"Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli çağrılarda (fısıldaşma ve telkinlerde) bulunurlar."1 diye buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ... Muvahhid mü'min kullarını, onların bu fitnesinden dolayı uyarır ve onların oyunlarına gelmemeleri için şuurlandırır...
Meşhur müfessirlerden Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (rh.a.)'in deyimiyle: "Şeyâtinden maksadın, gizli şeytanlar, İblis ve askerleri, yani cin şeytanları, bunların dostlarından maksadın da insan şeytanları ve tâbileri olduğu açıktır."2 Cinlerden olan İblis ve onun askerleri şeytanlar, insanlardan vesvese vererek şeytanlaştırdıkları, yani bâtıl yollara sapmalarını sağladıkları kişilere iner, bu dostlarını, mü'min müslümanlara karşı kışkırtır, onlarla mücadele etmeleri için çağrılarda bulunur, cesaret verir ve şevklendirir... O şeytanların dostları olan insanlar da mü'min müslümanlara karşı kalpleri, dilleri ve elleriyle savaşmaya başlarlar...
"Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi?
Onlar, gerçeği ters yüz eden, günaha düşkün olan her yalancıya inerler.
Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler."3 buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ, şeytanın kimlere söz geçirdiğini, kendisine dost edindiği için onların üzerinde zorlayıcı güç kullanıp emrine tâbi kıldığını şu ayetlerinde beyân buyurur:
"Gerçek şu ki, iman edenler ve Rabblerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı gücü yoktur.
Onun zorlayıcı gücü, ancak onu velî (dost) edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir."4
"(Âhirette) iş hükme bağlanıp bitince, şeytan der ki: 'Doğrusu Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size va'dde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu. Yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icâbet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben, sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır."5
Şeytanların başkomutanı İblis ve şeytanlardan oluşan ordusu, insanlardan şeytanlaşmışları, muvahhid mü'minlere düşman eder, onlarla çarpıştırır, mücadele ettirir, savaştırır... Böylece iman ehlinin huzurunu bozar, rahatsız edip sıhhatli bir ortamda yaşamalarını engeller...
Kendisinden başka kanun koyucu ilâh olmayan yegâne ilâhımız Allah azze ve celle, şeytanların, katıksız iman eden muvahhid mü'min kullarına düşman olduğunu beyan eder ve muvahhid mü'minlerin de onlara düşman olmalarını, asla dost olmamalarını, onların tuzaklarına düşmemelerini ve vesveselerine kanmamalarını emir buyurmaktadır:
"Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe (Silm'e, İslâm'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır."6
"Şeytan, sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır."7
"Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır."8
Şeytan ve onun askerleri olan hem cinlerden hem de insanlardan meydana gelenler, katıksız iman eden mü'min müslümanların düşmanlarıdırlar... Mü'min müslümanlar da onları düşman bilmeli ve düşman edinmelidirler... Bunu, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ emretmektedir!..
İblis ve taraftarları olan şeytanlar, ancak kendilerini kabul eden, onlara boyun büküp tâbi olanları aldatıp hak yoldan sapmalarını sağlarlar... Onlar, Âlemlerin Rabbi Allah'a iman edip ihlâs ile salih amellerde bulunup, emrolundukları gibi dosdoğru olan hiçbir muvahhid mü'mine zarar veremezler...
Hayat kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de Rabbimiz Allah Teâlâ, bu hakikatı şöyle beyân buyurur:
"Hani Rabbin, meleklere demişti: 'Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım.
Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumda üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın.'
Böylece meleklerin tümü topluca secde ettiler.
Ancak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp dayattı.
Dedi ki: 'Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?'
Dedi ki: 'Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim.'
Dedi ki: 'Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş bulunmaktasın.
Ve şüphesiz, din gününe kadar lânet senin üzerinedir.'
Dedi ki: 'Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı.'
Dedi ki: 'Öyleyse sen, (kendisine) süre tanınanlardansın.
Bilinen günün vaktine kadar.'
Dedi ki: 'Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık andolsun, ben de yeryüzünde onlara (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp saptıracağım.
Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesnâ.'
(Allah) dedi ki: 'İşte bu, bana göre dosdoğru olan yoldur.
Şüphesiz, kışkırtılıp saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin benim kullarımın üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur.
Ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir.
Onun yedi kapısı vardır. Onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır."9
İmam Hafız İbn Kesîr (rh.a.)'in meşhur tefsiri olan "Tefsiru Kur'âni'l-Azim"de, bu ayetler şöyle açıklanmıştır:
"Yüce Allah, İblis’ten onun isyan edip başkaldırışından yüce Rabbe: 'Beni azdırdığından dolayı.....' diye cevap verdiğinden haber vermektedir.
Bazıları: İblis onunla, Allah'ın kendisini azdırmış olduğuna yemin etmektedir, demiştir.
Derim ki: Bunun, Sen beni azdırdığın ve saptırdığın için, 'ben de onlara süslü göstereceğim' anlamına gelme ihtimali de vardır. Yani Adem (a.s.)'ın soyundan gelenlere yeryüzünde masiyetleri sevdirecek ve onlara rağbet etmelerini sağlayacağım, onları o masiyetleri işlemeye iteceğim ve alabildiğine tahrik edeceğim.
'Onları toptan azdıracağım', yani Sen beni azdırdığın ve bu hâli benim aleyhime takdir ettiğin için ben de onlara bunu yapacağım.
'Ancak onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların müstesnâ.' Bu da şu buyruğa benzemektedir:
'Benden şerefli kıldığın şu kişi var ya eğer beni kıyamet gününe kadar geciktirirsen, Onun soyunu pek azı müstesnâ olmak üzere mutlaka emrimin altına alırım.'10
Yüce Allah da, onu tehdid ederek, onu korkutarak: 'Benim, uymayı taahhüd ettiğim dosdoğru yol şudur.' buyurdu. Yani, hepinizin dönüşü bana olacaktır. Ben de amellerinizin karşılığını size vereceğim. Yaptıklarınız hayırsa, hayır ile mükâfatlandırılacak, şerr ise şerr ile karşılığını göreceksiniz. Nitekim yüce Allah: 'Çünkü Rabbin gözetlemektedir'11 buyurmuştur.
'Muhakkak benim (has) kullarımın üzerinde senin hiçbir tasallutun olmaz.' Yani, kendileri için hidayet takdir etmiş olduğum kullarımın aleyhine senin hiçbir yolun olmaz ve sen, onların üzerine baskın düzenleyemezsin."12
İmam Taberî (rh.a.), "Câmiu'l-Beyân fî Tefsiri'l-Kur'ân" adlı ünlü tefsirinde şunları kaydeder:
"Bir mü'min, şeytanın şerrinden Allah'a sığınarak kurtulabilir. Zira Allah Teâlâ, izah edilen bu ayet-i kerimede ve: 'Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğvâ) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.'13 ayetinde, şeytandan bir vesvese geldiğinde, kendisine sığınılmasını emretmektedir.
Şeytanın insana galip gelmesi ise, insanın öfkeli bulunduğu ân, hevâ ve hevesine kapıldığı zamandır."14
Yezid b. Kusayt şöyle demiştir:
Vaktiyle peygamberlerin (Allah, onlara salât ve selâm eylesin) kaldıkları köylerin dışında mescidleri olurdu. Nebî (s.a.s.), Rabbinden bir haber almak istediğinde mescidine gider ve orada Allah'ın dilediği kadar namaz kılardı. Sonra Rabbinden, içine gelen şeyi isterdi.
(Geçmiş peygamberlerden bir) Allah'ın Nebîsi (s.a.s.), bu şekilde mescidinde iken, Allah'ın düşmanı (İblis/ şeytan) gelip onunla kıblesi arasına oturdu.
Bunun üzerine Nebî:
- Şüphesiz ki ben, şeytandan Allah'a sığınırım, dedi.
Allah'ın düşmanı, O'na:
- Kendisinden sığındığını hiç gördün mü? deyip kendisini kasdetti.
Nebî (s.a.s.):
- Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım, dedi ve bunu üç kere tekrarladı.
Allah düşmanı, O'na:
- Bana, kendisiyle benden kurtulduğun şeyi bildir, dedi.
Nebî:
- Bana, kendisiyle Âdemoğlunu yendiğin şeyi bildir, buyurdu.
Onlardan her biri, diğerinden söz aldı.
Sonra Nebî:
- Allah Teâlâ: "Şüphesiz, kışkırtılp saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin, benim kullarımın üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur."15 buyurmuştur.
Bunun üzerine Allah'ın düşmanı:
- Ben bunu, sen daha doğmadan işittim, dedi.
Sonra Nebî (s.a.s.) şöyle buyurdu:
- Allah Teâlâ: "Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğvâ) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir."16 buyurmuştur. Muhakkak ki ben, senden her ne hissetsem vallahi hemen Allah'a sığındım.
Bunun üzerine Allah düşmanı:
- Doğru söyledin. Sen, bununla benden kurtuldun, dedi.
Nebî (s.a.s.):
- Bana, kendisiyle Âdemoğlunu yendiğin şeyi bildir, dedi.
(Allah düşmanı şeytan:)
- Onu, öfke ve hevâsına uyduğu ân yakalarım, dedi.17
Şeytanların atası ve başkomutanı İblis’in, Allah'a katıksız iman edip salih ameller işleyen ve yalnızca Allah'a kul olup itaat eden ihlâs sahibi insanların üzerinde bir hakimiyeti olmaz, olamaz da!.. Çünkü Allah Teâlâ, kendisinin sadık ve muhlis kullarını, iblisin ve taraftarlarından korumuştur...
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ: "Benim kullarım, senin onların üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter."18
Şeytan ve taraftarları, insanları, öfkelendiklerinde ve hevâlarına uyduklarında yakalar, ele geçirirler... Allah'a katıksız iman eden muvahhid mü'minler, bu iki kusurdan uzak durmaya gayret eder ve her ikisinden de yegâne Rabbleri Allah'a sığınırlar...
Allah Teâlâ, ihlâs sahibi muttakî kullarının vasıflarını beyân buyurmakta ve şöyle açıklamaktadır:
"Allah'a ve Rasulüne itaat edin ki, merhamet olunasınız.
Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın. O, muttakîler için hazırlanmıştır.
Onlar, bollukta da darlıkta da infâk edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.
Ve çirkin bir hayâsızlık işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar, yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içlerinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) yapıp edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var)."19
Şeytanların, “Mü'min müslümanlarla mücadele etsinler diye vesveselerle çağrıda bulunduğu dostları kimlerdir?” sorusunun cevabını, Rabbimiz ve ilâhımız Allah Teâlâ vermekte ve ayet-i kerimelerinde şöyle buyurmaktadır:
"Ey Âdemoğulları, şeytan, anne ve babalarınızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkarttığı gibi sakın sizi de bir belâya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedirler. Biz gerçekten şeytanları, inanmayanların (kâfirlerin) dostları kıldık."20
"Görmedin mi, Biz gerçekten şeytanları, kâfirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar."21
"Kim Rahmân (Allah)'ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz, bir şeytanı onun üzerini kabukla bağlatırız, artık bu, onun bir yakın dostudur.
Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar, onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar."22
"Şeytan onları sarıp kuşatmıştır. Böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin, şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrâna uğrayanların tâ kendisidir.
Hiç şüphesiz Allah'a ve Rasulü’ne karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkışmakla) başkaldıranlar, işte onlar, en çok zillete düşenler arasında olanlardır."23
"Saçıp savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı nankördür."24
"(İbrahim dedi ki:) 'Babacığım, şeytana kulluk etme. Kuşkusuz şeytan, Rahmân (Allah)'a başkaldırmıştır.
Babacığım, gerçekten ben, sana Rahmân tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum. O zaman şeytanın velîsi (dostu) olursun."25
Ayet-i kerimelerde apaçık görüldüğü gibi şeytanın dostları, kâfirler, müşrikler ve münafıklardır... Onlar, şeytana kulluk yapmaktadırlar... Yani, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını bir yana bırakmış, asla inanmamış, bunun yerine şeytanın ve şeytanlaşmış olan kanun koyucuların emrine girmiş, onların, Allah'ın serbest kıldıklarını yasaklamalarını, yasakladıklarını serbest etmelerini inanarak kabul etmişlerdir... Böylece şeytanı ve şeytanın izinden giden egemenleri kendilerine rabler ve ilâhlar edinmişlerdir...
Azgın şeytan bu dostlarını, mü'min müslümanlarla mücadele etsinler, savaşsınlar ve onları devamlı rahatsız etsinler diye çağırmakta, onlara çeşitli talimatlar vermekte, oyunlar ve tuzaklar öğretmektedir!..
Şeytan ve dostlarının bu hileli düzenlerine karşı mü'min müslüman kullarını bilgilendiren, şuurlandıran ve uyaran Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır."26
Yegâne Rabbimiz Allah azze ve celle, şeytana, dostlarına ve onlara tâbi olup itaat eden egemen tağutlara asla itaat edilmeyeceğini mü'min müslüman kullarına beyân ederken, şeytanın izinden giden tağutların reddini emretmektedir!..
Şöyle buyurur Allah Teâlâ:
"İnkâr eden (kâfir)lerin velîleri (dostları) ise tağuttur. Onları, nûrdan karanlığa çıkarırlar. İşte onlar ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır."27
"Artık kim tağutu tanımayıp reddederek Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır, bunun kopması yoktur. Allah işitendir, bilendir."28
Muvahhid mü'min müslümanlar, Rabbleri Allah Teâlâ'nın kendilerine gönderdiği Rasulü (s.a.s.)'e ve O'na vahyedilen Kur'ân'a uyar, tâbi olur, itaat ederler!..
Rabbimiz Allah şöyle buyurdu:
"Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan başka ilâh yoktur. Ve müşriklerden yüz çevir."29
"Rabbinizden size indirilene uyun. O'ndan başka velîlere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz."30
"Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun. Siz hiç şuurunda değilken, azâb apânsız size gelip çatmadan evvel."31
Hangi çağda, hangi ülkede ve hangi durumda olurlarsa olsunlar, yeryüzünde yaşayan bütün muvahhid mü'min müslümanların olmazsa olmaz kulluk vazifeleri, yegâne önderleri Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'e vahyedilen hükümlere imkânlar nisbetinde uymak ve gereğini emrolundukları gibi dosdoğru olup yapmaktır...
Şeytan ve şeytana dost olmuş olan tağutlardan asla korkmadan, Rabbleri Allah ve önderleri Rasulullah (s.a.s.)'in emrettiği gibi hareket etmek üzerlerine ânın vâcibi olan mü'min müslümanlar, Rableri Allah'ın şu buyruğunun gereğini her zaman yerine getirmeye bütün imkânlarıyla gayret etmelidirler:
"Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun!"32
"Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun."33
Mü'minlerle mücadele etmek için şeytan tarafından kışkırtılan dostlarından hiç korkmadan kendilerine vahiyle beyân buyrulan Kur'ân'a ve onun hayata uygulanışı olan Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ne sarılan muvahhid mü'min kullarının zafere ulaşacaklarının müjdesini vermekte Allah Teâlâ:
"Kim Allah'ı, Rasulü’nü ve iman edenleri dost (velî) edinirse, hiç şüphe yok galip gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır."34
- En'âm, 6/121.
- Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İst.2001, c.3, sh.545. (Yenda Yayınları)
sadeleştirilmiş nüsha, c.3, sh.509. (Azim Yayınları)
- Şuara, 26/221-223.
- Nahl, 16/99-100.
- İbrahim, 14/22.
- Bakara, 2/208.
- Zuhruf, 43/62.
- Fatır, 35/6.
- Hicr, 15/28-44.
- İsra, 17/62.
- Fecr, 89/14.
- İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş- M. Beşir Eryarsoy, İst.2011, c.6, sh.143.
- A'râf, 7/200.
- Ebu Ca'fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya- Kerim Aytekin, İst.T.y. c.5, sh.277.
- Hicr, 15/42.
- A'râf, 7/200.
- Abdullah b. Mübarek, Kitabu'z-Zühd ve'r-Rekâik, çev. Abdullah Samed Afaracı, İst.2015, sh.466, Hbr.1471.
İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, c.6, sh.144.
Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsir bi'l-Me'sûr, çev. Zekeriya Yıldız, İst.2012, c.8, sh. 581-582. İbn Cerîr'den.
- İsra, 17/65.
- Âl-i İmrân, 3/132-136.
Ayrıca bkz. Şura, 42/37.
- A'râf, 7/27.
- Meryem, 19/83.
- Zuhruf, 43/36-37.
- Mücadele, 58/19-20.
- İsra, 17/27.
- Meryem, 19/44-45.
- Nisa, 4/76.
- Bakara, 2/257.
- Bakara, 2/256.
- En'âm, 6/106. Ahzab, 33/2.
- A'râf, 7/3.
- Zümer, 39/55.
- Mâide, 5/44.
- Mâide, 5/3.
- Mâide, 5/56.


