22 Nisan 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Yalnız Allah’a Tevekkül!
YALNIZ ALLAH’A TEVEKKÜL!

Yalnız Allah’a Tevekkül! Abdullah Dâi

 “Eğer mü’minlerdenseniz, yalnızca Allah’a tevekkül edin.”1

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın kendilerine iman, Tevhid, hidayet, İslâm ve sabır nimeti verdiği, Rabbleri Allah’a itaat eden muvahhid mü’min şahsiyetler, Allah’ın emrine karşı itaatsizlik edip Allah’dan başkasından korkanlara böyle nasihat ediyorlardı… “Eğer mü’minlerseniz…” Eğer katıksız iman etmiş, şirkin ve küfrün her şeyinden arınmış iseniz, “yalnızca Allah’a tevekkül edin!..” Ancak katıksız iman eden muvahhid mü’minler böyle davranır… Allah’a ve Rasulüne iman edip, imanlarında hiçbir şüpheye düşmeden mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad eden sadık kulların değişmez karakteridir bu!.. Tağutları reddedip Allah’a iman ederek, sapasağlam kulpa yapışmışlar, yalnızca Allah’a tevekkül ederler…

Tevekkül: “Vekl/vükûl kökünden türemiş olup ‘Allah’a güvenmek, O’na teslim olmak, birine işini havale etmek, ona güvenmek, birinin işini üstüne almak, güvence vermek’ demektir. Birine güvenip dayanan kimseye mütevekkil, güvenilene vekil denir.

Terim olarak, bir kimsenin kendisini Allah’a teslim etmesi, her işinde Allah’ı kefil bilip yalnız O’na güvenip dayanması.”2

Tevekkül: 1. Güvenme, bağlanma, vekil tayin etme, havale etme.

“Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.”3

2. İnsanın, yapacağı işlerde kendisine düşen görevleri yapıp her türlü tedbiri aldıktan, yeterli ve gerekli çalışmaları en güzel biçimde yerine getirdikten sonra sonucu Allah’dan beklemesi.

“İş konusunda onlarla (mü’minlerle) müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şübhesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”4 buyrulur Kur’ân-ı Kerim’de.5

Yegâne önderleri Rasulullah (s.a.s.)’in ahlâkıyla ahlâklanan ve O’nun Sünneti’ne uygun bir hayat yaşamaya gayret eden muvahhid mü’min İslâm davetçileri, yalnız Allah’a kul olma sıfatıyla üzerlerine düşen kulluk vazifelerini emrolundukları gibi dosdoğru olarak yapmaya bütün imkânlarını sarf ettikten sonra gerisini yegâne Rabbleri ve İlâhları Allah’a havale etmeleri gerçek tevekküldür… Allah Azze ve Celle’ye tevekkülden önce, kula düşenin yerine getirilmesi, olmazsa olmazdır… Kul, kendisine düşeni hakkıyla yaptıktan sonra, onu aşan ve imkânları dahilinde olmayanlardan dolayı her şeyin yaratıcısı ve her şeye kadir Allah’a tevekkül eder… Ayet-i kerimeden Rabbimiz Allah’ın buyurduğu gibi!.. İşin ehli olan mü’minlerle istişâre edildikten sonra Allah’a tevekkül edilir!..

Muvahhid mü’minlerin hayat önderi ve örneği Rasulullah (s.a.s.) böyle yapardı… O’nunla birlikte olan hayırlı ümmetin en hayırlı nesli olan Ashâb-ı Kirâm da O’nu örnek edinerek, O’nun gibi davranırdı… Kıyamete kadar bütün mü’min müslümanlar böyle olmalı ve böyle davranmalıdırlar…

Muvahhid mü’minler, Allah’ın kulu ve Rasulü Şuayb (a.s.) gibi:

“Benim başarım ancak Allah iledir. O’na tevekkül ettim ve O’na içten yönelip dönerim.”6 derler ve bununla, dinin, yani İslâm’ın yarısının tevekkül, yarısının da tevbe edip Allah’a yönelmek olduğunu beyân ederler…

