23 Ocak 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / Kur’ân’a Karşı Görevimiz Hatim Ve Hâkim Kılma!
Kur’ân’a Karşı Görevimiz Hatim Ve Hâkim Kılma!

Kur’ân’a Karşı Görevimiz Hatim Ve Hâkim Kılma! Âdem Kahraman

ÂDEM KAHRAMAN

Müslümanım diye iddiada bulunan bütün insanlığın bir takım bilmesi ve ögrenmesi gereken konular ve görevler vardır. Bu yazıda iki göreve  değineceğiz.  

Birincisi hatimdir.

Hatim, “Mühürlemek, sona erdirmek ve bitirmek” anlamına gelir. Istılahta ise; Kur’ân-ı Kerimi başından sonuna kadar okuyup bitirmeye hatim denilmektedir.

Resulullah (s.a.s), “Ümmetimin ibadetlerinin en faziletlisi, Kur’ân okumaktır.” (1) buyurmuştur. Başka bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Evlerinizi namaz kılmakla ve Kur’ân okumakla nurlandırınız.” (2)

Sahabenin bu amele bakış açısına şöyle bir bakalım. 

Abdullah ibn Amr’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Babam beni, asil bir aileye mensup bir kadınla evlendirdi. Daima gelinine kocasından memnun olup olmadığını sorardı. O da şöyle derdi: Abdullah erkekler arasında bulunmaz bir adam. Evlendik evleneli yatağımıza hiç basmadı, bir örtüyü de kaldırmış değil.

Bu durum bu şekilde uzayınca babam Resulullah (s.a.s)’e gidip bu konuyu anlattı. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.s), “Onu benim yanıma getir!” dedi.  Bunun üzerine Hz. Peygamber in (s.a.s) yanına gittim. “Bana nasıl oruç tutuyorsun?” diye sordu.  “Her gün oruç tutuyorum” şeklinde cevap verdim. “Bu defa ne kadar zaman da Kur’an’ı hatmediyorsun?” diye sordu. Ben de “Her gece diye” cevap verdim. Buna karşın, “Her ay üç gün oruç tut ve Kur’ân’ı bir ayda hatmet!” buyurdu. Bunun üzerine “Ben bundan daha fazlasını yapabilirim” deyince, “Bir gün oruç tut iki gün tutma” buyurdu. Ben bundan da fazlasını yapabilirim’ dedim. Bu defa Allah Resulü (s.a.s) şöyle buyurdu: “O halde en faziletli oruç olan, Davud peygamberin orucunu tut. Bir gün ye, bir gün oruç tut! Kur’ânı da bir haftada hatmet!” Abdullah ibn Amr şöyle demiştir: “Keşke Hz. Peygamberin (s.a.s) bana verdiği ruhsatı kabul etseydim. Çünkü artık yaşlandım, takatim kalmadı.”

Abullah ibn Amr gündüz ailesinden birine Kur’ânın yedi de birini okurdu. Gece okumak istediği kısmı gündüzün hazırlardı. Böylece gece yükünü hafifletmek isterdi. Oruç için güçlü olmak istediği zaman ise peş peşe günlerce oruç tutmazdı. Tutmadığı günleri de sayardı. Daha sonra bu günlerin sayısı kadar oruç tutardı. Çünkü O, Hz. Peygamberin vefatından sonra onun zamanında yaptığı amelleri bırakmaktan hoşlanmazdı. 

Ebu Abdullah (imam Buhari) şöyle demiştir: “Bazıları üç günde, bazıları bir haftada, bazılarıda bir haftadan daha uzun zamanda Kur’ânın hatmedilebileceğini söylemiştir.” (3)

Bu hadis hakkında muhaddislere kulak verelim.

Ebu Davud ve Tirmizi sahih olarak Yezid ibn Abdullah ibnüş Şahir kanalıyla Abullah ibn Amr’dan merfu olarak şu rivayeti nakletmiştir: “Üç günden daha az bir zamanda Kur’ân’ı hatmeden, onu anlayamaz.”  Bu hadisi Said ibn Mansur’un sahih bir senetle ibn Mesud dan nakledilen bir de şahidi vardır: “Kur’ân’ı bir haftada hatmedin! Üç günden daha az bir zamanda onu hatmetmeyin!” Seleften birçok kimsenin Kur’ân’ı bu sureden daha az zamanda hatmettikleri bilinmektedir. Bu konuda imam Nevevi şöyle demiştir: “Tercih edilen görüşe göre bu durum, kişiden kişiye değişir.  Kimin anlayışı yüksek, fikriyatı üst seviyede ise, bu belirtilen sürede Kur’ânı hatmetmesi müstehap olur. Ancak Kur’an okumanın ana gayesi olan tefekkürü ve birtakım manaları anlamayı ihmal etmemek şartı aranır. Kim de ilim ve diğer konularla meşgulse veya Müslümanların genel menfaatiyle ilgileniyorsa, kıraatteki manayı ihlal etmeyeceği sürede Kur’ân’ı hatmeder. Bu iki duruma girmeyen kimsenin, bıkkınlığa yol açmayacak derecede mümkün olduğu kadar çok Kur’ân okuması müstehaptır. Ancak ne söylediğini bilmeyecek şekilde kuran okunmamalıdır.”(4)

Ebu Musa el Eşari’den Hz. Peygamberin (s.a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Kur’ân okuyan kimse, turunçgillere benzer hem tadı güzeldir hem de kokusu. Kur’ân okumayan (mümin) hurma gibidir. Tadı güzeldir ama kokusu yoktur.  Kuran okuyan facir kimse, reyhane gibidir kokusu güzel, tadı acıdır. Kur’ân okumayan facir kimse ise, Ebu Cehil karpuzuna benzer hem tadı acıdır hem de kokusu yoktur.” (5)

Hz. Osman’dan Resulullah’ın (s.a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir.” (6)

Hayırlı bir ümmet olarak öğrendiklerimizi tekrar edersek şunları beyan etmemiz lazımdır. Evvela bu kitabı okumayı öğreneceğiz. Çünkü genel de Müslümanlar bu kitabı çok az okuyorlar. Hal böyle olunca günlük hayatta düşünce ve muamelede insanların şirazesi kayıyor.

Vahiysiz bir okuma ve tefekkür, insanları tefrika çukurlarına götürmektedir. Bugünün özeti de budur. Kardeşliğin silinmesi veya değersizleştirilmesi ile ümmet fırkalara ayrıldı ve buna rıza gösterdi. Daha sonra sınırlarla bölündü ve buna rıza gösterdi. Daha sonra aynı sınırda yaşayan Müslümanlar kendi aralarında da tefrikaya düştüler. Allah Kur’ân-ı Kerim’de “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” (7) buyururken, tefrika bataklığında boğulmuş bir avuç Müslüman yeni fırkalar ve gruplar arayışına girmektedir.  Allah Kur’ân’da “(Ey iman edenler) müminler ancak kardeştirler, onun için kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allahtan korkun ki rahmete erdirilesiniz.” (8) buyuruyorken,  cahilinden hocasına bana gel sinyalleri ve bire beş katma ile tefrikaları çoğalmaya teşvik etmeler.

Acizane konuya devam edecek olursak birinci görevimiz olan hatim etme işinin sadece Kur’ânı dille telaffuz etmek olmadığını sahabe ve muhaddis alimlerimiz beyan etti.

Hatimden maksat sık sık rabbinin emirlerini hatırlamak. Hayatında ve ümmet olma konusunda muhkem bilgilere dayanma ve bu konuda ki muhkem olan tehditlerle yüz yüze geleceğini ve geleceğimizi bilmemizdir.

Bugün hatimi şöyle anlamalıyız ki bu sahabenin ve İslam alimlerinin görüşüdür: “Allah’ın sana gönderdiği rehber (9) ve yol gösteren pusulayı sürekli tekrar edip, bakan kişi nasıl yanılmaz ve yanlış yapmazsa, sen de hayatını sürekli bu kitaba adarsan, yeryüzünün fitne ve fesadı sana zarar vermez.” Şöyle bir tanımı da yapmışlardır: “Bunlara isabet edebilmek için okumayı dört azamızla yapmalıyız. Bunlar, göz, dil, akıl ve kalptir.” Rabbim bizlere böyle hatimler nasib eylesin.

İkinci görevimize bakacak olursak, Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “Ya’sin. Kur’an-ı hâkime yemin olsun ki.” (10)  Diğer bir ayette ise, “Elif, lam, ra. Bu öyle bir kitaptır ki, ayetleri muhkem kılınmış, sonra da apaçık bildirilmiş, her işi hikmetle yapan, her şeyden kemaliyle haberdar olan Allah tarafından indirilmiştir.” (11)

Cenab-ı hak, Kur’ân-ı hâkime yemin olsun ki demiştir ki bu, ya rıza sahibi manasında ki ifadesi gibi, ‘hikmetli kılınmış Kur’ân’ manasınadır yahut ta ‘hikmetli konuşan Kur’ân’ manasınadır. Buna göre Kur’ân tıpkı konuşan bir canlı gibi kabul edilmiştir. (12) 

Seyyid Kutub bu ayetle alakalı şunları bizlere naklediyor: “Kur’ân-ı Kerim, onunla yemin edilirken kendisini ‘Kur’ân-ı hâkim’ diye vasıflıyor. Oysa hâkim, akıl sahiblerinin sıfatıdır. Böylesine bir ifade, Kur’ân’ın hayat, kasıt ve irade gibi sıfatları taşıdığını bildirmek içindir. Bu sıfatlar hâkim oluşun sıfatlarındandır. Gerçi mecazi olarak söylenmiştir ama bir gerçeği ifade ve tasfir etmektedir.”

Ve sözünü şöyle bitiriyor: “Evet Kur’ân hakimdir. Herkese gücü nispetinde hitap eder. Kalbindeki hassas noktayı okşar, seviyesine miktarına göre, teklifte bulunur, onu iyiliğe yöneltici hikmetli sözlerle hitap eder.” (13)

Ali küçük Hoca da bu ayetle alakalı tefsirinde şunları beyan eder: “Hâkim olan bir Allah’tan gelen bu Kur’ân hâkimdir. Hayata etkin olan, hayata egemen olan, hayata karışan bir kitaptır bu Kur’ân.  Şunu yap, bunu yapma demeye, hayatın programını belirlemeye yetkili bir kitaptır bu Kur’ân.  Peki acaba gerçekten bizim de hayatımıza hâkim mi bu kitap? Acaba hayatımıza program yapmaya yetkili bir kitabımız mı var? Kur’ân, okuyucusunu hayata hâkim kılan, egemen kılan bir kitaptır. O zaman bir bakın bakalım hayata siz mi egemensiniz, yoksa başkaları mı?” (14)   

Yeryüzündeyken bu sorulara bir cevap arayalım. Kendi hayatında hâkim kılınamayan kural ve kaideler, başkalarının üzerinde nasıl tatbik edilebilir ki? Yapma diyeceksin, sen yapacaksın. Yap diyeceksin, sen yapmayacaksın. Karşındaki söylediklerinde hayır olsa önce sen yapardın demezler mi? İşte tam da bu soruyu kendime ve siz değerli okuyucu kardeşlere soruyorum: “Kur’ân hâkim bir kitap değil mi? Kendi nefsinde içinde bulunduğun bu buhranlardan kurtulman için kendine Kur’ânı meşale yapmayacak mısın? Ümmetin dağıldığı konularda hoca ve alimlerimiz, aramızı düzeltmek için Kur’ân’ı hâkim kılmayacaklar mı? Yeryüzünün çöplüğünde çocuklar öldürülürken, kadınlara tecavüz edilirken ve “Rabbim Allah” dediğinden dolayı insanların üzerine bombalar yağarken Kur’ânı hâkim kılmayacaklar mı? Halifelik kaldırılıp yerine beşerî sistemler getirilmişken ve insanlar Allaha şirk koşan ameller işlerken kendi aramızda Kur’ân’ı hâkim kılmayalım mı?”

Bir acayipliktir gidiyor. “Herkes Kur’ân ve Sünnet” derken, elimizde zillet ve basiretsizlik kalıyor. Buna rağmen hala uyanamıyorsak gelin bu soruyu kendimize soralım: “Kur’ân’ın yanında benim fikirlerim mi üstün? Allah ve Resulü’nün yanında içtihadım mı değerli? Ümmet olmanın yanın da benim cemaatim mi önemli?” 

Sanki karanlık geceden aydınlık bir güne geçmek isteyenlere bu sorular yeter de artar bile. Sanırım yeryüzünde çer çöp olanların tekrar izzetli olması için bu iki görev yeter de artar bile. Rabbim bize hakkı hak olarak kabul etmeyi ve batılı da batıl olarak bilip kabul etmeyi bizlere nasip eylesin. Bu sorumlulukları yerine getirme noktasında sağa sola bakmadan, kim çıkacak diye beklemeden üstlenen yiğitlerden olmayı Rabbim bizlere nasip eylesin.

DİPNOTLAR

 

1) Suyuti, Camiu’s-sağir, 1, 51.

2) Suyuti, Camiu’s-sağir, 2, 188.

3) İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-bari (Sahihi Buhari Şerhi), cilt: 10, Hadis no:5052, s:333.

4 İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-bari (Sahihi Buhari Şerhi), cilt: 10, s:334-335

5 İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-bari (Sahihi Buhari Şerhi), cilt: 10, Hadis no:5020, s:304.

6 İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-bari (Sahihi Buhari Şerhi), cilt: 10, Hadis no:5027, s:312.

7 Ali İmran Suresi, 3/103

8 Hucurat Suresi, 49/10

9 Bakara Suresi, 2/2

10 Yasin Suresi, 36/1-2

11 Hud Suresi, 11/1

12 Fahrettin er-Razi, Yasin Suresi, 2. ayeti tefsiri.

13 Seyyid Kutup, Fizilali’l-Kur’ân, cilt: 12 s: 242-243.

14 Ali Küçük, Yasin suresi, 2. ayeti tefsiri.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul