07 Aralık 2025 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / İmanın Muhafazası Ve İstikamet İkrarı
İMANIN MUHAFAZASI VE İSTİKAMET İKRARI

İmanın Muhafazası Ve İstikamet İkrarı Mustafa Çelik

İstikamet istikrarı, imanın isteğidir. Kendilerini imanın isteklerine kapatanlar, imanı muhafaza ve müdafaa etme davasını kaybedenlerdir.

İman, bir Müslüman’ın Allah ile olan bağının temelidir. Bu bağın muhafazası, kişinin hem dünyevî hem uhrevî kurtuluşu açısından zaruridir. İmanın muhafazası, sadece onu bir defa kabul etmekle değil, aynı zamanda onu koruyup yaşatmakla mümkündür. İman “Lâ” ile başlar. Yani Firavunlara, Nemrutlara, Kanunlara, Azmanlara, ilahlık iddiasında bulunanlara karşı başkaldırmak, isyan etmek ve bu isyanı, bu başkaldırıyı kesintiye uğratmamakla devam eder. Bu bağlamda istikamet ve sebat, imanın sürekliliği için vazgeçilmez iki esas olarak karşımıza çıkar.

İmanı Muhafaza Etmek, İman Etmekten Daha Müşkildir

İman, İslâm inanç sisteminde kul ile Allah arasındaki ilişkinin temelini oluşturan bir kabuldür. Ancak bu kabulün devamlılığı, yani imanın muhafazası, sadece bir defalık bir tasdikten ibaret olmayıp süreklilik arz eden bir irade, gayret ve bilinç gerektirir.

Kelâm literatüründe  “iman”, genellikle kalb ile tasdik, dil ile ikrar olarak tanımlanır. Bu tanım, kişinin İslâm dairesine girişini ifade ederken, esas mesele bu imanın sürekliliği ve muhafazasıdır. İmanı koruma sorumluluğu, Kur’ân’da sıkça vurgulanır ve bireyden yalnızca iman etmesi değil, aynı zamanda o imanı ölüm anına kadar muhafaza etmesi istenir:

"Ey iman edenler! Allah’a gereği gibi iman edin..."[1]

"...Ancak Müslümanlar olarak ölünüz."[2]

Bu ayetler, imanın başlangıcının yeterli olmadığını, onun korunması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadırlar. İman etmek, yani Allah’a, Peygamberlere, ahirete vb. inanmak bir başlangıçtır. Ancak bu imanı ömür boyu korumak, onu zedeleyecek fikirlerden, günahlardan ve nefisle şeytanın oyunlarından sakınmak, çok daha zor bir süreçtir.

Neden "muhafaza" daha zor görülür?

1. Zamanla Gelen Gaflet: İnsan, imanını zaman içinde unutabilir ya da önemini yitirebilir.

2.  Çevresel Etkiler: Günümüz dünyasında imanı zayıflatacak çok sayıda etken var (TV, internet, çevre, materyalizm vb.).

3. Nefis ve Şeytan: İnsanın içindeki arzular ve dıştan gelen vesveseler sürekli imanını tehdit eder.

4. İlim Eksikliği: İman ettikten sonra, onu tahkikî (bilinçli ve sağlam) hale getirmek için ilim gerekir. Bu çaba gösterilmezse, iman zayıflayabilir.

5. İnançta Sebat: Her türlü musibet, zorluk ve şüpheye rağmen imanda sebat etmek kolay değildir.

Said Nursî (rh.a)’in Risale-i Nur külliyatında da sıkça vurguladığı bir prensip vardır: "İman yalnız tasdikten ibaret değil, belki imanın manası: Teslim, iz'an, yakîn, sıdk, sadâkat, emniyet ve itmi'nan gibi rükünleri tazammun eder."[3]

Yani iman sadece "inanıyorum" demek değildir; onu kalpte kökleştirmek ve hayat boyu sadakatle taşımaktır. İman etmek bir nimettir, ancak onu korumak sabır, ilim, takva ve sürekli bir çabayla mümkündür. Bu yüzden "imanı muhafaza etmek, iman etmekten daha müşkildir" sözü hem uyarıcı hem de yol göstericidir.

İman salih amellerle, ilmi çalışmalarla ve tefekkürle artabilir veya günahlarla meşguliyet neticesinde azalabilir. Kur’ân’ın bazı ayetlerinde imanın artmasından bahsedilmiştir. Örneğin bir ayette şöyle buyrulur:

“Gerçek müminler öyle kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, Allah’ın âyetleri onlara okunduğunda bu onların imanlarını artırır.”[4]

Bazı hadislerde de Peygamberimiz imanın azalmasından ve çoğalmasından bahsetmiştir. Mesela, İbn Ömer, şöyle der: Biz “Ya Resulallah! İman artar ve eksilir mi?” diye sorduk, o da “Evet, artar, hatta sahibini cennete girdirinceye kadar. Noksanlaşır, hatta sahibini cehenneme sokuncaya kadar” buyurdu.[5] İmanın muhafazası; sahih ilmi, salih amelleri, mekârim-i ahlâkı zorunlu kılar.

  1. İman Etmek

İman etmek, dünyanın en büyük inkılabını gerçekleştirmektir. Kelâmcılar, imanı genellikle "tasdik" ekseninde tanımlar. Mâturîdî ve Eş’arî gelenekte iman, bilgi (ma’rifet) ve kabul (tasdik) ile gerçekleşir. Bu başlangıç, kişinin Müslüman kimliğini kazanmasını sağlar. Fakat bu kimlik durağan değil, sürekli bir muhafaza sürecine muhtaçtır. İmanı pasif bir kabul değil; aktif bir duruş, küfre, şirke ve tuğyana karşı bir reddiye ve Allah’a, Allah’ın hükmüne, hâkimiyetine ve şeriatına tam bir bağlılıktır. Kur’ân’da iman sıklıkla küfre karşı bir tavır olarak sunulur:

“Kim tâğutu inkâr edip Allah’a iman ederse, o sapasağlam bir kulpa yapışmıştır.”[6]

Bu ayette iman, sadece Allah’a inanmak değil, tâğutu reddetmekle birlikte bir anlam kazanır. Yani küfre ve zalim otoritelere başkaldırı olmadan sahih bir imandan söz edilemez.

• Mâturîdî, "tasdik"i salt bir içsel kabul değil, aynı zamanda yanlış inançları red olarak görür.

• Eş’arî de aynı şekilde, “kalple tasdik”in içinde batıla karşı çıkış anlamı olduğunu belirtir.

Bu yaklaşımlar, "iman etmek, küfre başkaldırmaktır" cümlesini teolojik bir öz olarak destekler.

"İman, hayatı değiştiren bir devrimdir. Sadece gönülde kalmaz; toplumu, düzeni, adaleti etkiler. Tâğuta karşı çıkar."

"İman, sadece bir inanış değil, aynı zamanda bir protestodur. Küfre, zulme, sömürüye karşı bir kalkışmadır."

İman toplumsal bir bilinç ve aksiyondur. Bu bağlamda "küfre başkaldırı" ifadesi, iman kavramının sadece bireysel bir tercih değil, bir direniş eylemi olduğunu gösterir.

Bazı irfanî metinlerde iman, nefsin (ve nefsin hevasının) hükmüne karşı bir direniş olarak yorumlanır.

“La ilahe illallah” sözü, bütün ilahları reddetmektir; kalpteki tâğutları, arzuları, sahte ilahları yıkmaktır.”

Bu da imanı, içsel bir devrim ve küfre karşı bir başkaldırı olarak tanımlar.

2. İmanı Muhafaza Etmek

İmanın muhafazası, hem inanç alanında şüphe ve sapmalardan, hem de amelî boyutta büyük günahlardan korunmayı içerir. İrfanî gelenekte ise bu, kalbin selâmeti, imanın yenilenmesi ve istikamet kavramlarıyla ilişkilendirilir.

İmanı muhafaza etmek, istikamet tashihinde bulunanların işidir. Kur’ân, imanın sadece başlangıçta elde edilen bir hakikat değil, aynı zamanda korunması gereken bir nimet olduğunu vurgular:

“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.”[7]

Bu ayette “ancak Müslümanlar olarak can verin” emri, ölünceye kadar imanı muhafaza etmenin gerekliliğini bildirir. Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şu duayı sıkça yapardı:

"Yâ mukallibel kulûb, sebbit kalbî alâ dînik!"

(“Ey kalpleri evirip çeviren Allah! Kalbimi dinin üzere sabit kıl!”)[8] Bu dua, imanın muhafazasının ne kadar ciddi bir mesele olduğunu gösterir. Sabit kalmak, sürekli bir istikamet halidir.

3. İman Muhafazasının Zorluğu ve Sebepleri

a. Nefsin ve Şeytanın Tesiri

Kur’ân’da Hz. Âdem’in kıssasında olduğu gibi, şeytanın aldatıcı vesvesesi ile imanın zedelenmesi mümkündür.[9]

Nefis ise “daima kötülüğü emreder”[10] ve imanı istikamet çizgisinden saptırabilir.

b. Günahların Kalpte Bıraktığı İz

“Hayır! Onların kazandıkları, kalplerini paslandırmıştır.”[11]

Bu ayet, günahların kalbi kararttığını ve bu kararmanın imanî duyarlılığı zayıflattığını ifade eder. Kalpteki bu kararma, zamanla imanın hissedilmesini zorlaştırabilir.

c. Dünyevîleşme ve Fitneler

Modern çağın en büyük tehlikelerinden biri de dinî bilinçle bağdaşmayan yoğun dünyevîleşme eğilimidir. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu durumu şöyle haber vermiştir: “Kişi sabah mümin olarak kalkar, akşam kâfir olur…”[12]

Bu hadis, fitnelerin şiddetini ve imanı korumanın zorluğunu gösteren açık bir delildir.

4. Kur’ân ve Sünnet’te İman Muhafazası

a. Sürekli Dua ve Yöneliş

“Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi saptırma...”[13]

Bu dua, sahâbîler başta olmak üzere müminlerin sürekli bir istikamet tashihi ve iman muhafazası içinde olmaları gerektiğini ortaya koyar.

b. Amel-İman İlişkisi

Ameller, özellikle salih fiiller, imanı besleyen unsurlardır. Kelâmcılar arasında ihtilaf olmakla birlikte, çoğunlukla amel imandan bir cüz değilse de, onun muhafazasının fiilî bir şartı olarak görülmüştür. İmam Şâfiî’ye göre:

“Amelsiz iman kurur; kuruyan iman ise çatlayıp dökülür.”

5. İrfanî Yaklaşım: Kalpteki İmanın Canlılığı

İrfanî gelenekte, iman kalpte canlı tutulması gereken bir nurdur. İmam Rabbânî, Mektubat’ında şöyle der:

“İmanın nurları kalpte hâkim olmalı ki, dünya sevgisiyle söndürülmesin.”

Bu bağlamda, zikir, murâkabe, muhâsebe ve sülûk gibi manevî disiplinler, imanı muhafaza etmenin yolları olarak benimsenmiştir.

İman etmek, bir başlangıçtır; ancak bu başlangıcı ömür boyu korumak, onun yok olmasına veya zayıflamasına yol açabilecek her türlü tehlikeye karşı dikkatli olmayı gerektirir.

Kur’ân ve Sünnet’te bu bilinç sürekli vurgulanmakta, kalbin sabitliği için dua edilmekte ve amellerle desteklenmesi istenmektedir. Dolayısıyla, “imanı muhafaza etmek, iman etmekten daha müşkildir” ifadesi, sadece bir hikmetli söz değil; Kur’ânî, kelâmî ve tasavvufî geleneğin ortak bir hakikatidir.

İstikamet Tashihi (Düzeltme, Sabit Kalma)

Kur’ân’da: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol...”[14] burulmuştur.

Bu ayet, bizzat Peygamber'e istikamet (doğruluk ve kararlılık) emredildiğini bildirir.

Bir hadis-i şerif’te Peygamberimize “Bana İslâm hakkında öyle bir söz söyle ki, senden sonra kimseye sormaya gerek kalmasın” denince şöyle cevap vermiştir:

"Allah’a iman ettim de, sonra dosdoğru ol (sümme'staqim).”[15]

Yani, iman etmek bir başlangıçtır, ama istikamet üzere yaşamak onun devamıdır. Bu da imanı muhafaza etmekle doğrudan ilgilidir.

İstikamet Kavramı ve Önemi

İstikamet, sözlükte “doğru olmak, doğru gitmek” anlamına gelir. Istılahta ise Allah’ın koyduğu sınırlar içerisinde, O’nun rızasına uygun şekilde yaşamayı ifade eder. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur:

“Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra da dosdoğru olanlara, üzerlerine melekler iner: 'Korkmayın, üzülmeyin; size va‘dolunan cennetle sevinin!' derler.”[16]

Bu ayet, imanın sadece kabulünü değil, onun gereklerini istikamet üzere yerine getirenleri müjdelemektedir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), bir sahabenin “Ey Allah’ın Resûlü, bana İslâm hakkında öyle bir söz söyle ki, artık başkasına sormaya ihtiyaç duymayayım” demesi üzerine şöyle buyurmuştur: “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol.”[17] Bu hadis, istikametin, imanla birlikte en temel sorumluluklardan biri olduğunu ortaya koymaktadır.

Sebat ve İmanın Sürekliliği

İmanın muhafazasında sadece doğru yolda olmak yeterli değildir; aynı zamanda bu yolda sebat etmek, yani devamlılık göstermek de gerekir. Kur’ân’da şu şekilde buyrulur:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve O’na yaklaşmaya vesile arayın, O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.”[18]

Sebat, özellikle zorluk ve fitne zamanlarında imanı korumanın temelidir. Günümüzde gerek bireysel zaaflar gerekse toplumsal baskılar nedeniyle imanî değerlerin zedelenme riski artmıştır. Bu noktada sebat, kişinin imanını her şartta koruyabilmesini temin eder.

• İmam Gazzâlî, “imanın muhafazası”nın sürekli murakabe ve nefis muhasebesiyle mümkün olduğunu söyler.

"İstikamet, takvanın özetidir. Kim istikamette sabit duramazsa, imanı tehlikeye girer." (İhya-u Ulumiddin)

• İbn Ataullah el-İskenderî (rh.a.) der ki: “İstikamet, kerametten üstündür. Çünkü istikamet, her an Allah’la birlikte olmaktır.” (Hikem-i Atâiyye)

Yani iman, bir anda elde edilip sonsuza kadar sabit kalan bir mülk değil; istikametin içinde sürekli tazelenen bir bilinçtir.

İman, sadece kalpte yer alan bir kabul değil, hayatın tamamını kuşatan bir tasdiktir. Onun korunması, istikamet üzere bir hayat sürmek ve bu çizgide sebat göstermek ile mümkündür. Dolayısıyla imanın muhafazası, bireyin sadece inanç düzeyinde değil; ahlak, ibadet ve sosyal ilişkilerde de Allah’ın rızasını öncelemesiyle gerçekleşir.

İstikamet, Arapça’da "kaveme" kökünden türemiş olup, "doğru olmak, dengeli durmak, eğrilmemek" gibi anlamlar taşır. Kur’ân’da “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara...”[19]  ayetiyle bireyin hayatında istikametin merkezî önemi vurgulanmıştır. Hz. Peygamber’in “Allah’a iman ettim de, sonra dosdoğru ol”[20] hadisi de istikametin dinî hayatın temel direklerinden biri olduğunu göstermektedir.

Tashih Kavramı ve Dinî Bağlamı

Tashih kelimesi sözlükte “doğrulamak, düzeltmek” anlamlarına gelir. Dini literatürde genellikle “amellerin tashihi”, “niyetin tashihi” veya “itikadın tashihi” şeklinde kullanılır. Bu anlamda istikamet tashihi, bireyin hayat çizgisinin ilahi buyruklara göre yeniden değerlendirilmesi ve gerekiyorsa düzeltilmesi sürecini ifade eder. Bu, sadece bireysel değil; zaman zaman toplumsal düzeyde de ihtiyaç duyulan bir “yeniden yöneliş”tir.

a. Bozulmanın Sebepleri ve Tashih İhtiyacı

Bu bölümde bireysel zafiyet, hevâ ve hevesin etkisi, dünyevileşme, cehalet, kötü çevre ve modern yaşamın sekülerleşen yapısı gibi istikameti zedeleyen sebepler irdelenecek; ardından tashih mekanizmalarının ne şekilde işlemesi gerektiği delil ve örneklerle ele alınacaktır.

b. Tashih Yöntemleri

• İlimle tashih (ilim öğrenme, bidat ve hurafelerden arınma)

• Murakabe ve muhasebe (günlük nefis değerlendirmesi)

• Tövbe ve istiğfar (hataların temizlenmesi)

• Salih çevre edinme (takva sahipleriyle beraberlik)

• Sürekli dua (“İhdinâ’s-sırâta’l-mustakîm” ile her gün istikamet talebi)

İstikamet, imanın fiilî ve sürekli bir tezahürü olarak müminin hayatında daima canlı tutulması gereken bir ilkedir. Bunun zaman zaman bozulması, insanın fıtratı gereğidir. Bu nedenle istikamet tashihi, süreklilik arz eden bir bilinç ve sorumluluk alanı olarak görülmeli; birey, kendini sürekli bu konuda gözden geçirmelidir. Kur’ân ve Sünnet’in belirlediği istikamet çizgisi, ancak sürekli bir tashih çabasıyla muhafaza edilebilir.

Fâtiha Suresi, özellikle de “İhdinâ’s-sırâta’l-mustakîm” (Bizi doğru yola ilet) ayetiyle, istikamet tashihinin hem farkındalığını hem de yöntemini bizlere öğretmektedir. Bu konuyu ilmî ve tefsîrî bir perspektifle ele alırsak, aşağıdaki şekilde açıklayabiliriz:

Fâtiha Suresi’nde İstikamet Tashihi

a. Fâtiha: Kur’ân’ın Özeti ve Kulluk Bilincinin Temeli

Fâtiha Suresi, yedi ayetten oluşur ve Kur’ân’ın bir özeti kabul edilir. Hz. Peygamber’in ifadesiyle “Ümmü’l-Kitâb” (Kitabın Anası) ve “es-Seb’ul Mesânî” (Tekrar edilen yedi ayet) olarak anılmıştır.[21] Bu sure, hem Allah’a kulluğun hem de kulun iç dünyasındaki yönelişin temel yapısını oluşturur.

b. "İhdinâ’s-sırâta’l-mustakîm": İstikamet Talebi ve Tashih Süreci

Fâtiha’nın merkezinde yer alan şu dua, doğrudan istikamet talebidir:

“Bizi dosdoğru yola ilet.”[22]

Bu dua, sadece “yolu göstermek” değil, aynı zamanda yolda kalmayı istemek, sapma varsa dönmeyi talep etmek, yani istikamet tashihine yönelmek anlamını da içinde barındırır.

Tefsîrî Yaklaşım:

• "İhdinâ" fiili, Arapçada hem ‘bizi yola çıkar’ hem de ‘bizi yolda tut’ anlamına gelir. Bu yönüyle dua hem hidayet talebi hem de hidayet üzerinde istikrar istemektir.

• "Sırât" (yol), geniş, açık, net ve doğru yol anlamındadır. Kur’ân’ın diğer yerlerinde[23]  bu yol, Allah’ın yolu olarak tanımlanır.

• "Mustakîm", kelime anlamı itibarıyla eğrilikten uzak, dengeli ve dosdoğru olan demektir. Fıtratla uyumlu ve ilahi çizgide bir yoldur.

Dolayısıyla bu ayet, yalnızca hidayete erişme değil, aynı zamanda bu hidayeti koruma, yeniden inşa etme ve her gün tazeleme bilinciyle okunmalıdır. Bu yönüyle, Fâtiha Suresi bir istikamet tashih duasıdır.

c.  Neden Her Rekâtta Tekrar Ediliyor?

Günde 40 rekâtlık farz ve sünnet namazlarda Fâtiha sürekli tekrar edilir. Bu tekrar, tesadüfî değil; kulun sürekli olarak istikametini kontrol etmesi gerektiğini gösterir.

• İnsan gaflete düşebilir.

• Niyetler bozulabilir.

• Günahlar kalbi karartabilir.

• Dünyevîleşme istikameti zayıflatabilir.

İşte bu yüzden, her gün defalarca kez “Bizi doğru yola ilet” diyerek hem istikameti talep ediyoruz, hem de varsa sapmayı itiraf edip tashih istiyoruz.

d. İstikamet Tashihinin Eğitimi: Fâtiha’nın Yapısı İçinde

  • Fâtiha’nın içeriği, bir kulun manevî terbiyesi için sistematik bir sıraya sahiptir:
  • Tevhid ve Hamd: (Elhamdü lillahi rabbil âlemîn) → Yönelişin doğrultulması
  • Rahmet ve Kudret: (Er-Rahmân, Er-Rahîm, Mâliki yevmi’d-dîn) → Korku-ümit dengesi
  • Kulluk ve Yardım Talebi: (İyyâke na’budu ve iyyâke nesta’în) → Tevekkül ve teslimiyet
  • İstikamet Duası: (İhdinâ’s-sırâta’l-mustakîm) → İstikametin aranması ve tashihi
  • Sürekli Tashih ve Dinamik İman

Fâtiha Suresi bize öğretmektedir ki, istikamet sabit değil, dinamik bir çizgidir. Kişi her gün yeniden yön tayin etmeli, kalbini istikamet üzere sabitlemek için Allah’a yalvarmalıdır.

Dolayısıyla, Fâtiha Suresi:

• İstikamet bilinci kazandırır.

• Bozulmuş yönelimi fark ettirir.

• Tashih için dua ve teslimiyet telkin eder.

Bu yönüyle Fâtiha, sadece bir sure değil, bir istikamet tashih rehberidir. İman, istikamet ve istikrar ilişkisini muhafaza edemeyenler, mü’min kalamazlar ve Müslümanca bir hayatta yaşayamazlar. Dolaysıyla imanın muhafaza edilmesi hususunda hassasiyet göstermeyenlerin, Müslümanlık iddiaları asla ciddiye alınmaz. Allah yolunda istikamet ve istikrar sahibi olmayı imanın bir gereği kabul etmeyenler, her türlü küfre, şirke ve tuğyana açık olanlardır. Böylelerinden iman muhafızları olmaz. “Kişi iman ettiğini yaşamayınca, yaşadığı gibi iman etmeye başlar” hakikati, bize imanın muhafazasının istikamet istikrarıyla kaim olduğunu hatırlatır. Eğer bir insan inandığını (iman ettiğini) hayata geçirmez, yani imanının gereği gibi yaşamazsa, bir süre sonra yaşadığı hayata uygun bir iman anlayışı üretmeye başlar.

Yani, inancını değil, pratiğini merkeze alır. Bu sözü ahlaki yozlaşmaya karşı bir ikaz, samimi mü’minliğe çağrı ve kişisel murakabe (öz denetim) için bir kılavuz olarak düşünebiliriz. İman, kalpte açan bir çiçek gibidir-ama sulanmazsa solar. Her sabah yeni bir günle birlikte, o çiçek yeniden açılmak ister. Çünkü iman, durağan değil, diridir ve dirilik ister. İman, sadece başta edilen bir söz değil; her gün yeniden verilen bir sözleşmedir. Onu korumak, istikamet ister. Tevbe ister. Nefsini hesaba çekmek ister. Çünkü iman ettim diyen kişi, doğruluktan ve direnişten vazgeçemez. İmanın muhafaza edildiği yerde Allah’a karşı ilahlık iddiasında bulunanlara karşı başkaldırı kesintisiz devam ettiği için hareket ve bereket eksik olmaz.

Gittiğim yön doğru mu? Hayatımda, kariyerimde, hedeflerimde doğru yolda mıyım?" gibi bir içsel sorgulama, kişinin kendi yönünü değerlendirme sürecine “istikamet muhasebesi” diyoruz. "İstikamet" yön, rota ya da doğru yol anlamına gelirken; "muhasebe" kelimesi burada mecazi olarak "değerlendirme", "iç hesaplaşma", "durum değerlendirmesi" anlamındadır.

Mü’min olarak sırat-ı müstakimde ısrar istikrardır. Doğru yolda sebat etmek, nefisle mücadele etmek, dünya meşgalesine kapılmadan istikamet üzere kalmak, istikrarın ta kendisidir. Bu istikrar olmadan iman muhafaza edilemez. Toplumların da belli bir "ahlakî istikamette" ısrarı, kültürel ve siyasal istikrarı sağlar. Değerlerde sabitlik, toplumsal uyumu güçlendirir. Doğru yolda (sırat-ı müstakim) ısrarla yürümek, kararlılıkla o yolda sebat etmek, istikrarı beraberinde getirir. İman bizden ne ister? sualinin doğru cevabı, bütün zamanlarda ve mekânlarda istikamet ve istkrarı ister. “Allah var, gam yok” inancıyla sırat-ı müstakim üzere yola devam etmek, mü’min insanların diami vasıflarıdır.

 


[1] Nisâ Sûesi, 136.

[2] Âl-i İmrân Sûresi, 102.

[3] Sözler (Said Nursî), Sözler (25’nci Söz).

[4] Enfal Sûresi, 2.

[5] Beyzavi Tefsiri, Darul Kütübül İlmiyye, 1999, c, 1, s, 190.

Taftazani, Şerh’ul Makasıd, Alem’ül Kütüb, 1998, c, 5, s, 213.

[6] Bakara Sûresi/256. 

[7] Âl-i İmrân Sûresi, 102.

[8] Sünen-i Tirmizî, Daavât, 89.

[9] Bakara Sûresi, 36.

[10] Yûsuf Sûresi, 53.

[11] Mutaffifîn Sûresi, 14.

[12] Sahih-i Müslim, İman, 118.

[13] Âl-i İmrân Sûresi, 8.

[14] Hud, Sûresi, 112.

[15] Sahih-i Müslim, İman, 62.

[16] Fussilet Sûresi, 30.

[17] Sahih-i Müslim, İman, 62.

[18] Mâide Sûresi, 35. 

[19] Fussilet Sûresi, 30.

[20] Sahih-i Müslim, İman, 62. 

[21] Sahih-i Buhârî, Tefsîr, 1.

[22] Fâtiha Sûresi, 6. 

[23] bk. En’âm Sûresi, 153.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul