23 Ocak 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / Kulluk Bilinci
Kulluk Bilinci

Kulluk Bilinci Süleyman Gülek

 

Yüce Allah şöyle buyurur: “O (Allah) ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı.”1 Dünyada her şey insanlar için, insanlar da Alla’a kulluk için yaratılmıştır. İnsanı yoktan var eden, yaratan, yaşatan Yüce Allah, insanı niçin yarattığını Kur’ân-ı Kerim’de bu hakikati açıkça bildiriyor: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”2 Ayette de belirtildiği gibi insanlar Allah’a kulluk yapmak için yaratılmıştır. Allah’a kulluk, Allah’ın emrettiğini yapmak ve yasak ettiklerinden de sakınmakla mümkündür.

 

Allah’a kulluk yapmak için yaratılan insan, bu kulluk görevlerini yerine getirip getirmediğinin tespiti için imtihana tâbi tutulmuştur. Dünya hayatının bir imtihan yeri olduğunu, dünyayı ve insanları yoktan var eden Yüce Rabbimiz şöyle ifade etmektedir: “O (Allah) hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratandır.”3 Âyetten de açıkça görüldüğü gibi, dünya hayatı insanlar için bir imtihandan ibarettir. İmtihan ilk insanla başlamışır ve son insana kadar devam edecektir.

 

Kulluk/ibadet, Allah’a saygı ile boyun eğmek ve emirlerine itaat etmek demektir. Yüce Allah şöyle buyurur: “Kim Allah ve Rasûlü’ne itaat ederse, büyük bir kurtuluşa ve mutluluğa ermiş olur."4 Ayette, Allah’ın emir ve yasaklarına uymak suretiyle mutlu olunacağı bildirilmektedir.

 

Kim de Allah Teâlâ’ya kulluk görevlerini yapmazsa, İslâmî hayatı terk ederek İslâm’a aykırı bir hayatı tercih ederse, dünyada huzura, ahirette de kurtuluşa eremez. İslâm’a uygun bir hayatı yaşamak ise ancak kulluk bilincinin gönüllere yerleşmesiyle birlikte mümkün olacaktır. Kullük/ibadet, insanı Allah’a yaklaştırır ve O’nun sevgisini kazanmaya götürür. Allah’ın sevdiği kişiler de dünya ve ahirette mutlu ve huzurlu olurlar.

 

İbadetlerimiz, kalplerimize Allah sevgisini ve saygısını yerleştirir. Bizleri her türlü fenalıktan uzaklaştırır ve ahlâkî güzelliğe ulaştırır. Kalbimizi çeşitli sıkıntı, üzüntü ve stresten korur. Çünkü kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur. Kur’ân-ı Kerim, bu gerçeği,“Onlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ı anmakla huzura erenlerdir. Biliniz ki kalpler, ancak Allah’ı anmakla  (Kur’an’a uymakla) huzur bulur” 5 şeklinde açıklar.

 

İbadet, sadece Allah’a ve O’nun rızasını dilemek için yapılır. Bu gerçek, gönderilen bütün peygamberlere bildirilmiş ve Kur’ân-ı Kerim’de şöyle açıklanmıştır: “Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, O’na, ‘Benden başka ilah yoktur; şu halde Bana kulluk edin.’ diye vahyetmiş olmayalım.”6 Yüce Allah, bizlere sayısız nimetler ikram etmekte, buna karşılık da, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı ve kendisine ihlâsla ibadet etmemizi istemektedir. Çünkü iman ve ibadet, kalbe ferahlık ve huzur verir. İnsanî yetenekleri geliştirir. Aşırı duygu ve meyilleri sınırlandırır.

 

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İslâm beş temel üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka bir ilâh bulunmadığına, Hz. Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır."7 Farz olan ibadetler, sorumluluk yaşı olan ergenlikle başlar. Bülûğa erme, dinde sorumluluğun başlangıç işareti olarak kabul edilmiştir. Bu durum, bu dönemin önemini arttırmaktadır. Ergen, din nazarında yetişkin kişi statüsünde yer alır; o artık dinin emir, yasak, görev ve kuralları çerçevesinde davranışlarının sorumluluğunu yüklenmiş birisidir.

 

Belirlenmiş ibadetlerin başında gelen namaz, insanın kötülüklerden alıkonmasını sağlar; en azından bu hedefe yardımcı olur. Müslüman, namazda Allah’ın huzurunda olmanın manevî zevkini yaşar, dünya meşgalelerinden uzaklaşarak ruhen huzur bulur. Oruç; nefsin terbiye edilmesi ve insan iradesinin güçlendirilmesi! Zekât; toplumda ekonomik yapının düzenlenmesi ve insandaki mal tutkusunun frenlenmesi için bir araçtır. Hac; dünyanın her tarafından gelen; dilleri ve renkleri ayrı olan Müslümanları kutsal topraklarda bir araya getirerek İslâm kardeşliğini evrensel bir hale getirir. Kuşkusuz bu ibadetlerin daha başka dünyevî faydaları da vardır. Esas faydaları da ahiret mutluluğuna sebep olmalarıdır.

 

Fakat unutulmamalıdır ki, nice yararları olan tüm ibadetleri biz, bu faydalarından dolayı değil, Allah'ın emretmesinden dolayı, O'nun rızası için yerine getiririz. İbadet; hayatın bütününü kuşatan bir kulluk göstergesidir. Bu itibarla Allah’a ibadet ve kulluk; namaz, oruç, hac ve zekât gibi dinen belirli şartlara ve vakitlere bağlı olan bazı özel ibadetleri kapsadığı gibi; kişiye Allah katında sevap  kazandırıcı, Allah rızası için yapılan her türlü güzel davranışları da kapsamaktadır.

 

Allah Teâlâ’ya kulluk görevini terk eden, helâlı-haramı düşün­meden zevkine, keyfine göre yaşayanlar, yaptıkları kötülüklerin, günahların zararını dünyada ve ahirette de göreceklerdir.8 Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim de Benim zikrimden (Bana kulluk/ibadet etmekten) yüz çevirirse, onlar için  (dünya ve ahirette) sıkıntılı, üzüntülü bir hayat vardır.”9; “Bana ibadet etmeye tenezzül etmeyenler, aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” 10

 

‘Ben de Müslüman’ım, kalbim temiz’ diyerek ibadet görevlerini terk edenler, günah işlemeye devam edenler, yaptıkları kötülüklerin, günahların zararını görmeyeceklerini zannedenler, sadece kendilerini kandırmaktadırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İman edip faydalı işler yapanlara (kulluk/ibadet yapmaya gayret edenlere), altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” 11

 

 Ruhlarımızın gıdası, gönüllerimizin huzur ve mutluluğu, maddî ve manevî sıkıntılarımızın ilacı, Yüce Allah’ın  ihsan ettiği sayısız nimetlerin şükrü olan ibadetleri yerine getirmekten geçer. Yine, ahirette cezadan kurtulmanın ve ebedi mutluluk yurdu olan cennete kavuşmanın yegâne vesilesinin de Allah’a ibadet ve kulluk olduğunu unutmamak gerekir. Bu sebeple bir Müslüman ibadetlerini bilinçli bir şekilde yapmalı ve ibadet bilinciyle yaşamalıdır.

 

Günümüzde, kendilerine Müslüman denildiği halde,  nice kimselerin amaçsız, gayesiz olduğunu görüyoruz. Bir insanın şaşkınlık, tedirginlik içinden kurtulması ve mutlu, huzurlu olması için, ilk önce şu temel sorulara cevap bulması gerekir: İnsanın yaratılış amacı nedir? İnsanın bu dünyada görev ve sorumlulukları var mıdır, varsa nelerdir?

 

Yaradılış gayesi açısından bakıldığında, insan meçhul bir varlık değildir; o mesul (sorumlu) bir varlıktır.13 İnsanlar dünyaya tesadüf eseri gelmiş değil, bir amaç ve gaye için, Allah’a kulluk yapmak için gelmiştir. Yaşadığımız bu toplumda halkın büyük çoğunluğu Müslüman olduğu halde, aynı halkın İslâm’a aykırı düşünce, inanç ve davranışları her alanda ortaya çıkmaktadır. Allah Teâlâ’nın emrettiği,  Kur’an ve sünnetin gösterdiği dosdoğru yol bırakılıp İslâm’a aykırı bir yol takip edilirse, o yol insanları hüsrâna götürür.

 

Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İnsanlar imtihandan geçirilmeden sadece ‘iman ettik (inandık)’ demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki Biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır. Yoksa kötülükleri yapanlar Bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (yanlış) hüküm veriyorlar!”14

 

İman, amel etmeyi gerektirir. “Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi yararınadır. Kim de kötülük yaparsa (günah işlerse) kendi zararınadır. Rabbin kullarına zulmedici değildir.”15 Allah’a kulluk, İslâm’a teslim olup gereğini yapmakla mümkündür. Bu da İslâm’ı doğru bir şekilde öğrenmekle olur. Müslüman kişi, önce, doğru bir inanca sahip olmalı; şirkten, küfürden, bid’at ve hurâfelerden, haramlardan, günahlardan uzak durmalı ve güzel davranışlarda bulunmalıdır. Bu şekilde Allah’a iyi kul olmaya çalışmalıdır.

 

Günümüz insanın en önemli sorunu,  yaratılış gayesinden habersiz olmaları ya da habersiz gibi yaşamalarıdır. Gençler arasında yaygın olarak kullanılan, “hızlı yaşa genç öl, cesedin yakışıklı olsun”, “atın ölümü arpadan olsun”, “gençliğini yaşayacaksın” gibi sözler, kural tanımazlıklarını meşrulaştırmaya yönelik olumsuz beyanlardır. Gençlik, aşk,  para, eğlence ve top peşinde koşmakta ve bunlarla kendini ispatlama çabasındadır. Zira insana verilen ömür, geri dönüşümü olmayan bir fırsattır. Yaratılış gayesinden uzak sorumsuzca bir hayat yaşayanlar, kötü ve zararlı alışkanlıklar edinmektedir. Böylece hem kendilerine hem de başkalarına zarar vermektedirler.

 

İslâm’a aykırı bir yaşantı içerisinde olanlar iman, ibadet ve ahlaka gereken önemi vermezler, helal ve harama dikkat etmezler; içki içerler, kumar oynarlar ve zina, haksızlık, hırsızlık, ahlaksızlık yaparlar,  zevkine ve keyfine göre yaşarlar. Dünya hayatının cazibesine kapılarak Allah’a kulluk yapmayanlara, O’nun emir ve yasaklarına uymayanlara, İslâm’ın hükümlerine karşı çıkanlara Yüce Allah şöyle buyu­ruyor: “İşte bu size vaad edilen cehennemdir. Küfür ve inkârınız sebebiyle, yaptığınız kötülüklere karşılık bu gün girin ateşe (cehen­neme)”16 denilecektir. “Kıyâmet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz.”17; “Peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdik ki, peygamberler geldikten sonra, insanların Allah’a karşı herhangi bir bahaneleri olmasın.” 18

 

 Bu gerçekleri Allah Teâlâ bizlere bildirmektedir. Dünyaya dalmamak, dünya hayatına aldanmamak esastır. Bize düşen bu fâni dünyanın geçici malına, mülküne, makamına, mevkisine, keyfine, zevkine aldanmayıp Allah’a iyi kul olmaya çalışmaktır.”Asıl hayat (dünya hayatı değil) âhiret hayatı; işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi!” 19 Bu gerçeği bilenler; huzuru ve mutluluğu İslâm’a aykırı şeylerde değil, İslâmî anlayış ve yaşayışta ararlar, onun gereği ne ise onu yaparlar ve böylece dünya ve âhirette mutlu ve huzurlu olurlar.

 

Yüce Allah şöyle buyurur: “Kim Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederse ve Allah’tan korkup emirlerine uygun yaşarsa (inanç, ibadet ve güzel ahlak sahibi olursa) ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenler bunlardır.”20; “O gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden hesaba çekileceksiniz.”21 “Ve siz, mutlaka (dünyada) yaptığınız şeylerden sorumlu tutulacaksı­nız.”22

 

 “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük yapmışsa onu görür.”23 Dünya hayatının imtihan yeri olduğunu, bu dünyada yaptıklarımızdan hesaba çekileceğimizi, iyi şeyler, doğru işler yapıldığında mükâfat; yanlış işler yapıldığında âhirette cezasını göreceğini düşünmeyen ve düşüncesini dünya yaşamına sevk eden kişilere Rabbimiz’in beyanı şöyle: “Sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret (hayatı) daha iyi ve daha kalıcıdır (devamlıdır).”24 Yüce Rabbimiz dünya hayatının durumunu ve değersizliğini belirterek, dünya yaşamına aldanıp kendimizi kaptırarak, âhiret hayatı için hazırlanmayı ihmal etmememiz için bizleri uyarmaktadır. Bir hadiste Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Âhirete nazaran dünyanın değeri, ancak sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. Parmağı ile denizden aldığı suyu göz önüne getirsin.”25

 

Bu hadiste Peygamberimiz, dünya hayatının âhiret hayatı yanında ne kadar az, ne kadar değersiz olduğunu vurguluyor. Bazıları, sanki dünya hayatından başka yaşam yokmuş gibi, dünya yaşamına kendisini kaptırarak zevkler, keyifler içinde hayatına devam eder. Geçici, fâni dünyanın câzibesine aldanıp Allah’a kulluğu terk ederler. Bunun dünya ve âhiretteki zararını âyet ve hadisler bildirmektedir.

 

“Kim Allah’a ve peygamberine itaat ederse Allah onu zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Onlar orada devamlı kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş, mutluluk budur. Kim Allah’a ve peygamberine isyan eder ve (koyduğu) sınırları aşarsa, Allah onu devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.”26 Rabbimiz Allah, dünya hayatının insanları aldatmaması, şeytanın insanları kandırmaması için bizleri birçok âyette uyarmaktadır: “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.”27

 

Dünya hayatının câzibeli görünen yaşantısının bizleri aldatmaması gerektiğini anlamalıyız. “Nasıl olsa işlediğimiz günahları Allah affeder” düşüncesiyle, günah olan, haram olan işlere tevessül etmemeliyiz. Rabbimiz Allah, dünya hayatının insanları aldatmaması, şeytanın insanları kandırmaması için bizleri birçok âyette uyarmaktadır:  “O halde gücünüz yettiği kadar Allah’tan korkun. (emirlerini) dinleyin, itaat edin.”28; “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına (âhiret için) ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.”29

 

“Allah affeder” diyerek günah işlemenin, ibadetleri terk etmenin ne kadar yanlış bir değerlendirme ve düşünce olduğunu anlamak gerekir. “Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar hâriç, zira Ben onları bağışlarım.”30 Burada anlamamız gereken şey, elimizden geldiği kadar günah olan hususlardan uzak durmalıyız. Buna rağmen günah işlediğimizde hemen tevbe etmeli, hangi şey için tevbe ettiysek bir daha onu yapmamaya gayret sarf etmeliyiz. Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibâdet/kulluk et.”31 Allah’ın sevgiği ve arzı olduğu bir kul olmak istiyorsak, ölüm gelinceye kadar kulluk bilinciyle hayatımızı yaşamalıyız. Çünkü dünya ve ahirette mutlu ve huzurlu olmanın yolu İslâmî anlayış ve yaşayışla mümkündür!

 

Dipnot

1. Bakara, 2/29

2. Zâriyât, 51/56

3. Mülk, 2

4. Ahzâb, 33/70-71

5. Ra’d, 13/28

6. Enbiyâ, 21/25

7. Buhari, İman 1

8. Zilzâl, 99/8

9. Tâhâ, 20/124

10. Mü’min, 40/60

11. Burûc, 85/11

12. Tâhâ, 20/14

13. Tekâsür, 102/8

14. Ankebût, 29/2-4

15.  Fussilet, 41/46

16. Yâsin, 36/63-64

17. A’râf, 7/172

18. Nisâ, 4/165

19. Ankebût, 29/64

20. Nûr, 24/52

21. Tekâsür, 102/8

22. Nahl, 16/93

23. Zilzal, 99/7-8

24. A’lâ, 87/16-17

25. Müslim, Cennet 55

26. Nisâ, 4/13-14

27. Lokman, 31/33

28. Teğâbün, 64/16

29. Haşr, 59/18

30. Bakara, 2/16

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul