“İş bitirilince şeytan da diyecek ki: ‘Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.”[1]
“Şeytan onlara bir takım vaatlerde bulunur ve onları boş ümitlerle oyalar. Zâten şeytanın onlara olan va‘di, boş bir aldatmadan başka bir şey değildir.”[2]
“Şeytanların kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi? Onlar yalan ve iftirâya düşkün, çok günahkâr kimselerin üzerine inerler. Böyleleri zâten hep şeytanların aldatıcı vesveselerine kulak verirler. Onların çoğu başkalarına da yalan söylerler.”[3]
Aslen ele almak istediğimiz onca ayeti kerime daha varken konuyu kısa tutma noktasında bu ayetlere değineceğim.
"İş olup bitince, şeytan da der ki..." el-Hasen dedi ki:
İblis, kıyâmet gününde cehennemde ateşten bir minber üzerinde ve herkesin sesini işiteceği bir şekilde kalkıp, bir konuşma yapacaktır. “İş olup bitince" âyeti: Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme gittikten sonra... anlamındadır.[4]
Rasulullah (s.a.s):
“Allah, ilkleri ve sonları toplayıp aralarında hükmedip, hükmetmeyi bitirdiği zaman müminler: ‘Rabbimiz hakkımızda hükmedip, hükmetmeyi bitirdi. Bizim için kim şefaat edecek?’ deyip:
— Âdem'e gidelim. Allah onu kendi eliyle yaratmış ve onunla konuşmuştur. derler. Hazret-i Âdem'e gidip:
— Rabbimiz hakkımızda hükmedip, hükmetmeyi bitirdi. Kalk ve (bizim için) Rabbimize şefaatçi ol. derler. Hazret-i Âdem:
— Nûh'a gidiniz deyince, Hazret-i Nûh'a giderler ve Nûh, onlara,
— Hazret-i İbrâhim'e gidiniz der. İbrahim'e gittiklerinde, İbrâhim:
— Hazret-i Musa'ya gidiniz der. Ona gittiklerinde ise Mûsa,
— Hazret-i İsa'ya gidiniz der. Hz. İsa'ya gittiklerinde ise İsa:
— Size Arap ve ümmi olana gitmenizi tavsiye ederim. deyince, bana gelirler.
Allah, kalkmam için izin verir ve oturduğum yerden öyle güzel bir koku yükselir ki onu hiç kimse koklamamıştır. Nihayet Rabbime varırım ve beni şefaatçi kılar. Benim için başımın kılından iki ayağımın tırnaklarına kadar bir nur yaratır. Sonra kâfirler:
— Müminler, kendilerine şefaat edecek olanı buldular. Bizi saptıran İblis'ten başkası değildir. derler ve İblis'e gidip:
— Müminler, kendilerine şefaat edecek olanı buldular, sen de kalk bize şefaat et. Bizi saptırmış olan sendin. derler. İblis kalkar ve oturduğu yerden öyle pis bir koku yükselir ki, onu hiç kimse koklamamıştır. Sonra İblis Cehenneme atılmak için (azabı daha şiddetli hissetmesi için) büyütülür ve o zaman:
— Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım” der.[5]
Şeytan dünyada aldattığı insanlara ne gibi sözler vermişti? Onlara nasıl bir vaatte bulunmuştu? Ve ahirette bu itirafını da Allah bize dünyada bildirdikten sonra, insanın ona kanmasının ne gibi bir mazereti olabilir? Bu soruları cevaplaya bilmemiz için Kabil kıssasından başlamak kaydıyla tefekkür edecek bir temiz aklı ortaya koymalıyız. Şeytan insana direk Allah’ı inkar et demez. Önce onun emirlerinin geçerliliğini ortadan kaldırmak için, kıskançlık ve benzeri duygularla onun emirlerini tahrif ettirir. Örneğin bugün Müslümanları bölenler veya tefrikaya düşürenler, karşıdakileri yetersiz ve hatalı göstermek ve kendisinin üstün olduğuna inandırmak kaydıyla vesvese verir. İnsanda yaptığı işi meşru görür. Oysaki tuğyan hep bu şekilde başlamıştır. Tağut sıfatı da bu insanlara verilmiştir. Malumunuzdur ki ilk tağut Kabil’dir. Sebebi kıskançlık ve üstünlüktür. Onun için söz söylendiği zaman Allah’ın ayetlerini inkar etti, hükmünü hafife aldı derler. Onlara hatırlatsan; “Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.”[6]
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın, bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.”[7]
Bu ayetleri bir kimseye beyan etsen, o kimse şeytanın vesvesesine müracaat etmek kaydıyla mutlaka kendisini haklı görecek bir mazereti (şeytan vesvesesini) fısıldar. Kabil için gündem olan ilahi hesap kendileri için akla gelmez, sanki kendi yaptıkları sorgulanmayacak sanırlar.
“Onlara ‘Yeryüzünde düzeni bozmayın’ denildiğinde, ‘Hayır, biz yalnızca ıslah edenleriz’ derler. Biline ki, gerçekten bozanlar onların ta kendileridir, ama farkında olmuyorlar.”[8]
Hâlbuki yeryüzünde, düzen ve nizamın ana temeli İslam kardeşliğidir. Ne yazık ki bazıları, yalnızca kendilerini tek doğru görme ve tek doğruya isabet etme (ki bu şeytanın görüşüdür) mercisinde görerek maalesef şeytanın ameli ile kendi amellerini boşa çıkarmaktadır. Şeytanın da dediği gibi benim “vaadim yalan ve aldatmacadır.” İşte ümmeti bölen, Müslümanları birbirine düşüren ve fitneye sebep olanlar da bu aldatmacaya kapılanlardır. Birlik yerine ayrılığı tercih edenler, aslında şeytanın izinden gitmiş olurlar.
Tuğyan edenlere seslenelim: Hüküm yalnızca Allah’a aittir. Onun hükmünü kimse bozamaz, değiştiremez diyelim. Ancak ne gariptir ki, bir yandan bu sözü dillendirirken, birbirimizi bölmek isteyenlere ve bu iş için elçilik yapan arada laf getirip laf götüren, kapılar arkasında konuşulanı açığa çıkaran ve mahremiyeti çiğneyenlere kişilere sevgi ve masumiyet sözleriyle mi yaklaşalım? Yoksa hakikati açıkça ortaya koyup, bu tavırların İslam kardeşliğini zedelediğini mi hatırlatalım?
Ey Müslüman ayağa kalk, bir asırdır başsız ve vehn hastalığı ile yok olma seviyesine gelmişsin. İslam ile şeref bulmuş kavim ve topraklardan Allah nurunu çekip alıyor ve Avrupa’da küfrün ve şirkin bağrında yeni bir nesil yetiştiriyor. Neredeyse coğrafyamızda ve yakınlarımız da sadece Müslümanların birbirinin hukukundan dolayı hesaba çekilsek, korkarım ki imtihanı kaybedeceğiz. Nereye kadar bu vesveseye kendimizi ve etrafımızdaki insanları sürükleyeceğiz.
“Yalnız ben sizi çağırdım, siz de çağrımı kabul ettiniz. O halde beni kınamayınız, bilakis kendinizi kınayınız.” diyordu iblis. Evet defterler açılıp bizatihi Allah’a okumaya başlanıldığı zaman bunu net anlayacağız. Cahil cüretkar olur derlerdi. Ümmetin önderliğinin yalnızca kendisi olması gerektiğini düşünen cahilleri görünce sözün ağırlığını ve mahiyetini daha iyi tefekkür ediyorum.
Ey nefsine zulmeden kardeşim. Kır zincirlerini. Kirletilmiş namuslar, parçalanmış bebekler ve müstaz’af bırakılmış insanların hesabı önce sana sorulmadan ki tevbe imkanın varken, Allaha yönel ve Müslimlerle bir araya geliver. Velev ki sana hiçbir görev verilmese dahi nefsini öne çıkarma. Allah’a yönel ve Rabbim bize bir çıkış kapısı ver ve senin yolunda cihad edelim diye dua et.
“Esasen ben, daha önce beni ortak tutmanızı da kesinlikle kabul etmemiştim.” diyen İblis’in bu sözünü nasıl anladın ey kardeşim. Ortaklık, Allah’ın yap dediklerini yaptırmamak ve yapma dediklerini de yaptırmak değil miydi. Rabbim bizleri bağışla ve nefsine zulmedenlerden kılma bizi.
“Gerçek şu ki: Zâlimler için can yakıcı bir azap vardır.” Evet inandık ve iman ettik. Zulümden el etek çektik ve Rabbimizin emirlerinin arasını açmadan ve değiştirmeden teslim olduk. Rabbim sen şahit ol.
Şu ayeti kerimeyi toparlamamıza vesile olması için, tefekkür edelim. “Şeytanların kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi? Onlar yalan ve iftirâya düşkün, çok günahkâr kimselerin üzerine inerler. Böyleleri zâten hep şeytanların aldatıcı vesveselerine kulak verirler. Onların çoğu başkalarına da yalan söylerler.” Aslen bu ayet çok açık bir haberdir. Sadece kalpte hastalık olduğu zaman bu olaya ve vakaya takılı kalıyoruz.
“Bir gün Hasan-ı Basri’ye geldiler ve dediler ki: Filan senin hakkında şöyle şöyle diyor.
Hasan-ı Basri sen üç hata ettin der.
Birincisi şeytan senden başka bir elçi bulamadı mı? İkincisi o kardeşime karşı kalbimde bir yara bıraktın. Üçüncüsü senin yanında bir kardeşinin hakkı çiğnendi ve sen buna rıza mı gösterdin (susup dinledin). dedi. Böylece yaptığı hatayı ve yapılan yanlışı ortaya koymuş oldu.
Senin yanında bir başka Müslim hakkında konuşan mutlaka başkasının yanında da senin hakkında konuşur. Önce onu sustur ve yaptığı yanlışı terk etmesi için ona nasihat eyle. Akabinde mesele edindiğin konuyu konu sahibi ile konuş. Anlaşamazsan hakem tayin et ve muhakeme ol. Yine olmazsa onunla beraber yürüyecek ve cihad edecek şekilde ilişkilerini koru ve Allah’ın üzerinde ki hukukunu gözet ki mahşer de rahat edesin. Tarihte bunun bir çok örnekleri vardır nasihat olarak İslam tarihi bize yeter.
“Ve onlar ki; Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler. Rablerinden korkarlar ve kötü hesaptan ürkerler.”[9]
Evet kardeşim, birleşelim ve birleştirelim. Şeytanı ve arada laf getirip laf götürenleri çıkaralım. Allah’a teslim olalım. Ve bu yolda yapmamız gerekenleri en güzel şekilde ortaya koyalım. Hesabın ağırlığına ağırlık katmak akıllı işi değildir. Rabbimizin verdiği aklı, Rabbimizin istediği gibi kullanalım.
Ey bu nasihate kulak veren kardeşim. Unutma hedef ve gaye Allah’ın rızasına, Allah’ın emirlerine uyarak gidilir. Allah’ın emirlerinden bir kaçını örnek olarak verdik. İstenirse ciltler dolusu eserler ile kaynaklandırılabilir. Gayemiz doğruya isabet etmektir. Rabbim beni ve seni doğru üzere kardeş kılsın ve üzerimizdeki zilleti kaldırma noktasında benim ve senin canını şehit ve şahit olarak alsın. Nefislerimizi bu düşüncede ıslah eylesin.
[1] İbrahim suresi, 22. Ayeti.
[2] Nisa suresi, 120. Ayeti.
[3] Şuara suresi, 221-223 Ayetleri.
[4] İmam Kurtubi, el Camiu li Ahkamil Kur’an, cilt. 9 sayfa. 539.
[5] İmam Taberi, İbrahim suresi, 22. Ayet tefsirinde, İbnu’l-Mübarek, Zühd’de.
İbn Cerir, İbn Ebi Hatim, Taberani, İbn Merduye ve İbn Asakir, zayıf isnadla, Ukbe b. Amir’den rivayet etmiştir.
[6] Hucurat suresi, 10. Ayeti.
[7] Al-i İmran suresi 103. Ayeti
[8] Bakara suresi, 11 ve 12. Ayeti.
[9] Rad suresi, 21. Ayeti