Rabbimiz Allah, en son Nebî ve en son Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e:

“Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.”7 buyurmakta ve O’nun yüce şahsında hayırlı ümmetin her ferdine hitab etmektedir… Her mü’min müslüman, Rabbi Allah’ın kendisine emrettiği kulluk vazifesini hakkıyla yerine getirdikten sonra Allah’ı vekil kılıp tevekkül etmelidir… İdrak ederek, şuurlu bir şekilde inandığı, “vekil olarak Allah yeter” hakikatinden asla şüphelenmemelidir…

Çünkü:

“Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır.”8

“Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi yapayalnız ve yardımsız bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.”9

 Yalnızca Allah’a tevekkül!..

Allah Teâlâ’nın emrettiği ve Rasulullah (s.a.s.)’in yaptığı gibi sebeblere sarılıp kula düşen görevlerin yerine getirilmesinden sonra yalnızca Allah’a tevekkül!..

İbn Kayyım el-Cevziyye (rh.a.), “Medâricu’s-Sâlikîn” adlı eserinde şunları beyân eder:

“Onlar (Ashâb-ı Kirâm), sebebleri terk etmezlerdi.

 Rasulullah (s.a.s.), Uhud Günü iki zırh giyerek ortaya çıkmıştı. Safta asla, ilim ve ma’rifeti olmayanların yaptığı gibi çıplak durmamıştı. Ve bir müşriki, kendine hicret yolunu göstersin diye kiralamıştı. Hâlbuki Allah O’nunla, âlemlere hidayet yolunu göstermiş ve O’nu insanların tümünden korumuştu.

Tevekkül edenlerin efendisi olduğu hâlde, ailesi için bir yıllık azıklarını depoluyordu. Bir cihad veya Hac ya da Umre dolayısıyla sefere çıktığı zaman azık ve torbasını ve tüm Ashâbını yanına alıyordu. Ashâb, gerçek tevekkül ehli idi. Kendilerinden sonra en mükemmel tevekkül ehli, ancak onların uzak mesafelerden tevekküllerinin kokusunu alan veya onların tozlarından bir ize yetişebilenlerdir

Rasulullah (s.a.s.)’in ve Ashâbının hâli, hâllerin mihenk taşı ve ölçüsüdür. Onlarla, hâllerin sağlamı bozuğundan ayırt edilir. Onların tevekküle olan gayretleri, kendilerinden sonra gelenlerin gayretlerinden daha yüksekti. Çünkü onların tevekkülleri, kalb gözlerinin açılması ve bütün ülkelerde Allah’a ibadet olunması, kulların Allah’ı birlemeleri, hak dininin güneşlerinin kulların kalbine doğması için olmuştu.

Bu tevekkül ile kalblere hidayet ve iman doldurdular. Küfür ülkelerini fethettiler ve oralarını iman yurdu hâline getirdiler. Tevekkül rüzgârlarının ruhunun esintileri, kendilerine uyanların kalblerinde ve onları iman ve kesin bilgi ile doldurdu. Sahâbenin gayreti ve çalışması, en basit bir çâre ve gayretle elde edilecek bir şey hakkında, Allah’a dayanmalarının ve tevekküllerinin kuvvetini sarf etmekten daha fazla yüce idi. Hâlbuki onlar gayret göstermeyip ve o şeye gözlerini dikip tevekkül edebilirlerdi. Amma onlar böyle yapmamıştı.”10

Rabbimiz Allah Teâlâ, katıksız iman sahibi muvahhid mü’min kullarına önder ve örnek kıldığı Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e, Allah’a dayanıp güvenmeyi emretmektedir… Rasulullah (s.a.s.), Rabbi Allah’ın emrini, emrolunduğu gibi yerine getirmiş ve kıyamete kadar gelecek ümmetinin bütün iman edip imanlarında asla şüpheye düşmemiş ferdlerine örnek olmuştur…

Şöyle buyurur yegâne İlâhımız Allah Azze ve Celle:

“İman etmeyenlere de ki: ‘Yapabileceğinizi yapın, elbette biz de yapacağız.

Ve gözleyip durun, gerçekten biz de gözleyip duruyoruz.’

Göklerin ve yerin gaybı Allah’ındır. Bütün işler, O’na döndürülür. Öyleyse O’na kulluk edin ve O’na tevekkül edin. Senin Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”11

“Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan(Allah)a tevekkül et ve O’nu hamd ve tesbih et. Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter.”12

“Sen, o güçlü ve üstün, esirgeyici(Allah)a tevekkül et.

O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor.

Secde edenlerin arasında dönüp dolaşmanı da.”13

“Şübhesiz senin Rabbin, insanlara karşı büyük lûtuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.

Ve şübhesiz senin Rabbin, sinelerin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir.

Göklerde ve yerlerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitabda (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.

Gerçek şu ki bu Kur’ân, İsrailoğullarına hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu aktarıp anlatıyor.

Ve gerçekten o, mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir.

Şübhesiz senin Rabbin, onların arasında kendi hükmünü verecektir. O, güçlü ve üstün olandır, bilendir.

Sen, artık Allah’a tevekkül et, çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.”14

Apaçık hak üzerinde olup hakkın gereği gibi davranmak, Allah’a tevekkül etmenin şartıdır… Hakk Allah’a dayanıp güvenmek, hakkın gereği gibi davranmak ile gerçekleşmelidir… Allah’ın verdiği imkânları, O’nun rızasına uygun kullandıktan sonra Allah’a yapılan tevekkül, gerçek bir tevekkül olup Allah’ın yardımına mazhar olmanın ön şartıdır…

“Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, işitendir, bilendir.

Onlar seni aldatmak isterlerse, şübhesiz Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü’minlerle destekledi.”15

“Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.”16 diye buyurup Rasulünü uyaran Rabbimiz Allah Teâlâ, O’na hitabları mü’min müslümanlar için de geçerlidir… Çünkü Rasulullah (s.a.s.) onların imamıdır…

Şu İlâhî buyruk bütün katıksız iman ehlini kuşatıcıdır:

“Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O’na yönel.

(Allah,) doğunun ve batının Rabbidir. O’ndan başka ilâh yoktur. Şu hâlde (yalnızca) O’nu vekil tut. 

Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup ayrıl.”17

Mü’min müslüman şahsiyetler hangi zamanda ve hangi durumda olurlarsa olsunlar, yegâne Rabbleri Allah Teâlâ’ya güvenip dayanır, O’nun emirlerine göre davranır, sabreder ve üzerlerine düşen kulluk görevlerini hakkıyla yerine getirip dosdoğru olmaya gayret ederler…

Allah Teâlâ, gerek laik-demokratik Mekke devletinin şirk yönetimi altında birçok işkence ve eziyete uğrayan muvahhid mü’min kullarına, gerekse Medine’ye hicretten sonra kurulan İslâm Devleti’nde rahat ve huzur içinde yaşayan iman ehli kullarına emir buyurup tavsiye ettiği hakikat, Allah’a gereği gibi tevekkül etmeleridir!..

Allah Teâlâ’nın, Mekke döneminde işkence ve korkunç baskılar altında olan Rasulullah (s.a.s.) ve O’nun hayırlı ümmetinin hayırlı nesli olan Ashâb-ı Kirâm (Allah, cümlesinden razı olsun) için buyruğu:

“De ki: ‘O (Allah), Rahmân olan (esirgeyen, koruyan)dır. Biz, O’na iman ettik ve O’na tevekkül ettik. Artık siz, kimin açık bir sapmışlık içinde olduğunu pek yakında bileceksiniz.”18

Ve Medine İslâm Devleti’nde “din, can, mal, akıl ve nesil emniyeti”nin sağlandığı bir zamanda yine Rabbimiz Allah Teâlâ’nın kulu ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e ve O’nunla beraber olan Ashâb-ı Kirâm’a buyruğu:

“Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: ‘Bana, Allah yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben, O’na tevekkül ettim ve büyük Arş’ın Rabbi O’dur.”19

İnsanlık tarihi boyunca hak ve bâtıl mücadelesinde, eğilmeden, bükülmeden dimdik duran ve kendilerine emrolunduğu gibi dosdoğru olup dosdoğru yolda yürüyen Allah’ın Rasulleri (cümlesine salât ve selâm olsun) ile Onlara iman eden mü’min müslüman ümmetleri, kulluk vazifelerini yerine getirip yegâne Rabbleri Allah’a tevekkül etmişlerdir…

Hayat kitabımız ve düstûrumuz Kur’ân-ı Kerim’de şöyle beyân olunur:

“Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Âd ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allah’dan başkası bilmez. Rasulleri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: ‘Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkâr ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüd içindeyiz.’

Rasulleri dedi ki: ‘Allah hakkında mı şübhe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır. O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor.’ Dediler ki: ‘Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip engellemek istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin.’

Rasulleri onlara dediler ki: ‘Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lûtufta bulunur. Allah’ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etmelidirler.

Bize ne oluyor ki, Allah’a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz. Tevekkül edenler, Allah’a tevekkül etmelidirler.”20

“Kim Allah’a tevekkül ederse, şübhesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.”21

Bu, böyledir ve bu, inkâr edilemez hakikatın tâ kendisidir!..

“Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etmelidirler.” ayetinin tefsirinde, İmam Ebu Mansûr el-Mâtürîdî (rh.a.) şunları beyân etmiştir:

“Bu cümle, insanların yaptıkları eziyet ve tehdidin arkasından gelmiş gibidir. Peygamberler şöyle dediler: Sizin tehdidinize ve eziyetlerinize karşı mü’minler, yalnız Allah’a güvenip dayanırlar. ‘Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etmelidirler’ meâlindeki cümle, iki mânaya gelir.

Birincisi, emir anlamına gelir, yani ey mü’minler, kâfirlerin bütün tehdidlerine karşı ve bütün işlerinizde Allah’a güvenip dayanın!

İkincisi de, mü’minlerin yaptıklarından haber vermek anlamına gelir. Onlar, ancak Allah’a dayanırlar, bütün işlerinde O’na güvenirler, her türlü hayır ve iyiliği birtakım sebeb ve vasıtalardan değil, O’ndan beklerler.

Kâfirler ise sebeblere güvenip dayanırlar, her türlü bolluğu ve hayrı sebeplerden beklerler.”22

Mütevekkillerin imamı Rasulullah (s.a.s.)’in, tevekkül konusundaki hikmetli ve hayırlı olan dosdoğruyu gösteren beyânlarına bakalım!..

İmam Ömer ibnu’l-Hattab (r.a.) rivayet ederek der ki:

Ben, Rasulullah (s.a.s.)’i şöyle buyururken işittim:

“Eğer siz hakkıyla Allah’a tevekkül etseydiniz, sabahleyin aç gidip akşamleyin tok olarak (yuvalarına) dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi (de) muhakkak rızıklandırırdı.”23

Bu hadisin şerhinde şarih, şunları kaydetmiştir:

“Allah Teâlâ’ya hakkıyla tevekkül şöyle olur: Her şeyi yaratan, dilediğine dilediğini veren, dilediği şeyi dilediği kimseden alan ancak Allah’dır. O’ndan başka ve irâdesi dışında ne veren, ne de alan vardır. Kişinin bu inançla gerekli tedbiri alıp elinden gelen gayreti göstererek ve Allah’a dayanarak rızkını ve menfaatini araması şekli Allah’a hakkıyla tevekkül edilerek yapılan çalışmadır.

‘Tuhfe’ yazarının beyânına göre el-Münâvî, bu hadisin izâhı bölümünde şöyle demiştir:

‘Yani kuşlar, sabahleyin aç karnına gidip akşam tok karnına dönerler. Allah, onların rızıklarını verir. Şu hâlde rızkı veren çalışma değil, Allah’dır. Şu hâlde hadis, tevekkülün, tembel durmak ve boş gezmek olmadığına, bilakis rızık yollarına başvurmanın gerekliliğine işaret eder. Çünkü kuşlar, çalışmak, gayret göstermek ve aramakla rızıklanırlar. Bunun içindir ki, Ahmed demiştir ki:

Hadiste, çalışmayı bırakmaya delâlet eden bir yön yoktur. Rasulullah (s.a.s.) şunu buyurmak istemiştir: Eğer onlar, gidiş gelişlerinde, yaptıkları işlerde Allah’a tevekkül etseydi ve her hayır ile iyiliğin ancak Allah’ın elinde olduğunu kesinlikle bilseydi, kuşlar gibi bol rızıkla ve salimen döneceklerdi. Fakat onlar, güçlerine ve çalışmalarına güvenip dayandılar. Bu ise tevekkül prensibine ters düşer.”24

 Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:

Bir adam:

— Ya Rasulallah, onu (deveyi) bağlayıp da mı tevekkül edeyim, yoksa salıverip de mi tevekkül edeyim? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

“Bağla ve (sonra) tevekkül et!” buyurdu.25

Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)’in beyânlarından apaçık anlaşıldığı gibi mü’min müslüman her kul, her hâlinde Rabbi Allah’a tevekkül etmeli ve kendisine düşeni yapmalıdır… Hangi işe kalkışırsa ve hangi amelde bulunacaksa, onun gereği ne ise onun yerine getirilmesi bir kul için ertelenmez görevdir…

Muâviye b. Kurra anlatıyor:

Ömer ibnu’l-Hattab, bir topluluğun yanına gelip:

-Sizler kimlersiniz? diye sordu.

Onlar:

— Bizler, tevekkülde bulunanlarız (el-mütevekkil), cevabını verdiler.

Bunun üzerine Ömer:

— Hayır, sizler hazır yiyicilersiniz (el-müttekilun). Size, mütevekkillerin kimler olduğunu haber vereyim mi? Mütevekkil kişi, toprağı sürüp tohumu eker, sonra da Rabbine tevekkül eder, dedi.26

Yahyâ b. Kesîr haber veriyor:

Lokman (a.s.), oğluna dedi ki:

— Ey yavrucuğum, dünya, birçok insanın içinde boğulduğu bir denizdir. Gücün yeterse, oradaki gemin, Allah’a iman, içindekileri, Aziz ve Celîl Allah’a itaat ile yapılan amel ve yelkeni de Allah’a tevekkül olsun. Böyle olursa denizde yüzersin, boğulmazsın!27

Hikmet ehli olan öncülerimiz böyle demişler!..

Gereği olan gayreti göstermeden ve ameli işlemeden tevekkül etmek, gerçek tevekkül değildir… Böyle davranmak, tevekkül konusunda bilgi ve idrak noksanlığını gündeme getirir… Bu noksanlıktan kurtulmak için tevekkülün şartları bilinmeli, kuldan istenen amel yapılmalı ve evvelinde de, âhirinde de Rabbimiz Allah’a güvenilip dayanılmalıdır…

Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:

“Ey iman edenler, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın.”28

“İnkâr edenler, kaçıp kurtulduklarını sanmasınlar. Gerçek şu ki, onlar (Bizi) âciz bırakamazlar.

Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup caydırasınız. Allah yolunda her ne infâk ederseniz, size noksansız olarak ödenir ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.”29

Bu bayrakların gereğini yerine getirenler, mütevekkil mü’min müslüman şahsiyetlerdir…

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), duâlarında Rabbi Allah’dan duâ ederek diledikleri arasında tevekkülün de yer alması, konunun ne kadar önemli olduğunu gözler önüne sermektedir…

Evzâî (rh.a.)’ın bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s.) şu duâyı yapardı:

“Allahım, sevdiğin amelleri yapmaya beni muvaffak kılmanı, sana hakkıyla tevekkül etmeyi ve hakkında (bana yapacağın muamele konusunda) iyi şeyler düşünmeyi dilerim.”30

Enes b. Mâlik (r.a.) anlatır:

Rasulullah (s.a.s.) duâsında şöyle derdi:

“Allahım, beni, Sana tevekkül edip de Senin kendilerine kifâyet ettiğin, Senden hidayet isteyip de kendilerine hidayet verdiğin, Senden yardım isteyip de kendilerine yardım ettiğin kimselerden eyle!”31

İbn Abbas (r.anhuma) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), gecenin bir kısmında teheccüd namazını kılmak için kalktığında şöyle duâ ederdi:

“(……...) Allahım, yalnız Sana teslim oldum. Yalnız Sana inandım. Yalnız Sana tevekkül ettim. Yalnız Sana yöneldim. Yalnız Senin burhânlarına dayanarak mücadele ettim………”32

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in Rabbi Allah’a duâ ettiği gibi duâ eden muvahhid mü’minler, O’nun tavsiyelerine birebir uymayı da asla ihmal etmez ve uygulama konusunda üzerlerine düşeni tam teslimiyetle yerine getirirler… Çünkü bilip inanırlar ki, Rasulullah (s.a.s.)’in tavsiyeleri kendileri için bir emirdir ve bu emrin yapılması ise onların kulluk görevidir!..

Enes b. Mâlik (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Bir adam, evinden çıkınca: ‘Allah’ın adıyla. Allah’a tevekkül ettim, güç ve kuvvet sadece Allah’dandır’ derse, o zaman kendisine (bir ümmet tarafından):

-Doğru yola iletildin, şerlere karşı koymakta yeterli hâle getirildin (ve onlardan) korundun! diye karşılık verilir.

Bunun üzerine şeytanlar, ondan uzaklaşır. Diğer bir şeytan da ona:

— Senin için, doğru yola iletilen, yeterli hâle getirilen ve korunan bir kimseyi (yoldan çıkarmak) nasıl (mümkün olur)? der.”33

Ebu Mâlik el-Eş’ârî (r.a.) rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Kişi evine girdiği vakit: ‘Allahım, Senden giriş ve çıkışın en hayırlısını istiyorum. Allah’ın adıyla girdik ve (yine) Allah’ın adıyla çıktık. Rabbimiz Allah’a tevekkül ettik’, desin. Sonra (ev) halkına selâm versin.”34

İbn Abbas (r.anhuma) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Bir kimseyi, insanların en kuvvetlisi olmak sevindirecekse, Allah’a tevekkül etsin!”35

Ve bu, böyledir!..

  1. Mâide, 5/23.
  2. Dinî Terimler Sözlüğü, Hzr. Ahmed Özel, Ank. 2023, c. 2, sh. 655.
  3. Ahzâb, 33/3.
  4. Âl-i İmran, 3/159.
  5. Dini Terimler Sözlüğü, Hzr. Prof. Dr. Ahmet Nedim Serinsu, vdğ. Ank. 2009, sh. 365.
  6. Hud, 11/88.
  7. Nisa, 4/81.
  8. Talak, 65/3.
  9. Âl-i İmrân, 3/160.
  10. İbn Kayyım el-Cevziyye, Medâricu’s-Sâlikîn, çev. Ali Ataç, vdğ. İst. 2013, sh. 601. (3. Baskı)
  11. Hud, 11/121-123.
  12. Furkan, 25/58.
  13. Şuara, 26/217-219.
  14. Neml, 27/73-79.
  15. Enfal, 8/61-62.
  16. Ahzab, 33/48.
  17. Müzzemmil, 73/8-10.
  18. Mülk, 67/29.
  19. Tevbe, 9/129.
  20. İbrahim, 14/9-12.
  21. Enfal, 8/49.
  22. Ebu Mansûr el-Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân Tercümesi, çev. Prof. Dr. S. Kemal Sandıkçı, İst. 2017, c. 7, sh. 500.
  23. Sünen-i İbn Mace, Kitabü’z-Zühd, B. 14, Hds. 4164.

Sünen-i Tirmizî, Kitabü’z-Zühd, B. 22, Hds. 2447.

İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2011, c. 10, sh. 654, Hds. 11805.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 15, sh. 636-637, Hds. 22741-22743.

İbn Hibbân, Sahih-el-İhsân fî Takribi Sahih-i İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, c. 1, sh. 639, Hds. 730.

Abdullah b. Mübarek, Kitabu’z-Zühd ve’r-Rekâik, çev. Abdullah Samed Afaracı, İst. 2015, sh. 176, Hds. 559.

Ebu Davud Süleyman b. Davud el-Cârûd et-Tayâlisî, Müsned-i Tayâlisî, çev. M. Ömer Yusuf, Konya, 2019, c. 1, sh. 39, Hds. 51.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 2, sh. 239, Hds. 1139.

İmam Ebu Muhammed Abdulhamid b. Humeyd b. Nasr el-Kissî, el-Müntehab-Abd b. Humeyd Müsnedi, çev. Serkan Ünal, Konya, 2015, sh. 16, Hds. 10.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 10, sh. 327, Hds. 7964.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 12, sh. 134, Hds. 3946.

  1. Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mace Tercemesi ve Şerhi, İst. 1983, c.10, sh. 439.
  2. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu’l-Kıyame, B. 22, Hds. 2636.

İbn Hibbân, Sahih, c. 1, sh. 640, Hds. 731.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 12, sh. 133, Hds. 3945.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 9, sh. 74, Hds. 6675.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 2, sh. 256, Hds. 1158-1161.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2015, c. 18, sh. 166, Hds. 18097. Taberânî’den.

Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, sh. 130, Hds. 404.

İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde Tevekkül, çev. Hüseyin Kaya, İst. 2013, c. 8, sh. 658, Hds. 11.

  1. Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 2, sh. 258, Hds. 1162’nin devamında.

İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde Tevekkül, c. 8, sh. 658, Hbr. 10.

  1. İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde Tevekkül, c. 8, sh. 657, Hbr. 8.
  2. Nisa, 4/71.
  3. Enfal, 8/59-60.
  4. Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 12, sh. 269, Hds. 4201.

İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde Tevekkül, c. 8, sh. 656, Hds. 3.

  1. İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde Tevekkül, c. 8, sh. 656, Hds. 4.
  2. Sahih-i Buhârî, Kitabu’t-Teheccüd, B. 1, Hds. 1.

Sahih-i Müslim, Kitabu Salâti’l-Müsafirin, B. 26, Hds. 199.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’d-Daavât, B. 28, Hds. 3640.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Salât, B. 118-119, Hds. 771.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu İkâmetu’s-Salâ, B. 180, Hds. 1355.

Sünen-i Nesâî, Kitabu Kıyamu’l-Leyl, B. 9, Hds. 1619.

İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı, Hadislerde Tevekkül, c. 8, sh. 655, Hds. 2.

  1. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B. 102-103, Hds. 5095.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’d-Daavât, B. 33, Hds. 3648.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’d-Duâ, B. 18, Hds. 3886.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 10, sh. 409, Hds. 14653.

  1. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B. 102-103, Hds. 5096.
  2. İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde Tevekkül, c. 8, sh. 658, Hds. 9.

Celâleddin es-Suyutî, el-Câmiu’s-Sağîr Min Ahâdîsi’l-Beşîri’n-Nezîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 4, sh. 519, Hds. 6935 (8742).

Ali el-Muttakî el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl fî Süneni’l-Akvâl ve’l-Ef’âl, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, c. 21, sh. 474, Hds. 5686.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul