. 2011, C. 6, Sh. 606, Hds. 7162.
[17] Ebu Ya'lâ el-Mevsılî, Müsned, C. 5, Sh. 111, Hds. 6151.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, C. 13, Sh. 376, Hds. 13144. Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat'tan.
[18] Taberânî, el-Mucemu'l-Kebîr, C. 8, Sh. 567, Hds. 10092.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, C. 13, Sh. 377, Hds. 13145.
[19] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B. 37, Hbr. 4890.
[20] En'âm, 6/52.
[21] Sahih-i Müslim, Kitabu Fedâilu's-Sahâbe, B.5, Hbr. 46.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B. 8, Hbr. 4128.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, C. 7, Sh. 545, Hbr. 5444.
Beyhakî, Şuabu'l-İman, C. 10, Sh. 89, Hbr. 10008.
İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kebîr, C. 10, Sh. 168, Hbr. 11098.
Ebu Ya'lâ el-Mevsılî, Müsned, C. 1, Sh. 387, Hbr. 826.
İmam Ebu Muhammed Abdulhamid b. Humeyd b. Nasr el-Kissî, el-Müntehab- Abd b. Humeyd Müsned, çev. Serkan Ünal, Konya, 2015, Sh. 78, Hbr. 131.
[22] Talak, 65/ 2-3.


