Şâir şöyle demiş:
“Meşveretsiz kim ki bir iş işleye
Şol nedâmet parmağın çok dişleye.” (Zarîfî)
Şûrâ veya istişâre terim olarak her ne kadar yöneticilerin görev alanlarıyla ilgili zannedilse bile (Türcan, T. TDV İslâm Ansiklopedisi, 39/230) her müslümanı yakından ilgilendiren ve Kur’an’da emredilen; hayata dair işler, kişinin kendisiyle veya başkalarıyla alacağı kararlar, yapacağı planlar hakkında önemli bir ilâhi prensiptir.
İstişâre bir yerde yönetici olsun olmasın herkesin işler hakkında güvendiği kişilere danışmasını, onların o işle alaklı görüşlerine başvurmasını ifade eder.
Zira her insanın bazı işlerde ve kararlarda farklı görüşlere, farklı çözümlere ihtiyacı vardır.
Başkasıyla istişâre eden pişman olmaz, zarar etmez. İstişâre emri sadece yöneticilere, başkanlara, müdürlere değil bütün mü’minleredir. Çocukların sütten kesilmesi noktasında anne-babaya istişâre tavsiyesi (Bekara 2/233) bunun yalnızca yöneticileri ilgilendirmediğini gösterir.
Yine şu hadise göre istişâre/müşâvere etmek, şûrâ’ya danışmak sadece yönetici veya yetkililerin değil, herkesin yapması mümkün olan bir metot, imkan ve çıkış yoludur.
Câbir b. Abdullah’ın (ra) naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle tavsiye etti: “Sizden biriniz kardeşiyle istişâre etmek isterse kardeşi görüşünü söyleyerek ona yol göstersin.” (İbni Mâce, Edeb/37 no: 3747)
-İstişâre hakkında
Allah (cc) Rasûlüllah’ın (sav) şahsında müslümanlara istişâreyi tavsiye ediyor;
“... (Yapacağın) işlerde onlara da danış (müşâvere/istişâre yap), bir kere de azmettin mi, artık Allah’a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân suresi, 3/159)
İşlerini istişâre/şûrâ ile yapanları övüyor. Bunun müslümanların özelliklerinden olduğunu söylüyor.
“Onlar Rableri’nin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişâre iledir. Onlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.” (Şûrâ 42/38)
Böylece âyette müslüman toplumlarda yönetimin “şûrâ ve meşveret” esasına dayanması gerektiği belirtiliyor.
Peygamber’in sahabeleri ile sık sık istişâre ettiğini biliyoruz.
Ebû Hureyre (ra) demiş ki: “Arkadaşları ile istişârede Rasûlüllah kadar ileri giden bir başkasını görmedim.” (Tirmizî, Cihâd/35 no: 1714) Mesela;
Kızlarını, onlarla ve ailesiyle istişâre ettikten sonra evlendirmişti.
İlk vahyi aldığı zaman eşi hz. Hatice (r.anhâ) ile ile istişâre ettikten sonra onun tavsiyesi ile Varaka b. Nevfel’e gitmişti.
Bedir Savaşı öncesi sahabeleriyle istişâre yapmış, bir sahabenin tavsiyesi üzerine konaklama yerini değiştirmişti.
Uhud savaşı öncesinde savunma savaşı mı, meydan savaşı mı yapılmasında sahabelere danışmış, sonunda meydan savaşı yapalım diyen çoğunluğun görüşünü kabul etmişti.
Hendek savunması öncesinde yapılan istişâre sonucu Selman-ı Farisî’nin hendek kazma fikrini benimsemişti.
Gatafan kabilesinin saldırı tehdidine karşı Medine hurma mahsulünün üçte ikisini vererek barış yapmak isteğinden, özellikle Ensâr’ın bunu uygun bulmaması üzerine vazgeçmişti.
Aişe’ye (r.anhâ) ifk (iftira) konusunda çevresiyle, ilgililerle görüştü.
Rasûlüllah’ın hayatında istişârenin pek çok örneği vardır.
Sahabelerin ve ilk iki halifenin pek çok konuda, özellikle halkın işleri konusunda müşâvereye/istişâreye başvurduklarını kaynaklar haber veriyor. Mesela;
Hz. Ebu bekr (ra) irtidat edip İslâm devletine isyan eden kabileler hakkında ileri gelen sahabelerle istişâre etti ve onlarla savaşmaya karar verdi.
Hz. Ömer (ra), uygulamaları konusunda şûrâ prensibini belki en iyi uygulayan yöneticilerden birisiydi. Bir seferinde Şam’a giderken orada veba salgını olduğunu duyunca yola devam edip etmeme konusunda muhâcirlerin görüşünü kabul edip geriye dönmüştü. (Müslim, Selâm/30(98,100) no: 5784, 5787. Veba salgınıyla ilgili bkz: Buhârî, Tıb/30 no: 5728, Enbiyâ/54 no: 3473, Hıyel/13 no: 6973, 6974)
Şüphesiz –yukarıda geçen- bu ilâhi buyruk bütün ümmet için yol göstericidir, ufuk açıcıdır. Kendisine Vahiy geldiği hâlde Elçi (sav) bile zaman zaman istişâreye başvurdu. Vahiy kesildikten sonra başta sahabeler olmak üzere müslümanlar Kur’an’ın emirlerini anlama ve uygulama, ardı arkası gelmeyen sorunlar, uygulamalar, kararlar, işler hususunda yeri gelince istişâreye başvurdular.
Bugün de bu Kur’anîilke müslümanlar tarafından sürdürülmeli, yerinde ve zamanında kullanılmalı.
Kişi –kim olursa olsun- herhangi bir konuda her şeyi, ya da her konuda çok şey bildiğini zannetmemeli (zaten bu mümkün değildir). Başkalarının da fikir sahibi olduğunu, onların fikirlerinin de en az kendininki kadar değerli, tutarlı, çözüm için işe yarar olduğunu unutmamalı... (Sönmez, A. Şûrâ ve Rasûlullah’ın Müşâveresi, s: 16)
Rasûlüllah (sav) akıl ve zekâ yönüyle ileri seviyede olmasına rağmen Allah (cc) ona bile istişâreyi/müşâvereyi emretti. Şüphesiz bunda mü’minlr için dikkat çekici bir mesaj var...
İstişâre (şûrâya başvurma) metodu; bir anlamda kendine başvuranlar için isabetli karar almalarını, sorunlarını çözmelerini, işleri konusunda az hataya düşmelerini sağlayan bir imkandır.
“Her bilenin üstünde bir bilen vardır” (Yûsuf 12/76) âyeti,
“Akıl akıldan üstündür”,
“Danışan dağlar aşar, danışmayan düz yolda şaşar”,
“Yola bilenle giden yorulmaz”,
“Büyük zekâlar birlikte düşünürler”,
“Bin bilsen de bir bilene sor”
“Soran yorulmamış, yanılmamış”,
"Ulu sözü dinleyen, ulu dağlar aşar" gibi atasözleri bunu destekliyor.
Şunu söyleyen de doğru söylemiş: “Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref, danışmak (istişâre) gibi dayanak olamaz.” 7861
Tefsirci Kurtubî’ye göre; “...İş konusunda onlarla istişâre/müşâvere et...“emri, hakkında vahiy olmayan konularda ictihat etmenin ve zann-ı galip (genel kanaatle) ile hareket etmenin caiz olduğunu gösterir.
Bir bedevî arap demiş ki: “Benim kavmim kandırılmadığı sürece, ben de hiçbir şekilde kandırılmış değilim. Ona: “Peki bu nasıl olur” diye sorulunca; “Ben onlarla istişâre etmeden hiçbir şey yapmam” demiş.
Eskiden beri: "İstişâre eden pişman olmaz. Kendi görüşünü beğenen kimse sapar" denilegelmiştir. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 1/753)
İlk dönem tefsircilerinden el-Hasen: “Bir kavim istişâre edecek olursa, mutlaka işlerinde en doğru olana iletilir, İbnu'l-Arabî de: “İstişâre cemaat için bir ülfet, akılların derinliklerini ölçmek için bir alet, doğruya ulaşmaya sebeptir” demişler. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/2747)
İstişâre, aynı zamanda insanlara ve onların fikirlerine değer vermedir.
Birarada olmayı, karşılıklı fikir alış verişini, bazı konularda el ele vermeyi hatırlatır. Bilgilerin, tecrübelerin, kanaatlerin paylaşımıdır. Karar verme konusunda tereddütleri azaltmada, en iyiye, daha isabetlisine ulaşmada bir metodtur. Sorumluluğun, doğru ile yanlışların paylaşımına yardımcı olur.
-İstişare ile ilgili bir kaç hadis rivâyeti:
Ebu Hureyre (ra) Rasûlullah’ın (sav) şöyle dediğini nakletti:
"Sizin emirleriniz, hayırlılarınız, zenginleriniz, cömertleriniz olursa, işlerinizi istişâre ile yürütürseniz, yerin üstü sizin için içinden hayırlıdır.
Eğer emirleriniz, kötüleriniz, zenginleriniz cimrileriniz olursa, .... yerin altı sizin için üstünden hayırlıdır." (Tirmizî, Fiten/78 no: 2266 Garib kaydıyla)
Ebu Said el-Hudrî Rasûlullah’ın (sav) şöyle dediğini nakletti:
“Allah’ın gönderdiği her elçinin ve tayin ettiği her halifenin iki çeşit yakın adamları bulunur. Bunlardan biri ona iyiliği emreder ve onu yapmaya teşvik eder. Diğeri ise, şer şeyleri yapmasını emreder ve onları işlemeye devam eder.
Hatasız (masum) olan ancak Allah’ın hatasız kıldığı kimsedir.” (Buhari, Ahkâm/42 no: 7198, Kader/8 no: 6611)
Ebu Hureyre Rasûlüllah’ın (sav) şöyle dediğini anlattı: “Kim ilimsiz fetva verirse, yapılan işin günahı, o fetva verene gider. Kim müslüman kardeşine bile bile yanlış yol gösterirse, ona hıyanet etmiş olur.” (Ebû Dâvûd, İlim/8 no: 3657)
“Kişiye bildiği bir şey sorulduğu zaman onu gizlerse; Allah, kıyâmet günü o kimseyi ateşten bir gemle (yularla) bağlar.” (Ebû Dâvûd, İlim/9 no: 3658)
Abdullah b. Ömer (ra) Allah’ın Elçisinin (sav) şöyle dediğini rivâyet etti: “Allah, ümmetimi dalâlet (sapıklık) üzere birleştirmez. Allah’ın eli cemaat üzerinedir...” (Tirmizî, Fiten/7 no: 2167 Garib kaydıyla)
(Not: Hadis diye rivâyet edilen bir söz: “İstihâre yapan kimse hüsrana uğramaz, istişâre eden pişman olmaz; iktisatlı davranan (serveti yerinde kullanan) kimse de muhtaç duruma düşmez." (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 2/280. Taberânî, el-Mu’cemu’l Evsat, 14/394 no: 6816. Tecrid-i Sarîh (çev.), 4/135)
Aclûnî, bu rivâyetin senedinde çok zayıf birinin olduğunu, kitabını yayına hazırlayan ise bunun uydurma olduğunu not ediyor. (bkz: Keşfü'l-Hafâ, 2/218 no: 2205)
Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- şöyle der: “Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den daha fazla dostlarıyla istişâre eden bir kimse görmedim.” (Tirmizî, Cihâd, 35/1714)
Hasan-ı Basrî, istişârenin faydaları hakkında: “Vallâhi, istişâre eden bir topluluk, muhakkak huzurlarında olan (tartışılan) şeyin en iyisine iletilmiş olurlar demiş ve arkasından; “…Onların işleri, kendi aralarında istişâre iledir...” âyetini okumuştur. (Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, no: 257 s: 51)
Ebu Hureyre’in (ra) rivâyet ettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle dedi:
“Kim söylemediğim bir sözü bana isnad edip uydurursa, Cehennemdeki yerine hazırlansın.
Kim de, müslüman kardeşine danışır ve (danışılan) bu kişi o (din) kardeşine yanlış yol gösterirse, (din) kardeşine hainlik etmiş olur.
Kime de yanlış/delilsiz fetva verilirse, onun günahı (işleyene değil) fetva veren kimseye ait olur.” (Buhârî, el-Edebu’l-Müfred, no: 258 s: 81)
-İstişâre kelimesi ve türevleri
Bu kelimenin aslı Arapça’da “şe-ve-ra/şâra” fiilidir. Bu da aslında peteğinden balı çıkarmak, bal sağmak demektir. Ya da hayvanı teşhir için pazarda yürütmek veya develer güzel ve semiz olmak, görünüşü güzel olmak (güzelliği ortaya çıkmak) demektir.
Bu fiilin if’al kalıbı olan iş’ara; işaret etmek, yol göstermek, öğüt vermek, birine bal sağmada yardım etmek. Bir şeyi görünür hâle getirmek. Bir şeyi el ile göstermek ya da bir şeye görüşü ile işaret etmek demektir. (Cevherî, İ. B. Hammed, es-Sıhah, 2/390)
Bu fiilden ‘şâvera’ (masdarı: muşâvere); bir işde istişâre etmek, danışmak,
‘şevvera’; müşâvere etmek, utandırmak, mahcup etmek,
‘teşâvera’; birbiriyle istişâre/müşâvere etmek, danışmak, işaret almak, birbirine danışarak, konuşarak bir düşünceyi açığa çıkarmaktır.
Terim olarak herhangi bir iş hakkında konunun uzmanlarına veya o konuda görüşü olabilecek kimselere danışmak, onlarla görüş alış-verişinde bulunmaktır.
(Müşâvere ve işaret; arı kovanından bal almak anlamından veya satılık hayvanı göstermek, anlamak için at pazarında binip koşturmak mânâsından alınmıştır... Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 2/452)
‘müsteşar veya müşâvir’; ilmi, siyasi, iktisadi, sosyal, teknik konularda fikrine başvurulan, danışman, fikri alınan ilim ve otorite sahibi kimse demektir. (Komisyon, Mu’cemu’l-Vasit. 1/499)
‘meşveret’; bir şeyin görünür olması için çaba göstermek, danışmak demektir,
‘istişâre’; bal sağmak, birinden bir konuda müşâvere istemek, şûrâ yapmak, danışmak anlamlarına gelir.
şûrâ; tıpkı müşâvere gibi danışıp işaret veya rey alma, istişâre yapma işidir. "Onunla müşâvere ettim" fiilinin masdarıdır. Kalıbı tıpkı "büşrâ (müjde)" ve "zikrâ (öğüt)" vb. kelimeleri gibi...
Terim olarak daha çok –nerede olursa olsun- yöneticilerin işleri yürütürken iştişârede bulunması, bunun sonucunda oluşan eğilime değer vermesi demektir.
Kendisiyle ilgili müşâverede bulunulan, biriyle konuşulan veya birine danışılan iş, mesele... (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s. 396)
“İş konusunda falancaya danıştım” şeklinde söylenir. (Cevherî, es-Sıhah, 2/390-392)
Bundaki amaç da bir meselede isabetli karara varabilmek için kişilerin fikirlerinin açığa çıkmasını sağlamaktır. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab 8/159-160. Fîrûzâbâdî, el-Kâmusu’l-Muhît, s: 420-421)
Şûrâ kelimesi ayrıca “üzerinde ortaklaşa görüş beyan edilen iş” mânasına geldiği gibi toplanıp görüş bildiren topluluğa da şûrâ (ehlü’ş-şûrâ) denir. (Türcan, T. TDV İslâm Ansiklopedisi, 39/230)
Şûrâ, bir konuyu tartışmak, görüşmek amacıyla yapılan toplantıyı ifade ettiği gibi, aynı zamanda bu toplantının yapıldığı mekan için de kullanılır.
Görüldüğü gibi şûrânın terim anlamıyla kök anlamı arasında semantik ilişki söz konusudur.
Aynı kökten gelen bir de şûrâ’ya benzeyen ‘meşûra’ kelimesi var. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 8/160) Buna teknik istişâre diyebiliriz.
Buna göre ‘meşûra’, gelişigüzel, herhangi birinin görüşüne başvurma değil, bizzat istişâreye ehil olanlara (ehl-i şûrâ’ya) danışmak demektir. Bir konuda ehil olanlar arasında etraflıca görüşülüp en isabetli görüş veya karar tesbit edilmeye çalışılmasıdır. (Sönmez, A. Şûrâ ve Rasûlullah’ın Müşâveresi, s: 15-17)
Müşâvere, meşveret ve şûrâ kelimeleri arasında anlam açısından ufak tefek nüanslar dışında fark yoktur. Bunlar genellikle birbirlerinin yerine kullanılır.
-İstişârede üç vurgu vardır
İstişâre ile aynı kökten gelen şûrâ ve müşâvere’de üç anlam, üç
vurgu dikkati çekmektedir:
Birincisi; ehil, tecrübeli, uygun kimselerle konuşarak bir meselede onların fikirlerinin, görüşlerinin, oylarının açığa çıkartılması... Zira hiç bir insan ne kadar bilgili, ne kadar tecrübeli, ne kadar yaşlı olursa olsun, tek başına her şeye yeterli olmayabilir. Her konuda bilgi sahibi, ya da her konuda isabetli karar vermesi mümkün değildir.
Herkes, bir şekilde ama mutlaka başkasına muhtaç olduğu gibi, başkasının fikrine, görüşüne, reyine de muhtaçtır.
İkincisi; bu da tıpkı balı kovandan veya bulunduğu yerden almak, -ki buna Türkçede balı sağmak denilir- gibidir.
Demek ki danışılan kişi/danışman arıya benzer. Yıllarca tecrübe, bilgi ve uzmanlık biriktirmiş, adete kendi kovanında kendi balını yapmıştır.
Arılar nasıl ki ballarını binlerce çiçek özünden yaparlarsa; âlim, danışman, istişâreye ehil kimse de bu seviyeye tek kaynaktan beslenerek, tek tecrübeye dayanarak gelmemiştir. O farklı bilgi kaynaklarından beslenmiş, çok tecrübeler yaşamış, bazı konularda uzman olmuştur. Bunları kendi kabında, bünyesinde tıpkı lezzetli, şifalı bal gibi biraraya getirmiştir.
Onunla istişâre eden tıpkı kovandan balı sağmak isteyen gibi onun bu bal gibi zengin tecrübesinen ve bilgisinden faydalanmak ister. Danışılan konu ve mesele hakkında onun bala benzeyen fikirlerinin ortaya çıkmasını ister.
İstişârenin (şûrâ’ya baş vurmanın) çıkış noktası, metodu, amacı ve sonuçları açısından harika bir benzetme, hoş bir kombinezon... Yanında (dağarcığında) bal olanın, yani işe yarar düşüncesi, fikri, çözüm, rehberliği olanın bu birikiminden faydalanmak, balın değerini bilenler için bir kazanımdır.
Üçüncüsü; şûrâ kelimesini aynı kökten gelen ‘işaret’ ile ilişkilendirirsek, yine güzel bir bağlantıyla karşılaşırız.
İşaret kelimesinin bir şeyi görünür kılmak anlamını hatırlayalım... Kendisine danışılan kişi bilgisi ve tecrübesi ile konuya en uygun görüşü görünür yapar, ortaya çıkarır. Ya da danışılan kişi uygun bir fikre, çözüm yoluna, isabetli düşünceye işaret eder.
Bu da balı bulunduğu yerden elde etmeye, balı ya da bir hayvanın (mesela atın) kabiliyetini görünür hâle getirmeye benzer.
-İstişârenin alanı
İstişâre bir açıdan kelime anlamıyla ictihada benzer. Sonuçta o da bir konuda fikir yürütmektir, kendine göre doğru olanı tesbit etmeye çalışmaktır.
Ancak istişârenin alanı bir müslüman için Kur'an ve Sünnetin açıkça beyan etmediği konulardır. (Kısaca, istişârenin alanı hakkında nass olmayan konulardır.) Bir konuda bu iki kaynakta bir hüküm varsa, açıkça anlaşılıyorsa, başka türlü anlamaya müsait değilse; o konuda istişâre ve ictihat olmaz. Şu âyetlerin dediği gibi:
“… eğer bir mesele (konu) hakkında ihtilafa düşerseniz onun hükmünü Allah’a ve Rasûlü’ne havâle edin.” (Nisâ 4/59)
“Allah ve Rasûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” (Ahzâb 33/36)
Lafız, yani âyetin veya hadisin sözü (nass) farklı anlaşılması söz konusu ise, nasıl anlayalım, nasıl uygulayalım diye işin ehliyle istişâre yapılabilir.
-İstişârenin usûl ve âdâbı
Her iş, her faaliyet, her sohbet gibi istişârenin de (şûrâ yapmanın da) usâlleri ve âdâbı vardır. Buna istişârenin şartları ve kuralları da diyebilirsiniz.
Bunlar elbette genel şeylerdir. Hepsinin aynı anda her işe (her istişâreye) uygulanması gerekmez ama kişi küçük-büyük, resmi-gayr-i resmi, aile-organizasyon, şahsi işi-yetkili olduğu kurum ile ilgili yapacağı istişârede bazı prensipleri gözününde bulundurması faydalıdır. Bu, aynı zamanda istişâreden olumlu sonuç almada bir gerekliliktir.
İstişârenin usûl ve âdâbı geniş olarak açıklanabilir. Bir kısmını şöyle özetleyelim:
1.İstişâre edilecek kişilerin (müşâvirlerin) danışılacak konularda tecrübeli, bilgili, görgü ve hikmet sahibi, hatta uzman olması tercih edilmeli.
Rasûlüllah (sav) bir sözünde buna işaret ediyor:
“Müsteşar, (kendisiyle istişâre edilen kişi) güvenilir bir kimse olmalıdır.” (İbni Mâce, Edeb/37 no: 3745-3746. Tirmizî, Edeb/57 no: 2823-2824 Sahih kaydıyla. Ebû Dâvûd, Edeb/113 no: 5128)
2.Bir yerde üst-alt yapı ilişkisi varsa, işlerini istişâre ile halletmeleri uyuşmazlığı azaltır. Alttakiler kendilerine değer verildiğini anlarlar, üsttekiler de alttakilerin isabetli fikirlerinden faydalanmış olurlar.
3.Konu, gündem veya sorun değişince müşâvirlerin de buna göre değişmesi gerekir. Buna dinamik şûra diyebiliriz.
Her konu her zaman aynı kişilerle istişâre edilmez. Her zaman aynı kişilerle yapılan şûrâ sıradanlaşabilir, kendi içine kapanmaya yol açabilir, beklenen sonuç alınmayabilir.
4.İstişârede en önemli unsur karşılıklı konuşmak ve karşılıklı dinlemektir. Konuya farklı yönden bakmak ve farklı fikirlerle yaklaşmak zenginliktir ve faydalıdır. Yalnız farklı görüşler nefislerin hevâlarından (arzularından) değil; bilgi, tecrübe iyi niyetten kaynaklanmalı...
5.En iyiyi, en isabetlisini bulabilmek için şûrâ ehlinin dediklerine, fikirlerine kulak vermektir. Bunun için özgür bir ortam olmalı. Katılımcılar bir şeylerden çekinerek fikirlerini söylemeye cesaret edemiyorlarsa, istişâre ahenkli yürümüyor demektir.
6.İstişârede esas (temel prensip) münakaşa değil müzakeredir. Münakaşa menfi, müzakere müsbettir. Müzakerede fikirler, görüşler, teklifler karşılıklı olarak değerlendirilir.
7.İstişârede sadece muhalefet etmek üzere söz söylenmez, kendi görüşü hakkında ısrarcı olunmaz.
8.İstişâreyi ahenkli yönetmek üzere katılanlar arasından bir başkan, yönetici olmalı. Ya da sorunu hakkında istişâre yapmak isteyen toplantıyı yönetmeli.
9.Yönetici istişârede sabırlı ve müsamahalı olmalı, Toplantıyı usta bir orkestra şefi gibi yönetmeli.
10.Başkan; üzerinde konuşulacak konuyu uygun bir dille anlatmalı, istişârenin boyutu ve şartları tesbit edilmeli, gerekirse süre ve gündem belirlenmeli. Hatta gündem daha önceden katılımcılara gönderilebilir. Böylece onların hazılanma imkanları olur.
11.Başkan, istişâre esnasında gereksiz ayrıntılara dalmaya, karşılıklı tartışmaya, gündem dışına çıkmaya izin vermemeli.
12.Katılımcıların onayı ile konuşmalar özetle yazıyla kayıt altına alınabilir.
13.Başkan gerekirse üzerinde konuşulan konu veya sorun hakkında kendi fikrini, planını ve teklifini baştan söyleyip onun hakkında görüş isteyebilir. Ama bunu baskıcı bir tarzda yapmamalı.
14.Başkan, sırasıyla herkese belli bir süre için söz vermeli, onları sabırla dinlemeli. Herkes fikrini söylemeli, açıklamalı, savunmalı ama sonucu ortak karara bırakmalı.
15.Kendisi ve diğer katılımcılar (müsteşarlar) konuşana müdahele etmemeli. Karşılıklı konuşmalara ve atışmalara fırsat verilmemeli.
16.Müsteşarlar fikirlerini, tekliflerini uygun, açık ve anlaşılır bir dille anlatmalı. Bağırmamalı, dayatmada bulunmamalı, ısrarcı olmamalı.
17.Herkesin görüşüne saygı duymalı. Konu hakkında yetersiz veya uygun olmayan görüşler, teklifler yargılanmamalı, sahipleri dışlanmamalı. Yerine göre münasip bir dil ve gerekçe ile reddedilebilir. Kişiler değil, fikirler eleştirilmeli. Zira eleştiriler kişilere yönelirse istişârenin ahengi bozulur.
18.İstişâre sonun fikir birliğine ulaşmaya, tablonun hepsini göz önünde bulundurarak ortak karar almaya çalışmalı, alınan karara da katılımcılar itiraz etmemeli, tavır almamalı.
-Netice
Yönetici veya yetkili, ya da önemli bir şey yapmak isteyen kişi, karar vermeden önce o konunun lehinde veya aleyhinde olabilecek görüşlere başvurmalı, aklı başında, ehil kimselere danışmalı.
Zira istişâreden maksat; o konunun veya sorunun hakkında faydalı fikirleri, çözümleri, teklifleri ortaya koymak, bulmaya çalışmaktır. Bununla birlikte en isabetli kararı vermek, olabilecek hata ve zararları azaltmaktır.
Hüseyin K. Ece
12.05.2025
Zaandam/Hollanda


