İslâm’da kadın, erkek ve evlat perspektifinden özgün ve özgür olmanın ne anlama geldiğini anlamak için öncelikle, İslâm’da kadın, erkek ve evlâdın hangi sorumluluklara tâbî olduğunu bilmemiz gerekmektedir.
İslâm’da kadın, erkek ve evlat perspektifinden bakıldığında; ayet ve hadisler ile çizilen kendine mahsus sınırları ve ona eşlik eden sosyo-kültürel yaşam alanları mevcuttur. Bireyin özgünlüğü de özgürlüğü de ayetler ve hadisler ile neticelenmektedir.
Ayet ve hadislere geçmeden önce özgün ve özgür kavramlarını anlaşılır bir forma sokmak gerekmektedir:
Özgün olmak kelime anlamı itibariyle TDK’de “yalnız kendine özgü bir niteliği olan, kopya olmayan” anlamına gelmektedir. Özgür ise “herhangi bir biçimde bir kısıtlamaya, bir koşula, bir zorlamaya bağlı olmayan, başkasının kölesi olmayan” demektir. Özgürlük ise “özgür”ün düşünme ve hareket etme biçimidir. Kavramların hatırlatıcısı olarak, özgün olanın İslâm olduğunu, işlediğimiz konu bağlamında, kadın ve erkek için özgürlüğün ise ilâhî adalet sisteminde, kişilerin karşılıklı haklarına saygı duymaları olduğunu hatırlatmak isteriz.
Allah Teâlâ ayet-i kerimelerinde sınırları çizmekte, Rasulullah da o sınırların içerisindeki sorumluluklar konusunda bizleri bilgilendirmektedir.
Rabbimiz Allah buyurdu ki:
“Onlara şöyle de: Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri bildireyim: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya iyilik edin. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; çünkü sizi de onları da biz rızıklandırıyoruz. Açık olsun, gizli olsun hiçbir günaha ve kötülüğe yaklaşmayın. Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. İşte bunlar, akıl erdirmeniz için Allah’ın size emrettiği hususlardır.”
Rasulullah (s.a.s.) buyurmuştur ki:
“Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.”
Başka bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.”
Evliliğin temelinde, insanın yaratılışı yatmaktadır. Evlilik, insan neslinin devamı, yenilenmesi ve insanın ferdî ve sosyal olarak kendini ifade etmesi için gerekli olan bir kurumdur. Buna göre de İslâm aileye çok önem vermiş, onu bütün sosyal müesseselerden üstün tutmuştur. Aileye “güven ve istikrar kaynağı” gibi bakmıştır. Dinimiz karı-koca arasında bazı haklar tesis ederek bu haklara uyulmasını istemiştir.
Rasulullah (s.a.s.) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
“Kadınların hakkına riâyet etme konusunda Al-lah’tan korkun! Çünkü siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namus ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal ettiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların, aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız kimseye çiğnetmemeleridir.
Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi yatağınıza alsalar, onları hafif şekilde dövüp bu işten uzaklaştırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde çeşitli giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir.”
Rasullah (s.a.s.) bir başka şöyle buyurmaktadır:
“Dikkat edin! Sizin, hanımlarınızın üzerinde hakkınız vardır. Hanımlarınızın da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin hanımlarınız üzerindeki haklarınız, (onların) namuslarını muhafaza etmeleri ve hoşlanmadığınız kimselerin evinize girmesine izin vermemeleridir. Dikkat edin! Hanımlarınızın sizin üzerinizdeki hakları ise onların giyim ve gıda ihtiyaçlarını güzelce karşılamanızdır.”
Rabbimiz Allah Teâlâ buyurmuştur ki:
“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız, O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.”
Rabbimiz Allah Teâlâ başka bir ayette de şöyle buyurmuştur:
“Erkekler kadınlar üzerinde yönetici ve koruyucudurlar. Bunun sebebi, Allah’ın insanların bir kısmını diğerlerinden üstün yaratması ve bir de erkeklerin, kendi mallarından mehir ve evin geçimi gibi harcama yükümlülüklerinin olmasıdır. Şu hâlde saliha kadınlar itaatkârdırlar. Allah’ın, onların kocaları üzerindeki haklarını korumasına karşılık, hanımlar da kocalarının bulunmadığı zamanlarda ve kimsenin görmeyeceği yerlerde namuslarını, onların mallarını ve çocuklarını korurlar. Dik başlılık ve serkeşliklerinden yıldığınız kadınlara gelince; öncelikle bunlara nasihat edin, vazgeçmezlerse yataklarında yalnız bırakın, bu da sonuç vermezse onları dövün. Size itaat ederlerse artık onlara haksızlık etmek için herhangi bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.”
Ayette, erkek cinsinin kadın cinsine olan üstünlüğünden söz edilmiştir. Bu, her bir erkeğin her bir kadından üstünlüğü manasına gelmez. Öyle kadınlar vardır ki; bilgide, işte, beden gücünde birçok erkekten üstündür. Unutulmamalıdır ki, kadınların da erkeklerden üstün tarafları vardır. Çocuk büyütmede, merhamet ve şefkatte kadın, erkekten üstündür. “Allah bazı insanları, bazılarından üstün kılmıştır” ayetinde buna işaret edilmektedir. Allah aynı zamanda, aileyi idare etmek, çalışıp çocuklarının nafakasını temin etmek, onları düşmandan korumak için erkeği beden yönünden daha üstün yaratmıştır. Kadını da, çocuklarını emzirsin, güzel terbiye versin ve aileye huzur katsın diye erkekten üstün yaratmıştır. Ayetteki, önemli hikmetlerden biri de Allah’ın (c.c.) kendilerine bahşettiği bu güçten dolayı erkekler kadınlardan üstün tutulmuş ve idareciliğe layık görülmüştür. Erkekler ailedeki bu idarecilik sayesinde üzerlerine düşen sosyal ve ailevi sorumluluklarını yerine getirirler. Erkeği kadından üstün tutan cihetlerden biri de, bazı sosyal vazifelerdir ki, bu işleri ancak erkeklerin yerine getirmesi, hem dini hem de örf cihetinden uygun görülmüştür. Aile içerisinde erkeğe verilen bu salahiyet, evlilik bağını meydana getirme teşebbüsünde koca olması itibarıyla daha mantıklıdır.
Kâdir olan Rabbimiz Allah Teâlâ, insanı kadın ve erkek olarak çifter çifter yaratmış ve evliliklerinde onlara evlatlar nasib etmiştir. Ayetlerin muhatabı hem kadınlar hem de erkeklerdir. Bununla işaret etmek istediğimiz nokta muhatabın “insan” oluşudur. Kadın ve erkek, her şeyden önce insan olmakla aynı paydada buluşmaktadır. Bununla beraber iki cinsin birbirine tamamlayıcı olmasının doğal bir getirisi olarak, belirli farklılıklar, belirli fizikî yahud duyusal üstünlükler söz konusudur. Bu anlaşılması oldukça önemli bir konudur. Cinsin herhangi bir üstünlüğünün olması, onu Rabbimiz Allah Teâlâ katında da üstün kılmamaktadır.
Rabbimiz Allah Teâlâ katında üstünlük, kadın veya erkek olmakla değil, takvâ iledir. Bir birey olarak kadının ve erkeğin varlığı, herhangi bir ideolojinin konusu değildir. Yaşamın içinden olması sebe-
biyle, hüküm koyucunun hâkimiyetiyle sınırları belirginleştirilmiş olan akıllı bir canlıdır. Günümüzde ya kadın hakları ya da erkek hakları savunucusu olmak gerekliymiş gibi hareket edilmektedir. Kadın ve erkek cinsi üzerinden, zâlim ve mazlum algısı oluşturulmaya çalışılmaktadır.
İdeolojik ya da kültürel olarak, konu hakkında her zaman yeni söylemler gündeme gelecektir. Zaman zaman kadın ya da erkek üzerinden algı operasyonu yapılmaya devam edilecektir. Buradaki en önemli husus, temeli İslâm üzere atılan bir ailede, kadın hakları, erkek hakları ya da evlat hakları korunup gözetilmektedir. İslâm perspektifinden değerlendirme yapıldığında özgün ve özgür olanın sınırları da kendiliğinden belirgin hale gelmektedir. Özgürlük de kişisel bir haktır ancak yaşadığımız çağda, özgürlük kavramı üzerinden farklı tavırlar sergilenmektedir.
Aile kurumunda kadın ve erkeğin birbirinin hak ve sorumluluklarını bilmeleri kadar, evlatlarına olan vazifelerini de bilmeleri gerekir.
İbni Ömer (r.anhuma)’dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idâre ettiklerinizden sorumlusunuz.”
Nasıl ki bir çoban, sürüsünü tehlikelerden korumak zorunda ise, anne ve babalar da mesul oldukları sürülerini tehlikelerden korumalıdırlar.
Rabbimiz Allah Teâlâ buyurmuştur ki:
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyur-
duğuna karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yerine getiren melekler vardır.”
Anne ve babanın, evlatlarını ateşten koruması ancak ve ancak, Allah’ın emir ve yasaklarını öğretmek ve uygulaması hususunda destekçisi olmak ile olur.
Evlatların anne ve babalarına olan sorumluluklarını ise şu ayet ile anlayabilmekteyiz:
“Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenizi ve ana-
babaya iyilik yapmanızı kesin olarak emretti. On-lardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılık çağı-
na erişirlerse sakın onlara ‘Öf!’ bile deme, onları azarlama, onlara gönül alıcı tatlı ve güzel söz söyle!”
Rabbimiz Allah Teâlâ buyurmuştur ki:
“Eğer anne-baban seni, ilâhlığına dâir bilgin olmayan şeyleri bana ortak koşmaya zorlayacak olurlarsa, o takdirde onlara itaat etme. Fakat yine de dünyada onlara gerektiği ölçüde sahip çık. Sen, her işinde bütün gönlüyle Bana yönelmiş, sürekli Benim rızâmı arayan seçkin kulların yolunu izle. Sonunda dönüşünüz Bana olacak, Ben de bütün yaptıklarınızı size tek tek haber vereceğim.”
Aile, iki kişi arasında sevgi ve bağlılık temeli üzerine bina edilmiş bir şirket gibidir. Kur’ân-ı Kerim’de “Sizin için kendileri ile ülfet ve ünsiyet peyda edesiniz diye nefislerinizden zevceler yarat-
ması ve aranızda bir sevgi ile rahmet var etmesi de O’nun kudretine delâlet eden ayetlerdendir. Bütün bunlarda düşünen bir kavim için ibretler vardır” denmektedir. Bu ortaklığın, müşterek olarak yerine getirilmesi gereken sorumlulukları
vardır ve bireysel sorumluluklar da fertlerin yaratılış özelliklerine göre belirlenmiştir. Böylece erkek ve kadın arasında İslâm’ın ön gördüğü, temeli sevgiye dayanan sağlam bir birliktelik kurulmuş olur.
Hesap gününde, Rabbimiz Allah Teâlâ’nın huzurunda, hak ve sorumluluklarımızı bilmiş ve yerine getirmiş şekilde çıkmamız duası ile…
En’âm 6/151
Ebu Davud, Zekat, 4 5
Tirmizi, Menâkıb, 63
İbrahim Ethem, Evlilik ve Aile Terapisi, Ankara, 2000, s.21.
Müslim, Hacc, 1218.
Mansur Teyfurov, Kur’ân-ı Kerîm’de Âile Yapısı, Iğdır Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 3&4 (2014), s.191.
Tirmizi, Radâ’, 11.
Hucurât Sûresi 49/13.
Nisâ Sûresi 4/34.
Nisâ Sûresi 4/34.
Mansur Teyfurov, Kur’ân-ı Kerîm’de Âile Yapısı, s.194.
El-Kâdir: Her şeye gücü yeten.
Bkz. Nebe Sûresi 78/8.
Buhârî, Cum`a 11, İstikrâz 20, İtk 17, 19, Vesâyâ 9, Nikâh 81, 90, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 1, 13; Tirmizî, Cihâd 27.
Tahrîm Sûresi 66/6
İsrâ Sûresi 17/23
Lokmân Sûresi 31/15
Rûm Sûresi 30/21.
Ziya KAZICI, İslâm’da Kadın: (Bir Mukayese), İlahiyat Akademi Dergisi, 11 (Temmuz 2020), 57-72, S: 58


