23 Ocak 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / Seni Yatağından Kaldıracak Bir Davan Yoksa Yat Kardeşim
Seni Yatağından Kaldıracak Bir Davan Yoksa Yat Kardeşim

Seni Yatağından Kaldıracak Bir Davan Yoksa Yat Kardeşim Zübeyde Nalbant

 “Özürlü olmayan müminlerin evde oturmaları ile, malları ve canlarıyla Allah yolunda çalışanlar bir olmazlar. Allah malları ve canlarıyla savaşanları, savaştan geri kalanlardan üstün kılmıştır.” (Nisa, 95)

 Her mümin kişinin bilmesi gereken en önemli konu, Allah (cc) bizi başı boş yaratmadı. Müslümanın bu ayeti kendine bir şiar, levha olarak bilip ve bu düstur üzere hiçbir özrü olmadığı halde bahaneler üretmeden kendisine çekidüzen vermesi gerekmektedir. Emin olunması gerekir ki, Allah’a güvenen, dayanan ve O’na firar eden kişi asla zayi olmayacaktır.   

Unutulmaması gerekir ki her fırtına hayatımızı bozmak için gelmez, bazıları yolumuzu temizlemek içindir. O yüzden gaflet uykusundan uyanıp bir an önce silkelenerek hayatımızın tamamını O’nun istediği şekilde yaşayıp, bu yaşantıda canımızla, malımızla, kalemimizle, maddi ve manevi neye güç yetirebiliniyorsak o şekilde kulluk ve ibadetlerimizi zenginleştirerek Allah (cc) rızasına uygun bir şekilde yaşanılırsa, işte o zaman Allah (cc)’nun rızasını kazanmak mümkün olacaktır.

Yaşadığımız bu dünyanın geçici olduğunu ve bir gün ölümle sonuçlanacağını, ahiretin ise bâki kalacağını, çok iyi anlayıp idrak eden her Müslüman, dünya hiç yokmuş ahirette hep varmış gibi ölümden sonrası için hazırlık yapmak ve geleceğinin teminatını garanti altına almak zorundadır. Ama hiçbir özrün olmadığı halde seni yatağından kaldıracak bir davan yoksa yat kardeşim, yatabildiğin kadar yat.

“Nice peygamberler gelip geçti ki, kendilerini Allah’a adamış pek çok kimse onlarla beraber savaştılar. Onlar, Allah yolunda başlarına gelen sıkıntılardan dolayı gevşemediler, zaafa düşmediler ve düşmana boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.” (Ali İmran, 146)

Müslümanlar bilir ki zafer de yardım da izzet ve kuvvet de yalnızca Allah’ın elindedir. Onun ol demesiyle her şey anında olur.

Yeryüzüne bir damla olarak düşen tüm insanlar bir imtihan sürecinden geçti, geçiyor. Bu imtihanlar kıyamete kadar hep devam edecek ve var olacaktır. Bütün Müslümanlar olarak hep beraber şu imtihan salonunda yürümekteyiz. Allah (cc)’nun bedenimiz üzerindeki gücünü ve hakimiyetini düşündüğümüzde, biz inananlara emanet olarak verdiği o bedenle yapılan sevap ve günahları bir deftere not etsek hangisi daha ağır basar acaba?

Toprağı kanıyla sulamış, yakın tarih âlimlerimizden şehit Abdullah Azam’ın şu sözlerini hatırlatmak isterim: “Eğer bu genç yaşınızda Allah’a zamanınızın birazını vermeyecek kadar cimriyseniz, gelecek size daha cimri olacağınızı kanıtlayacaktır. “

Müslümanlar açlıktan iskelet halinde ölürken, tıka basa yiyip sonrada zayıflamak için spora gidiliyor. Her şey çok pahalı deniliyor ama zevkler için su gibi para harcanılıyor. Hayır, hasenat ve infak denildiği zaman eller cüzdana gitmiyor. İhtiyaçlar gündeme geliyor, çocuğumuza verdiğimiz harçlık yapılan infak kadar olmuyor.  

Nice insanlar vardır ki zenginliği, ünü herkes tarafından bilinir. Fakat bir ihtiyaç sahibine yardım edilecek olsa elleri titrer ve malından eksilecek sanıp varlık içinde yokluk çeker. Böyle insanlar Allah katında önemsiz biri olarak bilinir.

Nice insanlar da vardır ki kimse tarafından bilinmez, tanınmaz ve kimseler onu önemsemez ama o Allah katında çok büyük bir değere sahiptir. Filistin, Gazze, Suriye ve diğer bölgelerde yaşayan mazlum kardeşlerimiz, o masum insanlar, o yavrular bütün dünya tarafından önemsenmese de onların Allah katında şanlarının çok büyük olduğuna inanıyoruz.

Eğer ki Müslümanlar olarak Allah (c c) tarafından önemsenmek ve onun rızasını kazanmak istiyorsak, amel-i salih işlemek için işte en büyük fırsat! Mübarek aylara ve günlere girmek üzereyiz. Bu mübarek aylarda ve günlerde Allah yolunda cimrilik yapmayıp, bol bol infak yapılması gerekmektedir. Bu infakları yaparken de insanların gözüne sokarak değil, riya endişesi taşıyarak yapmak gerekmektedir. Aksi taktirde üzüm bağına girip de eli boş dönenlerden olmakta vardır. Böyle bilinmelidir.

Şeyhulislam İbn Teymiyye (rh) der ki: “Dünyada öyle bir cennet vardır ki: Ona girmeyen ahiret cennetine giremez.”

Denildi ki: “Hangi cennettir o?”

Dedi ki: “O, iman cennetidir.”

İmanlı insanların çevresindeki olumsuzluklara bakış açısı farklıdır. Müslüman, mazlum kardeşlerinin derdiyle dertlenendir. İster tanısın, ister tanımasın mazlumun feryadını duyandır. Bu feryatlara kulaklarını tıkayıp, duyulması gereken hakkın emri karşısında kulakları kapalı olanlar, o cennet kapılarının sizlere açık olacağını mı sanıyorsunuz? Filistin, Gazze, Suriye, Şam ve diğer coğrafyada yaşayan sırf Müslüman olduğundan dolayı zulüm görüp cefa çeken mazlum kardeşlerimiz için onların davası benim davam, benim meselem değil diyenleri suçlamamak gerekir. Çünkü onlar bilmiyorlar. Bu dava Allah’ın şerefli kullarının davasıdır. Çünkü bu dava korkakların taşıyamayacağı kadar ağır bir davadır. O zaman ne mutlu o şerefli Müslümanlara diyelim. 

Yaşadığımız şu coğrafyadaki olumsuzluklara bir dönüp bakıldığında gözler ve kulaklar nelere şahit oldu ve hala şahit oluyor da. “Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir.” Buyurmuştu Peygamberimiz (sas). Bizler tok yatarken Filistin, Gazze ve diğer bölgelerde yaşayan kardeşlerimiz  bulunmaktadır. Peki açlıktan ölen Müslümanların dertleriyle ne kadar dertleniliyor? Müslümanlar olarak acılara alıştık mı? Yoksa, izlemekten bıktık mı? Ama o kardeşlerimiz o acıları hala yaşıyorlar. Onların başına gelenlerin bizlerin başına da gelmeyeceğinin bir garantisini kim verebilir.

Farkına var ey Müslüman! Farkına var. İmtihandasın farkına var. Çok korkmak gerek çok! Tarih bizleri kendi değerini bırakıp Batının değerlerine sahip çıkan, ama asla bir Batılı olmayıp iki kültür arasında sıkışıp kalan özentiler olarak yazacaktır.

Neden hep çoğunlukla kadın ve çocukları öldürüyorlar? Çünkü cehaletin tek korkusu Müslüman kadınlardır. Çünkü kadın öğrenirse, çocuğuna da öğretecektir. Onlarda biliyorlar ki, o çocuklar büyürse geçmişin hesabı sorulacaktır. Çünkü kimsenin yaptığı kimsenin yanına kalmayacaktır.

Şeyhulislam İbn Teymiyye (rh) dedi ki: “Müminleri sevindiren şeye sevinmeyen ve müminleri üzen şeye üzülmeyen kişi müminler den değildir.” (Fetava, 10/128)

Bir şey tadıldığında o şey acı da ekşi de tatlı da olabilir. Bazı insanlar da ölümü yaşarken tatlı ve zevkli olacaktır. Çünkü onlar el alem ne der diye değil, el-Alim ne der diye yaşamış. Dünyayı cennet vesilesi bilmiş, hayatı amel defteri edinerek hakkını vermiş. Allah (c c)’nun sevdiklerini sevmiştir.

Rasulullah (sas)’in hadisinde buyurduğu “Müslümanların başlarına gelen felaketlerden dolayı iliklerine varana kadar elem ve keder içinde dertlenerek dualara sarılan, ne yapabilirim, elimden ne gelir” diye o acıyı bütün azalarında hisseden samimi kişiler hakka teslim olanlardandır. Müslümanlar işte onlar el alem ne der diye değil, Allah ne der diye yaşamışlar.

Bazıları için ise zor meşakkatli ve berbat bir acı olacaktır. Sahip olduğu nimetin iman nimeti olduğunu hiç aklına getirmeyen, umursamayan dünyalık bir şey için sevinip üzüldüğü kadar ahireti dert edinmeyen, bugün hesap sorulmuyor olmasından cesaret bulup yarın hesap veremeyeceği ameller yapmaktan korkmayanların sonu dehşetli bir sorgulama olacaktır.

Bugünlerde insanları en çok etkileyen, içimizi yakıp kavuran olaylardan biri de Suriye’nin, Şam’ın özgürlüğüdür. Hayatta kalanlar, evine yuvasına dönüp rahatlayacaklar diye sevinirken, o dehşet verici şeytanın aklına gelmeyen, akıl almaz işkenceler, masum insanların halini görünce bütün sevinçler boğazımıza dizildi. İnsanım diyen bu olaylara nasıl kayıtsız kalabilir ki. Zalimlerin diktatörlüğü döneminde, bu dünyanın son yıllarda gördüğü en acımasız, tahayyül bile edilemez, tahammül etmesi mümkün olmayan işkenceler yaşandı. Orada kalmış veya öldürülmüş insanların bedensel, zihinsel olarak çektiği acı ve ıstırapları düşündüğümüzde, diğer bir çok sorunlarımız gözlerimizde küçüldükçe küçüldü.

Hiçbir şeyi beğendiremediğimiz ailelerimiz ve çocuklarımız, kıymetini bilmediğimiz hayatlarımız ve doymak bilmeyen nefislerimiz, sürekli daha çok konfor, lüks ve biriktirme peşinde koşan kadınlarımız ve erkeklerimiz için mazlumların bulunduğu zindanlardan gelen görüntülerden başka bir nasihate gerek var mıdır?

Gazze’nin Cebaliye Mülteci Kampı’nda kalan yaşlı amca, İsrail ailemden 70 kişiyi şehit etti, hepsini yaktı diyor. Kendi ellerimle enkazdan 2 günde çıkarttım cesetlerini diyor. Bazen bu korkunç manzaralar gibi dehşet verici gerçeklikle yüzleşmek kendi problemlerimizin çoğunun  aslında önemli olmadığını fark etmemize yardımcı olmaktadır. Ölmeden öldürülmüş insanlar, üzerine asit dökülmüş cesetler, tecavüz edilmiş binlerce hanım kardeşlerimiz, annelerinden ayrılmış çocuklar ki ümmetin hayalini, umudunu, geleceğini şehit ediyorlar. Pislediği kabın içinden yemek yiyen insanlar. Ve daha neler neler... Kim demiş dünya savaşları bitmiş diye?! Yıllardır insanlık uyutulmuş, vahşetler devam etmiş. Bu insanların Stalin’den, Lenin’den ne farkı kalmış. Ama kula bela gelmez hak yazmadıkça, hak bela yazmaz kul azmadıkça. Yaratandan bu vahşet verici soykırımın bir an önce durmasını dileriz. Allah’ım o zalimlerin, kafirlerin ellerini, zalarını ve nesillerini kurut. (Amin.)

Sednaya Hapishanesi’nin duvarına yazdıkları ayetlerden birinde şöyle yazmaktadır:

“Eyyub’u hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin “ niyaz etmişti.” (Enbiya, 83) Yorulduk ya Rab! Bize sabır ve kurtuluş ver.

Evet anlamak istemeyen o mazlum insanların derdinden ne anlasın ki? Onların anlamak için çaba göstermeyen biri onların derdiyle nasıl dertlensin, neredeyse taş ve ağaçlar dile gelecek ama dünya Müslümanları olarak herkes dilsiz ve sağır oyunu oynadılar. Akıtılan bunca kanın, göz yaşının, semayı titreten bunca feryadın bir gün hesabı sorulacaktır elbette. İnananlar bilir ki dünyada Müslümanların Allah’tan başka yar ve yardımcısı yoktur. Allah güç ve kuvvet sahibidir, Maliku’l-mülktür.

Ey aynı davaya gönül vermiş Müslümanlar! Ey Allah’ın şeriatını başında taşıyan Müslümanlar! Bu dava Allah’a teslim olma davasıdır. Bu dava nefsi ıslah etmek ve Allah’ın kelimesi en yüce olsun diye mücadele etme davasıdır. Yol uzun hem de çok uzun, hedef ise sadece ve sadece Allah’ın rızası, hiçbir özür sunmaksızın evde oturup nemelazımcılık yapan, aynı zamanda hukuk sistemi ve yaşam biçimi olarak Allah’ın şeriatını kabul etmediği halde Müslümanlık iddiasına kalkan bireylerin oluşturduğu toplum, İslam toplumu değildir. Bunların oruç tutmaları, namaz kılmaları ve kabe’yi ziyaret etmeleri durumu değiştirmez. (Seyyid Kutup)

Müslümanların bir an önce  amel-i salih heybesini hazırlaması gerekir. Öyle bir heybe olsun ki içerisinde hem ihlas hem de o mazlum kardeşlerimize karşı vefa olsun. Bildiğimiz gibi yaşadığımız müddetçe dünya müminlere cennet olmayacaktır. Eğer yaşadığımız bu yalan dünya cennet olsaydı içindeki insanlar ölmez sağ kalırdı. Zira cennette ölüm olmamaktadır. İzzetli bir yaşam, şerefli bir ölüm muttaki müminlere aittir. Dünya çatısız bir handır pes etmemek gerekir. Dolu gelir, yağmur gelir, kar gelir hepsi bir imtihandır ses etmemek gerekir.

“Sakın Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma. Gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir. Ancak o gün başları kalkmış, gözleri kendilerine dönmeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır.” (İbrahim, 42)

Öyle ki bu başımıza gelenleri yazmadan, paylaşmadan konuyu kapatmak mümkün olmayacaktır. Bizler yaşadığımız bu coğrafyada Allah’ın arzında hayatlarımızı yaşamaya devam ederken, yeraltında Kur’an sesi dinletilerek tecavüz edilen hanım kardeşlerimiz varmış. Güneşi görmeyen kuş, ağaç nedir bilmeyen çocuklar varmış. Cesetlerle aynı zindana konulan, kurtlanmış cesetlerin kurtların üzerine bulaştığı kadınlar, adamlar varmış. Bizler ise yeryüzünde sıcacık yataklarımızda uyurken, yiyip içtiklerimizi, gezdiğimiz yerleri, en  özellerimizi durumlarında paylaşırken yani nemelazımcılık yaparken YERİN YEDİ KAT ALTINDA aklımızın almayacağı işkenceleri yaşayan adamlar, kadınlar, çocuklar varmış. Babası belli olmayan çocuklar varmış. Zalimler mahkumları presleyip diğer mahkumlara yedirmiş. Ayette buyrulduğu gibi kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacak ve verilen mühlet elbet bir gün yerini bulacaktır.  

“Şüphesiz Allah; müminler, Yahudiler, Sabiler, Hristiyanlar, Mecusiler ve müşrikler arasında kıyamet günü kesin hükmünü verecektir. Çünkü Allah her şeye hakkıyla şahittir.” (Hac, 17)

Bir söz vardır: ”Başkasının baharını solduran, kendi bahçesinde çiçek açtırmaz.” Kötü niyetle yola çıkan, hiçbir zaman huzura ulaşamaz.

Özetleyecek olunursa,  “Filistin, Gazze, ve diğer bölgelerde yaşayan kardeşlerimizin onların da  evleri, bahçeleri, bağları, aileleri vardı. 30 veya 40 yıl sonra senin de hangi marka kıyafet giydiğinin, nasıl bir son model  arabaya bindiğinin, hangi kol saatine ne kadar para verdiğinin, evine hangi kaliteli eşyaları aldığının, ne kadar mala ve mülke sahip olduğunun bir önemi olmayacaktır. Önemli olan kendin muttaki olarak kalabildin mi? Yapman gereken kulluk görevlerini hiçbir özür göstermeksizin  bir şeyleri cesaret edip  yapabildin mi? Yardıma ihtiyacı olan birinin feryadına yetişebildin mi? Kısacası insan olarak kalabildin mi?.

“EY KUR’AN’I İNDİREN ALLAH’IM, EY BULUTLARI AKITIP YÜRÜTEN ALLAH’IM, DÜŞMAN ORDUSUNU YENİLGİYE UĞRAT, ONLARIN ATTIKLERINI İSABET ETTİRME VE BİZİ DE AFET…”

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul