23 Şubat 2024 - Cuma

Şu anda buradasınız: / FİLİSTİN AĞLADI
FİLİSTİN AĞLADI

FİLİSTİN AĞLADI Duran Çetin

 

Âlemler ağladı, gözyaşı aktı, yağmur olup yağdı enkazın üstüne; Şifa Hastanesi’nin bahçesine, okullara ve sığınacak bir yerleri kalmayan çocukların ve kadınların üzerine. Bombardımana aldırış etmeden sığındıkları kuytulardan dışarı fırladı bütün çocuklar. “Rahmet” diyerek rahmete teslim olmak için. Çünkü o damlaların kendi gözyaşları olduğunun farkındaydılar. Melekûtun ve bilmediğimiz varlıkların ve insan kalanların vicdanlarından süzülüp gelen yaşlardı…

Yetim ve öksüzler çoğaldıkça çoğalmış ve sayılamaz olmuş, her gün her an bir ölüm, bir şehadet, bir kavuşma ve bu dünyadan bir ayrılma söz konusuydu. Artık hercümerç olmuş Gazze’de en yeni silahlarla katliam yapan Siyon gücü askerleri boy gösteriyor, ne buldularsa, önlerine ne geldiyse hepsini yok etmek için düğün bayram havasında saldırıyorlardı. Bir anda tanklar girdi Şifa Hastanesi’nin bahçesine. Namlular binlerce hastanın, güçsüzün, dermansızın ve annesiz babasız kalmış çocukların son sığınağı olmuş hastane binası yöneldi. Zaten günlerdir havadan bombalanmış, yıkılmış, enkaza dönmüştü şifa arayanların mekânı.

Artık hastalar, çocuklar, kimsesizler, ihtiyarlar, kadınlar ve doktorlar çaresizce beklediler. Bir imdat elinin değmesini bir yardım inmesini…

İçerde bu bekleşmeler devam ederken vahşi, barbar, insanlığını kaybetmiş robotlaşmış bir el kalktı havaya. Bu ateş emriydi. Ateş yağdı dokunulmaması gereken hastaneye.  İnsanlığını kaybetmiş zombilerin kullandığı tanklar saldırıya geçti. Tanklar bomba yağdırdı Şifa Hastanesi’ne, henüz yeni doğmuş bebeklere, daha önceki bombardımanda yaralanmış olan masum sivillere...

Masum yavrucaklar tirtir titredi, eli yüzü kan revan dillerinde kelime-i tevhid gönüllerinden dökülen cümlelerin ardına sığındılar. Kocaman gönüllerinde yer etmiş olan imanlarıyla haykırdılar:

“Burada doğduk burada öleceğiz, yetim kaldık, öksüz olduk, büyüklerimiz şehit oldu bizim için. Her yer kuşatıldı, bir yardım bile gelmiyor, yiyecek, içecek ve ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz. Ama biz inanıyoruz, Allah bir, Peygamber hak. Elbet bu yurt Müslümanlara kalacak…”

Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Müslümanların satın aldıkları ürünlerden dönen paralarla kalleşçe, sırtlanlar gibi saldıranlar da kim?

Kinlerini, silahların ucundan çıkan mermilerle saçan insanlığını kaybetmiş olanlardan başkası değil.

Yeni doğan bebekleri bomba çukurlarına gömenler, aç susuz bırakarak yaşama hakkını yok edenler, bütün gücünü kullanarak hunharca saldırmaya devam ederken bir çocuk ama büyük adamlardan daha adam olan bir çocuk şöyle haykırdı:

“Ben Filistinli çocuk, bizim gelecek için hayal kurmamıza hakkımız yok. Zaten çocukken ölüyoruz.”

Gecenin derinliğinde Gazze’nin dört bir yanı bomba sesleri ile sarsılırken binanın tuz buz olmuş yıkıntısından gelen seslere yardım edecek kimse yok. Karanlık koyulaştıkça koyulaştı, bir toz bulutu geceyi sarıp sarmaladı da hiçbir göz göremedi olup biteni. Çoğu enkaz altında kalmış sabahı görememişti. Sabahı görecek olanlar da bombaların kulakları sağır eden sesleri, ciğerleri parçalayan gazlarıyla zaten sabahı göremeyecekti. Toz bulutunun içinde bir melek gelip alıp götürdü bütün masum çocukların ve Allah'a iman ile dolmuş gönlü geniş inanmışların ruhlarını…

Sabahın aydınlığı toz duman olmuş Gazze’nin üzerine indiğinde hayatta kalan insanların yüzlerinde bir umut ışığı yansıdı. Hz. Ömer’ler ve Selahaddin’ler nefeslenmeye devam ediyordu. Bin yıllardır Müslüman yurdu olan Kudüs ve Mescid-i Aksa özgürlüğüne koşuyordu…

Cılız bir ses duyuldu yıkıntıların arasından:

“Ey Kuran’ı indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allah’ım, şu düşmanı perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl…”

Bu çağlar ötesinden yansıyıp gelen duaya “âmin” sesleri bir çığlık gibi duyuldu dünyanın dört bir yanından: Türkiye’den, Pakistan’dan, Malezya’dan, Endonezya’dan…

Bu çığlığa, “âmin”ler eşlik etti boynu bükük mazlumlardan, masumlardan ve gönlünde iman olanlardan…

Bu “âmin”ler, Filistin için savaşanların cesaretlerini artırdı, ayaklarını sabit kılıp atayurtlarını savunmak için yeniden, yine heyecanla “Allahu Ekber!” nidalarıyla Siyonistlere karşı cihada devam etti…

Bu çaresiz, masum ve mazlumların duaları geri çevrilmezdi elbet. Gelecekti zafer, gelecekti Allah'ın yardımı…

“İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.” (Âl-i İmrân, 3/124-125)

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul