En baÅŸta ÅŸunu belirtelim ki siyonizmin bizzat kendisi de küresel emperyalizmin fitne politikalarının bir aracıdır. Siyonizm ideolojisini ÅŸekillendiren ve özellikle Müslüman halklara yönelik politikalarını sahaya taşımak amacıyla devreye sokan İngiliz emperyalizmidir. Ancak yahudilerdeki “asabiyet” yani soy üstünlüÄŸü davası, kendileri dışındaki halkların hepsinin kendilerine hizmet etmek zorunda olduÄŸu düÅŸüncesi siyonizm ideolojisinin iÅŸini kolaylaÅŸtırmıştır. Bu yüzdendir ki siyonizm bir tür aşırı ırkçılık olduÄŸu halde yahudiler arasında oran olarak destekçileri, baÅŸka aşırı ırkçı akımların hitap ettikleri etnik ya da dini unsurlar içinde kazandıkları taraftarlardan daha fazladır. Yani hiçbir aşırı ırkçı söylemin hitap ettiÄŸi kesimdeki taraftarlarının oranı, siyonizmin yahudiler arasında kazandığı taraftarların oranını bulmaz. Aşırı ırkçı söylemlerin kitlesel tabanları genellikle marjinal yani iyice azınlıkta kalır. Ama siyonizmin yahudiler arasındaki taraftarlarının oranı toplam yahudi sayısına çok yakındır. Onlarda siyonizme itiraz edenler ve karşı çıkanlar iyice azınlıkta ve marjinal kalmaktadır.
Kendisi küresel emperyalizmin fitne politikasının aracı ve silahı olan siyonist ideoloji, iÅŸgal altındaki Filistin topraklarında egemenliÄŸini sürdürebilmek için de fitne politikasını ve silahını son raddesine kadar ve gayet arsızca kullanmaktadır.
Fitne politikasının en önemli yöntemi ise insanlar arasındaki farklılıkları ya da ihtilafları onları birbirine düÅŸman etmek, aralarında çatışmaya sebep olmak, böylece çatışan tarafların kendisine ihtiyaç duyacağı zemin oluÅŸturmak sonra da bu ihtiyacı kendi çıkar hesapları doÄŸrultusunda deÄŸerlendirmektir.
Lübnan’da 15 yıl süren ve ülkeyi tam anlamıyla felakete sürükleyen iç savaşın fitilini ateÅŸleyen, siyonist iÅŸgal rejiminin fitne politikası olmuÅŸtur. Siyonist iÅŸgal rejimi o zaman Maruni (Arap katolik) hıristiyanların, Filistinli mültecilerin ülkeye kabul edilmesine karşı çıkmalarından istifade ederek tahrikçi bir politika izledi. Bu politika 1975 yılında ülkede iç savaşın patlak vermesine sebep oldu. İşgalci siyonistler Marunilerin silahlı milis gücünü oluÅŸturan Falanjist militanlarla (Ketaib) iÅŸbirliÄŸi yaptı. Siyonist katiller daha sonra bu iÅŸbirliÄŸinden yararlanarak 1982’de Lübnan’ı iÅŸgal etti. Bu iÅŸgalde baÅŸkent Beyrut’un güney kesimi dahil olmak üzere bütün Güney Lübnan siyonistlerin kontrolüne geçti. BaÅŸkentteki iÅŸgalleri üç yıl devam etti. 1985’te Filistin KurtuluÅŸ Örgütü (FKÖ) militanlarının Lübnan’ı terk etmesi ÅŸartıyla Beyrut’tan çekildiler. Ancak Güney Lübnan’da askeri yönden kontrol altında tuttukları bir tampon bölge oluÅŸturdular.
Siyonist iÅŸgalcilerin yaktığı fitne ateÅŸiyle patlak veren iç savaÅŸ 1990’a kadar devam etti. 1989’da kabul edilen Taif AnlaÅŸması’na binaen çatışan tarafların silahları teslim etmeyi kabul etmesiyle iç savaÅŸ sona erdi. Ancak bu savaÅŸ ülkede ağır kayıplara neden oldu. Hem çok sayıda insan hayatını kaybetti hem de büyük bir maddi hasar meydana geldi. Aynı zamanda iÅŸgalci siyonistlerin 1982’de ülkeyi iÅŸgal etmesini de kolaylaÅŸtırdı. Falanjist militanlar da bu iÅŸgalde siyonist katillerle iÅŸbirliÄŸi yaptı. Oysa siyonist katiller tüm Lübnan’ın ve bu arada Marunilerin de düÅŸmanıydı. Marunileri savunduklarını ve temsil ettiklerini ileri süren Falanjistler (Arapçada yaygın olan adıyla El-Ketaib) siyonist iÅŸgalcilerin kirli oyunları ve hesapları için kullanılıyor, iÅŸgalci siyonistlere hizmet ederken üzerinde yaÅŸadıkları topraklara, vatandaşı oldukları ülkeye ve mensubu oldukları Lübnan halkının tümüne ihanet ediyorlardı. Bunu da birtakım dünyevi hesaplarla siyonist katillerin tuzağına düÅŸtükleri için yapıyorlardı. Zaten sonraki dönemde bunun kendileri de farkına varmışlardır. Bu yüzden Falanjist Parti, Falanjist militanlarla bağını tamamen kopardı. Falanjist militanların başını çeken, aynı zamanda Sabra ve Åžatilla katliamında infazcı olarak istihdam edilen eli kanlı militanları da yönettiÄŸi bilinen Eli Hubeyka, bu katliamda Aryel Åžaron’un rolü hakkında bildiÄŸi gerçekleri açıklayacağını duyurmasının hemen ardından, konuÅŸmasına fırsat verilmeksizin iÅŸgal rejiminin cinayet ÅŸebekesi MOSSAD’ın katilleri tarafından 24 Ocak 2002 tarihinde öldürüldü.
Siyonist iÅŸgalciler 1985’te saÄŸlanan anlaÅŸmanın ardından baÅŸkent Beyrut’tan ve ülkenin orta kesimlerinden çekilmekle birlikte güney kesiminde bir tampon bölge oluÅŸturdular. Bu bölgede belli sayıda iÅŸgalci asker bulundurmakla birlikte bölgeyi kontrol amacıyla, Güney Lübnan Ordusu (SLA) adını verdikleri bir milis güç oluÅŸturdular. Bu silahlı örgütün bünyesinde istihdam ettiklerinin de büyük çoÄŸunluÄŸu yine Falanjist militanlardan oluÅŸuyordu. Başına da Maruni hıristiyanlardan Antuvan Luhad isimli bir ÅŸahıs geçirilmiÅŸti. SLA militanlarının ve komutanlarının maaÅŸları iÅŸgalci siyonist rejim tarafından ödeniyordu.
1985’te FKÖ militanlarının Lübnan’ı terk etmek zorunda kalması ve iÅŸgalci siyonistlerin ülkenin güneyinde bir tampon bölge oluÅŸturması üzerine, resmi olarak 1982’de kurulmuÅŸ olan Hizbullah’ın silahlı gücü güneydeki siyonist iÅŸgale karşı mücadele vermeye baÅŸladı. Bu savaÅŸta tabii ki iÅŸgalci askerlerden önce SLA militanları Hizbullah’ın karşısına çıkıyordu. Ancak tabii ki iÅŸgalci askerler de saldırılarda hedef alınıyor ve önemli kayıplar vermek zorunda kalıyorlardı. Sonunda siyonist iÅŸgalciler bu direniÅŸe yenilerek 2000 yılında bölgeden çekilme kararı aldı. İşgal askerleri çekilince SLA militanları da tamamen himayelerini kaybettiklerinden dağılmak zorunda kaldı. Hizbullah karşısında sap gibi ortada kalan SLA militanları öldürülecekleri korkusuyla siyonist iÅŸgal rejiminden sığınma talebinde bulundular. Ancak iÅŸgal rejimi birkaç üst düzey komutanı dışında hiçbirine sığınma hakkı vermedi. Bu durum karşısında Hizbullah’ın bir intikam savaşı vermesi halinde siyonist rejimin hesabına çalışan söz konusu militanların hepsinin hayatı tehlikeye girecekti. Ancak Hizbulllah o zaman herhangi bir intikam savaşı vermeyerek bu militanların evlerine dönmelerine izin verdi.
Bugün hıristiyanlar dâhil olmak üzere Lübnan’daki bütün kesimler, siyonist iÅŸgal rejiminin fitne oyununa gelinmesinin, onunla iÅŸbirliÄŸi yapılarak Lübnan toplumuna ihanet edilmesinin ne kadar büyük bir yanılgı ve aldanma olduÄŸunun; siyonist iÅŸgal rejiminin sadece Filistin halkı için deÄŸil bütün bölge için ciddi bir tehlike ve ortak düÅŸman olduÄŸunun, dolayısıyla bu düÅŸmanın safında deÄŸil karşısında durmak gerektiÄŸinin farkındadır. Ama zikrettiÄŸimiz hakikatleri de görmezden gelmek ve üstünü örtmek mümkün deÄŸildir. Önemli olan ise yaÅŸananlardan ibret almak, ders çıkarmak, benzer oyunlar karşısında daha dikkatli olunması için Yüce Allah’ın lütfu olan akıl nimetini iyi deÄŸerlendirmektir.
Siyonist katillerin geçmiÅŸte Lübnan’da oynadıkları oyunun aynısını bugün Suriye’nin güneyinde oynamaya çalıştıklarını görüyoruz.
Her ÅŸeyden önce Suriye’de kendi deÄŸerlerine sahip çıkan, siyasi bağımsızlığını pekiÅŸtirmek isteyen İslami yönelimde bir siyasi otoritenin olması iÅŸgalci siyonistleri endiÅŸelendiriyor. Çünkü İslami duyarlılık sahibi hiç kimse siyonistlerin Filistin toprakları üzerinde sürdürdükleri zulmü onaylamaz ve bu zulmün devam edip gitmesine bigane kalamaz. Bugün bu zulmü durdurmaya gücü yetmese bile ilerisi için planlar yapar ve zulme son verilmesine katkı saÄŸlayacak bir ÅŸeyler yapılmasının en azından önünü açar. İşte bu ihtimal iÅŸgalci siyonistleri endiÅŸelendiriyor ve o yüzden temas çizgisini tahkim etmek, bu bölgeden gelebilecek tehditlerin önünü “sınır” olarak kabul edilen çizginin epey bir ilerisinde kesmek, sızmaları önlemek ve gerek gördüÄŸünde gözdağı verme amaçlı saldırılar için gerekçe oluÅŸturmak amacıyla aynen Güney Lübnan’daki gibi Suriye’nin güneyinde de bir tampon bölge oluÅŸturmak istiyorlar. Bölgede, inanç, düÅŸünce ve anlayış olarak Suriye ahalisinin umumundan farklı bir Dürzi nüfusun bulunması da onların iÅŸtahını kabartıyor. Çünkü daha önce iÅŸgal ettikleri Filistin topraklarında yaÅŸayan Dürzi kesimi kendi çıkarları doÄŸrultusunda deÄŸerlendirme politikalarında baÅŸarılı olmuÅŸ ve yine Filistin’in içindeki Dürzilerin ileri gelenleri vasıtasıyla Suriye’nin güneyindeki Dürzilerin ileri gelenleriyle köprüleri inÅŸa etmiÅŸlerdi.
İşgal rejimi Åžam’daki Baas rejiminin düÅŸmesinin hemen ardından Suriye’nin güneyinde yer alan Suveyda vilayetinde yaÅŸayan Dürzilerle ilgili politikalarını da devreye sokmaya çalıştı. Ancak Åžam yönetiminin bölgeyi kontrol altına alma konusunda baÅŸarılı olması siyonist iÅŸgalcilerin ilk ataklarının sonuçsuz kalmasını saÄŸladı. Åžam’ın, Suveyda’daki Dürzi militanların inlerine çekildikleri düÅŸüncesiyle bölgedeki askeri gücünü azaltmasını fırsat bilen, siyonist iÅŸgalcilerle de doÄŸrudan iliÅŸki içinde olan Hikmet El-Hicri isimli Dürzi lidere baÄŸlı militanların bölgedeki, Sünni Arap aÅŸiretlerinin yaÅŸadığı ve Bedevi köyleri olarak da isimlendirilen köylere saldırıda bulunması ciddi sarsıntılara neden oldu. Burada da Dürzi militanlar aynen Falanjist militanlar gibi kadın çocuk ayırmaksızın insanları vahÅŸice katlettiler. Bu da siyonistlerin hizmetlerine soktukları silahlı güçleri aynen kendilerine benzettiklerini göstermesi açısından ibret vericidir.
Suriye ordusunun bölgede güvenliÄŸi saÄŸlamak için operasyon düzenlemesi üzerine de iÅŸgal rejimi Dürzileri himaye gerekçesini kullanarak Suriyeli askerlere ve baÅŸkent Åžam’da, Genelkurmay BaÅŸkanlığı, İçiÅŸleri Bakanlığı binaları ve CumhurbaÅŸkanlığı Sarayı baÅŸta olmak üzere muhtelif binalara hava saldırıları düzenledi. Bunun ardından ABD ve Türkiye’nin aracılığı ile bölgede ateÅŸkes saÄŸlandığı söylenerek Suriye ordusunun çekilmesine karar verildi. Ancak iÅŸgal rejiminin hizmetindeki Hikmet El-Hicri’nin Dürzi militanları ateÅŸkese uymayarak bölgedeki Sünni aÅŸiretlere saldırmaya, sivil insanları hunharca katletmeye devam ettiler. Bu durum karşısında aÅŸiretler kendi aralarında ittifak kurarak Dürzi militanlara karşı gönüllü silahlı direniÅŸ baÅŸlattı.
Bölgede yaÅŸananlar ve baÅŸvurulan fitne oyunu 1975’te Lübnan’da sahnelenen fitne oyununun aynısıdır. Ne yazık ki Dürzi potansiyel de bu oyunda iÅŸgal rejiminin hesapları için kullanılmaktadır. Ancak Dürzilerin sadece Suveyda bölgesinde yoÄŸunlaÅŸmaları fitnenin tüm ülkeye yayılmasını önlemektedir.
Gazze’de korkunç katliam gerçekleÅŸtiren siyonist katillerle, çok basit ve deÄŸersiz birtakım dünyevi çıkarlar için iÅŸbirliÄŸi yapmak, üstelik bu iÅŸbirliÄŸinde iÅŸgalci katillerin hesabına kendi ülkesine ve mensubu olduÄŸu halka ihanet etmek çok çirkin ve iÄŸrenç bir duruÅŸtur. Bu iÄŸrenç duruÅŸ aynı zamanda genel anlamda Dürzi toplumla iliÅŸkilendirildiÄŸinden böyle bir ihanete imza atanlar mensubu oldukları unsura da ihanet ediyorlar. Çünkü bu ihanet bu kesimin tümünün birden imajını yıpratmaktadır. Üstelik böyle bir ihanete alet olanlar Lübnan’da Falanjist militanların içine düÅŸtüÄŸü durumdan ibret almıyor.


