Ebu Said el-Hudri (r.a.)'ın nakline göre, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak, sizden önceki ümmetlerin yoluna karış karış, arşın arşın uyacaksınız. Hatta onlar bir keler deliğine girseler sizler de onları takip edeceksiniz” buyurdu. Biz “Ya Rasulallah! bu ümmetler yahudilerle, hristiyanlar mıdır?” diye sorduk. Rasulullah (s.a.s.) “Başka kim olacak” buyurdu.[1]
Sahih-i Müslim şerhinde karış, arşın ve keler (kertenkele) deliğinden maksat ise, onlara ileri derecede uyulacağını temsili olarak anlatan ifadelerdir. Maksad ise masiyetlerde ve buyruklara muhalefette onlara uygun davranmaktır yoksa küfürde onlara uymak değildir.[2]
Kadı Iyaz şöyle demiştir: “Hadiste geçen karış, arşın, yol, keler deliğine girme gibi ifadeler şeriatın yasakladığı ve kınadığı her türlü hususta onlara uymanın temsili bir anlatımıdır.”[3]
İbn Battal şöyle demiştir: “Bilmek gerekir ki Hz. Peygamber (s.a.s.) ümmeti kendilerinden önceki ümmetlerde olduğu gibi, sonradan uydurulmuş şeylere, bidatlere ve heveslerine tâbi olacaklardır. Birçok hadiste hevâ ve hevese uymanın kötü olduğu uyarısında bulunulmuş ve kıyâmetin ancak insanların kötülerinin başına kopacağı ve seçkin insanlar bulunduğunda dinin ayakta kalmaya devam edeceği ifâde edilmiştir.”[4]
Başta naklettiğimiz hadiste bize önemli bir mesaj verilmek istenmektedir. Allah’ın izniyle gelecekten ve bugünkü hâlimizden haber veren Rasulullah (s.a.s.), Bize içinde bulunduğumuz hâlin sebebini ve çözüm yolunu bildirmiştir. Peki hâlimiz nedir ve biz nasıl Yahudi ve Hrıstiyanlara benzemişiz? Rabbimizin emrine kulak verelim:
“Allah'a ve Rasulü’ne itaat edin. Birbirimizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız, gücünüz gider. Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”[5]
“Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiç bir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah'adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.”[6]
Biz iman edenlerin bazı vasıfları vardı: Rabbimizden gelen emri işittik ve itaat ettik derdik. Ashab böyle yaptı, bir ümmet olarak kaldı. Daha sonra Tabiin ve Tebe-i tabiin dönemi de böyle bir ümmet olarak kaldı. Şu son asır öncesine kadar hatâ ve eksikliklerle beraber, bir ümmet olarak İslam’ı ikâme ettiler. Kur’ân’ın ve Sünnetin içindeki her meseleyi benim gibi algılayacaksınız yoksa sizi küfürle ithâm eder sizden ayrılırız sözünü Yahudi ve Hrıstiyanlara fısıldayan şeytan bize de fısıldadı. Sonuç tefrika… Allah’ın kardeş kıldığı ve birlikte fitne kalmayıp din Allahın oluncaya kadar Allah yolunda cihad edin buyruklarını bırakıp kendi kendimizle tartışmaya koyulduk. Çünkü teslimiyet ve birleştirmenin önüne Yahudi ve Hrıstiyanlarda olduğu gibi hevâ ve heveslerimizi aldık ve bu minvâlde konuşup hüküm verdik. Düşmanlardan öyle korktuk ki kılıçlarımızı onlardan çektik, dillerimizi ve kalemlerimizi Müslümanların üzerinde tefrikada sabit kıldık. Allah ve Rasulü’nün izzeti ayaklar altına alındı, güç olup vurmadık. Namuslar kirletildi güç olup vurmadık. Yaşlılar ve bebekler katledildi yine biz güç olup vurmadık. Daha örnekleri çoğaltabiliriz ama bu şu ân bizim günahımız olarak bize yeter. Allah ayette zaten bizleri tehdit ediyor. “Sonra o, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir” buyuruyor.
“Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu kabullenmedikçe ve boyun eğip teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”[7]
“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanın cezası dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir? Kıyamet gününde de azabın en şiddetlisine itilirler. Allah gafil değildir, herkesin ne yaptığını bilir.”[8]
Aramızda Allah’ın ve Rasulünün izzetini ayağa kaldırma konusunda bizi bir araya getirecek bir Kitap ve Sünnet yok mu? Neden aynı ayetleri okuyup tefrikaya düşüyoruz. Hevâ ve heves değilse bu, küfürdür. Niçin bu öncelikli meselemizi konuşmuyoruz. Hepimiz ne kadar davet ettiğimizi ve neler yapıp, neler çektiğimizi anlatıyor ve bölük pörçük oluşumuzdan hep karşımızdakileri sorumlu tutup masum rolüne bürünüyoruz. Aramızda Allah hüküm vermedi mi? Bu dünya da verilen hükmü tevil edebiliriz amma, Allah’ın âhiretteki azabından nereye kaçacağız. Kirletilen namusların ve katledilen canların hesabı sorulmayacak mı zannettiniz? Ne cevap vereceksiniz? Yoksa vay halimize! İman etmiş olarak kabul etmedi mi Allah bizi ki, bu hâlde devam ediyoruz. Allah bizleri ıslah edip imanlarımızı kabul etsin.
Evet ayetlerde ki tehditlere kulak vermemiz gerekiyor. Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? diye soruyor Allah azze ve celle... Biz ümit ediyoruz ki tümüne iman edenlerden olalım. Öyleyse şu ayetlere kulak verelim:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın.”[9]
“(Ey iman edenler,) mü’minler ancak kardeştirler, onun için kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki, rahmete erdirilesiniz.”[10]
Ey Kitab’a iman edenler hep beraber olun, ey Rasulullah (s.a.s.)’e tâbi olanlar beraber olun buyurmaktadır, Rabbimiz ve Melikimiz, Allah azze ve celle. Bölünmeyeceğiz. Okunan ayet ise susmasını bilip saygı duymak kaydıyla hükmü Allah’a bırakacağız. Okunan hadis ise susmasını bilip kardeşliğimizi koruyup bunu Rasulullah (s.a.s.)’e bırakacağız. Sahabenin, Tabiinin, Tebe-i tabiinin ve müçtehit imamların Kur’ân’dan ve sünnetten bir görüşümü var zıtlaşmayıp hukukumuzu korumak kaydıyla sonucu Allah’a ve Rasulü’ne bırakacağız.
Hadisleri bize zikreden Rasulullah (s.a.s.)’dir. O tek ve bir insandır. Hevâsından konuşmamıştır. O’nun sözleri rahmettir. Bizi ayrılığa itmemiştir. Çünkü bizden öncekiler bir ümmet idi… O’nun Ashabı hakkında “Allah onlardan razı oldu, onlarda Allah’dan razı oldular”[11] buyurdu. Öyleyse sana ve bana düşen sahabeyi yarıştırmak değil, gücümüz nispetince tâbi olup onların birbirinin kardeş ve bir ümmet kaldığı bu yolda biz de bu ince çizgiyi koruyacağız.
Diğerlerine gelince onlar Allah’ın övdüğü ve bilmiyorsanız ilim ehline sorun dediği[12] zümrenin çoğunu oluşturmaktadır. Bugüne kadar bizlere nice görüşleri ulaşmış, bir kısmıyla amel ettiğimiz bir kısmıyla da amel etmediğimiz ilmi usuller çizmişlerdir. Amel edilenlerin övüldüğü gibi, görüşleriyle amel edilmeyenlerin yerilmemesi gerektiğini de bizlere öğretip ince ince nasihat ettiler. Hepsi bir ümmet ve bir güç olarak canlarını Allah yolunda verdiler. Allah hepsinden razı olsun.
Gelelim bize… Aklımızın kıtlığı ve ilmimizin azlığı ile ayetlerle tefrikaya düşmeye kapı açmayalım. Okunan ayetlere tâbi olup onun üzerine kendi yorumumuzu katmayalım. Yahudi ve Hıristiyanlar Allah’ın emirlerini değiştirip yorumlarken, Peygamberi nasıl etkisiz bıraktılar ise bugün biz de öyle yapmayalım. Ayetleri Rasulullah (s.a.s.)’in izâhatına bırakalım. O’nun dediklerine tâbi olup, ihtilâfı tefrikaya değil rahmete bırakalım. Rasulullah (s.a.s.)’in hadislerini kendi kafamıza göre değil Sahabenin bize aktardığı şekliyle alalım ve onları ayırmayan görüşleri bizleri de ayırmasın.
İmam Şafi ve talebesi Yunus’un arasında bir ihtilâf çıkıyor ve İmam Yunus meclisi terk ediyor. Hava kararınca İmam Şafi, talebesinin kapısını çalıyor ve şunları söylüyor: “Bizi bir araya getiren onca görüş varken bir mesele mi bizi ayıracak? Ve o bir meseleyle yürüdüğün yolları ve köprüleri yıkma bir gün lazım olur da ulaşamazsın” diyor. Gerçekten bugün bizim kırıp döktüğümüz ve zulüm görünce de ümmet nerede sözümüz gibi olur. Onun içindir ki, ilim heyecan ve asabiyete göre değil, nakil ve vahdetin çizgisinde hareket eder.
Ve bir kıssa ile de pekiştirelim.
İmam-ı Âzam bir gün oğlu Hammad’a din konusunda münâzara etmeyi yasaklayınca oğlu sordu:
Neden baba?
İmam:
— Evladım biz muhâtabımızın omzunda kuş var gibi ürkütmeden konuşmayı kendimize düstûr edinmiştik. Ama şimdi sizler karşıdaki muhâtabının omzunun üstündeki başı kopartmak için münâzara eder olmuşsunuz” der ve yasaklar.
Hülâsa diyerek kardeşim, bu nasihati önce kendime ve sonra sana hatırlatıyorum:
Allah’a iman etmiş, şirkten ve küfürden uzak kalmış insanları kardeşin olarak gör ve onun haklarını koru. Onunla bir araya gel ve şeytanın vesveseleriyle ondan ayrılma. Bir araya gel ve bugünün tağutlarına karşı cihad-ı ekberi başlat. Kafirlere ve zalimlere karşı bir vücudun azaları gibi ol. Sabır ve duam, Allah’tan ya hilâfet ya Müslümanların izzeti ve şerefi ile yaşamasıdır. Ya da senin için şehâdeti iste. O da senin izzetin ve şerefindir. Bunu yaparsak Allah gücümüzün yetmediği zulümlerden bizi mesûl kılmaz. Yok bunu yapmaz ve tefrikanın çöplüğünde bir çöpte biz olursak bu dünya da zor bir imtihân, âhirette ise elim bir azap bizleri bekliyor.
Rabbim sen bizleri bir araya gelmeyi öncelikli meselemizden kıldığın gibi bizlere de öncelikli amellerimizden kıl. Üzerimizde ki zilleti ve ağırlıklarını üzerimizden kaldır. Rabbim bizi bu keler deliğinden, Rasulü’nün ve Ashabı’nın yaşadığı İslâm’ın izzetli günlerine ulaştır. Ve bizlerden razı ol.
[1] Fethul-Bari İbn Hacer el-Askalani cilt. 14 sayfa, 383, Hadis. 7320.
Sahihi Müslim şerhi el-Minhac, İmam Nevevî cilt. 11, sayfa 58, Hadis. 6723
[2] Sahi-hi Müslim şerhi el-Minhac, İmam Nevevî cilt. 11 sayfa, 59
[3] Fethul-Bari İbn Hacer el-Askalani cilt. 14 sayfa, 383
[4] Fethul-Bari İbn Hacer el-Askalani cilt. 14 sayfa, 383
[5] Enfal suresi, 46. ayet
[6] En’am suresi, 159. ayet
[7] Nisa suresi, 65. ayet
[8] Bakara suresi, 85. ayet
[9] Al-i İmran suresi, 103. ayet
[10] Hucurat suresi, 10. ayet
[11] Beyine suresi, 8. Ayet ve Mücadele suresi, 22. ayet
[12] Nahl suresi, 43. ayet


