“Felâh”ın kökü ‘fe-la-ha’ filidir. Bu da Arapça’da yarmak, tarlayı sürmek demektir. Buradan hareketle çiftçilere, ekincilere ‘fellah’ denmiştir.
‘Felâh’; mastar ve isim olarak başarı, kurtuluş, zafer, nimet ve hayırda/rahatta devamlı olma hâlidir.[1] Felâh; arzu edilen şeyleri elde etme, istenmeyen şeylerden kurtulma, refah ve saadet içinde bulunma gibi anlamlara da gelir.[2]
‘Felâh’; zafer, necat, halâs ve fevz kelimeleriyle eş anlamlı kabul edilir.
Bu kelime zaman açısından devamlılık anlamı taşır ki bu da zamanı yararak içinde karar kılmaktır. Bu anlamı ile bağlantılı olarak orucun devam etmesine sebep olduğu için sahur yemeğine [3] ezanda ve kâmette geçtiği üzere hayrın devamına ve ebedi kurtuluşa vesile olduğu için cemaatle namaza da felâh denir.[4]
Râgıb el-İsfahânî felahı dünyevî ve uhrevî olmak üzere ikiye ayırmıştır:
- Dünya hayatını güzelleştiren uzun ömür, zenginlik, şeref ve bunların kazandırdığı mutluluk
- Uhrevî saadet.
Uhrevî saadeti de şu dört şeyle özetlemiştir.
- Ölümsüz bir ömür, hiçbir ihtiyaç unsuru taşımayan zenginlik, zillet şaibesinden arınmış bir şeref ve cehâlet karanlıklarından kurtulmuş bir ilim...[5]
- Felâh; günlük hayatta elde edilebilecek bir başarı.[6]
- (Hadislerde felâh) kişinin tedavi sonrasında hastalıktan iyileşmesi,[7]
- “Allah’ın affına ve afiyete mazhar olma, O’nun rızâsını elde etme”[8]
Allah’ın birliğine inanıp şirkten uzak duran,[9] Rasûlüllah’ın (sav) yolundan giden[10] ve fitneden uzak kalabilen[11] mü’minlerin de felâha erecekleri müjdelenmiştir.
“Memnun edici ve iyi sonucu olan şeyde zafer” gibi manaları göz önünde bulunduracak olursak felâhın “razı edici bir duruma ulaşma ve bu hal üzere baki kalma” anlamı taşıdığını söyleyebiliriz.[12]
‘Felâh’ kavram olarak; kişinin dinî ve ahlâkî yükümlülüklerini yerine getirmesinin sonucunda dünyada elde edeceği başarı ve mutluluğu, âhirette ulaşacağı ebedî kurtuluş ve saadeti ifade eder.
İnsanın böyle bir sonuca ulaşabilmesinin, karşısına çıkan bütün engelleri aşması şartına bağlı olduğu dikkate alınırsa felâhın sözlük anlamı ile terim anlamı arasındaki bağlantı anlaşılır.[13]
‘Felaha’ fiilinin if’al (geçişli) kalıbı ‘eflaha’; istediğini elde etmek, korktuğu şeyden, gam ve zorluklardan kurtulmak, nimet ve rahatta sürekli olmak anlamlarına gelir.[14]
‘Eflaha’ fiilinin fâil (özne) kalıbı ‘muflih’, çoğulu müflihûn/müflihîn’dir. Bu da felâha ulaşan, ebedî saadete eren demektir.
‘Felâh’ genellikle, âhiret hayatında Cehennemden kurtulup Cennete girmeyi ve Allah’ın rızâsını elde etmeyi, necat ise daha çok sonuçları dünyada görülebilecek başarıları, zorluktan kurtulmayı ifade etmektedir.
Kur’an’da Kurtulma (Felâha Erme) Fiili
Kur’an’da felâh fiil ve isim olarak kırk yerde geçiyor. Bunların bir kısmı dünyada iken herhangi bir tehlikeden kurtulmayı, ya da zor bir durumdan uzaklaşmayı, çoğu ise âhirette arzu edilene nail olmayı ve nihâi kurtuluşu, murada ermeyi anlatıyor.
Ashab-ı Kehf; “birisi şehire erzak almak gitsin ama yakalanmasın. Zira yakalanırsa “bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz (lâ tuflihû)” [15] dedi. Bu ayetteki felâhın hem dünyadaki bir tehlikeden, istenmeyen bir durumdan kurtulmayı, hem de âhiretteki gerçek kurtuluşu anlattığını söyleyebiliriz. Felâh’tan bahseden âyetler ağırlıklı olarak bunun şartlarını da belirtir. Bu âyetlerin bir kısmı Allah’ın kurtuluşa erdirmeyeceği kimselerin, bir kısmı kurtuluşa erenlerin özelliklerini verirken, bir kısmı da şartlı olarak kurtuluşun yollarını gösterir.
Dört âyette ‘eflaha-kurtuldu, umduğuna erişti’ şeklinde gelir. Bunlardan bir tanesi dünyalık bir başarıyı[16] diğerleri âhiretteki felâhı haber verir.
Mü’minûn Sûresi bu fiil ile başlar. “Mü’minler felâha erdi”.
Neden onlar felaha erdi? Zira onlar namazlarını huşû ile ve devamlı kılarlar, boş sözlerle, faydasız işlerle meşgul olmazlar, ırz ve namuslarını korurlar, emânete riayet ederler, ahde vefa gösterirler.[17] Bu âyetlerde ‘umulur ki’ değil ’mü’minlerin mutlaka kurtulacağı’ söyleniyor.
Kendilerini küfür ve günah gibi kötülüklerden arındırmış, yani nefislerini/yüreklerini tezkiye edenler de felâha ererler.
“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki;
Nefsini kötülüklerden arındıran (tezkiye eden) kurtuluşa (felâha) ermiştir.
Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.”[18]
Onbir âyette “le’allekum tüflihûn-umulur ki felaha erersiniz” şeklinde geliyor.
Bu âyetlerde bazı emirler, tavsiyeler ve ölçüler veriliyor. Âyetlerdeki umulur ki” ifadesinin bu emirlerden sonra yer almış olması, söz konusu emir ve nehiylerin dikkate alındığı takdirde bir kurtuluş olabileceğini ifade eder. Yani insan bu emirleri yapmaya ve yasaklardan sakınmaya çalıştığı takdirde onun kurtulacağı umulur.
Bunların gerçekleştirilmesi, kurtuluş (felah) için birer sebep olup sonuç değildir. Bu demektir kurtuluşun reçetesi bu ve benzeri âyetlerdeki ilâhi ölçülere uymaktır. Kur’an; aşağıda sıralanan sâlih amelleri işleyenler hakkında “umulur ki muflihûn-kurtulan, umduklarına kavuşan olurlar” diyor.
-Rukû’ ve secde edenlerin, Rabblerine ibadet edenlerin ve hayır işleyenlerin[19]
-Allah’tan hakkıyla korkup-çekinip, O’na yaklaşmaya sebep arayanların ve O’nun yolunda cihad edenlerin (çok çalışanların)[20]
-Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle hareket edenlerin,[21]
-Tefecilik veya faizli işlemlerden uzak duranların,[22]
-Allah yolunda sabredenlerin, o yolda bir nöbetçi gibi hazır olanların (ribat yapanların) ve Allah’tan korkup-sakınanların,[23]
-Şeytan işi olan sarhoşluk veren şeylerden, şans oyunlarından, putperestçe uygulamalardan, kâhinlikten uzak duranların,[24]
-Hesap gününde tartıları (sâlih amelleri) ağır gelenlerin,[25]
-Allah’ın nimet verici olduğun hatırlayıp şükredenlerin,[26]
-Allah’ı sık sık zikredenlerin, hayatlarının hiç bir anında O’nu unutmadan hareket edenlerin,[27]
-Allah’ın emirlerine uygun hareket etmeye çalışan ve işlediği günahlardan dolayı tövbe eden kadın ve erkek müminlerin ve gönülden Allah’a yönelenlerin[28] felah bulacakları ümit edilir.
Bir âyette; “Fakat tevbe eden, iman edip sâlih amel işleyen kimseye gelince, umulur ki o felâha erenler arasında olur” deniliyor.[29] Burada ‘le’allekum’ yerine ‘a’sa-ümit edilir ki’ edatı kullanılmış.
Bu kadar değil, Kur’an kimlerin felâha eremeyeceğini de haber veriyor. Böylece mü’minleri bir daha uyarıyor.
Felâh kavramı on bir yerde olumsuz kalıbıyla yer alıyor. Buralarda bazı hususlar sayıldıktan sonra; “bunları yapanlar felâha eremezler” deniyor. Bu âyetler felâha giden yolu adeta tersten gösteriyorlar. Buna göre; zâlimler,[30]
Hakka karşı tuzak kuran büyücüler,[31]
Mücrimler (Allah’a karşı çekinmeden suç işleyenler),[32]
İnkârda ısrar eden, ya da inkârı kişilik hâline getiren kâfirler,[33]
Yalan söyleyip Allah’a iftira edenler,[34]
Hiç bir sağlam delili olmadığı hâlde Allah’tan başkasına tanrı diye yalvaranlar,[35] felâha (mutlu sona) eremezler.
Kur’an’da Muflihûn (Kurtulanlar)
Kur’an’da ‘eflaha’nın özne (fail) ismi ‘muflih’ (çoğulu: muflihûn, muflihîn) olarak on üç yerde geçiyor.
‘Muflih’, yani “felâha ulaşan, ebedî saadete eren” kelimesi Kur’ân’da çoğul şekliyle (müflihûn) bir övgü ifadesi olarak sadece müminler hakkında kullanılmaktadır. Bu da genellikle, âhiret hayatında Cehennemden kurtulup Cennete girmeyi, böylece sonsuz kurtuluşu ve mutluluğu, Allah’ın rızâsını elde etmeyi ifade eder.
‘Felâh’ kavramının geçtiği âyetlere baktığımız zaman kimlerin hangi sâlih amelleri işleyerek “Hesap Günü” kurtulacağını, ya da kimlerin felaha eremeyeceğini anlarız. İnsan için kurtarıcı kim ve nelerdir bu âyetlerde bellidir. Şöyle ki:
-Hayatını gayba iman edip namaz kılarak, kendilerine ihsan edilen nimetlerden başkalarına da infak ederek, önceki kitaplara ve Kur’an’a, âhiret gününe kesinlikle inanmak suretiyle geçirenler,[36]
-İnsanları hayra çağırıp iyiliği (ma’rufu) tavsiye eden ve kötülüklerden (münkerden) alıkoymaya çalışanlar,[37]
-İçki, kumar, şirk, fal ve şans oyunları gibi şeytanî tuzaklardan uzak duranlar,[38]
-İşledikleri sâlih ameller sebebiyle Mizan’da tartıları ağır gelenler,[39]
-Peygamber’e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden, onunla gelen Nûr’a tabi olanlar,[40]
-Mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler (yoğun çaba gösterenler), bundan dolayı kendilerine hayır verilenler,[41]
-Allah rızasını kazanmak için yakınlarına, muhtaçlara haklarını verenler (infak edenler),[42]
-Namazı kılan, zekâtı veren, âhirete yakinen iman eden muhsinler (iyiler),[43]
-Allah’ın kendilerinden razı olduğu, onların da Allah’tan razı oldukları Hizbullah (Allah’tan yana) olanlar,[44]
-Nefsinin cimriliğinden sakınıp, muhtaç olsalar da başkalarını kendilerine tercih edenler,[45]
- Allah’ın ve Elçi’sinin verdiği hükümler için “işittik ve itaat ettik” diyen mü’minler[46] felâha erenlerdir (muflih-müflihûn olanlardır), yani umduğuna nail olanlar, ölümsüz nimetlere kavuşanlardır, kurtulanlardır.
“... Allah’tan hakkıyla korkup çekinin (ya da sorumluluk bilinciyle davranın) ey akıl sahipleri (ulu’l-elbâb), belki felaha erersiniz.”[47]
Müflihûndan olmak duasıyla...
[1] İbn Manzur, Lisânu’l-Arab, 11/216. Muhammed Y Firuzâbâdî. Kâmûsu’l-Muhîd, s. 234.
[2] R. el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s, 578.
[3] Ahmed b. Hanbel, 4/272.
[4] Müslim, Salât/3, 17 no: 842, 850. Nesâî, Ezân/3, 5-6 (H. no,630, 632-634).
[5] R. Isfehânî, R. el-Müfredât, s. 579.
[6] Tâhâ, 20/64.
[7] Ahmed b. Hanbel, 4/427, 430. Ebû Dâvûd, Tıb/7 (H. no: 3865).
[8] Ahmed b. Hanbel, 1/257, 3/127.
[9] Ahmed b. Hanbel, 3/492, 4/341.
[10] Ahmed b. Hanbel, 2/188.
[11] Ahmed b. Hanbel, 2/441.
[12] F. Candan Günaydın, Kur’an’da Kurtuluş, s. 15.
[13] F. Candan Günaydın, Kur’an’da Kurtuluş, s. 17-18.
[14] R. el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s. 578.
[15] Kehf, 18/19-20.
[16] Tâhâ, 20/64.
[17] Mü’minûn, 23/1-7. Bir benzeri: Meâric, 70/29-31.
[18] Şems, 91/7-9. Bir benzeri: A’la, 87/14-15.
[19] Hac, 22/77.
[20]Mâide, 5/35.
[21] Bakara, 2/189. Mâide, 5/100.
[22] Âl-i İmrân, 3/130.
[23] Âli İmrân, 3/200.
[24] Mâide, 5/90.
[25] A’raf, 7/8.
[26] A’raf, 7/69.
[27] Enfâl, 8/45. Cuma, 62/10.
[28] Nûr, 24/31.
[29] Kasas, 28/67.
[30] En’am, 6/21, 135. Yûsuf, 12/23. Kasas, 28/37.
[31] Yûnus, 10/77, Tâhâ 20/69.
[32] Yûnus, 10/17.
[33] Kasas, 28/82.
[34] Yûnus, 10/69. Nahl 16/116.
[35] Mü’minûn, 23/117.
[36] Bakara, 2/2-5.
[37] Âl-i İmrân, 3/104.
[38] Mâide, 5/90.
[39] A’raf, 7/7. Mü’minûn 23/102.
[40] A’raf, 7/157.
[41] Tevbe, 9/88.
[42] Rûm, 30/38.
[43] Lokman, 31/4-5.
[44] Mücadile, 58/22.
[45] Haşr, 59/9. Teğâbûn 64/16.
[46] Nûr, 24/51.
[47] Mâide 5/100.


