07 Ağustos 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / Firavun Düzenlerinin Anatomisi
FİRAVUN DÜZENLERİNİN ANATOMİSİ

Firavun Düzenlerinin Anatomisi Necdet Meşe

“(Firavun ailesinden gizlice müslüman olan bir adam dedi ki) Ey kavmim! Görünen o ki bugün ülkede hâkimiyet, iktidar ve üstünlük sizin elinizde! Fakat yarın Allah’ın azabı gelip tepemize çökerse, söyler misiniz hangi kuvvet bizi ondan kurtarabilir? Buna karşılık Firavun: “Ben size sadece kendimce doğru bulduğum görüşü bildiriyor ve size ancak tutulması gereken doğru yolu gösteriyorum” dedi.” (Mü’min 29)
“Firavun kavmine şöyle seslendi: “Ey kavmim! Mısır’ın mülkü ve hâkimiyeti, sonra ayaklarımın altından akan şu ırmaklar bana ait değil mi?” (Zuhruf 51)
“Böylece Firavun hilesiyle kavminin aklını çeldi; onlar da kendisine körü körüne boyun eğdiler. Doğrusu onlar, iyice yoldan çıkmış bir topluluktu.” (Zuhruf 54)

 

Kur’an’da Firavun’un düzeni, zalim yönetimler arasında bir kıyas ve örneklik imkânı oluşturması sebebiyle müslümanlara detaylıca anlatılır. Onun kurduğu zulüm sistemi üzerinden “cahiliyye” düzenlerinin yapısı kavramlaştırılır ve bu kavramlar üzerinden Kur’an okurlarının meseleyi daha net bir şekilde kavraması amaçlanır. Firavun kelimesi de isim değil bir sıfattır. O dönemde Mısır’da tahta geçen krallara verilen, kralın “sarayını ve orada yaşayanları” ifade eden üst bir kelime olarak kullanılmış ve şahıslara değil ortak eylemlerine dikkat çekilmiştir. Kur’an’da da bu nedenle Hz. Musa dönemindeki kralın adı değil Firavun sanı kullanılmış ve şahsa değil tanrısal ego üzerinden saltanat kuranların günah kabul edilip lanetlenen eylemlerine ve bu kötülük düzenine dikkat çekilmiştir... Firavun kelimesinin Kur’an’da yetmiş dört yerde geçmesi de oldukça şaşırtıcıdır. Şaşırtıcı olmalıdır, çünkü Kur’an’da devlet, yönetim, otorite yoktur diyerek İslam’ı sadece nüsûka (ibadet ritüellerine) indirgemeye çalışanlara inat, Allah Teala sürekli Firavun’u gündem yapıp ısrarla Firavun düzenin özelliklerine ve onunla mücadele şekline dikkatleri çekmektedir. Basit bir anlatımla, ısrarla yok edilmesi istenen zalim bir düzen varsa, mutlaka onun yerine ikame dilecek İslami bir “düzen” de elbette olmalıdır!..
Nemrut, Ress, Âd, Semud vs. kavimler üzerinden benzer cahiliyye düzenlerinin kıssaları örneklikleri açısından defalarca Kur’an’da tekrar edilir. Her ne kadar bize anlatılan geçmişte yaşayanların kıssalarıymış gibi görünse de aslında mesele hem günümüzü hem de geleceği ilgilendirmesi açısından çok önem arz eder. Bu durum Kur’an’da şöyle ifade edilir;
“(Bunların durumu) tıpkı Firavun’un ailesi (destek-
çileri) ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. (Onlar) ayetlerimizi yalanlamışlardı; Allah da günahları sebebiyle onları yakalamıştı. Allah, azabı şiddetli olandır.” (Al-i İmran 11, Enfal 52-54)
“(Biz Musa’yı) Firavun’a ve onun önde gelen yakın çevresine (gönderdik). Fakat onlar Firavun’un emrine (idaresine) uydular. Oysa Firavun’un idaresi hiç 
de âdil, doğru ve hakka dayalı (bir düzen) değildi.” (Hud 96-97)
“Şüphesiz Firavun o ülkede iyice azgınlaşmış ve halkını sınıflara, kastlara (şiyean) ayırmıştı. İçlerinden bir grubu özellikle zayıf düşürmek istiyor; bunun için de oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ve kızlarını ise yüz kızartıcı işlerde kullanmak üzere sağ bırakıyordu. Gerçekten o tam bir bozguncu idi.” (Kasas 5)
Bu ayet-i kerimelerde hangi çağda hüküm sürerse sürsünler aslında bütün Firavunî düzenlerin özünde birbirine ne kadar benzer olduklarını dile getirilmektedir, buna günümüz düzenleri de dahildir.
Firavunî sistemlerin en temel özelliği mutlakiyet yönetimi yani “tek adam” rejimi olmaları ve babadan oğula geçip bir “hanedan ziciri” oluşturarak varlıklarını sürdürmeleridir. Halklarını bir mutlak iktidar ile “demir yumruk” altında yönetirler, hatta o kadar ki açıkça kendilerini “rableştirmekten” çekinmezler: “(Firavun yandaşlarını) topladı ve onlara şöyle seslendi: Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” (Naziat 23-24) “Firavun sistemi, güvenliğinin temelini propagandaya dayandırır. Kendisi sistemini, en iyi ve dillere destan bir sistem/tarikatikumu’l-muslā olarak anlatır. Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn’a karşı iki tane propaganda aracı bulunmaktadır: Biri, ülke yönetimini ele geçirmeye çalışmaları, diğeri ise herkese örnek olacak bu yönetim anlayışını ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeleri! (Taha 63) Ama ordusunun buna izin vermeyeceğinden emindir. Bundan dolayı kendini yenilmez ve üstün/mustekbir görür. (Kasas 39) Ona göre, insanlar hangi dine inanırsa inansın mutlaka onun hükmüne/rabliğine boyun eğ-
melidir. (Naziat 24)
Elbette propagandası yanıltıcı idi, zira Hz. Musa ve Hz. Harun’un Firavun’dan açık talepleri, kavimleri olan İsrailoğullarını onun zulmünden kurtarmak için Mısır’dan alıp çıkarmaktı. “Rablik” iddiası da Kur’an’ın iddiası değil, bizzat Firavun’un kendi ağzından çıkan sözüdür! Ve doğru söylüyor; kanun ve hayat biçimi koyan, koyduğu kurallara (emir ve yasaklara) göre bir yönetim şekli, bir sistem ihdas ederek insanların hayatını yönlendiren, çekip çevirme iddiası güdenler arap dilinde ve de Kur’an’da Rab olarak tanımlanır. Ancak İslam inancında aslolan Allah’ı koyduğu düzen ile yegâne Rab olarak tanımaktır. Bütün sahte Rab ve İlahları, kanun koyma iddiasındaki Tağutları ve cahiliye dönemlerinin hükümlerini reddetmektir. İslam’ı kabul etmenin esası olan “La ilahe illallah”ın da anlamı tam olarak budur; “Allah’tan başka bütün sahte Rab ve İlahları reddederim” demektir.
Herhangi bir çağda herhangi bir yöneticinin Kur’-
an’nın tabiriyle “kendisini Rableştirmesi” için illa da bunu Firavun gibi açıkça ilan ve ifade etmesi gerekmez! Kendi “yanından uydurduğu” kendine/hevasına özgü, Allahın emir ve yasaklarına ay-
kırı kanunlar (emir ve yasaklar) koyması ve insanlardan bunlara uymalarını/itaat etmelerini istemesi Rableşmesi için yeterlidir! Kanun koyması ve itaat istemesi onu Rableştirirken, insanların doğru olduğunu kabul ederek onun koyduğu yasalara uymaları, onun koyduğu emir ve yasakları, ceza ve mükafatı kabul etmeleri ona ibadet ettikleri ve onu Rableştirdikleri anlamına gelir! Kur’an’da bu durum şöyle izah edilir:
“Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Mer-
yem oğlu Mesih’i de kendilerine Rabler edindiler. Oysa tek bir ilah olan Allah’a kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmamışlardı. Allah’tan başka ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından yücedir.” (Tevbe 31)
“İşte bu, Rabbiniz olan Allah’tır. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. (Öyleyse) yalnızca O’na kulluk edin. O, her şeyin üzerinde (gözetleyen, denetleyen ve işlerini yürüten) Vekil’dir.” (En’âm 102)
“De ki: “Şüphesiz ki benim namazım, kurbanım, haya-
tım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’âm 162)

“O, her şeyin Rabbi iken, Allah’ın dışında bir Rab arar mıyım hiç? Herkesin kazandığı sadece kendini bağlar. Hiçbir suçlu bir başkasının suçunu yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Ve O, anlaşmazlığa düştüğünüz konularda (neyin hak ve doğru olduğunu) size haber verecektir.” (En’âm 164)
“De ki: “Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bütün (bu Kur’an âyetleri) Rabbinizden gelen hüccetlerdir ve iman edecek bir kavim için hidâyettir, rahmettir.” (A’raf 203)
Günümüzde doğrudan Firavunluğa benzeyen mutlakiyet ve diktatörlük rejimleri yok dencek kadar az olsa da cumhuriyet, demokrasi, sosyalizm ve diğer parlamenter sistemler de yönetim tarzlarıyla Firavunî sistemlerle büyük oranda paralellik göstermektedirler.
Firavunî Sistemin Temel Özellikleri/Ayakta Tutan Kadrosu:
Kur’an’da anlatılan Firavun sistemi incelendiğinde, bunun tesadüfi yahut gelişi güzel bir yapı olmadığı, tam tersine adeta birbirini tamamlayan çarklara/dişlilere sahip muzzam kudrette bir sistem olduğu ortaya çıkar. Allah Teala, sistemi kuran ve ayakta tutan bu çarkları/dişlileri bize açık şekilde anlatır, tarif eder. Biz Firavunî sistemin anatomisini çıkarmak için bunlara kısaca -kuş bakışı- bir göz atalım.
Tuğyan/Tağut: İsyanda, itaatsizlikte sınırı 
aşmak, azmak, taşmak ve sapmak, sapkınlaşmaktır. Tağut, insanları yönetmek için hem kanunlar/emir ve yasaklar icat edip koyan bir zorba, hem de bizzat bu uyduruk kanunları uygulayan/cezalar veren, toplumu ıslah etmek yerine ifsat eden 
yoldan sapmış, azgınlaşmış bir kibir abidesidir. Cahiliyye toplumunun “kanun koyucusu, yaşam tarzı ihdas edicisi” diyebiliriz Tağut için. Firavun düzenlerinin kaynağı ve vazgeçilmezidir. Fiavun’un halkına kibirle “Ben sizin en yüce Rabbinizim!” diye meydan okumasının sebebi de budur, zira “rab” kanun koyucu, düzen verici, terbiye eden anlamına gelir. Demek oluyor ki tağut, Allah’ın hükümlerini bırakıp kendinden menkul beşeri hükümler ortaya atan ve bunu yapmakla Allah’ın hükümranlığına karşı tuğyan içinde olan, yasa ve yaşam tarzı çıkarma noktasında kendisini yeterli görerek azgınlaşan, eline geçirdiği güçle toplumu ifsat etmeye çalışan, zorbalıkla hükmederek insanları ezip sindiren her türlü kişi/kurum/kuruluş/otoriteyi kapsar.
İstikbar/Müstekbir: Müstekbir; güç ve zengin
liğinden dolayı büyüklenmek, gurura ve kibre kapılmak anlamında ise de ıstılahi manada güç ve kudret sahibi yönetici zorbaları bizzat kendilerini tanımlamak için kullanılır. Kur’an’da çok yerde geçer ve Firavun ve Nemrut gibi güç ve kudretiyle böbürlenen zorbaları/zorbalığı ifade eder.
“Firavun ve orduları yeryüzünde haksız yere müs-
tekbirleştiler ve hesap için bize asla dönmeyeceklerini sandılar.” (Kasas 39)
Âl-i Firavn / Firavun Hanedanı / Kadrosu: 
Çoğu zaman “Âl” kelimesi aile (akraba) ile karşılanır, ancak burada kastedilen Firavun rejimini ayakta tutan, destekçisi olan “yönetici kadrolar”dır. Bunlar aileden (akraba) olabileceği gibi aile dışından Haman ve Karun gibi müttefikler de olabilir. Nitekim denizde Firavun’la birlikte boğulan “tüm yönetici kadro” Kur’an’da “Âl-i Firavn” olarak nitelendirilir.
Kâhirûn: Kahredici bir kudret/üstün bir güce 
sahip olmak. Firavun ve avanesi Mısır toplumuna demir yumrukla/zorbalıkla hâkim olduklarını belirtmek için küstahlaşarak ve kibirlenerek kendilerini “kâhirûn”; “mutlak ve yenilmez güç sahipleri” olarak tanımlıyorlar.
Mele (İleri Gelen Yöneticiler): Firavun düze-
ninde devletin/hanedanın güvenliğini sağlamak-
tan sorumlu sivil ve askeri bürokrasiyi ifade etmek için çok sık kullanılan bir kavramdır. Güvenliği sağlamak için Firavun’un her emrine koşturur, yerine getirmek için kendini paralar bu zümre. Ayetlerde Firavun’un veziri/komutanı olan Haman üzerinden örneklendirirlir.
Mütref (Aristokrat Sınıf): Tabiri caizse 
Mısır’ın bütün zenginliğini paylaşan, kaymağını yiyen elit/seçkin sınıf. Zenginlik ve sömürünün paylaşımı Firavun’un emriyledir. Refah, bolluk ve azgınlık içindedirler. Onlar da Firavun’a minnetlerini göstermek için iktidarını sürdürmesi için ellerinden geleni yaparlar. Ayetlerde adı geçen Mısır’ın ultra-zengini olan Karun bunun sembolüdür ve nemalandığı Firavun düzenini yaşatmak için ellerinden geleni yaparlar, toplumun ahlâkını ifsat ederler.
Sahirîn(Büyücüler): Büyücülüğün yöne-
timdeki etkisini günümüz şartlarında anlamak güç gibi görünse de sihirbazların, halkı bir yere toplayıp büyüleyerek sisteme eklemlenmelerini sağlama görevini yerine getirdikleri ortadadır. Günümüzde bu işlevi gören aygıt açıktır ki medyadır; televizyonlar, sinema, radyolar, gazeteler, dergiler vs. sistemin adamlarının elinde “halkı adeta büyüleyerek” sisteme itaat etmelerini sağlayan propaganda (sihir) silahlarıdır. Medya ens-
trümanları birer propaganda aletidir ve bu misyonuyla medya her zaman üst bir “sınıf” olan ultra zenginlerin (mütrefin) elindedir. Hatta güç sahipleri Peygamberlerin kendilerini ikna etme uğraşlarını dahi “büyülemek/büyülenmek/apaçık sihir” olarak nitelendirirler;
“Mûsâ’ya şöyle dediler: “Bizi büyülemek (ikna etmek) için hangi mûcizeyi (yöntemi) getirirsen getir, sana asla inanacak değiliz.” (A’raf 132)
“Firavun meseleyi etrafındaki melelerine (ileri gelenlere) sundu: “Bu gerçekten işini çok iyi bilen usta bir sihirbazdır! Büyüsüyle sizi yerinizden yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Bu durumda ne tavsiye edersiniz?” (Şuara 34-35)
Köleler Sınıfı ve Kast Sistemi (Şiyean): Fiili 
olarak İsrailoğullarının Firavun tarafından köleleştirilmesi ile oluşan, köle olmayı da zamanla bir “zihni dönüşüm” sonucunda kabullenen ve şiddet altında ezilip inleyen yoksul kesimin de katılımıyla kemikleşen kast sistemi. Çocuklarını dahi Firavun düzeninden koruyamayacak kadar zayıf düşürülmüş mustazaf kitleler. Firavun düzeni, toplumu gruplara ve sınıflara ayırmaya dayanıyor. Nitekim, Kur’an-ı Kerim, Firavun düzeniyle alakalı olarak Kasas 4.ayette bunu net olarak beyan ediyor.

Müstazaf : Ezilenler, güçsüz olanlar, toplumun 
en yoksul ve zayıf bırakılmış katmanı. Köleler dahil sessiz toplumun en alt katmanında yer alan halk kitleleri, sefalet içindeki sessiz çoğunluk. “Biz, 
yeryüzünde zayıf bırakılmış olan (mustazaflara) iyilik yapmak, onları (kendilerine uyulan) imamlar yapmak ve onları (yeryüzüne) vârisler kılmak istiyoruz.” (Kasas 5)
Görüldüğü gibi “Firavunlar; ırka, gelir seviyesine, sosyal statüye, meslek gruplarına dayalı olarak toplumu sürekli bölerler. Toplum bölündükçe bir-
birine düşman olur ve zayıflar. Kamplaştırılmış, çatıştırılmış, bölünmüş toplum bireyleri güven ve huzur için bir kurtarıcı arar. O kurtarıcı zihni yıkanmış bu kitleler için Firavun’dur... Allah (c.c.) ise insanları tevhid inancıyla bütünleştirip İslam boyasıyla boyamak ve tüm suni kimliklerin bir kenara bırakılıp İslam’ın ana kimlik olarak kabul edilmesini ister. Bunu başarmış toplumların tevhid inancı ve adalet ahlakıyla yeryüzünün vâris-leri ve imamları olmasını diler.”
Firavun Düzeni’nin İcraatları:
Firavun ve Kadrosu sistemin bütün sac ayaklarını kullanarak ve bütün çarklarını ustaca işleterek hem kendi menfaatlerini korumak, hem de sistemi ayakta tutmak için şu davranışları sergilerler. O kadar ki gerçek yüzleri bu özellik ve icratları üzerinden ortaya çıkar;
Göz kamaştırıcı bir zenginliğe/konfora ve bü-
yük servete/güce sahiptir.
“Büyük bir saltanat ve çok sağlam kaleler sahibi Firavun…”
Ülke toprakları ve insanlar dahil herşeyin ken-
di öz mülkü/öz malı olduğunu iddia eder.
Hileleriyle kavminin aklını çeler, onlara körü 
körüne boyun eğdirir.
Münkirdir. Yaratıcıyı inkâr eden ve kendini biz-
zat Rab/İlah kabul eden bir zorbadır.
Kadrosu/Hanedanıyla birlikte işleri güçleri fes-
at/bozgunculuk ve kaos oluşturmaktır.
Kendileri ve sistemleri tuğyan etmiş/azgın
laşmış ve zalim idiler.
Kendilerine yönetimlerini sorgulamak amacıy-
la hak (doğru yol) üzere gönderilen Peygamberleri yalanlarlar.
“Biz Mûsâ’yı mûcizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a, Hâmân’a ve Kârûn’a gönderdik. Ama onlar Mûsâ için: “Bu bir sihirbaz, büyük bir yalancıdır!” dediler.” (Mü’min 23-24)
Köleleştirdiği kavminin erkeklerini öldürüp 
kadınlarını hayasız işlerinde kullanmak üzere sağ bırakırlardı. İsrailoğullarını şiddet zoruyla sömüren, oğullarını öldürüp kızlarını sağ bırakarak hizmet-fuhuş kölesi yapan bir düzen kurdular.
Emrini dinlemeyen kişilere/gruplara insani 
cezalar vermek yerine işkence ederek öldüren ve bununla halka korku/tedhiş ve güvensizlik aşılayan bir düzen. Emri altında olanlara işkencenin ve zulmün en kötüsünü reva görür. Kendi dünyevi çıkarları için insanlara çeşitli zulümler eden, aynı zamanda şiddet uygulayan gaddar bir krallık/yönetim şekli. Plan dahilinde İsrailoğullarının bütün erkek çocuklarını öldürmeyi esas alan bir soykırımı normal sayıyorlardı.
Firavun sisteminin en önemli özelliği, umutları 
baltalamaktır. “Bu iş düzelmez” duygusunu, halka benimsetmektir. Kimliklerini ve kişiliklerini yitir-
miş kişilerin umutsuzluk içinde bir kurtuluş yolu 
aramaları artık mümkün olmayacaktır. Hz. Mû-sâ’ya destek verdikleri için daha fazla katliama uğrayan insanların ağızlarından dökülen cümleler, bu umutsuzluğun bir yansımasıdır: “Ey Mûsâ, sen gelmeden önce de geldikten sonra da hep işkence gördük.” (A’rāf 129) Yani “Böyle gelmiş; böyle de gidecek” diye düşündüler. (Muḳātil b. Suleymān, Tefsir, c.2, s.56)
Başlarına bir kötülük geldiğinde bunu uğursuz-
luk sayarak müslümanları suçlarlar yahut suçlayacak bir günah keçisi bulurlar. Firavun düzenleri işlerin sarpa sardığı yerde derhal bir “düşman” var ederek ona karşı cephe alır ve ellerindeki propaganda (sihir ve tellal) im-kânlarını kullanarak halkı da bu düşmana karşı yönlendirirler. Halk özenle seçilen bu düşmanın, çoğu zaman aslında kendi hak ve menfaatlerini de koruyan söylem ve eylemlere sahip olduğunu asla anlamaz.
Verdikleri sözden sürekli dönerler, sözlerinde 
asla durmazlar.
Atalarını üzerinde buldukları bozuk yola/ata-
larının dinine, geleneksel/ilkel inançlarına tabidirler.
Her zaman haddi aşan/aşırı giden zorba yö
neticilerdir.
“Firavun dedi ki: “Bırakın beni Mûsâ’yı öldüreyim. O da Rabbine yalvarsın da (Rabbi) gelip onu benim elimden kurtarsın! Çünkü ben onun sizin dîninizi değiştireceğinden veya ülkede fesat çıkaracağından korkuyorum.” (Mü’min 26)
“Gerçekten Firavun, ululuk taslayan bir zorbaydı; Allah’ın ona bahşettiği nimet, kabiliyet ve imkânları boşa harcayıp haddi aşanlardan biriydi.
Firavun sistemi kutuplaştırıcıdır. Kendi halk
larını düşman bildiklerine karşı kışkırtırlar. Halkı “taraftar gruplara” ayırır, bir grubu ezerken ötekileri güçlendirir. Aralarında çatışma çıkarmaktan geri durmaz. İç çatışmalardan iktidar devşirmek Firavun’un mirasıdır. Bir grubun sayısal üstünlüğünü önlemek için etnik soykırım yapmaktan çekinmez (Kasas 4).
İsrailoğullarının ırkını, inancını ve kültürünü 
küçümseyip aşağılayarak, onlara karşı kinleri ve öfkeleriyle hareket ederler, buna göre zalim planlar yaparlar/acımasız tuzaklar kurarlar.
Firavun sistemi, kendini ayakta tutabilmek 
için çeşitli ulufelerle insanları satın alır. Sihirbazlar “Kazanırsak bir ödülümüz olmalı (değil mi?)” dediklerinde, Firavun “Elbette, ayrıca (kazanırsanız) sizler yakın adamlarımdan (âl’imden/hanedanım-
dan) olacaksınız” dedi (A’rāf 113-114). Kimliklerini ve kişiliklerini müstekbire pazarlamış, aklını çıkarı için ipotek etmiş bu tür zayıf insanların zulüm düzeniyle yüzleşmesi artık mümkün olmayacaktır.

İşledikleri zulümler yüzünden yoldan çıkmış 
bir toplum idiler.
Onlar ve sistemleri dünyada da ahirette de 
lanetlenmiştir.
Sünnetullah gereği uğrayacakları bir azap 
neticesinde hem kendileri hem de sistemleri yerle bir olacaktır.
“Firavun Sisteminin temeli, korku ve güvensizliğe dayalıdır. Ulufeler ve rantla ayakta durur. Köleleştirir; ama bunu iyilik diye deklare eder. Fikirlere müdahale eder ve bunu kurtuluş reçetesi olarak sunmaktan çekinmez. Sindirir ve susturur. Kuvvete, imtiyaza, çokluğa güvenir.”
“Olası bir itiraz, en kanlı bir şekilde bastırılabilir. Eller ve ayaklar kesilebilir; cesetler teşhir edilebilir. Bütün bunlar, kalplere korku/tedhiş/terör salmak içindir. Yüreklerine korku sinmiş bir toplumun özgürce düşünebilmesi ise mümkün değildir.”
Günümüzde aynı Firavun’un rablik/ilahlık iddiasında bulunması gibi Allah’ın indirdiği hükümleri yok sayarak, çıkardığı yasa ve nizamlarla toplumu ıslah edeceğine ifsat eden, kaos çıkaran, yozlaştıran, ahlâksızlaştıran liberal, parlamenter, kapitalist, sosyalist, faşist yahut krallık/mutlakiyet sistemleri mevcuttur. Bu sistemlerin yöneticileri Allah’ın hükümlerine mukabil olmak üzere kanun ve yaşam biçimleri icad ederek bunlarla hükmetmektedirler. Dolayısıyla çağımızdaki tüm beşerî sistemler Firavun düzeninden fazlaca izler/benzerlikler taşımakta, yöneticileri de “çağdaş olmak” yerine tıpkı Firavun gibi tağutlaşarak dünyanın bu en eski zulüm düzenini ayakta tutmaktadırlar.
“Bugün dünyada adı konmamış bir Firavun düzeni yaşanmaktadır. Firavun düzeniyle bugünkü düzen arasındaki bir karşılaştırma bizi bu fikri kabule götürüyor ve arazlar arasındaki benzerlik veya paralellik yaşadığımız düzenin eski Firavun düzeni olduğuna kuşku bırakmıyor. Firavun’un kast sistemi ile İsrail’in yaşadığı ve yaşattığı getto sistemi bu benzerliğin somut numuneleri ara-
sında bulunuyor. Esasında bu Firavunizmin bir yadigarı ve onun ötesinde Yahudilere diaspora/sürgün ve dağılma döneminin bir hediyesidir. Fira-
vun halkını bölüklere ve gruplara ayırarak (şiyean) yönetmektedir. Yahudilerin de bugün İsrail’i yaşatmak istemeleri ve diğerlerine karşı ırk ayrımcılığı, terör ve soykırım yapmaları Firavun sisteminin günümüze uyarlanmasıdır.”
Bugün İsrail örneğinden yola çıkarak, Gazze üzerinden Firavun düzeniyle aralarında şaşılası benzerlikler bulmak mümkündür. O kadar ki, Firavun nasıl İsrailoğullarını katliama, işkenceye, köleliğe tabi tutmuş ise, bugün İsrail(oğulları) aynısını hatta daha fazlasını Filistinlilere reva görmektedirler. Firavun onların sadece erkek çocuklarını öldürüp kızlarını, yaşlılarını sağ bırakıyordu. İsrail ise bugün Gazze’de Filistinlileri erkek çocuk-kız çocuk, kadın-ihtiyar ayırt etmeksizin adeta cinnet geçirmişçesine katliama tabi tutmaktadır. Dünyanın “modern devletleri” ise bu katliama/soykırıma Haman ve Karun’un yaptığı gibi alkışlar içinde yardım etmekte, destek vermektedir. Bu da demektir ki yönetim şekli ve ideolojisi ne olursa olsun bu “modern devletler” üzerinde Firavunî düzen bir şekilde yaşamaya devam etmektedir. Ancak, Firavun düzeninin geçmişte İsrailoğullarına yaptığı zulümlerin aynısının, hatta Gazze’ye bakınca daha fazlasının bugün İsrail düzeni/Yahudiler eliyle Filistinlilere reva görülmesi tarihin not düşülmesi gereken önemli olaylar arasında sayılmalıdır.
Maalesef Firavun düzeni, apaçık şekilde İsrail Devleti/Siyonizm ideolojisi kılığına girmiş olarak günümüzde varlığını sürdürmektedir!..
Ama ne kadar sürerse sürsün, zalim iktidarları bir Musa çıkıncaya kadardır!
“Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” (Şu’ara 227)

Dipnot:

Harun Bekiroğlu, Firavun Düzenini Anlamak: Bir Karakterin Sistemleşmesi, Anadolu Gençlik Dergisi, Sayı 253 (Şubat 2001).
Vecdet Öz, Firavun Düzeni, Sonsöz Gazetesi, sonsöz.net.
Harun Bekiroğlu,  A.g.m. 
Bana yaraşan, Allah hakkında gerçek olandan başkasını söylememektir. Size Rabbinizden açık bir belge getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle birlikte gönder.” (A’rafa 103, Şuara 17)
Arapçada sahip, efendi/hükümdar, yetiştirici, ıslah/terbiye eden ve benzeri anlamlara gelen Rab kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’den anlaşıldığına göre, insanlık tarihi boyunca semavi dinlere (İslam) muhatap olan müşrik toplumlarca, tapılan putlar, hükümdarlar ve melekler hakkında tanrı/ilah manasında kullanılmıştır. Tevhid ilkesi doğrultusunda gerçekleşen bu kullanımda, Rab kavramının mutlak olarak Allah Teâlâ’ya özgü kılınması hedeflenmiştir. Bunu, Rubûbiyyetin mutlak anlamda Allah’a tahsis edilme amacının yansıması şeklinde de algılayabiliriz.” Aydın Temizer, Kur’ân’da “Rab” Kavramı Üzerine, M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 44 (2013/1), s.62.
“Bunlar, tağut’un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Zaten şeytan onları derin bir sapıklıkla sapıtmak ister.” (Nisa 60)
“Onlar, hâlâ o câhiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Allah’dan daha güzel hüküm verecek olan kimdir?” (Maide 50)
“O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur” buyruğu, nefiy (red/olumsuzlama) ve isbattır. Bunun başı olan nefy (lâ ilahe: Hiçbir ilah yoktur) küfür (sözü)dür, ispat kısmı (illallahu: O’ndan başka) ise imandır. Manası, Allah’tan başka ma’bud (tapınılacak/hükmüne uyulacak kimse) yoktur.” Nasruddin Yasin, Kelime-i Tevhidi Anlamak, Vuslat Dergisi, Sayı:119 (Mayıs 2011).
  Naziat 17
  Kasas 38
  Naziat 24
  Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “rbb/rab” maddesi
  Ankebut 39, Kasas 39
  Bakara 50
  A’raf 127
  Yunus 75, A’raf 103, A’raf 109
  Kasas 6-8
  “Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde oranın şımarık/azgın yöneticilerine (mütreflerine) (iyiye yönlendirmek için) emirler veririz; onlar ise günah işlemeye devam ederler, sonuçta o ülke helâke müstahak olur da biz de oranın altını üstüne getiririz.” (İsra 16)
  Kasas 76-77-78-79
  A’raf 112, 115-118, Yunus 76-79, Mü’min 24
  “Halka da: “Haydi, ne duruyorsunuz, siz de toplansanıza!” diye çağrı yapıldı. Umarız sihirbazlar gâlip gelirler de biz de onların yoluna uyarız” dediler.” (Şuara 39-40)
  Şuara 37, A’raf 116
  İsra 16
  Şuara 22
  “Kavminden ileri gelenler (meleler), zayıf düşürülmüş (müstazaf) müminlere; ‘Siz gerçekten Salih’in Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz (inanıyor musunuz)?’ dediler.” A’raf 75
  https://tevhidmeali.com/fihrist/m/mustazaf
  Yunus 88
  Fecr 10
  Zuhruf 51
  Zuhruf 54
  Naziat 24, Şuara 11, Kasas 38
  Yunus 91, Kasas 5-32
  Taha 24, Naziat 17, Şuara 10
  Sad 12, A’raf 110
  Bakara 46, A’raf 127
  A’raf 124, Şuara 49
  İbrahim 6, Yunus 83-90
  Firavun Düzenini Anlamak: Bir Karakterin Sistemleşmesi, Dr. Harun Bekiroğlu, Anadolu Gençlik Dergisi, Sayı 253, Şubat 2001
  A’raf 131
  A’raf 112, Şura 37
  A’raf 111, Şura 36-53
  A’raf 134-135, Zuhruf 49-50
  Yunus 78
  Yunus 83
  Duhan 31
  Şuara 54-56
  Firavun Düzenini Anlamak: Bir Karakterin Sistemleşmesi, Dr. Harun Bekiroğlu, Anadolu Gençlik Dergisi, Sayı 253, Şubat 2001
  Zuhruf 52
  Neml 12
  Hud 99
  İsra 103
  Harun Bekiroğlu A.g.m. 
  Vecdet Öz, A.g.m.
  Firavun düzeni, Haber Merkezi https://www.milligazete.  
  com.tr/haber/1130911/firavun-duzeni

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul