VARLIK SEBEBİMİZ SADECE İMTİHÂN BAŞKA DEĞİL!..
İmtihân, insandan ve cinden olan kulların hakîkati.
İmtihân, varlıkla, yoklukla ve zorlukla.
İmtihân, yapmakla veya yapmamakla.
İmtihân, anne ve babanla, çoluk-çocuğunla, malınla, ilminle, alıp-verdiğin her nefes de imtihân…
İnsan, nefsini Allah Teâlâ’nın rızasına uygun şekilde tezkiye etmeli, Allah Teâlâ’nın emrine göre malını tutmalı veya vermeli, öğrendiği ilmi aktarmalı. Ya yazacak-çizecek, ya anlatacak-eğitecek ve bulunduğu makâmın imkânlarını gereği gibi kullanacak.
Bu bağlamda imtihân, yalnızca bireysel ibâdetlerle sınırlı olmayıp, hayatın her alanında, ailesiyle, toplumu ile, malı ile, ilmiyle, sahip olduğu makâm ve mevkî ile dünyadaki hayatın son ânına kadar devam eder. Ebeveynler evlatlarıyla, evlatlar ise, anne babalarına karşı sorumlulukları ile imtihândadır. Ayrıca, mal mülk, kimi zaman bir nimet, kimi zaman da ağır bir sınav olabilir. Zirâ Allah Teâlâ bu konuda bizleri şöyle uyarmaktadır:
"Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihân konusudur.)…" (Enfâl, 8/28)
İnsan, yaratılışı gereği bir imtihân içindedir ve bu imtihân hayatının her alanında devam eder. Dünyâ hayatı, kulluğumuzun ısbâtı ve nihâî olarak ebedî hayatımızın belirleyicisidir. Hayat kılavuzumuz Kur’ân-ı Kerim’de:
" O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı..." (Mülk, 67/2)
Her türlü sorumluluk, Allah Teâlâ’nın bir imtihanıdır. Bu bağlamda Peygamberler de, alimler de imtihândadır. Titri Prof., Doç., Dr. ve diğer unvanlara sahip olup da, Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmada zafiyyet göstermek imtihânı kaybetmek değil de nedir?
Dünyâ hayatı bir imtihândadır. Bu imtihânda başarısız olmak/cenneti kazanamamak, Allah Teâlâ’nın verdiği akıl nimetini gereği gibi kullanamamaktır… Mü’minin, dünyâ ve âhiret saâdetini kaybetmemesi için, aklını vahyin rehberliğinde, ilim ve hikmetle kemâle ulaştırmalıdır.. Vahyin yol göstericiliğinde aklı kullanan ve istişâre ile hareket eden bir insan, hayatının her aşamasında, daha isâbetli kararlar alır. Bu da onun imtihânı kazanmasına vesile olur. Evet, akıl ancak ilim, hikmet ve tefekkürle, istişâre ve şura ile, vahyin rehberliğinde kemâle erer.
Bu imtihânın soruları önceden bildirilmiş, hattâ çözümleri dahî örneklerle gösterilmiştir. Yani, Rahman ve Rahîm olan Allah Teâlâ, hayat kılavuzumuz Kur’ân-ı Kerim ile bizleri imtihân edeceğini, gücümüzün yetmediği şeylerden sorumlu tutulmayacağımızı bildirmiş, Allah Rasulü (s.a.s.), Sahabe-i Kirâm ve müctehid âlimler, imtihânın nasıl kazanılacağını bize bizzât yaşayarak ve anlatarak göstermişlerdir. Ancak insan, vahye ne kadar riâyet etmekte… Hayatını Allah Teâlâ’nın rızasına uygun bir şekilde sürdürebilmek için ne kadar da az çaba saarf ediyor?
İmtihânı kazanmanın yolu: Önce Allah Teâlâ’nın emirlerini anlamak, sonra bu emirlerin ilk örnekliğini yaşayarak gösteren, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in Sünnetine uymak, ardından Sahabenin tatbikatını ve müctehid âlimlerin içtihâdlarını öğrenerek yaşanılan zamanın ilmi hâline uygun metodla rızayı ilahiye ulaşmaya çalışılmalıdır. Bu sıralamaya uymayıp, başka yollar arayanlar, istikâmetlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya âşikardır..
Özetle, hayatın içindeki her durum birer imtihândır. İmtihânı kazanmak için bilgiyi idrâke taşımak gerektiğini bir önceki sayımızın editör yazısında vurgulanmış, dosya konusu makalelerinde ise genişçe açıklanmıştı.
Rehberimiz Kur’ân, örneğimiz Allah Rasulu (s.a.s.) değilse, dünya hayatının câzibeli yönleri, bizleri asıl hedefimizden saptırarak, ebedî saadeti kaybetmemize sebep olacaktır. Bu duruma düşmemek için her ân imtihânın farkında olarak yaşamak ve gereğini yerine getirmek gerekir.
İmtihân kavramı, psikolojik (nefsin arzuları ve zaaflarıyla başa çıkma, sabır metanet gibi erdemlere ulaşma), sosyolojik (cemaat içinde ve dışında gerek birey, gerekse toplumsal boyutta yardım ve dayanışma), felsefî (irâde, kader, ahlak, iyilik-kötülük, hayatın anlamı) yönlerinin ele alındığı dosya konuları ile de çalışılabilir. Yalnız unutulmamalıdır ki, modern bilim, insanın seçimlerini, felsefî, psikolojik ve sosyal yönden açıklarken meseleye sadece dünyâ perspektifinden bakar. Din bu seçimlerin âhirete yönelik bir karşılığı olacağını belirtir. Muvahhid mü’min, kelime ve kavramların bilimsel açıklamalarını bilip, anlamalı sonra, İslâmî yönden değerlendirmelidir…


