İmtihan Gerçeği
Allah (cc) bütün müslümanları, onların arasında kendi yolunda sabırla cihad edenleri (kendi yolunda çalışıp-gayret edenleri) bilip ortaya çıkarıncaya kadar onları denemeye tabi tutacaktır.
“Andolsun, içinizden, cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz.”[1]
Allah yolunda çalışmanın, yalnızca kuru bir iddia ile değil; bizzat pratik faaliyetlerle olması gerekiyor.
Mü’minler bazen zorluklar, felaket, çile ve sıkıntılarla karşılaşırlar. Vahye inanmayanlardan incitici sözler işitirler. Bazen hakları ellerinden alınır, bazen alay edilirler. Kimi zaman ambargoya uğratılırlar. Hatta işkenceye uğrarlar. Malları, rahatları ve hatta canları bile gidebilir. Bütün bunlar onlar için şer gibidir.
Bazen de Allah (cc) mü’minlere hayır yönünden nice şeyler nasip eder. Onlara dünyalıklar, imkanlar, rahatlıklar ve zaferler verebilir.
Bütün bunların sebebi denemedir.
Genelde insanlar, özelde mü’minler karşılaştıkları değerlerle, olaylarla imtihana tabi tutulabilir. Nitekim Kur’an şöyle diyor:
“Biz sizi bir imtihan olarak hayır fitnesiyle de şer fitnesiyle de deniyoruz. Ve eninde sonunda Bize döneceksiniz.” (Enbiyâ, 21/35)
“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden Cennete gireceğinizi mi sandınız?...” (Bakara, 2/214)
Allah (cc)’ın insanlar ve toplumlar için bir takım yasaklar ve sınırlar koyması, bazı hükümleri bildirmesi de bir imtihandır. Bakalım kim bu hükümlere uyacak? Kim bu yasakları çiğnemeyecek?
Kur’an’da İmtihan
Kur’an deneme, sınama, sınav anlamında üç kelime kullanıyor: “İmtihan, fitne ve belâ.”
a- İmtihan
“Me-ha-ne” fiili sözlükte; sınamak, denemek demektir. Başka manaları da var ama konumuz açısından bu iki anlamı alıyoruz.
İbtilâ’ (denemek) kelimesi ile aynı manadadır.
Bu kökten gelen “im-te-ha-ne”; birini sınamak, denemek, imtihan etmek, zorluğa (mihnete) düşmek, bir şeyin hakikatini anlamak için düşünüp taşınmak demektir.
Aynı kökten gelen mihnet; şiddet, sıkıntı, meşekkat, belâ, deneme anlamında...
İmtihan Kur’an’da iki âyette fiil olarak geçiyor:
“Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın, gönüllerini takva konusunda sınadığı kimselerdir...” (Hucurât, 48/3)
“Ey iman edenler! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları imtihan edin, hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mü’min kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkârcılara geri vermeyin...” (Mümtehine, 60/10)
b- Fitne
‘Fitne’ kelimesinin aslı ‘fe-te-ne” fiili; sözlükte, altın ve gümüş gibi değerli madenlerin saflığını anlamak için onları ateşte eritmek demektir.
Buradan hareketle insanı ateşe veya azaba sokmak anlamında kullanıldı.[2] Bazen de deneme ve sınama anlamındadır. Tâhâ, 20/40’da olduğu gibi.[3]
Fitne bir âyette belânın içine düşmek,[4] iki âyette kötülük ve musibet,[5] üç âyette de şaşırtma,[6] azabın doğmasına sebep olan şey ya da günah[7] anlamında geçiyor.
Bu fiilin masdarı ‘fitne’; sözlükte, deneme ve imtihan, sınama, maddi ve manevi sıkıntı, üzüntü, belâ gibi anlamlara gelir. Fitne çok anlamlı kelimelere örnektir. Ondan fazla manaya gelir ve bireysel, toplumsal, maddî, ahlâkî ve akidevî tüm alanları kapsar. Allah (cc)’dan, ya da kullardan kaynaklanan sıkıntı, musibet, katl (savaş, öldürme), azap vb. hoş görülmeyen şeylerin genel adıdır.
Bunlar Allah’tan sadır olmuşsa bir hikmete dayanır. İnsanlardan kaynaklanırsa bunun tersi olur. Bundan dolayı Allah (cc) böyle bir fitneden insanları men etmektedir.[8]
Bakara, 2/191. âyette geçen “katl’den kötü fitne” her türlü baskı ve zulmü ifade eder. Mü’minleri dinlerinden çevirmek için baskı ve işkence yapmak da fitnedir.[9]
‘Fitne’ kelimesi bunlardan başka; küfr, azgınlık, sapıklık, günah, ayrılık, iç ihtilaf, kargaşa, kavga, nifak, birbirine düşme, çekişme, karışıklık;
delilik, azap, belâ, musibet, aklını çelmek, gönlünü çalmak, kandırma (iğva), kışkırtma, baştan çıkarma ve kalbin bir şeye fazla meyletmesi gibi manaları da vardır.
Kişinin aklını çelip ona azap kazandırdığı için şeytana, kişiye zarar verdiği için hırsıza aynı kökten gelen ‘fettân’, insanın gönlünü çelen, hırsı artıran altın ve gümüşe aynı ‘iki fettân’ denmiştir.
- Olumlu Anlamıyla Fitne
‘Fitne’ kelimesinin sözlük anlamından anlaşıldığı kadarıyla o, iyiyi kötüden, arı olanı kirli olandan, doğruyu yalandan ayıran bir metodtur.
İçinde zorlukları, sıkıntı ve meşekkatleri barındıran savaş da bir fitnedir. Savaş bazen, insanların hatalarını, pisliklerini kendi önlerine koyar.
İnanç uğruna belâ ve sıkıntılara uğrama anlamındaki fitne, olumsuz bir anlam taşımamaktadır. Bu gibi sıkıntılar inanan kişiyi kararlı kılar, iradesini güçlendirir, kişiyi ve toplumu dinî yönden geliştirir. Onların hatalarını gösterdiği gibi, din uğruna sabırlarını da ortaya koyar. Böylece Allah’ın vereceği karşılığı almalarına zemin hazırlar.
Bu bağlamda ‘fitne’ ile ‘belâ’, aynı anlamdadır. Zira her ikisinde de insana erişen bir sıkıntı, darlık, zorluk manası vardır. Ne var ki ‘fitne’nin kapsamı biraz daha geniştir.
‘Belâ’ yalnızca Allah’tan geldiği hâlde, ‘fitne’ hem Allah’tan hem de kullardan gelebilir, insan kendisini fitneye düşürdüğü gibi, başkalarını da fitneye uğratabilir.
‘Fitne’ öncelikli olarak bir sınav yolu olduğuna göre, hem ni’met sebebiyle, hem de nıkmet’ten (darlıktan) dolayı olabilir. Buna göre o, onu meydana getiren için bir uyarı, bir düzelme sebebi veya aklını başına alma imkanıdır.
- Allah’a Nisbetle Fitne
Allah’ın (cc) fitne vermesi O’na ait bir hikmete dayanır ve insanın tekâmülüne sebep olur. İnsanlar zaman zaman fitneye uğratılırlar, yani denemeye tabi tutulurlar.
Kur’an’ın haber verdiğine göre;
1. Peygamberler denendi. Hz. Süleyman,[10] Hz. Musa,[11] ve diğer peygamberler.[12]
2. Müslümanlar denenir. Müslümanlar için sadece iman etmek yeterli değildir. İmanın kökleşmesi ve sağlamlaşması için onlar çeşitli denemelerden geçirilirler.[13]
Ayrıca inkâr edenlerin müslümanlara karşı tavırları bir fitnedir.[14]
Mü’min, tıpkı madenin deneme kazanında kaynatılması gibi zorluklarla, musibetlerle, azapla karşı karşıya getirilir. Böylece samimi müslümanla gevşek müslüman ortaya çıkar.[15]
3. Münafıklar çeşitli şekillerde denenir.[16]
4. Diğer insanlar ve topluluklar da denenir (fitneye uğratılır).
Bazı kavimlere elçiler gönderilmesi onlar için ilâhî imtihan sebebidir.[17]
Kur’an insanların birbirlerine karşı tutumları açısından imtihan edildiklerini söylüyor.[18] Demek ki insanlara arasındaki ilişkiler gelişigüzel olmamalı, belli insanî ve ahlâkî kurallara dayanmalı.
Bazıların mal, servet, geniş imkan verilmesi de deneme sebebidir.[19] Allah (cc), insanın imandaki samimiyetini ortaya çıkarmak için hayır ve şer ile imtihan olunduğunu haber veriyor.[20]
Mal ve evlat insan için bir fitnedir, deneme aracıdır.[21] Bol rızık ve öteki nimetler de öyle...[22]
İnsanın başına gelebilecek belâ ve musibetler birer fitnedir, denemedir.[23]
Allah (cc) doğru yola giren kimseler için rızkı bollaştırır. Bunun sebebi de onların sükredip şükretmeyeceklerini, takva sahibi olup olmayacaklarını denemektir.[24]
Hayat, tekâmül yolunda ilerlemek ise fitnelerin peşpeşe sıralanması doğaldır.
c- Belâ
‘Belâ’nın aslı “be-li-ye” fiili sözlükte; elbise veya kumaşın eskimesi, kişinin bir şeyden dolayı bitkin hâle gelmesi demektir.
Bir şeyi denemek, test etmek manasına da gelir. Yani denemeden sonra bir şeyin yıprandığı, eskidiği bununla ifade edilir.[25]
Denenmek veya bir sınamaya uğramak insanı yıprattığından, bitkin hale getirdiğinden dolayı ‘belâ’ kelimesiyle ifade edilmektedir.
Bu kökten gelen ‘ibtilâ’ ise; imtihan etmek, denemek, sınamak demektir. (Türkçede kullanılan “müptelâ” belâya/ibtilâ’ya uğramış kimse demektir) “Bir kimse belâ veya ibtilâ edildi” denildiği zaman bununla onun iyi veya kötü yönlerinin ortaya çıkması kasdedilir.[26]
Kur’an’da daha çok denemek, sınamak, imtihan etmek anlamlarında kullanılmaktadır.
Dinin emirleri bir bakıma ‘belâ’dır yani, sınamadır. Çünkü bazı dinî emirler insan bedenine zorluk verir, insanların iyilerini ve kötülerini ortaya koyar. Şükredenler veya nankörlük edenler bununla belli olur.
Zorluklara kim sabredecek, nimetlerin değerini ve sahibini kim bilecek? Bütün bunlar bir ‘belâ’dır, sınamadır.
1. İnsanlar denenmek için yaratılmıştır. Onlara verilen nimetler, yeryüzünün ziynetlerinin verilmesi de bu amaca yöneliktir.[27]
2. Hayat ve ölümün, doğmanın ve yaşamanı amacı sınamadır. “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk, 67/2)
3. Allah (cc) bütün insanları onlara verdiği nimet, kabiliyet ve imkanlarla denemektedir. Ancak herkesin imtihanı ve deneme araçları diğerinden farklı olabilir.
“Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan merhamet edendir.” (En’am, 6/165)
Allah (cc) ni’met veya külfetle dener. Fitne, gerçek olanı sahte olandan, iyi olanı kötü olandan, kirliyi temiz olandan ayırmak olduğuna göre, hayatın akışında iyiler ve kötüleri, olumlu ve olumsuz şeyler ortaya çıkarır.
Allah (cc) müslümanlara da sıkıntı, musibet ve zorluklar verebilir, onları sabırla deneyebilir.
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 2/155)
Kişi ve toplumların zaman zaman gelen sıkıntı, musibet, zorluklar ve darlıkların sebebi onların akıllarını başlarına almalarını sağlamaktır.
Başına ‘belâ’nın, yani imtihanın nereden geldiğini anlayanlar onun gereğini yaparlar.
4. Kur’an peygamberlerin denenmesini bir de “belâ ve ibtilâ” kelimeleriyle anlatıyor. İnsanlar arasında en fazla denemeye (belâ’ya) peygamberler uğratıldılar. Allah yolunda hiç kimsenin dayanamayacağı eziyet ve sıkıntılarla karşılaştılar. Azgın düşmanlarla, anlamaz ve inatçı topluluklarla, hasetçi kişilerle yıllarca uğraşmak zorunda kaldılar.
Hz. Musa (as) ve kavmi (İsrailoğulları) Firavunun baskı ve zulmüyle denenmişti.[28]
Hz. İbrahim (as) bir takım kelimelerle denenmişti ve o da onları bir bir başarıyla tamamlamıştı. Bunun üzerine Allah (cc) onu bütün insanlığa imam (önder) yapmıştı.[29]
5. Yeryüzünde süs ve geçimlik olarak yaratılan her şeyin yaratılış sebebi; hangi insanın daha güzel amel işleyeceğini, daha güzel davranışta bulunacağını denemek içindir.[30]
6. Allah (cc) dileseydi insanlar İslâm’a inanan tek bir ümmet olurlardı. Ancak Allah (cc), insanlara gönderdiği elçilerle ve ilâhî hükümlerle onları denemek istemektedir.[31]
7. İnsanlar arasında yetenek, bilgi, mal ve makam yönünden var olan farklılıkların sebebi de yine ilâhî sınavın bir gereğidir. İnsan bu konularda nasıl davranacak?...[32]
Nimet verilerek denemeye tabi tutulan insan, Allah ona deneme için ikram etse “Rabbim bana ikramda bulundu” der. Ama onu denemek rızkını azaltsa “Rabbim beni değersiz yaptı”der. (Fecr, 89/15-16)
Mü’min ise; nimetin azlığının veya çokluğunun bir deneme olduğunun şuurundadır. Bu yüzden nimet bol olduğu zaman şımarmaz, kibirlenip yoldan çıkmaz. Nimet az olduğu zaman da şikâyet etmez.
O nankör değil, sükredici olmaya çalışır. Bilir ki, gecici olan dünya hayatı bir imtihan yurdudur. Bu hayatının devamını sağlayan her şey de bir sınama-imtihan aracıdır.
Bu sınavın hikmetini anlayanlar ve gereğini yapanlar kazanacaklardır.
[1] Muhammed, 47/31. Bir benzeri: Enfal, 8/17.
[2] Bkz. Zariyât, 51/13-14.
[3] R. el-Isfehânî, el-Müfredât, s.559.
[4] Tevbe, 9/49.
[5] Yûnus, 10/83; Mâide, 5/49.
[6] İsrâ, 17/73; Hadid, 57/14; Enfâl, 8/25.
[7] Tevbe, 9/49.
[8] R. el-Isfehânî, el-Müfredât, s.559.
[9] Bkz. Burûc, 85/10.
[10] Sâd, 38/34.
[11] Tâhâ, 20/40. A’raf, 7/155.
[12] Hacc 22/52-53.
[13] Bkz. Ankebût, 29/2-3. Enfal, 8/17. Âli İmran, 3/152, 154. Ahzab, 33/11.
[14] Bkz. Furkan, 25/20. Mümtehine, 60/5.
[15] Bkz. Ankebût, 29/10.
[16] Bkz. Tevbe, 9/126; Mâide, 5/71.
[17] Bkz. Neml, 27/47; Kamer, 54/27.
[18] Bkz. Furkan, 25/20; En’am, 6/53.
[19] Tâhâ, 20/131.
[20] Bkz. Enbiyâ, 21/35
[21] Bkz. Teğabûn, 64/15-16; Enfâl, 8/27-28.
[22] Bkz. Zümer, 39/49.
[23] Bkz. Hac, 22/11.
[24] Bkz. Cin, 72/16-17.
[25] R. el-Isfehânî, el-Müfredât, s.79.
[26] R. el-Isfehânî, el-Müfredât, s.79.
[27] Bkz. Hûd, 11/7.
[28] Bkz. A’raf, 7/141, 163; İbrahim, 14/6.
[29] Bkz. Bakara, 2/124.
[30] Bkz. Kehf, 18/7.
[31] Bkz. Mâide, 5/48.
[32] Bkz. En’am, 6/165; Âli İmran, 3/186.


