Hac, İslâm’ın şartlarından olan farz ibadettir. Hac ibadeti, Tevhidin ilân edilişi, önce yüreklere, sonra hayatlara geçirilişidir.
Allah Teâlâ buyurdu;
“Hani İbrahim'i Kâbe'nin yerine yerleştirmiş ve ''Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rukû edenler ve secdeye varanlar için evimi temiz tut'' demiştik.”[1]
''Beytullah, ilk andan itibaren Tevhid için yapılmıştır. Allah (c.c), yapılacağı yeri İbrahim (a.s)'a gösterirken, bu evin şu esasa göre inşa edilmesini buyurmuştu:
“Bana hiçbir şey ortak koşma. ‘Çünkü orası yalnız ve yalnız Allah'ın eviydi, kullarının değil. İnşa edilmesinin en açık sebebi ve yapılması gereken, “tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rukû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut.” yoksa Allah'a şirk koşan ve O'ndan başkasına tapanlar için değil. Bu evin inşasını gerçekleştiren İbrahim (a.s)'a evini bu esaslara göre inşa edip bitirdikten sonra, insanları oraya hacc etmek üzere çağırmasını ve bu mübarek evin ziyareti için davet etmesini emretmişti,
“İnsanları hacca çağır........”[2] “Bilâhare kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve o Kâbe'yi tavaf etsinler.”[3]
Kirlerini yani günahlarını gidersinler, varsa şirkleri tevbe etsinler, arınsınlar, temizlensinler ve Allah'a şirk koşmaktan şiddetle uzak dursunlar, şirkten, küfürden arınmış, en güzel şekilde iman etmiş halde Kâbe'yi tavaf etsinler... Her müslüman; içinde yaşadığı ülkede, önce yüreğinden, sonra amellerinde şirki çıkartmak, arınmak, bir olan Allah'a yönelmekle görevlendirilmiştir. Allah'a şirk koşanlar, Allah katında sevilmeyen, kabul edilmeyenler müşriklerdir ve Allah (c.c.) şirk ehlinin yani müşriklerin Kâbe'ye girmesine razı olmamaktadır. Allah'a şirk koşan müşriklerin hükmü, yalnızca Kâbe'den değil, tüm yeryüzünden temizlenmelidir. Yeryüzünde fitneden (şirkten, küfürden, adaletsizlikten vs....) eser kalmayıncaya kadar, din yalnız Allah'ın oluncaya, yani yeryüzünde kula kulluk kalmayıncaya, yalnız Allah'a kulluk yapılıncaya kadar temizleme işi devam etmelidir, cehd ederek, gerek tebliğle, gerek ilimle, gerekse malla ve canla...
İbrahim (a.s); put kıran İbrahim olarak tarih sayfalarında yerini almıştır. Küçük putlardan başlayarak büyük putlara doğru gitmiş ve en sonunda da oğlu İsmail (a.s.) ile Kâbe'yi yapma şerefine nail olmuştur... Tâ kî, o mübarek topraklara bir daha putlar ve bütün tağutlar giremesin...
Hacca gidecek her ümmet, sağlam tevhid inancıyla gidecek, ibadetlerini hakkıyla yerine getirecektir ki, ibadetleri ve haccı makbul olsun... İçinde yaşadığı topraklarda şeytanları taşlayacak, yani tağutları her türlü küfür sistemleriyle, ideolojileriyle reddederek, bir olan Allah'a ve indirdiği hükümlere yönelecek, Allah'ın helâl kıldığını helâl, haram kıldığını haram tanıyacak ve bu teslimiyyet ile Kâbe'ye gidecek, haccını eda edecek, ibadetlerini gerçekleştirecek ki, Allah indinde kabul görsün.. ''Bana hiç bir şeyi ortak koşma...'' derken, sadece haccın değil, hiçbir ibadetin kabul olunmayacağı açık bir şekilde anlaşılmaktadır... Kâbe'nin dışında şeytan ve şeytanîleri taşlayamayanlar, şeytan taşlama yerine gittiklerinde taş atsalar da makbul hiç bir yanı olmayacaktır, önce yüreklere yerleşen şeytanlar taşlanmalı, kovulmalı, sonra dış âlemdeki şeytan ve şeytanîler, Tevhid ile taşlanmalı ve etkisiz hale getirilmelidir. İbrahim (a.s.) bunu gerçekleştirmiştir, değerli Hacer annemiz de bu Tevhid eylemini, Allah'a teslimiyyeti bilfiîl gerçekleştirmiştir, kıyamete kadar iman edecek bütün mü'min kadınlara örnek olmuştur. Hac bir sorumluluk yüklenmektir, omuzlara dâvânın yüklenmesi ve geldiği ülkesine döndüğünde bu dâvâyı ülkesinin insanlarına götürmesi demektir... Hac vazifesi her mü'minin omuzlarına 21. yüzyılda adeta Rasulullah'ın elçisi olma vazifesini yüklemektedir, 15 asır önce İslâmiyyet, elçiler aracılığıyla dünyaya ulaştırılıyordu, şimdi her mü'min, fert fert elçi olma şerefine nâil olmalı ve yüklendiği dâvâyı ülkesinin insanlarına, taşımalıdır.
Fert olarak gidilen hacdan, İbrahim (a.s.) misali, sorumluluk yüklenerek, bilenerek, davanın başını çekecek öncüler olarak dönmek demektir...Her mü'mine kadın, Hacer annemiz misali, tarihin akışına kendini bırakmak üzere değil, tarihin akışını değiştirmek üzere sorumluluk yüklenerek dönmelidir. Ağlayan biricik yavrusunu, İsmail'inin ağlayışını oturup seyretmek veya isyan etmek değil, onu susturacak yolu bulmak üzere 7 defa say yapan Hacer kadın misali, koşmak, çaba sarfetmek, emek vermek, 21. yüzyılın ağlayan İsmaillerini, Hacerlerini görerek, onlar için, bütün mazlumlar, mü'min müslümanlar için, gücünün yettiğince çaba sarfederek, mücadele etmektir... Rahatlığını, uykusunu, arzularını terk ederek, Allah yolunda çalışmak demektir... Gücün tükendiği yerde ilâhî kudret yetişecektir. Muvahhid mü'minler Mekke'den ve Medine'den temizlenen canlı ve cansız putları, müşrikliği, tüm yeryüzünden arındırıp temizlemek için çalışmalıdır... Şirk, küfür, canlı ve cansız putlar, gayr-i İslami düzenler, tüm yeryüzü putlarını sarmıştır ahtapot gibi... Bizim için mescid kılınan yeryüzünden, şirk, necaste, her türlü pislikler, ideolojiler, tağuti hükümler, temizlenmeli, arındırılmalı, yıkılmalıdır ki, ibadetlerimiz kabul, haccımız mübarek olsun...''
“Ey iman edenler, müşrikler ancak bir necis (pislik)tir...”[4]
Necislik, pislik (şirk) bulalmış, arınamamış kimselerin, Kâbe'ye girmesine ve oraları da pisletmesine İslâmiyyet izin vermemektedir...
"Rasulullah (s.a.s.) buyurdu;
''Benim için yer(yüzü)tertemiz ve mescid kılındı. Binâenaleyh, herkim namaz vakti gelirse, bulunduğu yerde namazını kılar.''
''Yeryüzünün her tarafı bizim için mescid''[5]
Rasul-i Ekrem (s.a.s.) böyle buyurdu.
Yeryüzü müslümanlar için bir mesciddir... Allah (c.c.) gerçekten iman edip, salih amellerde bulunanları, yeryüzünde iktidar sahibi yapacağını va'detmiştir.[6]
Bu vasıftaki mü’minler, yeryüzünün varisleridirler ve Allah (c.c.) tarafından kendilerine verilen miraslarına sahip çıkmaları gereklidir.[7]
Allah (c.c.) buyuruyor ki;
“ Mescidler Allah'a mahsustur. Orada Allah ile beraber bir başkasına dua etmeyin.”[8]
Bu Ayet'i kerime şöyle tefsir edilmiştir: Bütün müfessirler, ibadetgâhtan mescidler manasını anlamışlardır. Eğer bizde bu manayı alırsak, bunun anlamı,''mescidlerde Allah'dan başkasını şerik koşmayın'' olur. Hasan Basri'ye göre, bütün yeryüzü ibadetgâhtır zaman bu Ayet'in manası, ‘yeryüzünde Allah'a hiçbir kimseyi şerik koşmayın'' şeklinde olur. O, bu anlamı, şu Hadisden istidlal etmektedir:
Rasûlullah (s.a.s):
''Benim için bütün yeryüzü ibadetgâh ve temizlenme yeri kılındı.'' buyurdu.
Said b. Cübeyr ise,''Mescid'den, insanın üzerine secde ettiği el, ayak, yüz, diz v.s... gibi uzuvları anlamıştır. Bu yoruma göre Ayet'in manası şöyle olur: ''İnsanın bütün âzalarını Allah yarattı. O halde onların üzerinde Allah'dan başkasına secde etmemelidir''[9]
"Bu delil ve açıklamalardan sonra şunu söyleyebiliriz. Madem ki mescidler Allah (c.c.)'a mahsustur ve bütün yeryüzü mesciddir, o halde niçin Allah (c.c.)'a mahsus olan yeryüzünde tağutlar, zalimler ve kâfirler hüküm sürüyorlar? Yeryüzü mescidinde tağutların, kafirlerin, zalimlerin işi ne? Nasıl olur da yeryüzü mescidinin mihrabına ve minberine put heykeller yerleştirilir ve müslümanlar, bu canlı/cansız putlara itaat etmeye çağrılır ve zor durumda bırakılır? Hüküm yalnız ve yalnız Allah (c.c.)'nün iken, hükmü ele geçirdiklerini, kendi bölgelerinde yegane hakim olduklarını ilân eden tağutlara nasıl oluyor ki, Allah (c.c.)'a iman ettiklerini söyleyenler boyun büküp, itaat ediyorlar? ''yeryüzü mescidi'' ne zamana kadar bu tağutların, bu müşrik ve kafirlerin hakimiyyetinde kalacak? Müslümanlar ne zaman İslâm vahdetini sağlayıp, kafir ve müşrikleri tüm putlarıyla ve putçu düzenleriyle birlikte yeryüzü mescidinden silip süpürecekler? Madem ki müslümanlar yeryüzünün varislerdir ve madem ki yeryüzü de bir mesciddir, o halde bu mescid, tüm putlar ve tağutlardan temizlenmelidir. Domuz gibi necis olan müşrikler, yeryüzü mescidini işgal etmişler ve ona el koymuşlardır. Yeryüzü mescidi bu necislerden temizlenmedikçe, müslümanların ibadetleri sıhhatli olmaz ve gerçek kurtuluş gerçekleşmez.!''[10]
Bütün bu yeryüzü temizliğinin gerçekleşmesine ve asrısaadet dönemine kavuşabilmek için imtihan gereği bedeller ödenmekte... Kurbanlar (şahidler) verilmektedir, verilmeye de devam edilmektedir... Bedelsiz, bu dünyada saadet, ahirette cennet olamaz...
“Öyle ise Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.”[11]
Hac vazifesini ihya etmek için kutsal topraklara giden müslüman da, gidemeyip bulunduğu beldede ikame eden müslümanda, maddi durumu müsait ise kurban kesmekle emrolunmuşlardır. Maddi manevi değeri yüksek bir ibadettir kurban... Allah (c.c.) için yaşayıp, Allah (c.c.) için ölecek müslüman, yalnız Allah (c.c.) için namaz kılacak (yalnız O'na dua edecek,) kıyam edecek ve yine yalnız Allah (c.c.) için kurban kesecektir. Zira, İslama teslim olan, Allah'dan başkası adına kurban kesmez, Allah'dan başkası adına kan akıtmaz... ve yine iman nimetiyle nimetlenen her müslüman, Rabbi Allah (c.c.) için kurban sunmaya hazır evlad yetiştirir... Çünkü dâvâ bâtıl bir dâvâ değil, kan dâvâsı değil, şahşi dâvâ değil, Hakk dâvâdır... Bu dâvâ yeryüzünün ve âlemlerin en büyük dâvâsıdır... Bu dâvâ, İbrahim'leri, İsmail'leri özleyen, bedel ödemeye hazır müslümanların artmasına ve şuurlanmasına muhtaç bir dâvâdır... Bu dâvâ, ailenin içinden evladından birini zekat veya kurban vermeye hazır anne ve babaları özlemektedir...
İnsanoğlu kendisine bahşedilen şerefli zirveyi bırakıp, yerin dibine gömülen cahiliyyeye yönelmekle, cahiliyye bataklığına yeniden batmakta ne bulmaktadır (hangi adalet, hangi mükemmelliği?) Ebter olmakta ısrar niye? Unutmayalım ki, ebter olanlar, toprağa gömülmeye, leş olmaya (cehennemi boylamaya) mahkumdur. Ve yine unutmayalım ki, bugünün gayr-i İslâmî düzenlerinde tıpkı geçmiştekiler gibi, ebter olanların safına katılacaklardır. Rabbimiz bunu yapmaya Kâdir'dir, Ayet'i Celilesinde bâtılın akibetini şöyle beyan buyurmaktadır:
“Aksine Biz, hakkı batılın tepesine (indirip) atarız da, hak batılın beynini parçalar. Bir de görürsünüz ki, bu (bâtıl) yok olup gitmiştir.....”[12]
Evet değerli Hacc yolcuları, Allah (c.c.) katında kabul, makbul bir hac ibadeti için, neyi niçin, nasıl yapmamız gerektiğini iyi kavrayalım, cahiliyyeyi terk etmiş, Allah (c.c.)'a ve Rasulüne (s.a.s.) iman etmiş, tam bir teslimiyyet ile teslim olmuş; putları, putcuları, (canlı/cansız) büyük küçük bütün tağutları reddetmiş, bütün benliğiyle, yüreğiyle, bedeniyle Rabbi Allah'a dönmüş muvahhid kullar olarak Hac yolculuğuna çıkmak, bu uğurda da her sıkıntıya katlanmak ve doyasıya ibadet ile, şükürle bu mükemmel ibadeti gerçekleştirmek aslolandır...
O kutsal topraklarda, yeryüzünün her beldesindeki mazlumları unutmayalım. zindanlara atılan zulüm gören mü’min müslüman kardeşlerimizi, Allah yolunda, dînî mübinin hakim kılınması uğruna canıyla, malıyla, ilmiyle cihad eden mücahidleri, dualarımızdan unutmaalım, özellikle onlara yer ayırarak dualar edelim... Kadınıyla, erkeğiyle, omuzlarımıza büyük sorumlulukların yüklendiğinin bilincinde olarak, bu sorumlulukların bilinciyle hacc vazifesini eda edip, yine o sorumlulukları yerine getirmek üzere ülkelerimize dönmeliyiz... İçi boş, ruhsuz bir hac ibadeti değil, içi dolu, Tevhidle, ilimle, yürekten akan dualarla, infaklarla, kurbanlarla bu mübarek ibadeti yerine getirmek, ruhlu hacı adayları olabilmek, ruhlar aleminde Allah'a verilen ahidleri yeniden tazeleyerek geri dönmek, cihad ve şehadet şuurunu da yeniden getirmek, canlandırmak üzere, tevhid erleri, Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.s.)'in askerleri olarak insanoğlunun karşısına çıkmak boynumuzun borcu olsun inşallah...
Unutmayın; Rasulullah'ın elçisi olarak dönmek üzere gideceksiniz... Geldiğiniz beldelere yeniden hakkı anlatacak, Tevhid inancını yayacaksınız... İbrahim (a.s.)'ın verdiği mücadeleyi yeniden canlandıracağız ki, yeryüzünü şirkten, cahiliyyeden temizleyelim, yeniden Allah'ın hakimiyyeti sağlansın... Adalet, mutluluk, huzur gelsin... Muvahhid olarak Hac yoluna gidenlere, Tevhid erlerine selam olsun... Haccınız mübarek, dualarınız kabul olsun...
[1] Hac, 22/26.
[2] Hac, 22/27.
[3] Hac, 22/29.
[4] Tevbe, 9/28.
[5] Sahih-i Müslim,Kitâbu'l-Mesacîd, Hds. 4, Ummum no, 522.
[6] Nur, 24/5.
[7] Kasas, 28/5-6.
[8] Cin, 72/18.
[9] Mevdûdi, Tefhimu'l-Kur'an, çev. Muhammed Han Kayanî, İst. 1987. C . 6, Sh. 447.
[10] Kul Sadi Yüksel, Yeryüzünün Varisleri, Madve yay. 1997, İst. Sh. 272-273.
[11] Kevser, 108/2.
[12] İsra, 7/81.


