Hüseyin K. Ece
Tahâret
‘Tahura’ fiili ve onun masdarı ‘tahâret’, “kirden veya necâsetten temizlenmek, temiz olmak, temizlik” demektir. Aynı kökten gelen ‘tuhr’; temizlik, Türkçe’deki tahâret, temizleme, ‘tatahhur’ temizlenme, ‘tahûr’ veya ‘tâhir’ temiz, temiz olan manalarına gelir.
‘Tahâret’ iki çeşittir:
a-Cisim temizliği, maddi temizlik,
b-Nefis-kalp temizliği, manevi temizlik.
Kur’an, bu kavramı her iki anlamda da kullanıyor. Ancak daha çok nefis temizliği anlamında geçiyor. Bazen de iki anlam birden kasdediliyor.
Söz gelimi gökten indirilen yağmur hem temizdir (tahûr), hem de yeryüzünü kirlerden arıtan bir temizleyicidir. (Bkz: Furkan 25/78)
Allah (c.c.) peygamberliğin ilk yıllarında Rasûlullah’a şöyle vahyetti: “Ey bürüp örtünen, kalk (ve) bundan böyle uyarıp-korkut, Rabbini tekbir et (yücelt). Elbiseni de temizle (tahhir). Pislikten (şirkten veya görünen pislikten) kaçınıp-uzaklaş.” (Müdessir 74/1-5)
Fıkıh ilminde her türlü maddi temizliğe ‘tahâret’ adı verilir. Bu tahâret, bazı ibadetleri yapabilmek için zorunlu bir faaliyettir.
‘Tahâret’ maddi kirlerden arınmayı anlattığı gibi, Allah’ın yasakladığı günahlardan kaçınıp emirleri yerine getirmek yoluyla temizlenmeyi de (tezkiye olmayı da) ifade eder.
Tathîr Kavramı
Kur’an, ‘tahâret’ kelimesinin farklı türevlerini de kullanıyor. Bu yazıda ‘tathîr ve mutahhareh, mutahharûn veya mutetahhirîn’ üzerinde durmak istiyoruz.
‘Tahâret’ kökünden gelen ‘tahhara ve onun masdarı ‘tathîr’; arındırılmak veya kendisi arınmak, temizlemek, paklamak, yıkanmak demektir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 459)
Kur’an’da bir âyette ‘tathîr’ olarak, bunun fiil hâli ‘tahhara’ ise yedi âyette geçmektedir.
Bunlar hem maddî temizlik (tahâret) , hem de manevî temizlik (arınma) anlamında kullanılıyor.
Mesela; “Hani melekler, “Ey Meryem! Allah, seni seçti. Seni tertemiz yaptı (tahhara) ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.” (Âli İmran 3/42)
Bir âyette Peygamber’e; “... onları temizlemek amacıyla (tutahhira) mallarından zekât al...” deniliyor. (Tevbe 9/103) Buradaki temizliğin manevî temizlik olduğu açıktır.
Allah (c.c.) bazı kulları kendileri hak etmedikleri için temizlemez.
“... Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez.
İşte onlar Allah'ın, kalblerini arıtmak (tathîr etmek) istemediği kimselerdir. Dünyada rezillik onlaradır. Onlara âhirette de büyük azab vardır.” (Mâide 5/41)
Kalpleri inanmadığı hâlde, ağızlarıyla inandık diyenler, küfür içerisinde bocalarlar. Onlar yalana kulak verirler, kelimeleri konuldukları yerden yanlış yere taşırlar. İşte Allah (c.c.) böylelerinin kalbini ‘tathîr etmek-temizlemek’ istemiyor. Şüphesiz kalpteki küfr, nifak ve fesat bir ‘rics’tir, pisliktir. Bu pislik ve kir de ancak iman ve teslimiyetle temizlenir.
Namaz kılmak isteyen için abdesti ve cünüp olanın gusül yapmasını emreden, su bulamayanlara teyemmüm kolaylığı sağlayan âyetin sonunda şöyle deniyor.
“...Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak (li-yutahhira) ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.” (Mâide 5/6)
Allah (cc) mü’minleri dilediği gibi tathîr etmek (arındırmak) ister.
“Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor;
sizi temizlemek , sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.” (Enfâl 8/11)
Savaşın başlamasından hemen önce Mekke ordusu Bedir kuyularını kuşatmış ve böylece Peygamber ordusunu susuz bırakmışlardı. Ama ilâhi ikram olarak gökten gelen âb-ı hayata engel olamamışlardı.[1]
Burada tahâretin (tathîr’in) her iki anlamda da kullanıldığını görüyoruz.
Allah’ın sahâbelerin kalbine indirdiği sekine (huzur, itminan) yeryüzünü temizleyen yağmura banzetiliyor. Bu yağmur düşmanla karşılaşan kalplerdeki endişe, korku, tereddüt, şüphe gibi manevi rahatsızlık veren duyguları temizler.
Allah (c.c.) Peygamber’in ev halkını (Ehl-i Beyt’i) tathîr etmek (arındırmak) istiyor. “(Ey Peygamber eşleri) Evlerinizde oturun. Önceki câhiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Rasûlüne itaat edin.
Ey Peygamberin ev halkı (Ehl-i Beyt)! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz (tathîr) yapmak istiyor.” (Ahzâb 33/33)
Buradaki tathîrin (temizlemenin) maddî temizlik olmadığı; Peygamberin ev halkının manevî kirlerden, ya da yüreği işgal eden, gaflete düşüren her şeyden arındırmanın kasdedildiği açıktır.
Âyette ‘tahâret’in hem fiil kalıbı hem de ‘tathîr’ kalıbı yanyana kullanılıyor. Ki temizliğin en ideal, en son noktasıdır. Bu “tertemiz, pirûpak, arı duru, pırıl pırıl yapmak” şeklinde anlatılabilir.
‘Tathîr’ fiili Kur’an’da maddî temizlik manasında da kullanılıyor. Mesela; İbrahim ve İsmail (a.s.) Kâbe’yi temizlemeleri emredildi.
“Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle (tahhir)” diye belirlemiştik.” (Hac 22/26. Ayrıca bkz: Bekara 2/125)
Şu emir de Rasulüllah’a yönelik: “ve elbiseni tertemiz tut.” (Müdessir 74/4)
Bu âyetlerdeki tahâretin maddî-görünen bir temizlenme olduğu açık.
Bu da Müslümanlara yönelik bir ilâhi emir: “... Aybaşı hâlinde iken kadınlardan el çekin, temizlenmelerine (yethurne) kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman (tetahharne), Allah'ın size emrettiği (belirlediği) yoldan yaklaşabilirsiniz...” (Bakara 2/222)
Allah (c.c.) insanlar, özellikle mü’minler için koyduğu ölçülerin, sınırların faydaları ve maksatları vardır. İlâhi buyruklar asla amaçsız öylesine belirlenmiş şeyler değildir. Mesela namaz için abdest alma, gusül yapma mecburiyeti, gerekirse teyemmüm yapmak gibi emirler...
“... Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat sizi tertemiz kılmak (tathîr etmek) ve ise (ikram ettiği) nimetini tamamlamak ister, umulur ki şükredersiniz.” (Mâide 5/6)
Âyetin başında cünüplükten yıkanmayı anlatan ‘tahâret’ maddî temizliği ifade ettiği gibi, manevî temizliği (tathîr’i) de anlatır. Zira cünüplüğün bir de manevî kirlilik boyutu vardır. O kirin giderilmesi de gusül denilen tahâret ile mümkündür.
Namaz Yüce Allah’ın kulunu huzuruna kabul etmesi gibidir. Bu müstesna kabulün ve kulluğun ifası için bir ön hazırlık gerekir. Allah’ın huzuruna kulluk için gelen mü’min uyanık, bilinçli ve samimi olması gerektiği gibi; içinin, niyetinin ve dışının tertemiz olması lazımdır. Dış temizliği bedenin, elbisenin, namaz kılınan yerin temiz olması olarak anlıyoruz. Yani bunlar maddi/görünen temizliktir. Abdest ile bir kaç organın yıkanmasının bütün bedendeki kirlerin giderilmesi anlamına gelmediği, ama daha çok manevi bir arınmayı, tertemiz bir niyeti amaçladığı açıktır. Teyemmüm her ne kadar maddi bir temizlik değilse de temizlik (tahâret) bilinci verir ve kişiyi namaz ibadetine hazırlar.
Tahâret kökünden gelen ‘tetahhara” fiili; çok temizlenmek, daha ziyade arınmak, günahlardan imtina etmek demektir.
Hicretten sonra kurulan ilk Mescit’te (Mescidü’n-nebi’de) temizlenmeyi/arınmayı seven mü’minler vardı. “Onun içinde (yani mescid-ı dırarda) asla namaz kılma. İlk günden temeli takva üzerine kurulan mescit, içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada çok temizlenmeyi seven adamlar vardır...” (Tevbe 9/108)
Takva mescidinde temizlenmeyi seven Müslümanın kasdı elbette maddî olarak suyla temizlenmek değildir. Bunun bir kalp temizliği, bir manevi tahâret, arınma (tezkiye) olduğu açıktır.
Lût (as) peygamberin davetine kavminin cevabı: “Onları (Lût'u ve taraftarlarını) memleketinizden çıkarın; çünkü onlar fazla temizlenen (yetetahharûne) insanlarmış” demelerinden başka bir şey olmadı.” (A’raf 7/82. Neml 27/56)
Lût kavminin işlediği günah şüphesiz insan fıtratına uymayan çirkin bir davranıştı. Lût’a inanan o günün Müslümanları bu ve diğer günahlardan uzak kalarak temiz olmaya çalışıyorlardı. Ancak inkârcılar onların bu temiz ve iffetli kalmak istemeleriyle alay ettiler.
‘Tahhara’ fiilinin fâil (özne) ismi, ‘muttahhir’ kirlerden temizleyen, arındıran, beri eden demektir.
Allah (c.c.) İsa’ya (a.s.) hitaben; «…Ey İsa, seni vefat ettireceğim ve seni katıma yükselteceğim, seni inkârcılardan arındıracağım…» buyurdu. (Âli İmran 3/55)
Bu son cümleyi «seni inkâr edenlerin çirkin, yakışıksız iftiralardan, senin hakkında asılsız iddialardan beri kılacağım, senin bunlarla ilgin olmadığını bildireceğim» diye anlamak mümkün.. Zira o günden beri insanlar İsa (a.s.) hakkında gerçek dışı şeyler uydurdular.
‘muttahhir’in bir diğer anlamı kendini çok temizleyendir.
“... Allah da tertemiz olanları (muttahhirîn’i) sever.” (Tevbe 9/108)
Mutahhar/Mutahharûn
‘Tahhara’ fiilinin mef’ul (tümleç) ismi ise; temizlenmiş, arındırılmış anlamında ‘mutahhar’, bunun müennes (dişil) formu da ‘mutahharah’tır.
Allah (c.c.) iman edip sâlih amel işleyen mü’minlere Cennette farklı rızıkların yanında dünyaya ait maddi, manevi kir ve pisliklerden arınmış, beri kılınmış ‘mutahharah’ ; tertemiz eşler verileceğini haber veriyor. (Ancak biz bu eşlerin mahiyetini bilmiyoruz) (Bkz: Bekara 2/25. Âli İmran 3/15. Nisâ 4/57)
Rasûlüllah (s.a.v.) Cenneti anlatırken şöyle demiş: «Orada hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın duymadığı ve hiç bir kimsenin hayâl edemediği şeyler var.» Sonra da şu âyetleri okumuş: «Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar. Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.” (Secde 31/16-17)[2]
Allah’ın âyetleri mutahhar’dır (tertemizdir):
«Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz (mutahharah) kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış, değerli sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.» (Abese 80/11-16)
Bu nitelemeyi bir de Beyyine Sûresi’nde buluyoruz:
O Elçinin okuduğu kitap, tahriften, töhmetten, yanlışlıktan, çelişkiden, bâtıl şüphesinden uzaktır. Kirli eller, kirli yürekler, bâtılla yoğrulmuş akıllar ona dokunamaz.
«(İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümlerin içinde olduğu tertemiz/değerli (mutahharah) sahifeleri okuyan bir elçidir.” (Beyyine 98/2-3)
“Bunlar işte o ‘oku’ diye okunması emrolunan Kur’ân sayfaları ve Kur’ân sûreleridir. O kâfirler, böyle temiz sayfalar okuyacak bir Allah Rasûlü gelinceye kadar bulundukları hâl ve vaziyetten, üzerinde oldukları inançtan ayrılacak değillerdi.”[3]
Allah Çok Temizlenenleri Sever
Tahâret kökünden bir de ‘tetahhara’ fiili var. Bunun fâil (özne) ismi ‘mutetahhirîn’; temizlenmiş, arındırılmış veya günahı terkeden ve ıslah için çalışan demektir.[4]
Şu muştu, kadınları ay hâli ile ilgili âyetin son cümlesi: Âyet hem mü’min kadınlara bu durum sona erince gusül yaparak temizlenmelerini emrediyor, hem de mü’min erkeklere ay hâlinde kadınlara temizleninceye kadar yaklaşmalarını yasaklıyor. Arkasından da şöyle buyuruyor: «Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever, çok temizlenenleri (mütetahhirîn’i) de sever.” (Bekara 2/222. Bşr benzeri; Tevbe 9/108)
Burada tahâretle hem maddi hem de manevi temizliği, arınmanın kasdedildiğini söyleyebiliriz. Tevbe tavsiyesi bize ipucu veriyor. Zira tevbe de bir nevi arınmadır.
Evet; «Süphe yok ki Allah insanlık gereği meydana gelebilecek kusurlardan dolayı çok çok tövbe edenleri sever. Ve (çok çok, sürekli ve her alanda) tertemiz olmaya çalışanları, terbiye ve ahlâka aykırı davranışlardan ve pislikten sıyrılıp pampak olanları sever. O hâlde siz de Allah'ın sevdiği gibi olun…»[5]
[1] İbni Cerir et-Taberî, el-Câmiu’l-Beyân, 6/193. İbni Hişam, Siretü’n Nebeviyye, 2/667.
[2] Müslim, “Cennet”, 5 (2825) no: 7135.
[3] Elmalılı H. Y., Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 9/356.
[4] R. el-Isfehânî, el-Müfredât, s: 459.
[5] Elmalılı H. Y., Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 2/99.


