Rabbimiz, halife olan ve emanet yüklenen her insana akıl ve irade vermiş ve zamanın insanına kitabında geçmişten yüzlerce ayetle mesajlar vermektedir. Kur'an'ın mesaj vermediği sure ve ayet yoktur. Verilen her bir mesaj alınmaz ise veya mesajın gereği, gerektiği şekilde yerine getirilmezse, akıl ve irade gereği gibi kullanılamaz ve kişiyi hak üzere tutamaz.
Akıl, iki şey arasında bağ kurmaktır. Yaratan ile yarattıkları arasında bağ kurmak, bilgiyle amel arasında bağ kurmak, Kitap ile Sünnet arasında bağ kurmak, ruh ile beden arasında bağ kurmak, isim ve sıfatlar ile Allah arasında bağ kurmak, geçmiş ile bugün arasında bağ kurmak, dünya ile ahiret arasında bağ kurmak, insan ve imtihan arasında bağ kurmak, halife ve emanet yüklenmek arasında bağ kurmak gibi nice meselelerde akıl bağ kurdurtur ki, insan yüklendiği emanetin gereğini yerine getirsin.
Kur’an bütünüyle mesajlar kitabıdır. Anlaşılmayan her bir mesaj, kişi ve toplum üzerinde yerine ulaşmamıştır. İnsan önce bu mesajı kimin gönderdiğine bakacak ki, o mesajları ciddiye alsın. Yoksa mesajı din adamı söyledi bakışı, toplumlar üzerinde gevşek davranmaya sebep olacaktır. Bir şeyde insan sözüyle Allah Teâlâ’nın sözü arasında ayrım yapamayan veya bir tutan insanların kitabın mesajını ciddiye ve üzerlerine almaları zordur.
Kur’an’ın ilk vermek istediği mesaj yaratıcının tanınmasıdır. “En güzel isimler O’nundur” “Ona güzel isimlerle dua edin” diye kitap da bildirilir ki, insan yaratıcısına yönelsin. Rabbimiz iki bin yedi yüz civarında Allah isminden, dokuz yüz yetmiş defa Rab sıfatından, yüz altmış beş kez ilah sıfatından, altmış yedi kez veli, on sekiz kez vekil, yüz on dört Rahim, elli yedi Rahman, doksan yedi kez Hakîm sıfatından bahsettiği gibi her sıfatından bahseder ki, yeryüzüne halife olarak seçilmiş ve emanet yüklenmiş olan insan önce kendisini halife seçen ve emanet yükleyen yaratıcısını tanısın. Sonra insan bedenen ve ruhen donatıldığı gibi, yer ve gök de onun için donatılmıştır ki, her insan yüklendiği emanetin gereğini yapabilsin.
İnsanın yaratıcısına verdiği Rab sözü, hak belli olduğunda açığa çıkacaktır. Firavun’un karşısında sihirbazlara “Dediler ki: Musa ve Harun’un Rabbi olan âlemlerin Rabbine iman ettik” (Araf, 121-122) dedirten verdikleri Rab sözleriydi. “Biz gencin Rabbine iman ediyoruz” diyen Ashab-ı Uhdud gibi, tek kelimeyle şirki ve küfrü terk eden ve haykıran Bilal-i Habeşi gibi nice kişi ve topluluklar tarih boyunca verdikleri Rab sözünün onlardaki fıtri hali açığa çıkmıştır. Bugün de sizde ve bizde çıktığı gibi. Yani insan zorda kaldığında ve hakkı anladığında yaratılma anında verdiği Rab sözü açığa çıkacaktır. Geriye, kişinin bilinçli olarak kabul ve itaat etmesi kalmıştır.
Rabbimiz, sıfatlarını bildirdiği gibi, sıfatları arasındaki ilişkileri de bildirir. Yaratan, yarattıklarını ele geçiren, onlara sahip olan, üzerlerinde hükmeden, duygu ve düşüncelerine sahip olan Mâliktir, mâlik olarak sahip olduklarının inanç ve hayatlarına hükmeder, emir ve yasaklar belirler, yargılar ve onların Hâkimi, Hakîmi ve Hakemi olur. Hâkimiyet hakkı kendisine ait olduklarını hükmettiği yasalarla sevk ve idare eder, yönetir, eğitip terbiye eder ve onları rızıklandırarak Rableri olur. Mâlik olarak sahip, hükmedip yöneterek hâkim ve rab edindiklerine boyun eğip itaat eder, över ve severek vazgeçilmez kılarak onların ilahları olur. Hakîm olanın hükümleri onların dinleri olur.
İlah olarak hükmüne boyun büküp emredilenleri yerine getirerek itaat etmekle yaratıcılarına ibadet etmiş, yani köleliği yaratıcılarına gönüllü yapmışlardır. Rabbimiz, kitabında kendinden genişçe bahseder ki, insan yaratıcısından başka sahibi mâlik, yöneten melik, hükmeden hâkim, eğiten, sevk ve idare eden Rab, itaat edeceği ilah aramasın. İnsan tanıdığına güvenir, itaat eder, över ve sever, tanıdığından yardım ister ve bekleyerek de veli kılar, tanıdığına güvenip hayatını teslim ederek vekil kılar. İnsan hakkıyla ve gerektiği gibi yaratıcısını tanıyamazsa, kime yöneleceği, kul köle olacağı
belli olmaz. Bugün dünya ve İslam toplumlarına bakıldığında insanların kimlere köle oldukları bellidir. Yönetmede rablik kime verilirse, hâkimiyet hakkı olan hâkim ve hakîm yetkisi ona verilmiştir. Hükmetme hakkı kime verilmişse itaat edilmede ilahlık ona verilmiştir. Hâkimiyet hakkı verilene, din belirleme hakkı verilmiş, dolayısıyla da boyun eğme ve itaat de ona yapılacaktır. Elindeki kitabından haberdar olmayan toplumlara da şeytanın yolunda olanlar tarafından inanç ve amel noktasında yeni kitaplar oluşturulacaktır. Kur’an elinde olan, okuyup ezberleyen kişi ve topluluklar, o kitaba tabi olmazlarsa, kitabın istediği yerine getirilmezse, kitab mehcur bırakılmış olacaktır.
Bilgi noktasında eksik bırakılan her bir alanda hata kaçınılmaz olacak ve o yerler bâtıl inanç ve yaşantılarla doldurulacaktır. İnsanlar yaratıcıyı bir bilirken, sıfatlarıyla birleyemez. Çünkü sıfatlarını ve içeriğini ayrıntılı bilmezler. O sıfatlarla yaratıcı arasında aklını kullanarak bağ kurmaz, kuramaz veya aldatıcılar tarafından bağ, yani ilişki kurdurtmazlar. Bilgi öncelikli olarak Allah Teâlâ’yı birlemeye götürmüyorsa, o bilgiyi elde etme amacı yanlıştır. Bilgi kişide düşünme, değerlendirme melekesi olan aklı, bir şeyi yapıp yapmama kararlılığı olan iradeyi, sorgulattıran vicdanı devreye sokmuyorsa akıl, irade ve vicdanın insana verilme amacı anlaşılmamıştır. İnsan ahirette hesabını vereceği nice emanetleri yüklenmişse, onu yerine getirecek akıl, irade ve vicdan verilmiştir. Emanet ehil olana, ehil kılınana yüklenir ve ondan sorumluluk beklenir. Sorumluluk sahibi olan insan, yaratıcısının belirlediği kitabın plan ve programına uymazsa, sapması ve saptırılması kaçınılmazdır. Sizin sorumluluğunuzda olan emanetler, bilgisizliğinizin kurbanı edilecektir. Bunların da hesabını ahirette siz vereceksiniz. Kandırılmışlığın ahirette hiç bir mazereti yoktur. Hatta, “cezada ortaktırlar (Saffat, 33)” buyurur, Rabbimiz.
Sonra Rabbimiz, insanı ayrıntılı olarak tanıtır ki, insanın aciz ve zayıf oluşunu, Rabbinin de yüceliğini kavrasın. Çünkü, bu akletmenin sonucunda itaat ve itaatsizlik gündeme gelecektir. İnsan aciz ve muhtaç olduğunun farkına varmazsa, yaratıcısının yüceliğini ve ona olan ihtiyacının da farkında olamayacaktır. Kur’an insanın farkındalığını artırmak içindir.
Farkındalık oluşmuyorsa Kur’an okumanın maksadı hasıl olmamıştır. Yer ve gökte sayılmayacak kadar varlık, onları yaratana yöneltmiyorsa, insan etrafındakiler gibi yaratıldığının farkında değilse, yaratıcının hatırlatmaları dikkate alınmadığından ve Kur'an'dan gereği üzere istifade edilmediğindendir. Rabbimiz, yarattıklarını Rahman Suresi’nde olduğu gibi nice sure ve ayetlerde bir bir sayarak bir mesaj verir ki, insan bunlara bakarak yaratanı hatırlasın ve bulup yönelsin. Bu olmuyorsa akıl vazifesini yapamamıştır. Yani akıl, yaratan ile kul arasında bağ kurup yaratıcısını insana bulduramamıştır. Dolayısıyla da verilen aklın kıymeti harbiyesi kalmamış ve âhirette hesabını vereceği yük olmuştur. “Akletmezmisiniz” ayetlerinin vermek istediği mesaj alınmamıştır.
Yaklaşık iki bin beşyüz ayetle geçmiş ve yüzlerce ayetlerle de gelecek arasında tedebbür ederek bağ kurulur. Tedebbür, geçmişe, bugüne, işin sağına ve soluna çok yönlü bakarak geleceğe yön vermektir. Dolayısıyla geçmişi bilmeyen, özellikle Kur’an’ın bildirdiği geçmişi bilmeyenin, gelecekle ilgili plan ve hazırlığı aklın değil, duygusallığın belirlediği yol olur. Bir şeyi iyice düşünüp, sonunu hesaplamada tefekkür, derinlemesine bağ kurup, sebep ve sonucuna bakıp değerlendirerek taakkul, bir şey hakkında kabul ve reddetme de düşünerek tezekkür ve bir şeyi iyi anlayıp, derin bilgi sahibi olarak tefakkuh etmeden Kur’an’ın verdiği mesaj alınmaz ve farkındalık da oluşmaz. Rabbimiz, yüzlerce ayetlerde insanı düşünmeye sevk eder ki, insan aklın ne amaçla verildiğinin mesajını anlasın.
Geçmişle alakalı yaklaşık iki bin beşyüz ayetle geçmişten mesaj verir ki, insan tedebbür edip geçmişe bakarak geleceğe yön versin. Nice ayetlerle tezekkür ettirir, yani düşündürür ki insan tesbih ederek, yani verilenleri yaratılış amacına uygun olarak kullansın. Tezekkür olan düşünce, akıl ve irade verilen insanın işidir. Akıllı ve akılsız her yaratılan amaca uygun
hareket etmekle tesbih eder. İnsan bilinçli olarak tesbih eder. Yani, yaratılış amacına uygun yaratılanları kullanır. Varoluş amacına göre ve emredildiği şekilde hareket eder. Akıl bunun için verilmiştir. Doğru bilgi ve doğru örnek, doğru düşünce, doğru bakış, doğru anlayış, doğru fikir, doğru duruş, ancak doğru sonuç oluşturur. Çıkış ne kadar doğru ise, sonucun doğruluğu da o kadar sağlam olacaktır. Kur’an da Rabbimiz binlerce ayetlerle geçmişten bahseder ki, herkes girdiği ve devam ettiği yolun inanç ve amellerini kontrol etsin. Yoksa tarih bâtıl olarak tekrar edecektir. Yola, inanç ve amelde girişe göre, akıl ve irade vazifesini yapacaktır.
Rabbimiz yüzlerce ayette emir ve yasağı bildirir ki, insana yaratılış amacının mesajını hatırlatır. İşin sonucunda insan ibadeti, yani köleliği, itaat ve boyun eğmeyi insan yaratıcısına yapsın. İnsan yaratılış amacını bilmez ise, ibadeti, yani emir ve yasağa uyma da teslimiyeti başka yerlere yapacaktır. “Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56) ayeti insana asıl yaratılış amacının mesajını bildirir.
Yine Rabbimiz ve Rasulü, insana sonsuz gideceği yer olan ahiretle alakalı genişçe bilgi vererek dünya hayatının az ve geçici olduğu, sonsuz ahiretin yanında hiçbir değer ifade etmediğinin mesajı verilir. “Allah’ın sana verdiklerinden ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma” (Kasas/77) ayeti asıl çalışılacak yerin ahiret olduğunu bildirir. “Dünya hayatı bir oyun ve eğlence” “Dünya hayatının aldattığı kişiler gibi olmayın” “Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın” ayetleri gibi nice uyarılar, dünya ile insanın aldatılmaması için mesajlar verilir.
İnsana cennet nimetleri vaad edilir ve içeriği az da olsa bildirilerek bir mesaj verilir ki, insan onun için mücadele edip koşuşsun. “Rabbinizin affına ve genişliği gökler ve yer kadar olan, takva sahipleri için hazırlanmış bulunan cennetine koşuşun.” (Ali İmran, 133) Cehennemin dehşetinden ve şiddetinden nice ayetlerle ayrıntılı bahsedilerek bir mesaj verilir ki, insan ondan korkup, bugünden sakınsın.
Şirkten iki yüze yakın, küfürden de altı yüze yakın ayetlerde bahsedilerek bir mesaj verilir ki, insan şirk ve küfürden sakınıp yaratıcısını tüm sıfatlarıyla O’na has kılarak birlesin.
Yer ve gökler tanıtılarak yaratılış amacının mesajı verilir ki, insan bunların boşuna yaratılmayıp, tam tersi kendisi için yaratıldığını bilsin ve bunları var edeni övüp yüceltsin. “Yer ve göklerde nice deliller vardır” “Yeryüzünde gezip dolaşın” gibi hatırlatmalar insanın yaratılanlar üzerinde düşünmesinin mesajını verir.
İnsanın beden ve ruh olarak yaratılışından bahsederek bir mesaj verir ki, bunların beraber kullanılacağı anlaşılsın. Ruhun beden üzerinde etkisi bilinmelidir ki, kalp hastalıkları olan, şirk, küfür, nifak, hased, kibir, riya, hırs, tevekkülsüzlük, tecessüs hastalıkları düzeltilsin. “Sonra da ona kötülüğünü ve takvasını ilham edene yemin olsun ki.” (Şems, 8-9) “Biz ona (iyi ve kötü olan) her iki yolu da göstermedik mi” (Beled, 10) Ruh bölümüne kötüye ve iyiye götürecek donanım verildiği gibi, iyi ve kötü yolun ölçüsüde bildirilmiştir. Sonra bunlara itaat edecek olan bedende göz, kulak, dil, el ve ayak gibi vasıflar verilmiştir. Ki, insan ruh ve bedende verilenlerle imtihan edilsin.
Rabbimiz kitabının ve Rasulü’nün gönderiliş amacını bildirerek bir mesaj verir ki, insan bu kitabın ve Rasulün tabisi ve itaat edeni olsun. “Rabbinden gelene tabi ol” “Rabbinden geleni tebliğ et” “Nitekim içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, kitabı ve hikmeti size öğreten ve size daha bilmediğiniz nice şeyleri de öğreten bir Rasul gönderdik.” (Bakara, 151) ayetleri kitabın ve Rasulün gönderiliş amacını belirtir. Bunlar anlaşılmaz ise ölçü ve örnek, farklı yerlerde aranacaktır.
Amelden değil de salih amelden 91 kez bahsederek bir mesaj verir ki, amelin değilde, ıslah edilmiş amellerin Allah Teâlâ katında kabul edileceği bilinsin. Yahudi, Hıristiyan, Hindu ve Budistler gibi dünya insanı itaat içindedir. Her inanç sahibi toplumlar gibi, islam toplumu da amel etmektedir. Rabbimizin ahirette kabul edeceği ameller salih amellerdir. Bunlar şirk, küfür, bid’a ve hurafe, haset, kibir ve riyadan arındırılmış amellerdir. Allah’ın rızası aranmış
ihlas, görüyor bakışıyla en güzelini yapma çabası olan ihsan ile yapılan ve emir ve yasaklarına uygun olan amellerdir.
Kur’an’ın mesajları anlaşılmadığında sadece dil ile yüzünden okunan, hükümleri tartışılan, bilgi edinilen kitaba dönüşür. Oysa Kur’an inanç belirleyen ve amel edilmesi gereken bir kitaptır. Kur’an sadece din adamı denilenlere değil, akıl ve irade verilen, emanet yüklenmiş her insana mesajlar verir. Dolayısıyla Kur’an rahat anlaşılır ve yaşanılır bir kitap olduğunun mesajını verir. Tekrar tekrar Fatiha okutulur ki, insan kime, ne söz verdiğini, köleliği kime yapması gerektiğini bilsin ve unutmasın. Rabbimiz kendisine dua edilmesini ve yardım talep edilmesini bildirir ki, insan sorunlarıyla tek başına baş edemeyeceği mesajı verilir. Kur’an Rasulü ve Rasulleri genişçe tanıtarak bir mesaj verir ki, insan kendisine yeni örnek ve önderler aramasın. “Yemin olsun ki, Allah’ın Rasulün de sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çokça zikreden kimse için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21) “Muhakkak ki mü’minleri ancak kardeş” (Hucurat, 10) ve “Mü’min erkekler ve kadınlar birbirlerinin velileridirler” (Tevbe, 71) ayetleri gibi nice ayetlerle mesajlar verilir ki, müminler kendilerine yeni örnek, yeni kardeş ve veli olacak yardımcı, sırdaş, dost aramasınlar. “Bilmediğin bir şeyin ardına düşme. Şüphesiz ki kulak, göz ve kalp, işte bunların her biri ondan sorumludur.” (İsrâ, 36) ayeti sen emrolunanı yerine getir, luzumsuz ve seni ilgilendirmeyen, amel istemeyen işlerle uğraşma mesajı verir. İnsana verilenler hatırlatılır ki, boş işlerle değil de hesabı sorulacak ve bir karşılığının olacağını bilsin ve ona göre hareket etsin diye mesajlar verilir.
Kralın karşısında Rabbe iman eden Ashab-ı Uhdud ve Firavun’un karşısında Rabbe iman eden sihirbazların imanını bildirerek, bir ayetle de iman edileceğinin, şirkten çıkılacağının, ölümüne Rabbe güvenilip mümin olunacağının mesajı bildirilir. Nicelerine şirkle iki yüze yakın ayet küfürle ilgili altı yüze yakın ayet şirk ve küfrün anlaşılmasına ve yüzlerce ayetlerde Allah’ın sıfatları bildirilmişken, bunlar zamanın müslümanım diyenlerine Allah’ı birlemeye yetmezken, Bilal-i Habeşi'ye bir tek “ehad” sözü şirkten ve küfürden çıkmasına yetmişti.
Nicelerine bir lokma ve bir yudum su ve yetecek kadar rızık yeterken geçici dünya hayatında, İsrailoğullarına bıldırcın ve kudret helvası yetmeyip, kabak, sarımsak mercimek istemişlerdi. İsrailoğulları gibi zamanın insanı da sayamayacakları nimetler içinde yüzerlerken, bu nimetler yetmez olmuş, daha fazlası istenmektedir. Ekmek parası diyerek yıllarca mal yığan, istendiğinde yok deyip de, ağlaya ağlaya zengin olanlar, dünyadan, imtihandan bir mesaj alamamış zamanın hırslı ve kanatsiz insanlarıdır.
Allah’ın kitabı ve Rasulün örnekliği sahabelere yeterken, zamanın müslümanlarına yetmeyip, yeni görüşler, fetvalar, düşünce ve bakışlar aranmaktadır. Kur'an ve Sünnetin dışında her yeni bakış, düşünce, görüş ve fetvalar, ne yazık ki yeni fırka ve yeni fitnelerin sebebi olmaktadır. Kur’an’ın geçmişten verdiği mesajlar alınmadığında sonucun ne olacağı, bugünün islam toplumuna bakıldığında görülecektir. Zilletten çıkılması ve hak üzere olunması için kitabın verdiği her bir mesaj zamana indirilmeli, hayatta uygulanmalı ve insanlara bildirilmelidir. Yoksa ahirette hesap sadece mesajı almayana değil, o mesajın gereğini yapmayan ve bildirmeyen herkese sorulacaktır. Kitabın verdiği her bir mesajı alıp, gereğini yapanlar az olsa da, onlar bulundukları zaman ve yerlerde örnek olmaktadırlar. Ne mutlu onlara.


