07 Aralık 2025 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / İran’ın “uçan” Fareleri
İran’ın “uçan” Fareleri

İran’ın “uçan” Fareleri Ahmet Varol

 

      Günümüzün savaşlarında bayağı itibaren kazanan ve sürekli geliştirilen, yeni modelleri üretilen insansız hava araçlarına İngilizcede drone deniyor. Türkçede yaygın olarak bu araç hakkında insansız hava aracı veya silahlı insansız hava aracı ibarelerinin baş harflerinden oluşan İHA ve SİHA kısaltmaları kullanıyor olsa da İngilizcedeki adı da kullanılıyor.

Drone kelimesinin sözlük anlamı Türkçeye “uçan göz” şeklinde tercüme ediliyor. Ancak İngilizcede erkek arı ve vızıltı gibi anlamlar da veriliyor.

Türkçede yaygın olarak kullanılan, “dağ fare doğurdu” diye bir deyim vardır. Biz de eğer drone kelimesine fare anlamı verirsek, Siyonist işgal rejiminin İran’ın Şam Büyükelçiliği’ne ait bir binanın Devrim Muhafızları Ordusu’nun üst düzey komutanlarının ve askeri danışmanlarının bulunduğu sırada vurulmasından sonra İran yönetiminin “misilleme” olarak işgalci Siyonistlere gerçekleştirdiği saldırıyı tanımlama açısından tam yerine oturur. Bunlar tabii deliklerin içine kaçan fareler değil de havada uçan fareler. Ama sonuç itibariyle değişen bir şey yoktu, çünkü Batı emperyalizminin işgalci Siyonistlere verdiği kediler onları havada da yakalıyordu.

Olayın özünü böyle özet bir şekilde ifade etmeye çalıştıktan sonra gelişmelerin siyasi arka planı ve seyri hakkında genel bir değerlendirme yapmaya çalışalım.

Aslında İran ile İsrail, birbirlerini sürekli antitez olarak değerlendirmektedir. Antitezler hem taraftar toplamak hem de kendisinin politikalarını ve uygulamalarını haklı göstermek için değerlendirilir. Dolayısıyla antitezin karşısında duran oluşumlar, bu oluşumların öne çıkardığı davalar ve yapılanmalar her zaman siyasi bir kart olarak değerlendirilir. Antitezin sahibi bu kartları elinden çıkarmak istemez. İran da Siyonist işgal antitezi karşısında Filistin kartını sürekli elinde tutmaya özen göstermiştir. Bunu stratejik açıdan anlamak ve anlamlandırmak mümkündür. Ama hadisenin tartışmaya konu olan tarafı bu değil, kullandığı kartın yararına stratejiler geliştirirken elini taşın altına koymaktan yani riski göze almaktan çekinmek, bunun yerine daha çok ses getirecek türden fiili tesiri düşük ama sesi büyük olan balonlar patlatarak, meydanda pazu şişirerek kahramanlık taslama ama iş güreşe tutuşma aşamasına gelince hep kaçamak yapma yöntemini tercih etmektir.

Bazılarının dediği gibi biz İran’ın Filistin lehine ve yararına bir şey yapmadığı iddiasında bulunmuyoruz. Siyonist işgal rejimiyle perdenin arkasında ortak senaryo kurgulayıp danışıklı dövüş içinde olduğunu da iddia etmiyoruz. Dediğimiz gibi Siyonist işgal İran’ın bir antitezi olduğundan, işgale karşı mücadele eden Filistin direnişi de onun açısından önemli bir karttır ve bu kartı elinden çıkarmamak için Filistin direnişine şimdiye kadar çeşitli şekillerde destek verdi ve vermeye de devam ediyor. Siyonist işgal rejimiyle iş birliği ve perdenin arkasında ortak senaryo hazırlayıp anlaşmalı ve danışıklı dövüş iki tarafın da işine gelmez. Ama izlenen politika bu karşıt tarafların birbirlerini yeterince tanımasına ve ona göre strateji geliştirmesine imkân tanımaktadır. İran’ın, işgal rejimiyle göğüsgöğüse çarpışan direniş güçlerine destek vermesine rağmen kendisinin elini taşın altına koymaktan çekinmesi ve tansiyonun yükseldiği dönemlerde gür sesli davullar çalarak büyük çaplı tehditlerde bulunmasına rağmen doğrudan karşı karşıya gelme aşamasında hep kaçak güreşi tercih etmesi, şimdiye kadar her zaman İran dağının İsrail işgal rejimi karşısında sadece fare doğurmasına neden olduğundan bu durum siyonist işgal rejimini de cesaretlendiriyor.

İran’ın Şam Büyükelçiliği’ne ait bir binaya 1 Nisan Pazartesi günü düzenlenen hava saldırısında bu ülkenin en seçkin askeri gücü niteliğindeki Devrim Muhafızları Ordusu’nun üst düzey yetkililerinden 7 kişinin öldürüldüğü açıklandı. Bunlardan ikisinin Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü’nün önde gelen komutanlarından Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahidi ile yardımcısı Tuğgeneral Hadi Hacı Rahimi olduğu bildirildi. Devrim Muhafızları Ordusu sözcüsü olayla ilgili açıklamasında ayrıca 5 askeri danışmanın da saldırıda hayatını kaybettiğini söyledi.

Bu saldırıyı Siyonist işgal rejiminin gerçekleştirdiği konusunda herhangi bir tereddüde mahal yoktu. Zaten işgal rejimi hükümetinin mensupları da yaptıkları bazı açıklamalarda bunu ima etti ve aynı zamanda ileriye dönük tehditlerin bir malzemesi olarak değerlendirmeye çalıştılar.

Siyonist işgal rejiminin bu saldırıyı gerçekleştirmesinin iki önemli amacı vardı. Birincisi, Güney Lübnan tarafından yapılan saldırılarda İran’ın rolü olduğu düşüncesinden dolayı onun Şam’daki en üst düzey askeri yetkililerini hedef almak suretiyle doğrudan İran’a gözdağı vermek. İkincisi de işgal rejiminin Gazze’deki uygulamalarından dolayı uluslararası platformda artan tepkiler ve bu arada Siyonist toplumda Netanyahu hükümeti aleyhine yükselen sesler sebebiyle dikkatleri bir başka yöne çekmek. İşgal hükümetinin Gazze’ye yönelik onca katliam ve yıkıma rağmen direnişin elindeki Siyonist esirleri kurtarma ve Gazze’deki direnişin kökünü kurutma konusunda başarılı olamaması, diğer yandan savaşın devam etmesinin direnişin elindeki siyonist esirlerin henüz sağ olanlarının da hayatlarını tehlikeye atması sebebiyle siyonist toplumda Netanyahu hükümetine yönelik tepkiler gittikçe artmaya ve bu yüzden Netanyahu hükümeti zorlanmaya başlamıştı. Refah bölgesine düzenlenecek bir kara saldırısının siyonist esirlerin hayatlarını tehlikeye sokacağı için yapılan uyarılar yüzünden de Netanyahu açık tehditlerine ve saldırının tarihinin belirlendiğine dair açıklamalar yapmasına rağmen yine operasyonun tarihini ertelemek zorunda kalmıştı. Bunun sebebi böyle bir operasyonun bölgeye sıkıştırılmış Filistinliler arasında büyük bir katliama sebep olacağı endişesi veya bazı ülkelerden gelen göstermelik uyarılar değil siyonist toplumun, kendi esirlerinin hayatlarıyla ilgili endişelerinden kaynaklanan uyarılar ve kitlesel eylemlerin artmasıydı. Bu durum karşısında Netanyahu siyonist toplumun da dikkatini başka yöne çekmek ve hükümetinin istifasını isteyen sesleri bir süreliğine de olsa susturmak, İran tehdidinden kaynaklanan hassas durumu işgal yönetiminde bir siyasi boşluğa neden olacak istifalara zorlamanın tehlikesine dikkat çekmek için bir taktik geliştirmek istedi.

Öte yandan işgal rejiminin doğrudan İran’ı hedef alma anlamına gelen saldırısı onun çok sert bir karşılık vermesi için güçlü bir gerekçenin oluşmasına yol açtı. Böyle bir saldırı karşısında İran’ın işgal rejimine gerçekten ağır darbeler vurması, şu an zaten işgal altında tuttuğu tüm topraklarda toplumsal, askeri ve ekonomik yönden önemli krizler yaşayan işgal rejiminin ciddi bir sarsıntı yaşamasına sebep olabilirdi. Dolayısıyla İran’ın eline geçen kozu iyi değerlendirmesi işgal rejiminin belinin kırılması açısından mükemmel bir fırsatın ortaya çıkmasına da vesile olabilirdi. Çünkü İran’ın vuracağı darbelerle ciddi sarsıntı yaşayacak Siyonist işgal rejimi Filistin direnişi karşısında çok daha zayıf duruma düşecek ve bu da direnişin bileğini güçlendirecekti.

Buna belki, “ABD ve Batı, İran’ın işgal rejimine böyle darbeler vurmasına izin verir miydi? Bu durumda zaten ekonomik ablukaya maruz kalan İran’a geniş çaplı bir saldırı gerçekleştirmeleri karşısında İran bu saldırıya direnme gücü gösterebilecek miydi?” soruları akla gelebilir. Ama unutmamak gerekir ki şu an ABD ve Batı’yı zorlayan stratejik etkenler de basite alınamayacak niteliktedir. Ukrayna’ya silah ve teçhizat yönünden her türlü desteği vermelerine, diplomatik alanda sürekli arka çıkmalarına rağmen Rusya’ya karşı fiili bir savaşa girişmeyi kesinlikle tercih etmemelerinin sebebi de budur. Aynı şey İran’a karşı açacakları bir cephe açısından da söz konusudur. Ayrıca İran’ın Rusya’yla arasındaki işbirliği ve İran’ın Ukrayna Savaşı’nda dahi Moskova’ya tam destek vermesiyle kurmuş olduğu ittifak ABD ve Batı tehdidi karşısında değerlendirebileceği bir unsurdur.

Dolayısıyla ABD ve Batı, Filistin direnişinin askeri imkanlarının yetersizliğinden dolayı siyonist işgal rejimini ayakta tutabilmek için bu rejimin cephesinde fiili olarak yer almayı göze alsa da aynı şeyi İran karşısında göze alması ihtimali çok düşüktür. Bunu İran’ın da tahmin edeceğini düşünüyoruz. Ama İran bu sefer de elini taşın altına koymayı ve riski göze almayı tercih etmemiştir. Fiili bir karşılık bulacak stratejik operasyon yerine propaganda savaşında malzeme olarak kullanabileceği, “uçan farelerle” Siyonist işgal rejimine göstermelik bir saldırı düzenlemekle yetinmeyi tercih etmiştir.

İran’ın böyle bir tavır sergilemesi ne yazık ki Siyonist işgal rejiminin işine yaradı. Her şeyden önce Netanyahu hem siyonist toplumun hem de dünya kamuoyunun dikkatini şimdilik Gazze’den başka yöne çekme konusunda başarılı oldu. “İran tehdidi”ni göstererek siyonist toplumun işgal hükümetine yönelik tepkilerinde dile getirdikleri taleplerin “işgal rejimi” açısından ciddi riskler oluşturduğu ve bu taleplerin şimdilik askıya alınması gerektiği tezinde kullanabileceği malzemeyi oluşturması fırsatı doğmuş oldu.

Buna karşılık Siyonist işgal ordusunun caydırıcı gücünü kaybettiği konusundaki yorumların önünü kesmek amacıyla İran’a yönelik tehditlerinin sonuç verdiği, saldırıları karşısında İran’ın kendisine karşı çok fazla bir şey yapamadığı söylemini kullanması için de yeterince malzeme oluşmuş oldu.

İran aslında Siyonist işgal rejiminin saldırgan tutumu karşısında ona ağır darbe vurmak için doğan fırsatı değerlendirmemek suretiyle Irak ve Afganistan’da uluslararası güçlerle işbirliğinden, Suriye’de bilfiil katliama iştirak etmekten kaynaklanan itibar kaybını kısmen de olsa telafi etme fırsatını kaçırmıştır. Gerçi İran’ın işgal rejimine karşı sergileyeceği ve sergilediği tutum onun Suriye’deki katliama iştirakinden, Irak ve Afganistan’daki kirli ilişkilerinden kaynaklanan suç dosyalarının üstünü örtemez. Ama Filistin halkına karşı vahşetinin zirveye tırmandığı sırada işgal rejimine vurulacak darbeler kitleler nazarında olumlu bir havanın oluşmasına ve toplumların yönelimlerinde etkili olacak propaganda araçlarından yararlanılması bu olumlu havanın değerlendirilmesine imkan verebilirdi.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul