23 Ocak 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / Katillerin Serveti Çağın Karunlaşan Firavunlarından!
KATİLLERİN SERVETİ ÇAĞIN KARUNLAŞAN FİRAVUNLARINDAN!

Katillerin Serveti Çağın Karunlaşan Firavunlarından! Ahmet Varol

Dünya hayatı bir imtihandan ibarettir. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de buna birçok ayeti kerimede dikkat çeker ve bu dünyanın insanı aldatmaması gerektiğini, asıl kalıcı hayatın ölümden sonra geleceğini hatırlatır. İnsan kalıcı hayatta ebedi mutluluğa ermesi için geçici dünya hayatında bir imtihandan geçirilmektedir.

Dolayısıyla dünya hayatında insana verilen tüm nimetler ve imkanlar da, karşı karşıya kaldığı bütün zorluklar da imtihanın araçlarındandır. Bu dünyada büyük zorluklara maruz kalan bir kişi eğer imtihanı başarıyla geçerse ebedi hayatı kazandığında bütün bu zorlukları unutur. Ama dünyada bolluk ve nimet yaşamasına rağmen imtihanı kaybeden kişi sonuçları gördüğü zaman şöyle bağırır: "Keşke bana kitabım verilmeseydi. Hesabımın da ne olduğunu bilmeseydim. Keşke o (ölüm) her şeye son verseydi. Malım bana bir yarar sağlamadı. Gücüm de yok olup gitti." (Hakka, 69/25-29)

Kur’an-ı Kerim, insanların ibret alması için çok sayıda kıssa ve misal içerir. Mal ve servet ile imtihan edilen, sonra servetin cazibesine kendini kaptırıp Allah’ın yolundan sapanlara da Karun’u misal verir. Biz burada Karun’un kıssasını bütün ayrıntılarıyla aktarmaya gerek görmüyoruz. Çünkü arzu edenlerin Kur’an-ı Kerim’den veya mealinden, ayrıntıları hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlerin de tefsirlerden okuma imkanı var.

Fakat burada, Kur’an-ı Kerim’de dikkat çekilen bir husus üzerinde özellikle durmakta yarar görüyoruz. Yüce Allah onun kıssasının baş tarafında şöyle buyurur: “Şüphesiz Karun, Musa'nın kavmindendi. Ancak onlara karşı azgınlık etti." Burada, “onlara karşı azgınlık etti” ibaresi, aşırılık etmek suretiyle onlara ihanet ve haksızlık ettiğine işaret ediyor.

Bu kıssanın yer aldığı surenin yani Kasas suresinin baş tarafında da Firavun’un yönetimi altındaki halkı bölüp parçaladığına, onların bir kısmını zayıf düşürdüğüne, zayıf düşürdüklerinin erkeklerini öldürüp kadınlarını sağ bırakarak ezdiğine dikkat çekilir.

Firavun’un zayıf düşürdüğü, ezdiği topluluk Musa (a.s.)’ın mensup olduğu topluluk, yani Beni İsrail (İsrailoğulları) idi. Karun da onun kavminden olmasına rağmen kendi halkına ihanet ederek Firavun’un tarafında durmuştu. Çünkü dünya serveti onun gözünü karartmış, servetini ve gücünü korumanın Firavun’la işbirliği yapmasını zorunlu kıldığını düşünerek ona arka çıkmış ve kendi halkına ihanet etmişti.

Ne yazık ki çağımızda İslâm âleminde bunun örneklerine çokça rastlayabiliyoruz. Yeryüzünde biraz mülk ve otorite elde edenler, bunun sonsuz olduğu varsayımına kapılırken devamının da ancak küresel emperyalizme hizmet etmekle ve onların bütün talimatlarını yerine getirmekle mümkün olabileceğini düşünüyorlar. O yüzden, ellerindeki serveti ve dünyevi egemenliği alacak ölümü, ardından gelecek ölümsüz hayatı ise hafızalarından tamamen siliyorlar.

Tarihte siyasi otoriteyi ellerinde tutanlar ile büyük servetleri ellerinde tutanlar çoğu zaman farklı olurdu. Ama bunlar birbirleriyle dayanışma ve işbirliği içinde olmaya özen gösterirlerdi.

Ancak İslam dünyasında özellikle de petrol, doğal gaz, maden, tarihi mirasın ve doğal güzelliklerin kazandırdığı turizm alanları gibi normalde halkın umumuna ait olması gereken kaynaklara sahip ülkelerde siyasi otoriteler aynı zamanda kamu mülklerinin kontrolünü ellerinde tuttuklarından siyasi egemenlik ve mali servet çoğunlukla aynı ellerde toplanmıştır. Dolayısıyla günümüz İslam âlemindeki ülkelerin birçoğunda Karun kişiliğini temsil edenlerle Firavun kişiliğini temsil edenler aynı kişilerdir.

Fakat bununla birlikte çağımızda küreselleşmenin çok etkili olması sebebiyle günümüzün en güçlü ve etkili Firavunlarının küresel emperyalizmin başını çekenler olduğunu söyleyebiliriz. İslam coğrafyasında, Müslüman halkların aralarında güç birliği ve ittifak oluşturmalarının önünde engel oluşturmaları üzere kurdurulan siyasi otoritelerin başına geçen Firavuncuklar ise yularları çağın baş Firavunlarına teslim etmiş olmanın yol açtığı mahkumluk ile karşı karşıyadır.

Bu durum karşısında Müslüman halkların başına geçen Firavuncuklar, bu halkların servetlerini küresel emperyalizmin başını çeken baş Firavunlara peşkeş çekerken hiçbir sıkıntı çekmiyorlar. Bitmeyeceğini sandıkları dünyevi egemenliklerini ve bu yolla halklarının servetlerini kendi ellerinde tutma imkanlarını kaybetmemek için yularlarını ellerinde tutan emperyalist güçlerin talimatlarına uymaktan başka bir seçenekleri olmadığını düşündükleri için de ölümden sonraki hayatta, bütün evrenin hakimine verecekleri hesabı zihinlerinden çıkarmış olmanın rahatlığı içinde hareket edebiliyorlar.

Bu arada, kendilerine hizmet eden kadroların egemenliklerinin sürmesini önemseyen emperyalist güçlerin verdiği stratejilerden yararlanarak kendi halklarına da bir şeyler verdikleri inkar edilemez. Bir yandan da emperyalist güçlere sürekli kaynak temin etme politikalarının en azından kısmen gölgelenmesi için bazı yoksul ve aç insanları doyurmayı da tümüyle ihmal etmediklerini söylemek zorundayız. Ama bu konuda izledikleri politikayı şöyle temsil edebiliriz: Biçtikleri ekinin başaklarının bir kısmını ülkede siyasi otoriteyi ellerinde bulunduran kadrolara büyük bir kısmını ise küresel emperyalizmin başını çekenlere, saplarını kendi halklarına, tarlaya dökülen çöplerini de aç ve yoksul topluluklara veriyorlar.

Siyonist katillerin yirmi aydan beri Filistin topraklarında korkunç bir soykırım savaşı sürdürdüğünü bütün insanlık görüyor. İşgalci katiller normalde Filistin’in her tarafında, hatta tüm bölgeyi etkileyen bir savaş veriyor olmakla birlikte Gazze’de tarihte benzerine rastlanmayan bir katliam ve yıkım gerçekleştirdiler. Ancak siyonist katillerin bu savaşı ve katliamı sürdürebilmeleri, Batı emperyalizminin açıktan destek ve yardımıyla mümkün olabilmektedir. Batı emperyalizmin başını çeken ABD ise bilfiil savaşın içindedir.

ABD’nin sadece askeri yönden savaşa iştirak etmekle iktifa ettiği düşünülmemeli. Diplomatik ve medyatik savaşının yanı sıra aynı zamanda ekonomik külfetinin de en ağır yükünü kaldıran ABD’dir.

Gazze’deki soykırım savaşı siyonist işgal rejiminin şimdiye kadar girdiği savaşlar içinde en çok can kaybına sebep olduğu gibi maddi açıdan da en büyük maliyeti olandır. İşgal rejimi savaş sebebiyle Gazze çevresindeki yahudi yerleşim merkezlerinin tamamını boşaltmak zorunda kaldı. Bunların bir kısmını otellere yerleştirirken önemli bir kısmını da kurduğu geçici kamplara yerleştirdi. Ayrıca işgal rejiminin Lübnan hükümetiyle ateşkes anlaşması imzalamasından önce 1948’de işgal edilmiş bölgenin kuzey kesimini de aynı şekilde boşaltmış ve buraların ahalisini de kamplara yerleştirmişti. Bütün bunların ikamet masraflarının yanı sıra, işlerine devam edememekten kaynaklanan maaş kayıplarının da tamamı bütçeden karşılandı. Ayrıca savaş sebebiyle birçok sektör işlemez hale geldi ve önemli gelir kayıpları yaşadı. Bunların gelir kayıplarının büyük bir kısmı bütçeden karşılandı.

Savaşın ekonomik külfetinin sadece işgal rejiminin bütçesinden karşılanması imkanı olamayacağı tahmin edilebilir. O yüzden açıkların büyük bir kısmı ABD’nin maddi destek ve finansmanıyla karşılandı.

Bu tür uzun soluklu ve özellikle maddi külfeti ağır olan savaşların “büyük” gibi görünen ülkelerin bile bütçelerinde önemli açıklara ve ekonomik krizlere sebep olduğu bilinmektedir. Sovyetler Birliği’nin çökmesinin en önemli sebebi yaşadığı ekonomik daralma, bunun da sebebi yıllar süren Afganistan savaşıdır. Irak’ın işgaliyle sonuçlanan Körfez Savaşı’nın arkasından yaşanan ekonomik sorunlar ve mortgage krizi dünyanın birçok ülkesinde ekonomik sarsıntıya yol açan global ekonomik krize sebep olmuştur.

ABD’nin son dönemde yaşadığı ekonomik sıkıntıların ve sorunların en önemli sebebi ise siyonist işgal rejiminin Gazze’de sürdürdüğü soykırım savaşına bilfiil iştirak etmesi ve savaşın ekonomik külfetinin büyük bir kısmını üstlenmesidir.

Siyonist işgal rejiminin desteklenmesi ve onun Filistin halkına yönelik sürdürdüğü savaşın finanse edilmesi konusunda Donald Trump, eski başkan Joe Biden’dan farklı düşünmediğinden, bu konuda onu eleştirmekten her zaman kaçınmış, saltanatı devretmesinden sonra da ülkesinin politikasında herhangi bir değişiklik gerçekleştirmemiştir. Ama söz konusu savaşa iştirak etmekten kaynaklanan açıkları kapatmak için yeni kaynaklar bulma ihtiyacı duymuştur.

Trump’ın Mayıs 2025’te, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden oluşan üç Arap ülkesini ziyaret ettiği “Ortadoğu turu” gerçekleştirmesinin amacı da söz konusu açıkları kapatmak için yeni para kaynakları oluşturmaktı.

ABD’nin yaşadığı ekonomik sorunların temel sebebinin Gazze’de korkunç katliama ve yıkıma sebep olan soykırım savaşından kaynaklanan açıklar olduğunu zikredilen ülkelerin liderlerinin tahmin edemediklerini düşünmek çok saflık olur. Öte yandan ABD’nin ekonomisini düzeltmesi için ona destek vermenin dolaylı bir şekilde Gazze’deki katliama destek vermek anlamına geleceğini tahmin edememeleri de mümkün değildir.

Buna rağmen zikredilen ülkelerin liderleri eli kanlı katil Trump’la, ABD’ye toplamda üç trilyon dolara varan bir kaynak temin edecek anlaşmalar imzalamaktan çekinmemişlerdir.

Bu anlaşmaların tümünün uygulanması imkanının olmadığı, gidişatla bağlantılı bazı sebepler yüzünden bu anlaşmaların bir kısmının sonradan iptal edilebileceği ve anlaşmaların aynı zamanda 10 yıllık bir zaman sürecine yayılacağı yorumları, yapılan ihaneti basitleştirmez. Anlaşmaların yüzde 10’unun bile fiiliyata taşınması, soykırım savaşının en büyük ortağına çok büyük bir destektir.

Üstelik zikredilen ülkelerin, ABD’nin kendilerine başvurmak zorunda kalması sebebiyle ellerinde tuttukları avantajın, onu siyonist katilleri katliamlarından vazgeçmeye zorlaması için sıkıştırma konusunda sunduğu fırsatı değerlendirmeyi hiç akıllarına bile getirmedikleri anlaşılıyor. Ziyaret öncesinde Trump’ın Netanyahu’yla birtakım terslikler yaşadığı ve ona tavır koyduğu yönündeki haberler, katillerin kasalarını dolduran liderlerin halklarının gözlerine kül serpme amaçlıydı. Bilakis Trump’ın Ortadoğu turu gerçekleştirdiği günlerde siyonist katiller, Gazze’deki saldırılarının şiddetini ve gündelik olarak katlettikleri insan sayısını bir hayli artırmışlardır. Bunu yapabilme cesareti göstermeleri de ancak ABD’nin desteği sayesinde mümkün olmaktadır ki Netanyahu’nun bakanları bunu kendi ağızlarıyla itiraf etmişlerdir.

Karşımızdaki bu manzara, Müslüman halkların başlarına musallat olan ve halklarının servetlerine el koyarak aynı zamanda birer Karun olan yerli Firavunların sadece sessiz kalarak değil aynı zamanda para kaynakları temin ederek siyonistlerin katliamlarına destek verdikleri gerçeğini çok açık ve acı bir şekilde gözler önüne sermektedir.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul