23 Şubat 2024 - Cuma

Şu anda buradasınız: / BATI BLOĞUNUN İSRAİL’İ DESTEKLEME NEDENLERİ
BATI BLOĞUNUN İSRAİL’İ DESTEKLEME NEDENLERİ

BATI BLOĞUNUN İSRAİL’İ DESTEKLEME NEDENLERİ Mustafa Özcan

 

Batı alemi geçmişte Yahudilerden kurtulmak için onları defalarca sürmüş ve defalarca da katliamdan geçirmiştir.  Batı’nın Yahudilerden kurtulma nedenlerinden birisi dini farklılıktır. Hazreti İsa’ya ihanet ettiklerine inanmalarıdır. Kur’an ifadesiyle peygamberlerini öldürmeleri ve onlara isyan etmeleri ve şakilik yapmalarıdır. Bu yüzden özellikle de Katolikler arasında Tanrı’nın katilleri vasfıyla anılmışlardır.  Hıristiyanlara göre Teslis Tanrı bileşkesini ifade ediyorsa, Yahudiler bu bileşkeden Tanrı-Oğul ve Ruhul’l Kuds üçlemesinden (ekanim es selase) insanlığın günahlarından azat bulması ve kurtulması için kendini insanlık namına çarmıhta feda eden oğul sıfatıyla Hazreti İsa’yı Roma idaresine ihbar etmişlerdir. Bu suretle Mesih’e düşmanlık göstererek Hıristiyanlık algısına göre bu dünyadan göçmesini sağlamışlardır. Bu nedenle Hıristiyanlar ile Yahudilerin arasına kan davası veya Hazreti Mesih girmiştir. Bu kan davası bin yıldan fazla devam etmiştir. Martin Luther Yahudileri yeniden ağabeyler olarak tanımış ve onlara iade-i itibarda bulunmuştur.

Kilisenin Protestanlık ile Katoliklik arasında yeniden bölünmesi Batı’da Yahudilere nefes aldırmıştır. Bununla birlikte Katoliklerin Yahudilere olan düşmanlıkları anılan nedenlerden ötürü devam etmiştir.   Louis Massignon'un özendirmesi ile birlikte Katolik Kilisesi 1962-1965 yılları arasında İkinci Vatikan Konsilini toplamış ve burada Yahudilere iade-i itibar sağlanmıştır. Yine de Katoliklerin Yahudilerle barışı Protestanlık alemi gibi sıcak ve candan  olmamıştır.  Kökleşmeden bir yerde yüzeysel olarak kalmıştır.  Avrupa’da Yahudilerin yaşamını olumlu yönde etkileyen gelişme, sadece kilisenin anlayışının değişmesi değil aynı zamanda din-dünya ilişkilerinde de yaşanan köklü değişimdir. Laiklik zemin kazandıkça dinin kıta üzerindeki etkisi ve tekeli kırılmış ve onun yerini dünyevi değerler almıştır. Laikliğin gelişmesiyle birlikte dinin yeri tali hale gelmeye başlamıştır. Yüzeye dünyevi değerlerle birlikte (laikleşme), milliyetçilik akımları güçlenmeye ve ulus devletler ortaya çıkmaya başlamıştır.  Çok dinli ve milletli İmparatorluklar bu yeni rüzgarlara dayanamamıştır. Daha önce dini yönden dışlanan Yahudiler yeni dönemde kıtada gelişen milliyetçilik akımları nedeniyle dışlanmaya başlamışlardır. Dışlanma devam etmiş sadece nedenleri değişmiştir.  

Simon Sebag Montefiore’in Jerusalem The Biography adlı eserinde değindiği gibi Avrupa’yı saran milliyetçilik dalgası ırkların birbirine karşı husumetini körüklemiştir.(1)  

Kısaca Yahudilerin Avrupa’dan atılmalarında iki temel neden vardır:

Bunlardan birisi dini çatışmadır. Hıristiyanların Mesih’in akıbetinden Yahudileri sorumlu tutmaları ve bunun da, onlara karşı hasmane tutum takınmalarını beraberinde getirmesidir.

İkincisi ise sekülerleşme süreciyle birlikte Avrupa’yı milliyetçilik dalgası ve ideolojisinin sarmasıdır.

Dreyfus vakasıyla birlikte milliyetçi temelde yükselen yeni ayrım biçimi Yahudileri ulus devlet arayışına itmiştir. Bu arayış ise 1890’lı yıllarda ete kemiğe bürünen Siyonizm ile taçlanmıştır. Siyonizme hayat veren hususlardan birisi Hıristiyanlar arasındaki dini çalkalanmaya paralel olarak Yahudiler arasında da revizyonist dini hareketlerin hayata geçmesidir. Almanya gibi ülkelerde Yahudiler arasında revizyonist dini algılar yükselmeye başlamış ve bu da Mesih’le birlikte atalar yurduna geri dönme fikrini tadil etmiştir. Bu süreçte Mesih algısı yerine Yahudi algısı öne çıkmıştır. Kurtarıcı Mesih yerine kurtarıcı ideoloji ve halk anlayışı benimsenmiştir.  İsrail halkı önden gidecek ve Mesih’in gelişine zemin hazırlayacaktır. 

Theodor Herzl ve kuşağı Avrupa’daki durumdan Yahudiler lehine vazife çıkarmıştır. Bu iki bin yıllık süreci temsil eden diasporadan dönüş fikrini kuvvetlendirmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın akabinde Osmanlı İmparatorluğunun son nefesini vermesi Siyonizme ilk nefes olmuştur.   Ardından gelen İkinci Dünya Savaşı ve Hitler gerçeği veya algısı İsrail açısından ikinci nefes olmuştur.

Harry Truman İsrail’in kurulmasını ve diaspora dönüşünü Babil sürgününden dönüşe benzetmiştir.  Kendisini de Kiros veya Cyrus olarak bilinen Pers kralıyla mukayese etmiştir. Churchill ile Harry Truman bihakkın yeni dünyanın kurucusu sayılırlar. Her ikisinin de eli kanlı ve kirlidir.  Gereği olmadığı halde Harry Truman dünyayı korkutmak ve Amerikan caydırıcılığını pekiştirmek için Japonya’ya iki nükleer bomba atmıştır. 

Batı Emperyalizminin Aracı Milletleri

Cengaver ve cihangir devletlerin ön açıcı aracı milletleri vardır. Sözgelimi  İngiltere’nin aracı milleti genelde Hindular olmuştur. Gittikleri her yere onları da götürmüşlerdir. Papua Yeni Gine’den Kenya ve Güney Afrika’ya kadar olan geniş bölgede onların varlığına tanık oluruz.

Fransızlar da benzeri arayışlara girmişlerdir.  Napolyon Bonapart Mısır hamlesi sırasında ve sonrasında Akka’da durdurulmadan önce Yahudileri beraberinde götürmüş  ve onları aracı millet olarak  Filistin’e yerleştirmek istemiştir. Burada Yahudilerin köprübaşı tutacakları ve Fransız işgaline ve devamına müzahir olacakları varsayılmıştır..  Fransızlar bazen bunu devşirdikleri yerli unsurlardan temin ediyorlardı.  Sözgelimi bu amaçla Mısır’da Kıptileri kullanmışlardır. Kıptilerden bir kısmı bu amaca hizmet etmiş kimi de duruşlarını ve sadakatlerini değiştirmemiş, bozmamışlardır.  Fransızlar Cezayir’de ise Harki olarak anılan yerli unsurlara dayanmışlar, onları direnişçilere karşı kullanmışlardır. Bunun nedeni bu unsurların dindarlıklarının gevşek olmasından kaynaklanmıştır. Harkiler,  Fransa’nın 1962 yılında bu ülkeden çekilmesiyle birlikte ortada kalmışlar ve sığıntı haline gelmişlerdir.  Cezayir onları geri kabul etmediği gibi Fransa da entegrasyon ya da kaynaşma imkanı bulamamışlardır.  Vatansız ve kimliksiz bir toplum haline gelmişlerdir. İki arada bir derede kalmış vaziyetteler.

İsrail, Filistin’de de kimi bedevileri ayartmış ve onları askere ve silah altına almıştır. Güney Lübnan’ı işgal ederken de yine yerel unsurlara başvurmuştur. Bu cümleden olmak üzere Güney Lübnan Ordusu adı verilen unsurlar yerel güçlerden tedarik edilmiştir.  Güney Lübnan Ordusu Komutanı Antony Lahd da keza yerel unsurlardan birisidir. Onlar da 2000 yılında İsrail’in bölgeden ayrılmasıyla birlikte Harkiler gibi İsrail’e göçmek zorunda kalmışlardır.  

İsrail’in kuruluşunda ilk tuğlayı koyan İngiltere olmuştur. Arkasını ABD getirmiştir. Osmanlı da millet sistemi vardır. Ehl-i kitabın çeşitli unsurlarına iç yapılarında ve hukuk sisteminde özerklik vermiştir. Zamanla kapitülasyonlar gibi millet sistemi de güçlü devletlerin istismar kapısı olmuştur. Bu sistem güçlü devletlere Osmanlı’nın içine sızma ve el atma imkanı sunmuştur.  Sözgelimi Fransızlar Katolikleri himaye ederken Ruslar Ortodoksları gözetmişlerdir.  İngiliz Başvekili Viscount Palmerston Fransız ve Rus nüfuzunu dengelemek için Osmanlı Yahudilerine hami olmak istemiştir. (2) 

Yahudiler dini olarak sahipsizdir. Evanjelizm akımı ile birlikte Yahudileri sahiplenme dürtüsü de yeniden dini zemin kazanmıştır. Bu yakınlaşma ile birlikte zaman zaman İngiliz siyasetine ve diplomasisine Yahudiler hakim olmuştur. Bunlardan birisi de Britanyalı politikacı Benjamin Disraeli’dir.  19. yüzyıl'da birçok kez Birleşik Krallık başbakanı olmuş devlet adamıdır. Yahudi asıllıdır. 19. yüzyıl'ın ikinci yarısında Britanya siyasetinin, Liberal Partili William Gladstone ile birlikte en önemli ayağıydı. İslam dünyasına ve Osmanlı'ya karşı en amansız, sistematik hamlenin aktörleri idiler.  Sonrasında Churchill gibi isimler onların çığırlarını sürdürmüştür.

Bugün de İngiltere’nin siyasi dümeninde İngilizlerin aracı milleti ve Yahudilerin İslam’a karşı müttefikleri Hindular bulunuyor.  Hint asıllı Başbakanlık Konutu 10 Numara'nın yeni sakini Rishi Sunak, ülkenin etnik azınlıktan gelen ilk başbakanı olarak tarihe geçti.  Filistinliler lehine yapılan yürüyüşü karalayan ve bunu nefret yürüyüşü olarak takdim eden İçişleri Bakanı Suella Braverman aşırı sağı kışkırttığı gerekçesiyle Başbakan Rishi Sunak tarafından görevinden alınmıştır.  Bayan Suella Braverman, Mauritius ve Kenya'da 1960'larda göç eden Hint kökenli bir ailenin çocuğu olarak Londra'da dünyaya gelmiştir. Hukuk eğitimi aldıktan sonra avukat olarak çalışma hayatına atıldı. 2015 yılından bu yana milletvekili olan Braverman, Eylül 2022'den bu yana içişleri bakanlığı görevini sürdürüyordu.

Kısaca hem İngiltere hem de ABD’de Hint kökenliler en üst devlet kademelerinde kendilerine yer bulabiliyorlar. Yahudilerden sonra sıra Hindulara geldi. Sözgelimi, Amerikan Başkanı Jeo Biden’ın yardımcısı olan Kamala Harris Hindistan kökenli bir anne ile Jamaika asıllı bir babanın kızıdır.  Bir hukukçu olan eşi Eşi Douglas Emhoff da Yahudi kökenlidir. Bu karmada hem Hindistan hem Jamaika hem de Yahudiler bulunmaktadır.  

Barack Hüseyin Obama, Beyaz Saray’da bulunduğu günlerde dinleri araştırmak üzere kurulmuş bir kurula başörtülü bir hanım olan Dalya Mücahit’i atamıştı. Mücahit Mısır asıllı bir Amerikalı. Bir dönem Gallup’un Müslümanlarla ilgili araştırmalar yapan biriminin başında bulunuyordu. İşletme ve kimya mühendisliği eğitimi almış bu hanımın “İslam Adına Kim Konuşuyor? Bir milyar Müslüman Bunun Hakkında Ne Düşünüyor?” isimli bir de kitabı bulunuyor. Mücahit bu kitabı tam altı senede 50 binden fazla Müslüman’la görüşerek kaleme alınmış. Beyaz Saray’daki görevi süresince Mücahit benzeri bir görev yapacak ve Başkan Obama’ya Müslümanların ABD’den ne beklentileri olduğunu, ne düşündüklerini aktaracaktı. Lakin 2013 yılında Mursi'ye yapılan darbeye Beyaz Saray'ın arka çıkmasıyla birlikte Dalya ile Obama yönetiminin yolları ayrıldı. Kısaca Beyaz Saray bazen Müslümanlardan yararlansa da nihai kertede onlar lehine bir tutum takınmıyor. 

Bugün İsrail merkezli veya eksenli İslam dünyasına yönelik olarak küresel bir Ahzap kuşatmasıyla birlikte bir Haçlı saldırısı var. Haçlı saldırıları Siyonizm ile ittifak halinde sürüyor. Kısaca blok savaşlarını temsil eden Haçlı savaşları Siyonizm gibi araçlarla birlikte yoluna devam ediyor. Protestanlık. Püritenlik ve Evanjelizm ile birlikte Siyonizm sarmalı üzerinden Haçlı savaşları sektirmeden kaldığı yerden uzayıp gidiyor. 

Almanya gibi ülkelerin bu ittifaka katılmalarındaki temel saik suçluluk psikozu ile birlikte, kültürel olarak edilgenlik duygusuna kapılmak olsa gerek. Böylece katar olarak İsrail’in arkasına dizilmiş, katılmış bulunuyorlar. Ortaklık temelinde İslam nefreti yer alıyor. 

Kısaca İslamfobi Gazze meselesinde de yüzünü ve kendisini gösteriyor! Bu yüzden de toplu saldırı karşısında Filistinliler kitlelerden başka destekçi bulamıyor. Kurulu yapılar karşısında yalnız ve sahipsiz.

1-    Simon Sebag Montefiore, Jerusalem The Biography, s:450.

2-    Simon Sebag Montefiore, Jerusalem The Biography, s:397.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul