23 Ocak 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / İman Et Sonra Da İstikâmet Üzere Ol
İMAN ET SONRA da İSTİKÂMET ÜZERE OL

İman Et Sonra Da İstikâmet Üzere Ol Hüseyin Kerim Ece

 ‘İstikâmet’in aslı ‘kâ-me’ fiilidir. Bu da oturmanın tersi olarak ayağa kalkmak, dikilmek, yükselmek, ayağa kalkmak, sabitleşmek, yerleşmek demektir.

Türkçede bu fiil kökünden gelen; kâim, kâim-i makam (kaymakam), kıyâm, kıyâmet, makam, ikâmet, kaamet, kayyum, kayyim, mukavvim (zekâtla ilgili), kâime/kayme (eskiden; para), mukim (yerli), takvim, kavim, ikâme, istikâmet gibi kelimeler var. Biz bu yazıda ikâme, kayyim, istikâmet ve bunun öznesi olan ‘müstakîm’ üzerinde duracağız. 

1. ‘İkâme’; bir şeyin başkası tarafından ayağa kaldırılması, düzeltilmesi, bu manadan hareketle yerine konulması, bir yerde oturmak (iskân olmak), yerleşmek, bir şeyin hakkını vermek (Mâide 5/66, 68) demektir.

‘Ekîmû’ emri, ikâme edin, ayağa kaldırın, doğrultun, hakkını verin demektir. Allah (cc) namazı övdüğü veya emrettiği her yerde ‘ekîmû’ emrini kullandı. Bu da namazın sadece şeklen değil, bütün şartlarına uyarak huşû’ ile kılınmasını ifade eder.[1]

2. ’Kayyim’; değişmez, sağlam, dimdik ayakta, yıkılması ve yıpranması mümkün olmayan... Bir sabite olarak insanların hem dünya hem de âhiret hayatlarını düzenleyen demektir.

Bir kaç âyette Allah tarafından gönderilen dinin, İslâm’ın sıfatı olarak geçiyor.

“Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru (kayyim) din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yûsuf 12/40)

“O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru (kayyim) din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rûm 30/30)

“Şimdi sen, Allah katından, önlenemez bir gün gelmeden önce bütün varlığınla o sağlam (kayyim) dine yönel. O gün onlar birbirlerinden ayırt edileceklerdir.” (Rûm 30/43)

“Kendilerine kitap verilenler ancak o açık delil (Peygamber) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler. Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam (kayyim)  din de budur.” (Beyyine 98/4-5)

Kayyim bir âyette Allah’ın kitabının sıfatı olarak,

“(İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen ve en doğru (kayyimeh) hükümleri havi tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir.” (Beyyine 98/2-3),

 Bir âyette de nizam, sağlam kanun, doğru hesap, doğru din, Allah’ın yasası  anlamında geçiyor.

“Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru (kayyim) kanunudur... (Tevbe 9/36)

 

3. ’İstikamet’;

‘Kâ-me’ fiilinin istek (istif’al) kalıbından istikâmet; düz bir çizgi üzerinde olan yola denir. Haklı olanın yolu buna benzetilmiştir. Bir anlamda hak yolda olmak, hak yola girmek demektir.

İnsanın istikâmeti, doğru yolu izlemesidir.[2]

‘İstikamet’ ayrıca; doğruluk, her işte denge anlayışı üzerinde olma, dürüst olma, işlerde din ve aklın sınırları içerisinde hareket etme demektir.

Şu şekilde de tanımlanmıştır: Verilen söze bağlılık, dinî ve dünyevî işlerde orta yolu takip etmektir.

Bu kavramın türediği ‘kıyâm’ masdarı; dik ve düzgün durmak,

‘Kıvam’ ise; düzgün, ahenkli ve güzel olmak anlamlarına gelir.

Öyleyse ‘istikâmet’, kıyam ve kıvam hâlini, yani düzgünlük, doğruluk, güzel olma hâlini sürdürmek anlamına gelir. (Zaten istif’al kalıbı ya bir isteği, ya sürekliliği, ya da ilgili fiilin pratiğini  ifade eder.)

İstikâmet sahibi olmak, takip edilen yolun dosdoğru olması, davranışların da düzgün ve dengeli olmasını gerektirir.

Allah (cc) hem evreni (tabaka tabaka olan gökleri) (Mülk 67/3), hem de insanı (Tîn 95/4) düzgün ve sağlam bir şekilde yaratmıştır. Onun yaratılışında bir eğrilik, bir dengesizlik yoktur.

İnsanoğlu, kendisini düzgün olarak yaratan Rabbinin gösterdiği dosdoğru yolu izlemek durumundadır. Böylece özel hayatını yaratılışındaki düzgünlüğe kavuşturabilir.

İstikâmetin başlangıcı da Allah’tan gelen vahye, hiç bir tereddüte yer bırakmadan teslim olmaktır. Sonra da Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmak ve onun ahkâmına uygun yaşayarak onun canlı bir şâhidi olarak doğruluk örneği olmaktır.

‘İstikâmet’; yönelmeyi de ifade eder ve Rabbimizi emridir. (Bkz: Fussilet 41/6) Ancak istikâmet (yönelme) tevhid inancına dayanmalıdır. Çünkü istikâmet, Tevhid’in zorunlu sonucu değil; tam tersine Tevhid onun olmazsa olmaz şartıdır.

İstikâmetin üç aşaması ya da uygulamaya yönelik üç boyutu vardır:

Birincisi; seçilen, gidilen, üzerinde olan yolun, davranışın, tercihin, inancın, kulluk ilkelerinin müstakîm oluşu... “Sırat-ı müstekîm ve dînün kayyim” bunu ifade eder.

İkincisi, kişinin başka yolları, başka inançları, başka davranışları değil, farkında ve şuurulu olarak böyle müstakîm (doğru, sapasağlam) yolu tercih edişi... “Bizi müstakîm yola ilet” duası bunu ifade eder. 

Üçüncüsü de, her şeye rağmen bu yolda kalışı, bilinçli bir şekilde bu tercihte sebat etmesi. “Emrolunduğun gibi istikâmet üzere ol” emri de bunu ifade eder. 

 

-İstikâmet Üzere Olan Elçi

İstikamet sahibi olmak Hak yolda olmak demektir. O yüksek bir makamdır; aynı zamanda zor bir görevdir.

Bir başarıya ulaşmak doğrulukla olduğu gibi, Dinde ihlaslı olmak da doğrulukla (istikâmetle) olabilir. İnsan için en zor işlerden biri de ‘istikâmet’ üzere olmaktır. Bu hedefe ulaştıktan sonra, orada kararlı bir şekilde sebat etmek, eğilmeden-tökezlemeden devam etmek te kolay değildir.

Rasûlüllah (sav) şöyle tavsiye etti:

Tam anlamıyla başaramazsınız ya, siz (yine de) dosdoğru (istikâmet üzere) olun!”[3] 

Bu görevi yerine getirmek, İslâm’ın tavsiye ettiği ilkelere, gösterdiği ölçülere ve emirlere uymak; bunun yanında Allah’ın dininden yüz çevirenlerin hevâsından (istek ve tutkularından) yüz çevirmek insanı bu doğru yola götürür.

Allah (cc) Rasûlullah’a şöyle buyurdu:

“Bundan dolayı emrolunduğun gibi istikâmet üzere (dosdoğru) ol. Beraberindeki tevbe edenler de (doğru olsunlar). Aşırı gitmeyin. Muhakkak ki O, bütün yaptıklarınızı görüp durmaktadır.” (Hûd 11/112)

Peygamberimizin istikâmet üzere olması; O’nun başarısının ve peygamberliğinin delilidir. O, örnek bir insan olarak hem özel hayatında, hem de peygamberlik görevinde dosdoğruydu, bütün bir hayatı istikâmet üzerinde geçmişti.

Buna rağmen o; “Beni Hûd Sûresi ve benzerleri ihtiyarlattı”[4] diyerek bu işin önemine ve zorluğuna işaret etmiştir.

 

-İstikâmet Üzere Olmak

Başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere, mü’minler Kur’ân’da emredildiği, Allah’ın istediği gibi dosdoğru, istikâmet üzere olmaları gerekir.

İstikâmet üzere olmak, Kur’ân’ın gösterdiği ve tanımladığı gibi; düşüncede, davranışlarda ve ibadetlerde dosdoğru olmaktır. Emredileni, istenildiği kadar yapmak, Allah’ın hükmünü O’nun razı olacağı şekilde yerine getirmektir.

İstikâmet üzere olmayı, istikâmetten ayrılmamayı, istikâmet üzere hayatını sürdürmeyi Rabbimiz Rasûlullah’ın şahsında kullarına emrediyor. 

 “Şu hâlde, sen (insanları) bundan dolayı (İslâm’a) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru bir istikâmet tuttur. Onların hevâ (istek ve tutku)larına uyma.

Ve de ki: ‘Ben Allah’ın indirdiği bir Kitaba inandım. Aranızda adalet yapmakla emrolundum’...” (Şûrâ 42/15)

“De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahy olunuyor. Artık O'na yönelin (istikâmetiniz O’na doğru olsun), O'ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay hâline!” (Fussilet 41/6)  

Allah (cc) istikâmet üzere olanları da övüyor:

Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda (istikâmet üzere) yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: ‘Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan Cennetle sevinin!’ derler.

Biz dünya hayatında da, âhirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur.” (Fussilet 41/30-31)

Başka bir âyetteki müjde ise şöyle:

“Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. Onlar Cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır.” (Ahkaf 46/13-14)

Allah’ın Rasûlü de mü’minlere istikâmet üzere; dosdoğru, İslâm iddiasında samimi olmayı, özü sözü, içi dışı bir olmayı, İslâm’ı dürüst bir şekilde hayata hâkim kılmayı, bu uğurda taviz vermeden, gevşeklik göstermeden yaşamayı tavsiye etti. (Zira istikâmet bütün bunları kapsar)

Şu hadisi de hatırlayalım: “Kulun kalbi dürüst olmadıkça imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz.”[5]

Süfyân İbni Abdullah es-Sekafî (ra) şöyle demiş:

-Yâ Rasûlallah! Bana İslâm’ı öylesine tanıt ki, onu senden sonra başkasına sormaya ihtiyaç duymayayım” dedim. Rasûlullah (sav):

“Allah’a İman Ettim De, Sonra Da İstikâmet Üzere Ol (dosdoğru ol)!”  buyurdu.[6]

Rasûlullah’ın (sav) bu cevabı ile “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da istikâmet üzere olanlar” âyeti arasında uyum vardır.

Müslüman istikâmet sahibidir. O her gün namazında Fatiha Sûresi’ni okuyarak, “Allah’ım bizi doğru yola ilet” diye dua eder. Peygamberi kendisine örnek alır. Peygamber ise doğruluğun (istikâmette olmanın) en güzel örneği idi.

Takva üzere yaşayanlara bilinçli ve güzel ahlâklı mü’mine; “istikâmeti düzgün insan” derler. O, sözünde, işinde, davranışlarında ve fikrinde doğrudur.

İstikâmetin karşıtları; hiyânet, sahtekârlık, yalancılık ve sapıklıktır.

 

4.’Müstakîm’;

‘İstikâmet’in özne ismi (ism-i fâili) olan ‘müstakîm’, düzgün ve doğru olan, eğrisi-büğrüsü olmayan, dimdik ayakta, sapasağlam, hak olan anlamındadır.

Müstakîm, Kur’ân’da daha çok yolu ama, doğru yolu nitelemek üzere yer alıyor.

‘Sırat’, sözlükte, yol, ana yol, büyük cadde demektir. ‘Tarîk’, normal yola, ‘sebîl’, işlek yola, ‘sırat ve şeria’ ise doğru, büyük ve açık olan yollara, caddelere denmektedir. Sırat, müstakîm tarîk-yol demektir.[7] Kur’ân’da ‘sırat’ kırk altı âyette yer almakta ve hepsinde yol manasındadır.

‘Sırat-ı müstakîm’, İslâm’ın diğer adıdır. Allah’ın yolu da dosdoğrudur, sapasağlamdır, kalıcıdır, dimdik ayaktatır, çakırı çukuru, tehlikesi olmayan hak yoludur. Her türlü ‘ıvec’ten (eğrililkten) uzaktır.

Müstakîm sıfatı, Kur’ân’da bir âyette; ‘tarîk’ı (Ahkâf, 46/30),

İki âyette doğru tartan, ‘terazi’yi’ (Şu’arâ, 26/182, İsrâ 17/35),

Bir âyette. ‘hidâyet’i’ (Hac, 22/67)

Otuzdört âyette de sırat’ı nitelemek üzere geçiyor. Mesela;

“(Allah) şöyle buyurdu: ”İşte bana varan dosdoğru yol (sırat-ı müstakîm) budur.” (Hicr, 15/41)

“Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk edin. İşte bu doğru (sırat-ı müstakîm) yoldur.” (Âl-i İmrân, 3/51, Meryem 19/36)

“Allah kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola (sırat-ı müstakîm’e) iletir.” (Yûnus, 10/25)

“Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na ibadet edin. İşte bu, doğru (müstakîm) yoldur.” (Zuhruf, 43/64)

“De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru yola (sırat-ı müstekîm’e), sapasağlam bir dine, Allah’ı bir bilen İbrâhim’in dinine iletti.” O, ortak koşanlardan değildi.” (En’am, 6/161. v.d.)

 

Sonuç

“(Rabbimiz!) Bizi doğru yola (sıratı-ı müstakîm’e), kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.” (Fâtiha, 1/6-7)

“Rabbimiz! Bizi hidâyete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.” (Âli İmran, 3/8)

 

 


[1] Bkz: Bakara, 2/43. Nisâ, 4/142, 162. İbrahim, 14/40. v.d.

 

[2] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s. 628-631. İbni Manzur, Lisanu’l-Arab, 12/223-229.

[3] İbni Mâce, Tahâret/4, no. 277. Dârimî, Vudû/2, no. 661. Muvatta’, Tahâret/36.

[4] Tirmizî, Tefsir/57, no. 3297.

[5] Ahmed b. Hanbel, 3/198.

[6] Müslim, İmân, 13 (62), no. 159.

Bir benzeri: Tirmizî, Zühd/60, no: 2410, hasen-sahih kaydıyla.

İbni Mâce, Fiten/12, no. 2972.

[7] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 412.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul