23 Ocak 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / Allah Yolunda İnfâk Edenlerin Öncüleri!..
ALLAH YOLUNDA İNFÂK EDENLERİN ÖNCÜLERİ!..

Allah Yolunda İnfâk Edenlerin Öncüleri!.. Muhammed İslamoğlu

Kendisinde hiçbir şübhe olmayan Kur’ân-ı Kerim’in kendilerine dosdoğru yolu gösterdiği, onların da bu dosdoğru hak yolda yürüdüğü takva sahibi muvahhid mü’minler için şöyle buyurur Allah Teâlâ:

“Onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler.”[1]

Mücahid dedi ki:

Ebu Zerr, Rasulullah (s.a.s.)’e iman konusunu sorunca, Rasulullah (s.a.s.) cevab olarak:

“Yüzlerinizi Doğuya ve Batıya çevirmeniz iyilik değildir. Amma iyilik, Allah’a âhiret gününe, meleklere, Kitaba ve Peygamberlere iman eden, mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefâ gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttakî olanlar da bunlardır.”[2] ayetini okudu.[3]

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in iman ve cihad mektebinde yetişen, insanlar için çıkarılmış hayırlı ümmetin en hayırlı nesli Sahabe-i Kirâm ayette buyrulduğu vasıflarda idiler… Onlar, vasat ve şahid ümmetin öncüleri ve örnekleriydiler… Önderleri Rasulullah (s.a.s.)’i görmüş, O’na iman etmiş, O’nunla beraber bulunmuş ve hayat örneği edinmişlerdi… Yaşanan hayatın her konusunda önderleri Rasulullah (s.a.s.)’e tâbi oldukları gibi, “infâk” konusunda da tam itaat ile tâbi olmuş, böylece hayırlı ümmete örneklik teşkil etmişlerdi…

Hem darlıkta, hem bollukta,[4] hem gizli, hem de açık[5] Allah yolunda ihtiyaç sahiblerine infâkta bulunan Ashâb-ı Kirâm’ın hayatından birkaç örnek verelim… Okuyalım ve okuduklarımızla amel edelim…

Önce hayat önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’den örnekler!..

1- Ukbe ibnu’l-Hâris (r.a.) anlatıyor:

Medine’de Rasulullah (s.a.s.)’in arkasında ikindi namazını kıldım. Rasulullah, selâm verdi. Sonra kalktı ve acele acele cemaatin omuzları üstünden aşarak, hanımlarına mahsus hücrelerden birine girdi. İnsanlar, Rasulullah’ın bu sür’atli gidişinden ürktüler. Biraz sonra cemaatin yanına çıktı. Ve onların, kendinin sür’atli gidişinden hayret ettiklerini görünce:

“(Namazda iken) bizde biraz altın olduğunu hatırladım. Onun beni alıkoymasını istemedim de taksim edilmesini (ve dağıtılmasını) emrettim.” buyurdu.[6]

2- Enes (r.a.) anlatıyor:

Adamın biri, bir şeyler istemek üzere Rasulullah (s.a.s.)’e geldi. Rasulullah (s.a.s.) de adama bir vâdîyi dolduracak kadar koyun verdi. Adam kavminin yanına gitti ve:

-Ey kavmim, siz de gidip müslüman olun! Zira Muhammed, öyle ihsânda bulunuyor ki, kişi artık fakirlikten yana endişe etmeyecek hâle geliyor, dedi.

Sabit, bunu rivayet ederken Enes’in şöyle dediğini de zikreder:

-Bazıları, dünyalık bir şeyler elde etmek için Rasulullah (s.a.s.)’e gelip müslüman olurlardı. Ancak akşam olmadan bu kişiler, İslâm’ı dünya ve içindekilerden daha fazla sever hâle gelirlerdi.[7]

3- Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha) anlatır:

Onlar (Rasulullah’ın hâne halkı), bir koyun kesmişlerdi. (Kesilen koyunun eti, ihtiyaç sahiblerine dağıtıldı.)

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

“Koyundan ne kaldı?” diye sordu.

Âişe:

-Koyundan yalnız küreği kaldı, diye cevabladı.

Rasulullah (s.a.s.):

“Küreğinden başka hepsi kaldı!” buyurdu.[8]

İslâm Milleti’nin yegâne önderi ve muvahhid mü’min müslümanların hayat örneği Rasulullah (s.a.s.) böyle idi!.. Allah Teâlâ’nın razı olduğu hayatın her konusunda olduğu gibi, infakta bulunmak ve sadaka vermek konusunda da önder ve örnek idi!.. İnsanlar için çıkarılmış hayırlı ümmet, bütün hayrı, iyiliği ve güzelliği O’ndan öğrendi… Ve O’nu kendilerine örnek edinerek hayır işlediler, insana yakışan iyilikte ve güzellikte bulundular… Önderlerini takib edip, O’na itaat eden şahid ve vasat ümmetin en hayırlı neslinden örnekler!..

1- el-Munzir b. Cerîr babasından, şöyle dediğini rivayet etti:

Gündüzün ortasında Rasulullah (s.a.s.)’in huzurunda idik. Yanına yalın ayak, kaplan postu rengindeki gömleklerini yahud abadalarını ortadan delip başlarına geçirmiş, kılıçlarını kuşanmış, çoğunlukla Mudarlı, hattâ hepsi Mudarlı bir grup insan geldi. Onların oldukça muhtaç hâllerini görünce Rasulullah (s.a.s.)’in yüzü değişti. İçeri girdikten sonra dışarı çıktı. Bilâl’e emir vermesi üzerine O da ezân okuyup kamet getirdi.

(Rasulullah,) namazı kıldırdıktan sonra hutbe verip şöyle buyurdu:

“Ey insanlar, sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip yayan Rabbinizden korkup sakının.’[9] diye (ayeti) sonuna kadar okudu.

Bir de Haşr Sûresi’ndeki:

‘Allah’dan korkun. Herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın. Allah’dan korkun.”[10] ayetini okudu.

(Devamla şöyle buyurdu:)

“Bir adam dinarından, dirheminden, elbisesinden, bir sa’ buğdayından, bir sa’ hurmasından tasadduk etmelidir. Bir hurmanın yarısı dahi olsa!”

Derken Ensar’dan bir adam, avucunun içine zar zor sığan, hattâ sığmayan bir kese getirdi. Sonra insanlar, ardı arkasına (sadakalar getirdiler). Hattâ ben, yiyecek ve elbiseden iki yığın gördüm. Tâ ki Rasulullah (s.a.s.)’in yüzünü altınla yaldızlanmış gibi parladığını gördüm.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Kim İslâm’da güzel bir yol açarsa, ona, açtığı o yoldan ecri de, ondan sonra onunla amel edenlerin ecri de hiçbirisinin ecirlerinden bir şey eksilmemek üzere verilir.

Kim de İslâm’da kötü bir yol açarsa, onun da vebâli kendisinden sonra gelip de onunla amel edeceklerinin vebâli hiçbirisinin vebâlinden bir şey eksilmeksizin onun üzerinedir.”[11]

2- Cabîr b. Abdullah (r.anhuma) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), çarşamba günü Amr b. Avf oğullarına geldi. Daha önce görmemiş olduğu bir şekilde hurma bahçesinin etrafını sağlam duvarla çevirdiğini görünce:

“Bu bayramınızda gelseniz de benim söyleyeceklerimi dinlemek üzere kalıp bekleseniz.” buyurdu.

Onlar:

-Babalarımız sana fedâ olsun, annelerimiz de ya Rasulallah, elbette ki geliriz, dediler.

 Cumaya geldikleri vakit Rasulullah (s.a.s.), onlara cuma namazını kıldırdı. Sonra da kendisi mescidde iki rek’at namaz kıldı. O güne kadar kalkıp evine giderdi, (amma bu sefer böyle yapmayarak namazını kıldıktan) sonra doğruldu ve yüzünü insanlara çevirdi. Ensar da -yahud onların arasında bulunanlar- O’nu takib etti ve sonra onlara verdiği sözünü yerine getirmek üzere:

“Ey Ensar topluluğu!” diye buyurdu.

Onlar:

-Buyur ya Rasulallah, dediler.

(Rasulullah) şöyle buyurdu:

“Sizler cahiliyye döneminde Allah’a ibadet etmediğiniz o zamanda yolculuğunda bitip tükenmiş kimseyi taşır, mallarınızda iyilikler yapar, yolcuya da iyilikler yapardınız. Nihayet Allah, size hidayetini lûtfedip, Nebîsini de size ihsân edince mallarınızı sağlam bir şekilde korumaya başladınız. Hâlbuki Âdemoğlunun yediğinde bir ecir vardır. Yırtıcı hayvanların yahud kuşların yediklerinde bir ecir vardır.”

Bunun üzerine Ensar geri döndü ve onlardan bahçesini (duvarını) yıkıp da ona otuz kapı yapmadık hiçbir kimse kalmadı.[12]

3- Ubey b. Ka’b (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.) beni zekât memuru olarak gönderdi de (develeri olan) bir adama uğradım. Malını benim için bir araya toplayınca, o malda ona ancak bir yaşını bitirip iki yaşına basmış bir dişi deve (zekât vâcib) olduğu kanaatine vardım.

Bunun üzerine ona:

-(Zekât olarak) bir yaşını bitirip iki yaşına basmış bir dişi deve ver, dedim.

(Adam:)

-Onun ne sütü var, ne de (taşımaya elverişli olan bir) sırtı. Amma bu genç biri ve semiz bir dişi devedir. Bundan dolayı bunu al, dedi.

Ona:

-Emrolunmadığım şeyi almam. İşte Rasulullah (s.a.s.) yakınında. O’na gidip bana takdim ettiğini, O’na takdim etmeyi arzu edersen bunu yap! Eğer O, senden bunu kabul ederse, ben de ederim. Şayet kabul etmezse, ben de kabul etmem, dedim.

(Adam:)

-Tamam, yaparım, dedi.

Hemen bana takdim ettiği deveyi getirdi ve benimle beraber çıkıp Rasulullah (s.a.s.)’e geldik.

O’na:

-Ya Nebiyyallah, malımın zekâtını benden almak için bana (şu) elçin geldi. -Allah’a yemin ederim ki, daha önce ne Rasulullah, ne de O’nun elçisi benim malımın arasında bulunmadı (malımı görmedi)- Malımı, onun için bir araya topladım da onda benim üzerime (vâcib) olan şeyin, bir yaşını bitirip iki yaşına basmış bir dişi deve olduğunu söyledi. Hâlbuki onun ne sütü var, ne de (taşımaya elverişli olan bir) sırtı. Alması için ona iri ve genç bir dişi deveyi takdim ettim de benden almadı. İşte o (takdim ettiğim deve) budur. Onu, Sana verdim ya Rasulallah (buyurun) al! dedi.

Rasulullah (s.a.s.), ona:

“Sana (vâcib) olan odur. Amma (ondan daha) iyisini tatavvu’ olarak verirsen, Allah, sana onun sevabını verir. Biz de onu, senden kabul ederiz.” buyurdu.

O da:

-İşte o, budur ya Rasulallah, onu, Sana getirdim (buyurun) al! dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) de, onun teslim alınmasını emretti ve o adama, malının bereketi (çoğalması) için duâ etti.[13]

4- Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:

Ebu Talha, Medine’de hurmalık mal cihetiyle Ensar’ın en zengini idi. Kendisine malların en sevgilisi de Beyruhâ (denilen bağı) idi. Beyruhâ, Mescid’in karşısında idi. Rasulullah (s.a.s.) de Beyruhâ’ya gider ve onun içindeki (kuyunun) güzel suyundan içerdi.

Şu: “Sevdiğiniz şeylerden infâk edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infâk ederseniz, şübhesiz Allah onu bilir.”[14] ayeti inince, Ebu Talha kalkıp doğru Rasulullah’a geldi de:

-Ya Rasulallah, şübhesiz çok mübarek ve çok yüce Allah: “Sevdiğiniz şeylerden infâk edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz…” buyuruyor.

Bana, malımın en sevgili olanı ise Beyruhâ’dır. Beyruhâ, Allah için sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve onun Allah katında bir âhiret azığı olmasını umut ediyorum.

Ya Rasulallah, bu bağımı Allah’ın Sana gösterdiği munasib cihete koy, sarf et, dedi.

Bu söz üzerine Rasulullah:

“Ne hoş! İşte bu, kazançlı bir maldır. Ben, senin söylediğin sözü işitmişimdir. Ben, bu bağını yakınlarına tahsis etmeni uygun görüyorum.” buyurdu.

Ebu Talha da:

-Ya Rasulallah, ben de Senin arzun gibi yaparım, dedi.

Ebu Talha, Beyruhâ’yı yakınları ve amcaoğulları arasında taksim etti.[15]

5- Enes b. Mâlik (r.a.) anlatır:

Bir adam şöyle dedi:

-Ya Rasulallah, filânın bir hurma ağacı var. Ben, onunla bahçe duvarını doğrultuyorum. Ona, (o ağacı) duvarımı kendisiyle doğrultayım diye bana vermesini emret, dedi.

Nebî (s.a.s.), o adama:

“Sen o ağacı, kendisine cennette bir hurma ağacı karşılığında ver.” buyurdu.

Adam, kabul etmedi.

Ebu’d-Dahdah, o adama gidip:

-Hurma ağacını bana bahçeme mukabil sat! dedi.

(O da sattı.)

Ebu’d-Dahdah, Nebî (s.a.s.)’e gidip:

-Ya Rasulallah, ben o hurma ağacını bahçeme mukabil satın aldım, deyip ağacı O’na verdi.

Nebî (s.a.s.):

“Cennette Ebu’d-Dahdah’a nice muazzam hurma salkımı vardır.” buyurdu ve bunu defalarca tekrarladı.

Ebu’d-Dahdah, hanımına giderek:

-Ey Ümmü’d-Dahdah, bahçeden çık! Ben onu, cennette bir hurma ağacına mukabil satın aldım, dedi.

Kadın:

-Gerçekten kârlı bir alış-veriş yaptın, ya da buna yakın bir söz söyledi.[16]

Cabir b. Semura (r.a.) anlatır:

Rasulullah (s.a.s.), İbn Dahdah’ın cenâze namazını kıldırdı. Sonra kendisine çıplak bir at getirdiler. Atı, bir adam tutarak, Rasulullah (s.a.s.) bindi. Derken at şahlanmaya başladı. Biz, onu takib ediyor, arkasından koşuyorduk. Bu arada cemaatten biri şunu söyledi:

-Rasulullah (s.a.s.):

“Cennette İbn Dahdah için asılmış yahud sarkıtılmış nice hurma salkımları vardır.” buyurdu.

Yahud Şu’be:

“Ebu’d-Dahdah için, demiştir.[17]

6- Zeyd b. Eslem, babası ve Ömer’in hizmetçisi Eslem’den nakleder. Eslem şöyle der:

Ben, Ömer ibnu’l-Hattab (r.a.) beraberinde çarşıya çıktım. Çarşıda Ömer’i, genç bir kadın karşıladı ve:

“Ey Mü’minlerin Emiri, eşim şehid oldu ve arkasında küçük çocuklar bıraktı ki, vallahi bunlar, davar ayağını pişiremiyorlar, bunların hiç ekini ve sağım hayvanları da yoktur. Ben bunları, sırtlanın yemesinden endişe ediyorum (yani öleceklerinden endişe ediyorum). Ben, Hufâf ibn Îmâ el-Gıfârî’nin kızıyım. Babam, Hudeybiye’de Rasulullah’ın beraberinde hazır bulunmuştur, dedi.

Bunun üzerine Ömer, ileri gitmeyip, o kadının yanında durdu. Sonra kadına hitaben:

-Kureyş’e yakın bir nesebe merhaba! dedi.

Sonra evde bağlanmış olan kuvvetli bir deveye doğru gitti ve ona, buğdayla doldurduğu iki büyük çuvalı yükledi. O iki hararın ortasına da yiyecek ve giyecek şeyler yükledi. Sonra o deveyi yularıyla kadına uzatıp verdi.

Sonra:

-Bu yükü rızık edin! Bu tükenmeden Allah sizlere hayır, yani mal getirecektir, dedi.

Oradan bulunan bir adam:

“Ey Mü’minlerin Emiri, bu kadına çok atıyye verdin, dedi.

Ömer de:

-Anan seni yetirsin! Vallahi ben, bu kadının babasını ve erkek kardeşini gördüm ki, onlar, bir kaleyi bir zaman muhâsara etmişler, sonunda fethetmişlerdi. Sonra biz, onların oradaki paylarının bize geçmesini istiyorduk (yani, biz o kaledeki paylarımızı şimdi de almaya devam ediyoruz), dedi.[18]

7- Mâlik ed-Dar anlatıyor:

Ömer ibnu’l-Hattab, dört yüz dirhemi bir keseye koyup hizmetçiye verip dedi ki:

-Bunu alıp Ebu Ubeyde b. el-Cerrah’a götür. Sonra da evini bir müddet gözetle bakalım ne yapacak?

Hizmetçi de keseyi alıp O’na götürdü ve kendisine şöyle dedi:

-Mü’minlerin Emiri, bu keseyi birtakım ihtiyaçlarınızı görmeniz için size yolladı.

Bunun üzerine O da:

-Yüce Allah, bu yardımının karşılığını kendisinin karşısına çıkarıp merhamet eylesin, dedi.

Sonra cariyesini yanına çağırıp şöyle dedi:

-Şu yedi dirhemi falânca kişiye, şu beş tanesini filânca kişiye, şu beşini ise filâna… şeklinde bitinceye kadar paylaştırarak dağıttı.

Bunun üzerine hizmetçi geri dönüp de gördüklerini Ömer’e anlatınca, (Ömer’in) Muâz b. Cebel’e verilmek üzere aynısından bir kese daha hazırlamış olduğunu gördü.

Ömer, hizmetçiye yine:

-Bunu alıp Muâz b. Cebel’e götür. Sonra da evini bir müddet gözetle bakalım ne yapacak? dedi.

Hizmetçi de keseyi alıp O’na götürdü ve kendisine şöyle dedi:

-Mü’minlerin Emiri, bu keseyi birtakım ihtiyaçlarınızı görmeniz için size yolladı.

Bunun üzerine O da:

-Yüce Allah, O’na merhamet eylesin, bu yardımının karşılığını önüne çıkarsın, dedikten sonra cariyesine:

-Falâncanın evine şu kadar, filâncanın evine şu kadar… götür, deyip dağıtmaya başladı.

Muâz b. Cebel’in hanımı:

-Vallahi biz, ihtiyaç sahibleriyiz, bizlere de ver! diye istekte bulundu.

Bezin içinde iki dinardan başkası kalmayınca o iki dinarı da eşine verdi.

Bunun üzerine hizmetçi geri dönerek gördüklerini Ömer’e anlattı.

Ömer, sevinçle şöyle dedi:

-Onlar, birbirlerinin kardeşleridir.[19]

Her hayrın, her güzelliğin ve her iyiliğin öncüleri!.. Hayırlı ümmetin en hayırlı ferdleri!.. Ashâb-ı Kirâm (Allah, cümlesinden razı olsun) öyle idiler… Onlar, Allah’a ve Allah’ın iman edilmesini emrettiklerine katıksız iman etmişlerdi… Bu kâmil imanlarının gereği itaati gündeme getirmiş, üzerlerine düşen kulluk görevlerini hakkıyla yapmış, önderleri Rasulullah (s.a.s.)’den görüp öğrendikleri gibi yerine getirmişlerdi… Böylece, ümmetlerin en sonuncusu olan hayırlı ümmetin her ferdine örneklik teşkil etmiş, çağların geçmesiyle eskimeyen, yepyeni ve taptaze bir örneklik ile her hayır ve iyilikte önderlik makamında bulunmuşlardır…

Kaydedilen örnek olaylardan bazılarını daha önceki makalelerimizde alıntılayıp günün şartlarında yorumladığımızı hatırlatır, tekrar tekrar okunmasını tavsiye ederiz…

Onlar, gayba iman edip namazı dosdoğru kılanlar ve Rabbleri Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği helâl ve temiz kazançlarından Allah yolunda infâk ederek, kendilerinden sonra gelenlerin öncüleri olmuşlardı…

“Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O’ndan razı (hoşnud, memnun) kalmışlardır.”[20]

 

 


[1] Bakara, 2/3.

[2] Bakara, 2/177.

[3] Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, vdğ. İst. 2013, C. 11, Sh. 167, Hds. 20110.

El-Âcûrî, Kitabu’ş-Şerî’a, çev. Şahin Baş, İst. 2022, Sh. 195, Hds. 253.

İbn Ebî Zemenin, Usûlu’s-Sünne, çev. Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş, İst. 2023, Sh. 202, Hds. 132.

İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2010, Sh. 14, Hds. 732-733. İbn Ebî Hâtim ve Mes’ûdî’den.

[4] Bkz. Âl-i İmrân, 3/134.

[5] Bkz. Fatır, 25/29.

[6] Sahih-i Buhârî, Ebvâbu Sıfati’s-Salât, B. 77, Hds. 114.

                               Kitabu’z-Zekât, B. 21, Hds. 33.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’s-Sehv, B. 104, Hds. 1365.

[7] Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fedâil, B. 14, Hbr. 58.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, C. 1, Sh. 248-250, Hbr. 282-285. C. 18, Sh. 274, Hbr. 25894.

İbn Huzeyme, Sahih-i İbn Huzeyme, çev. Dr. Şemsettin Işık, vdğ. İst. 2019, C. 4, Sh. 74, Hbr. 2371-2372.

[8] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu’l-Kıyame, B. 15, Hds. 2587.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 7, Sh. 236, Hds. 9616.

[9] Nisa, 4/1.

[10] Haşr, 59/18.

[11] Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zekât, B. 20, Hds. 69.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’z-Zekât, B. 64, Hds. 2544.

Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 14, Hds. 207.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 1, Sh. 522, Hds. 813-814.

Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, C. 2, Sh. 492-493, Hds. 2312-2313.

Ebu Bekr Abdullah b. ez-Zübeyr b. İsa el-Kureşî el-Humeydî, Müsned-i Humeydî, çev. Yusuf Ertuğrul, Konya, 2015, Sh. 373, Hds. 824.

İbn Hibbân, Sahih-el-İhsân fî Takribi Sahih-i İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, C. 4, Sh. 415, Hds. 3308.

[12] Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 9, Sh. 504, Hds. 7265.

[13] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’z-Zekât, B. 5, Hds. 1583.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 7, Sh. 19, Hds. 9141.

İbn Huzeyme, Sahih-i İbn Huzeyme, C. 3, Sh. 550, Hds. 2277.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, C. 3, Sh. 34, Hds. 1492.

İbn Hibbân, Sahih, C. 4, Sh. 392, Hds. 3269.

Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2016, C. 7, Sh. 667, Hds. 7355.

[14] Âl-i İmrân, 3/92.

[15] Sahih-i Buhârî, Kitabu’z-Zekât, B. 45, Hds. 63.

Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zekât, B. 14, Hds. 42-43.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’z-Zekât, B. 23, Hds. 1662.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’z-Zekât, B. 45, Hds. 1689.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-İhbâs, B. 2, Hds. 3584.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B. 4, Hds. 3182.

İmam Mâlik, Muvatta’, Kitabu’s-Sadaka, Hds. 2.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 14, Sh. 585, Hds. 21407.

İbn Hibbân, Sahih, C. 4, Sh. 437, Hds. 3340.

[16] Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, C. 3, Sh. 638, Hds. 2241.

İbn Hibbân, Sahih, C. 8, Sh. 462, Hds. 7159.

[17] Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Cenâiz, B. 28, Hds. 89’un devamı.

İbn Hibbân, Sahih, C. 8, Sh. 460-461, Hds. 7157-7158.

[18] Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Mağâzî, B. 37, Hbr. 188.

[19] Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Mahmut Bilici, İst. 2015, C. 5, Sh. 208, Hbr. 4687. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’den.

[20] Beyyine, 98/8.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul