Siyonist iÅŸgal rejiminin 13 Mayıs’ta İran’a yönelik saldırılar gerçekleÅŸtirmesiyle baÅŸlayan savaşın son dönemde dünya gündeminin ana konusu olduÄŸunu düÅŸünüyoruz. Ancak bu konuyla ilgili olarak aylık Ribat dergisinin Temmuz sayısı için bir dosya hazırlamayı düÅŸündüÄŸümüz için iki farklı dergiye aynı konuda yazı yazmayı uygun görmediÄŸimizden Vuslat’ın bu ayki sayısında, yine gözden uzak tutulmaması ve mutlaka gündemde tutulması gereken, siyonist iÅŸgal rejiminin ve onun arkasında duran küresel emperyalizmin vahÅŸi yüzünü ifÅŸa eden bir baÅŸka konu üzerinde durmak istiyoruz.
Siyonist iÅŸgal rejimi Gazze’de soykırım savaşını ve vahÅŸi katliamlarını hava saldırılarıyla yoÄŸun bir ÅŸekilde ve zaman zaman kara saldırılarıyla sürdürüyor. Ancak son dönemde bölge ahalisinin tümüne yönelik olarak en etkili bir ÅŸekilde kullandığı silah “aç bırakma” silahıdır. Tahmin ediyoruz, normalde kendi açısından ağır bir bedele sebep olabileceÄŸi yönündeki beklentilerine raÄŸmen İran’a yönelik olarak böyle bir saldırı baÅŸlatmasının sebeplerinden biri de Gazze’de uyguladığı “aç bırakma” politikasından dolayı kendisine yönelen tepkilerin etkisini azaltmak, dikkatleri dağıtmak ve üzerindeki siyasi baskıları hafifletmekti. Tabii savaşın tek ve birinci amacı bu deÄŸildi, ama bunun da öncelikli amaçlarından biri olduÄŸuna kanaat ediyoruz.
İnsanları açlığa ve susuzluÄŸa mahkum ederek teslim olmaya zorlamak ÅŸeytanın askerlerinin asırlar öncesinden keÅŸfettikleri ve sıkça uyguladıkları bir yöntemdir. Ancak biz burada geçmiÅŸte baÅŸvurulan aç bırakma uygulamalarıyla ilgili ayrıntılara girmeye gerek görmüyoruz. Çünkü meraklılarının tarih kitaplarından bu konularla ilgili ayrıntılı bilgilere ulaÅŸmaları mümkündür. Özellikle Peygamberimiz Muhammed (a.s.) ile sahabilerinin ve kendisine sahip çıkan yakınlarının üç yıl boyunca maruz kaldıkları boykot ve aç bırakma uygulaması hakkında siyer kitaplarında ayrıntılı bilgiler mevcuttur.
Burada sadece ÅŸunu ifade edelim ki, zulüm ve vahÅŸet uygulamalarında “çaÄŸdaÅŸ” olarak tanımlanan sistemlerin ve bu sistemlere ÅŸekil veren zihniyetlerin, “ilkel” olarak tanımlananlara kıyasla çok daha ÅŸedit ve iÄŸrenç olduÄŸunu görürüz. Çünkü çaÄŸdaÅŸ olanlar ahlâkî ve insanî yönden kendilerini geliÅŸtiremezken, teknolojik imkanlarını ve araçlarını geliÅŸtirmiÅŸ dolayısıyla insanî deÄŸerlere tümüyle aykırı uygulamaları daha kapsamlı ve daha etkileyici bir biçimde uygulamanın yeni yöntemlerini keÅŸfetmiÅŸlerdir.
İsrail iÅŸgal rejiminin 2006’dan bu yana Gazze’ye uyguladığı ablukanın amacı “aç bırakma” silahının kullanılması suretiyle bölge ahalisini siyonist iÅŸgal rejimine teslim olmaya zorlamaktır. Ancak bölge ahalisi büyük zorluklara katlanarak siyonist iÅŸgalcilere teslim olmamayı tercih etti.
Siyonist iÅŸgalciler 7 Ekim 2023 tarihinde baÅŸlattıkları soykırım savaÅŸlarında “aç bırakma” uygulamalarını daha da katılaÅŸtırdılar. Bu kez insanî yardımı tamamen engellemeye baÅŸladılar.
SavaÅŸ sürecinde “aç bırakma” silahını aynı zamanda Gazze Åžeridi’nin kuzey kesiminde yaÅŸayan insanları güney kesime geçmeye zorlamak amacıyla da deÄŸerlendirdiler. İşgalciler, Gazze Åžeridi’ni iki parçaya bölerek kademeli bir ÅŸekilde kontrol altına almak amacıyla orta kesimde yer alan Deyru’l-Belah vilayetinin toprakları üzerinde Netzarim Koridoru adını verdikleri bir askeri ÅŸerit oluÅŸturdular. İşgalci siyonistlere bu konuda akıl veren ve strateji öÄŸreten ise ABD oldu.
İşgal güçleri söz konusu koridoru açmak suretiyle doÄŸudan 1948’de iÅŸgal edilmiÅŸ topraklardan Akdeniz’e doÄŸru uzanan bir askeri bariyer oluÅŸturmuÅŸ oldular. Bu koridor üzerine belli aralıklarla askerler yerleÅŸtirmek suretiyle kuzeyde kalan Gazze ÅŸehri, Cibaliya, Beyt Hanun, Beyt Lahiya gibi bölgelerle güneyde kalan Han Yunus ve Refah bölgeleri arasında geçiÅŸleri tamamen asker kontrolüne alma imkanı elde ettiler. Orta kesimde yer alan Deyru’l-Belah bölgesini ise ortadan böldükleri için bu bölgenin bir kısmı ÅŸeridin kuzeyinde bir kısmı da güneyinde kaldı.
İşgalcilerin böyle bir askeri koridor açmaları onlara sadece insan geçiÅŸini deÄŸil aynı zamanda insanî yardım geçiÅŸini de kontrol altına alma imkânı verdi. Böylece bölgedeki yerli halkın birbirine yardım etmesini de engellemek için bir kontrol ÅŸeridi oluÅŸturmuÅŸ oldular.
Böyle bir askeri koridor oluÅŸturduktan sonra bölge ahalisinin tamamını güneydeki Han Yunus ve Refah bölgelerine istif etmek amacıyla kuzeyde kalan ahaliye talimatlar gönderdiler. Bu arada güney bölgenin güvencede olduÄŸu yalanını kullandılar. Oysa böyle bir iddialarında gerçekçi olmadıkları, sırf kuzeydeki halkı kendi bölgelerini terk etmeye teÅŸvik amacıyla böyle bir yalandan yararlanmak istedikleri çok kısa bir süre içinde ortaya çıkmıştır.
Daha sonra kuzeydeki ahaliyi bölgelerini terk etmeye zorlamak amacıyla bu bölgeye insani yardım, gıda maddesi, ilaç vs. giriÅŸini tamamen engellediler. O yüzden bu bölgede kalmakta ısrar eden ahali ciddi ÅŸekilde açlık sorunu yaÅŸamaya baÅŸladı. Hayatta kalabilmek için otları ve sokak hayvanlarını yemek zorunda kaldı. Bu arada açlığa tahammül etme gücü çok zayıf olan onlarca çocuk hayatını kaybetti.
İşgalciler ablukanın daha etkili olması için bölgedeki gıda depolarını ve su kuyularını kasten hedef alarak imha ettiler.
Kuzey kesimin bu ÅŸekilde kıskaca alınmasının üzerinden fazla zaman geçmeden iÅŸgalci siyonistler güney kesimi de sıkı bir abluka altına almak amacıyla, Gazze Åžeridi ile Mısır arasında sınır çizgisini oluÅŸturan ve Filadelfi Koridoru adı verilen hattı da ele geçirdiler. İşgalcilerin bu hattı ele geçirmeleri onlara Refah Sınır Kapısı’nı da tamamen kontrol altına alma imkânı verdi. İşgalci katillerin bu sınır hattını ve Refah Kapısı’nı kontrol altına almasında tabii ki Mısır’ın ilgisizliÄŸinin önemli bir rolü olmuÅŸtur. Zaten Gazze’ye uygulanan insanlık dışı ablukada Mısır’ın her zaman onların bekçiliÄŸini yaptığı bilinmektedir.
İşgal güçlerinin Filadelfi Koridoru’nu ve Refah Sınır Kapısı’nı ele geçirmeleri güney kesime yönelik ablukanın da daha etkili olmasına yol açtı. Çünkü iÅŸgal güçleri artık bu bölgeye de herhangi bir ÅŸekilde gıda maddesi, ilaç veya baÅŸka bir insani yardım sokulmasını engelleyebiliyorlardı. İşgalci siyonistler güney bölgeyi böyle sıkı bir ÅŸekilde kıskaca aldıktan sonra, bu bölgeye de kara saldırıları gerçekleÅŸtirerek sivillere yönelik korkunç katliamlar gerçekleÅŸtirdiler. Ancak iÅŸgalci askerler bu bölgede direniÅŸ güçlerinin eylemleri karşısında da önemli kayıplar verdiler.
19 Ocak 2025 tarihinde ateÅŸkesin birinci aÅŸamasının baÅŸlamasından sonra gerek kuzey ve gerekse güney bölgeye az miktarda insanî yardım sokulmasına imkan verildi. Ancak tabii ki gönderilen yardımlar ihtiyacı karşılamanın çok gerisinde kalıyordu. Bölgeden askerlerin tamamen çekilmesi ve Netzarim koridorunun kaldırılması ise ikinci aÅŸamada gerçekleÅŸecekti. Ama iÅŸgal hükümetinin baÅŸbakanı eli kanlı Netanyahu ikinci aÅŸamaya geçilmesine fırsat vermeyerek 1 Mart’tan itibaren ateÅŸkesi geçersiz saydığını duyurdu ve insanî yardımların giriÅŸini yeniden engellemeye baÅŸladı. Üstelik bu kez hem güney hem de kuzey kesim çok sıkı bir kuÅŸatmaya alındı ve insanî yardımların girmesi tamamen engellendi. Dolayısıyla Gazze Åžeridi’nin tamamında ciddi ÅŸekilde kıtlık ve açlık krizi yaÅŸanmaya baÅŸlandı.
Gelen tepkiler üzerine ABD, bölgeye gönderilen yardımların Hamas tarafından ele geçirildiÄŸi ve parayla satıldığı iddiasında bulunarak bölgeye yardım iÅŸini organize etmek için kendisinin devreye gireceÄŸi yönünde bir açıklamada bulundu. İddianın Hamas’la ilgili kısmı tamamen saçmaydı. Çünkü BM, Kızılhaç gibi uluslararası kurumlar adına gönderilen yardımların dağıtımı tümüyle yine aynı uluslararası kurumlar tarafından organize ediliyordu ve Hamas bir ÅŸeye müdahale etmiyordu. Yardım dağıtma iddiasının ise tam anlamıyla bir taktik ve oyun olduÄŸu baÅŸtan biliniyordu. YaÅŸanan tecrübeler ve vuku bulan hadiseler bu gerçeÄŸi bütün açıklığıyla gün yüzüne çıkardı.
ABD güya Gazze İnsani Yardım Vakfı (Gaza Humanitarian Foundation -GHF) adında, “kâr amaçlı olmadığı” ileri sürülen bir sosyal kurum kurduÄŸunu duyurdu. Verilen bilgilere göre bu kurum güya bölgede yardım dağıtma iÅŸini organize edecek, yardım dağıtımının yapılacağı merkezlerin güvenliÄŸini de İsrail askerleri saÄŸlayacaktı. Aynı zamanda yardım dağıtım merkezleri olarak ilan edilen noktalar güvenli bölgeler olarak tanımlanıyordu.
Ancak yardım dağıtım merkezleri olarak ilan edilen noktalara toplanan insanlara, “güvenliÄŸi saÄŸlayacakları” ileri sürülen iÅŸgalci siyonist askerlerin saldırılarda bulunmaları ve onlarca insanı katletmeleri aslında bu merkezlerin birer tuzak olarak oluÅŸturulduÄŸunu, insanları bir yerlere çekip topluca katletmek amacıyla “insani yardım”ın da bir istismar aracı, çocukları tuzaÄŸa düÅŸürmeyi amaçlayan bir “yem” olarak kullanıldığını gözler önüne serdi.
Siyonist iÅŸgal güçleri gerek askerlerin eline verilen silahlarla ve gerekse havadan gönderilen insansız hava araçlarıyla söz konusu yardım dağıtım merkezlerinde onlarca çocuÄŸu ve kadını katlettiler. Çünkü buralara toplananların çoÄŸu çocuklardan ve kadınlardan oluÅŸuyordu. O çocukların ve kadınların bu merkezlerin kendilerinin pusuya düÅŸürülmesi için birer tuzak olarak kullanılacağını düÅŸünmeleri mümkün deÄŸildi. Çünkü sürdürülen abluka ve aç bırakma uygulaması kendilerini iyice periÅŸan ettiÄŸinden, bu tür oyunların arka planı hakkında kafa yorabilecek durumda deÄŸillerdi. Maruz kaldıkları periÅŸan durumdan kurtulmak için yardım diye uzatılan her ÅŸeyle ilgilenmek zorundaydılar. Zaten bu taktiÄŸe baÅŸvuranlar da bunun farkındaydı.
Bu son derece korkunç, vahÅŸi ve insanlık dışı oyunu siyonist iÅŸgal rejimi ile onun sahibi durumundaki ABD birlikte hazırladı ve birlikte uygulamaya koydular. ABD’nin sözde insanı yardım kuruluÅŸu (GHF) Gazze’deki aç çocuklara ekmek uzattı, onlar ekmek almaya gelince de etrafa yerleÅŸtirilen iÅŸgalci katiller onları vahÅŸi bir ÅŸekilde katletti.
Bu uygulama “aç bırakma” silahının insanları imha etmek, soykırıma tabi tutmak, teslim olmaya zorlamak için kullanılmasının en iÄŸrenç, en vahÅŸi ÅŸeklidir. Ama bu vahÅŸeti siyonist katiller yalnız baÅŸlarına deÄŸil kendilerini “çaÄŸdaÅŸ” ve “uygar” olarak tanımlayan, insan haklarının bekçisi gibi gösteren, uluslararası hukuku icra etmek için uluslararası kurumlar kurduklarını söyleyen Batılı güçlerle birlikte icra ediyor. Bu manzarayı görünce bugün insanlığın tepesine çökmüÅŸ küresel güçlerin ne derece vahÅŸi, ne derece korkunç ve ne derece iÄŸrenç olduklarını daha iyi anlıyoruz. Bunlar ÅŸeytanın askerlerinden baÅŸka bir ÅŸey olamaz. Ama Kur’ân-ı Kerim’de haber verildiÄŸine göre ahirette ÅŸeytan bile onlardan yaka silkecektir. “İş olup bitince ÅŸeytan der ki: "Åžüphesiz Allah size gerçek olanı vaad etti. Ben de vaad ettim. Ama ben vaadimden döndüm. Zaten ben sizin üstünüzde bir nüfuza sahip deÄŸildim. Sadece ben sizi çağırdım siz de çaÄŸrıma uydunuz. O halde beni kınamayın kendi kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Daha önce beni (Allah'a) ortak koÅŸmanızı da tanımamıştım zaten. Gerçekten zalimler için pek acıklı bir azap vardır." (İbrahim, 14/22)


