Giriş
Kur’an tüm insanları muhatap olarak kabul eden bir kitaptır. Böyle olması sebebiyle anlaşılır olmak, anlatılanın zihinlerde kolayca canlanmasını sağlamak için kıssalar anlatılmıştır. Hz. Sâlih Peygamber ve onun içinde bulunduğu toplumun hikayesi de bu kıssalardan biridir. Bu kıssa yer yer Hz. Muhammed (as)’ın içinde bulunduğu duruma benzemektedir. Bazen de günümüz toplumlarının hal ve hareketlerine benzemektedir.
Günümüzde toplum ıslahı için yapılan çalışmalara ışık tutması açısından Semûd toplumunun bilinmesi önem taşımaktadır. Bu kitap da Hz. Sâlih kıssasından günümüze yönelik ibret düzeyinde mesajlar elde etmeyi amaçlamaktadır.
Kur’an düşünceleri felsefi bir önerme ile sunmaktan ziyade somutlaştırarak ifade eder. Kıssalar da bu somutlaştırma faaliyetinin bir sonucudur. Böylelikle anlaşılması zor olan felsefi ifadelerle anlaşılmaktaki güçlük izale edilmiş olur. Fakat somutlaştırma faaliyeti araştırmacı ve uzman kişilerin çalışmasını engelleyecek şekilde değildir. Somut ve basit anlatıma sahip olan ifadelerin aynı zamanda derin bir manası ve üzerinde tefekkür edilecek hakikatler ihtiva ettiğini söylemek gerekir.
Semûd Toplumu
Semûd Kavmi Hakkında Tarihi Bilgiler
Semûd kelimesi az su anlamına gelen “semed” kelimesinden türetilmiş ve suyun az olduğu o bölgede yaşayan insanlara isim olmuştur. Semûd toplumunu Ad kavmi içerisinden çıkmış bir kabile oluşturmaktadır. Başka bir deyişle Ad kavminin devamı niteliğindedir. Bu sebeple kendilerine “ikinci Âd kavmi” denilmiştir. Semûd kavmi hakkındaki bilgiler sadece Arap kaynaklarında yer almaz, Sorgun kitabesi, Aristo ve Ptolemy gibi düşünürlerin eserlerinde de bulunmaktadır.
Semûd kavminin yaşadığı yer Arap yarımadasında bugünkü Şam ile Medine arasında Vadi’l-kura denilen sarp kayalıklarla çevrili, merkezinin Hicr olduğu bölgedir. Semûd kavmine ait bazı yazıtlar bölgedeki araştırmalarda hâlâ gün yüzüne çıkarılmaktadır. Hicr Dağı üzerine yapmış oldukları estetik ve mimari açıdan oldukça ileri düzeydeki oyma evler ve kalıntıları günümüzde de görülebilir durumdadır. Yazın dağları oyarak yaptıkları evde, kışın ovalardaki saraylarında otururlardı. Zekâları ve maharetleriyle övünürlerdi. Aynı zamanda kibirliler ve yoksullara zulmederlerdi. Maddi güç olarak ileri düzeydelerdi; çünkü toplumların ekonomik ve askeri güçleri yaptıkları eserlerine yansıyarak somutlaştırılır. Sonraki dönemlere miras bırakılan kalıcı ve estetik eserler kendi dönemlerinde ne kadar güçlü olduklarına dair ipuçları verir.
Semûd toplumu ile Sebe halkının bazı ortak noktaları vardır. Sebeliler tarımla uğraşan, ekonomik olarak ileri düzeyde fakat tıpkı Semûd halkı gibi Allah’ı ve Peygamberi inkâr etmekteydiler. Hz. Sâlih’in kavmi kendisini yalanlamış ve şımarıklıkla itham etmişlerdir. Kur’an bu ithamlara “Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.” ayetiyle karşılık vermiştir. Semûd halkında insanlar üzerinde etkili olan baskıcı dokuz çete bulunmaktaydı. Zenginlikleri ve siyasi üstünlükleriyle şımarmış halkı kendi diledikleri gibi yönetmekteydiler. Hz. Sâlih’in çalışmaları bu güce sahip olanlara zara vermekte, insanları tek bir çatı altında toplamayı hedeflemekteydi. Bundan dolayı Hz. Sâlih’i kabul etmeyerek ona düşmanlık ettiler. Semûd halkı ise bir beşere tabi olmayı kabul etmemelerine rağmen bu azılı çetelere itibar etmekteydiler. Hz. Sâlih kavmine Allah’ın vermiş olduğu nimetleri hatırlatarak şöyle uyarmıştır: “Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah’tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emrine itaat etmeyin.”
Semûd kavminin Allah inancından tamamen uzak olduğunu söyleyemeyiz. Kur’an’da onların sözleri şöyle aktarılmaktadır: “Allah’a ant içerek birbirlerine şöyle dediler.” Allah üzerine yemin etmeleri bir inanca sahip olduklarını göstermekte. Fakat onların hem kibirleri hem azgınlıkları Allah’a olan inançlarını zayıflatmıştır. Bu noktada Mekke müşriklerine benzemektedirler. Onlar da Allah’a inanmışlar fakat inançlarını O’na melekleri ve putları ortak koşarak unutmuşlardı. Dolayısıyla Allah’ın sadece adı kalmış, hayatlarına herhangi bir etkisi bulunmuyordu. Bu bağlamda günümüz portresi ile Mekke müşrikleri ortak bir noktayı paylaşmaktadır. Allah’ı yüceltme adına O’nun dünya işleriyle uğraşmadığını söyleyen Deistler vardır. Müslüman olsa bile Allah inancını birkaç ritüelle sınırlandıran bir inanç yapısı da Mekke müşriklerine benzemektedir.
Geri kalmış toplumların ortak özelliklerinden biri de geleneğe körü körüne bağlı olmaktır. Böyle toplumlar akıllarıyla değil duygularıyla hareket etmektedir. Atalar kültü olarak isimlendirdiğimiz bu olgu zamanla oluşmaktadır. Ataları doğru bir din yaşamış bile olsa zamanla bu doğrular kültürün etkisiyle değişir. Değişen değerler artık esas kabul edilmeye başlar. İçlerinden birisi doğruyu göstermeye kalkarsa dışlanır, bid’atçı olmakla suçlanır. Peygamberlerin mücadelesi de bu doğrultuda olmuştur. Fakat Kur’an ataların inancına bağnazca tutunmayı reddetmiştir: “Onlara, Allah’ın indirdiğine uyun denilince ‘Hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız.’ derler. Ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?”
Kur’an Kıssalara Neden Sıkça Yer Verir?
Geçmiş toplumların inançları, yaptıkları ve Peygamberlere karşı tavırları sık sık tekrar edilir. Atalara haddinden fazla bağlılık toplumların doğruyu görmesine ve gelişmelerine mâni olur. Bu bağlılık toplumları köhne bir hale getirir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Gelecek nesillerin aynı hataya düşmesini engellemek için tarihte meydana gelmiş hataların tekrarlanmaması, zihinlerin böylesine bir tahribata uğramaması için önemli uyarılara ihtiyaç vardır. Kur’an bu uyarıları defalarca yapmaktadır. Kur’an’ı okuyan Müslüman bu kıssaları tarih veya hikâye okur gibi okumamalı, bilakis kendindeki kusurları, yanlışları görerek, eski ümmetlerin halinden dersler çıkararak okumalıdır. Anlatılan kıssalar ancak bu şekilde amacına ulaşmış olur.
Toplumsal Sınıflar ve Semûd Toplumu
Sosyolojik açıdan sınıf kavramı aynı çıkarlara, aynı sosyal konum ve yaşam standardına sahip olan ve bu özellikleriyle diğer sınıflardan ayrılan grubu tanımlamaktadır. Bu olgu bazen toplum içindeki çatışmayı ifade etmek için kullanılır. Ekonomik durum, siyasi ve politik konum, eğitim seviyesi, aile ve coğrafya farkı gibi etkenlerin oluşmasında belirleyici rol oynadığı sınıflar bazen gerginlik sebebi de olmuştur. Fakat Kur’an’a göre sınıflar arası bir üstünlükten söz etmek mümkün değildir. Kişisel farklılıklar her zaman bir zenginliktir ve toplumu ayırıcı değil birleştirici role sahip olmalıdır. Aynı zamanda toplumsal sınıflar, gücü elinde bulundurana göre birbirlerine baskı aracı olmamalı, adaletin gereklerine göre hareket edilmelidir.
İslam Literatüründe Toplumsal Sınıflar
İslami literatüre göre iki toplumsal sınıf vardır. İlki ekonomik askeri güç gibi üstünlükleri elinde bulunduran, zayıf olanı ezen “müstekbirler” sınıfıdır. Bu sınıf kesin çizgilere sahip olmamakla birlikte genellikle hak çağrıyı reddedenlerdir. Diğeriyse zayıflığı sebebiyle zulme uğrayan müstaz’aflardır.
Müstekbirler Kimlere Denilmiştir?
Kendini başkalarından üstün görüp hakkı kabul etmeyenlere verilen isimdir. Bu sınıf insanlar için hakkın en ufak bir önemi yoktur. Doğru apaçık belli olduktan sonra bile hak olanla mücadele etmek onların vasıflarındandır. Kur’an bunların durumunu şöyle anlatır: “Gönülleri kesin olarak inandığı halde sadece zulüm ve kibirlerinden dolayı inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak.” Müstekbirlerin diğer insanlara ve kendilerine gelen Peygambere karşı takındıkları tavrı şu ayette net olarak görmekteyiz: “(Nuh’un toplumundan) ileri gelen inkârcı grup dedi ki: Biz seni de bizim gibi insan görüyoruz ve sana bizim basit görüşlü ayak takımından başkasının uyduğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, sizi yalancı sayıyoruz.”
Semûd kavmi de kendilerine gelen uyarıcı peygamberlere karşı kibirle hareket etmiş onların getirdikleri hakikatlere kulak tıkamışlardır. İçlerinde bulunan dokuz çete toplumun liderleriydi. Hz. Sâlih peygamberden rahatsız olmuş ve ona suikast planlamışlardı. Planlarını gece vakti gizlice icra edeceklerdi. Sonrasında yapılanı inkâr edecek, bizim haberimiz yoktu diye yeminler edeceklerdi. Semûd kavmindeki çetelerle Hz. Muhammed dönemindeki müşriklerin birbirlerine benzer yönleri vardır. İşlerini gizli yapmak ve sonucunda sorumluluk almaktan çekiniyorlardı. İki taraf da yeryüzünde fesat çıkarmanın peşindeydi.
Müstaz’aflar Kimlerdir?
Bu terim meşru haklarından mahrum bırakılmış, zayıf insanlar için kullanılmaktadır. Müstaz’aflar içinde vahyin hakikatlerinden uzak kalmış fakat içinde bulundukları zulümden de kurtuluş yolu arayanlar vardır. Bunlara Firavun zulmündeki İsrailoğulları örnek verilebilir. Kur’an ifadelerine göre Firavun büyüklük taslamış, kendisini bir kanun koyucu olarak görmüştür. Aynı zamanda halkına da bunu kabul ettirmiştir. Buradan hareketle halkın önderini kanun koyucu kabul etmesi toplumsal çöküntünün başlangıcı olarak telakki edilebilir. Müstekbirler imtihana tabi tutulduğu gibi müstaz’aflar da imtihana tabi tutulur. Firavun’un zulmünden kurtulan İsrailoğulları buzağıya tapmakla imtihan edilmiştir. Aslında imtihan her kesime yöneliktir. Zengin zenginliğiyle, fakir fakirliğiyle, güçlü gücüyle, zayıf da güçsüzlükle imtihan edilmektedir.
Müstaz’aflar arasında birtakım dünyevi menfaatler sebebiyle müstekbirlere destek olan, onların zulmüne sessiz kalanlar da vardır. Bunlar her ne kadar zayıf kimseler olsalar da zulme olan destekleri sebebiyle zalimlere ortaktırlar. Bunlar için birçok tehdit bulunmaktadır. Onlar hem dünyada zayıflıkları sebebiyle zillet hayatı sürecek hem de zulme rıza gösterdikleri için ahirette de zillete uğrayacaklardır.
Hz. Sâlih ve Toplumsal İlişkileri
Hz. Sâlih kendi kavmine uyarıcı olarak gönderildi. Kavmine doğru yolu gösterip onları hak yola, tek Allah’a kulluk etmeye çağırınca kavmi onu yalanladı. Semûd halkı kendilerine gelen peygambere itaat etmemişler ve “Doğrusu senin bizi kendisine çağırdığınız şeye karşı derin bir şüphe içindeyiz.” demişlerdir. Her ne kadar inanmamış olsalar da peygamberden etkilenmiş olmalılar ki şüphe eder seviyeye gelmişlerdir.
Hz. Sâlih’in içinde bulunduğu toplumun liderleri peygamberi kabul etmemiş ona karşı halkı da kendi taraflarına çekmek için uğraşmışlardır. Müstaz’aflara, “Sâlih’i doğruluyor musunuz? Biz inkâr ediyoruz.” diyerek kendi davalarını halkın davasıymış gibi göstermek ve onların desteğini almak istemişlerdir. Hz. Muhammed (as) savaş konularında ashabıyla istişare etti. Bir defasında ashabından Nuaym bin Mesud Müslümanlara tehdit teşkil eden iki grubu onlardanmış gibi görünerek aldatmış ve birbirlerine düşürmüştü. Hz. Sâlih’in içinde bulunduğu halkın önderleri peygambere karşı gelmek için hileye başvururken sahabe bunu peygambere destek olmak için bunu kullanmıştır.
Semûd Kavminin Dişi Deve ile Sınavı
Allah insanları uyarmak için insanlar arasından peygamberler seçmiş ve onlar bu görevlerini icra ederken gereken desteği de sağlamıştır. Bazen olağanüstü olaylarla peygamberlerine dayanma gücü bahşetmiştir. Fakat milletler hakkı inkâr etmek istediklerinde mucizelerin bir göz yanılması veya sihir olduğunu ileri sürerek reddetmişlerdir. Bu milletlerden biri de Semûd halkıdır. Onlar Hz. Sâlih’ten mucize istemişlerdir. Allah da mucize olarak deve göndermiştir. Deve bir kayanın içinden canlı olarak çıkmış, Allah Teâlâ su kaynaklarından bir gün devenin bir gün ahalinin kullanmasını emretmiştir. Deve su içtikçe ondan bol miktarda süt çıkmış, ona zarar verenlerin helak edileceği bildirilmiştir.
Genel olarak gönderilen mucizeler içinde bulunulan toplumu yakından ilgilendiren konularla alakalı olmuştur. Semûd halkı suyu az olan bir bölgede yaşamaktaydılar. Bir gün devenin bir gün de halkın su kullanması emri seçici bir sınav olmuştur. Semûd halkı içinde liderler ve onların taraftarları diğer insanları ezmiş, haklarını gasp etmiştir. Doğal su kaynaklarının bir gün deveye bir gün kendilerine verilmesi aslında kendilerinin yapmış olduğu zulmü sorgulama sürecini başlatmak içindir. Bu da halka adil davranmanın önemini hatırlatmış olmalıdır.
Semûd halkı gördükleri bütün mucizelere rağmen onlar yanlışta ısrar etmeyi tercih etmişlerdir. Deveyi kesmeye karar verdiler. İçlerinden birisi -ki Allah isyanda en cüretkâr olanı- deveyi önce kaçmasın diye bacaklarından kesti. Vahşice uygulanan bu yönteme ve devenin kesilmesine halk razı oldu. Rıza göstermeleri memnun olmaları sebebiyle suça ortak oldular. Bundan dolayı “kesip devirdiler” denilerek çoğunluğun bu suçu işlemiş olduğu belirtilmektedir.
Semûd Toplumunun Yok Edilişi
Semûd kavmi azgınlıklarına pişman olmaksızın devam ediyorlardı. Peygamberlerinin uyarılarını da dikkate almıyor hem topluma karşı hem Rablerine karşı fütursuzca hareket ediyorlardı. Kendilerine mucize olarak gönderilen deveyi de kesince azabı hak etmiş oldular. Allah onlara üç gün mühlet verdi. Bu süre zarfında birinci onları yüzünün sarardığı, ikinci gün kızardığı, üçüncü gün karardığı ifade edilir. Ansızın meydana gelen bir gürültü ile sarsılmışlardır. Gürültü sonrası deprem olmuş muhtemelen volkanik patlama meydana gelmiştir. Bugün Medyen bölgesi volkanik topraklarla doludur. Böylelikle Semûd halkı helak edilmiştir. Hz. Sâlih ve ona inananlara gelince Allah onları o bölgeden çıkartarak kurtarmıştır.
Sonuç
Allah insanları yaratmış ve her dönem uyarıcılar göndererek onlarla iletişim kurmuştur. Kurulan bu iletişim sonucunda bazıları Allah’ın çağrısına uyarak hak yolu tercih etmiş, bazıları da bu çağrılara kulak tıkamıştır. Peygamberler Allah’tan aldıkları vahiyle insanlara deliller ve mucizeler sunmuş onları bilgilendirmiştir. Fakat her şeye rağmen bazı insanlar dünyevi tutkularının kurbanı olarak peygamberlere karşı gelmiştir. Semûd kavmi de peygamberine karşı gelerek Allah’a isyan edenlerdendir. İçlerinde halka üstünlük taslayan liderler bulunmakta ve itibarlarını peygambere karşı gelerek korumaya çalışmaktaydılar.
Bu kıssa, günümüz insanları için de önemli dersler barındırmaktadır. Sünnetullah gereği geçmiş toplumların haline benzer bir toplum ahlaki çöküntü sonucu yok olmak zorundadır. Dolayısıyla geçmiş kavimlerden dersler çıkarılmalı, toplumları geleceği geçmişten alınan derslerle inşa edilmelidir. Kur’an da kıssaları anlatmakla bu dersi vermeyi amaçlamıştır.
Dipnot
el-A’raf 7/74
el-Kamer 54/26.
eş-Şuarâ 26/146-152.
en-Neml 27/49.
el-Bakara 2/170.
en-Neml 27/14.
Hûd 11/27.
Bkz. Sebe’ 34/31-33, en-Nisâ 4/97.
el-A’râf 7/75-76.
el-A`râf 7/77.
Hûd 11/65.


