23 Şubat 2024 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ÖNEMLİ BİR UYARI!
ÖNEMLİ BİR UYARI!

ÖNEMLİ BİR UYARI! MUHAMMED İSLAMOĞLU

Kâmil mânada iman etmiş muvahhid mü'minlerin dostu, yegâne yaratan Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ'dır... Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, kendi dostları olan mü'min müslüman kullarına1 dost olup onları her türlü karanlıklardan kurtararak nûra çıkarmıştır...2 Onlara her iyiliği, güzelliği ve hayrı öğretmiş, bunların, emrolunduğu gibi işlenerek yaşanan hayatın düzenlenmesini emir buyurmuştur... Çünkü yaratmak ve emretmek, hiçbir ortağı olmayan Allah Teâlâ'ya aiddir...3

Allah Teâlâ, velîsi, yani dostu olduğu mü'min müslüman kullarının dostlarını kendilerine tanıtmış ve dostluklarının devamlı olmasını emir buyurmuştur:

"Sizin dostunuz (velîniz), ancak Allah, O'nun Rasulü, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekat veren mü'minlerdir.

Kim Allah'ı, Rasulü’nü ve iman edenleri dost (velî) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır."4

Allah, kendisine şirksiz iman eden mü'min müslüman kullarına, onlara düşman olanları da içyüzleriyle tanıtmış ve uzak durmalarını, tuzaklarına düşmemeyi, onlara karşı uyanık davranmayı emretmiştir!..

İşte, Rabbimiz Allah'ın buyrukları:

"Andolsun, insanlar içinde, mü'minlerin en şiddetli düşmanı olarak Yahudîer ve müşrikleri bulursun."5

"Ey iman edenler, Yahudî ve Hristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şübhesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez."6

"Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudî ve Hristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olmazlar. De ki: 'Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur.' Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların hevâ (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı."7

"Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri velîler edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah'tan hiçbir şey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) başka. Allah, sizi kendisinden sakındırır. Varış Allah'adır."8

"Ey iman edenler, eğer kendilerine kitab verilenlerden herhangi bir gruba boyun eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler.

Allah'ın ayetleri size okunuyorken ve O'nun Rasulü içinizdeyken nasıl oluyor da inkâr ediyorsunuz? Kim Allah'a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir."9

"Ey iman edenler, eğer inkâr eden (kâfir)lere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde gerisin geri çevirirler. Böylece büyük hüsrâna uğrayanlara dönersiniz.

Hayır, sizin mevlânız Allah'dır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır."10

Yönetimde, kanun koymada, helâl ve haram belirlemede Allah'tan başkalarını rab ve ilâh edinerek Allah'a şirk koşan müşrikler, Allah'ın gönderdiği Kitab'ı ve kendisine vahiy ettiği Rasulü inkâr eden kâfirler ile ehl-i kitab olan İslâm düşmanlarını, mü'min müslüman kullarına beyân buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ, bu dış düşmanları tanıttığı gibi iç düşmanları da tanıtmıştır... Bu iç düşmanlar, pirincin içindeki beyaz taşlara benzeyen münafıklardır!.. Dıştan müslüman görünen, fakat asla iman etmeyen tiplerdir bunlar...

Onları, şöyle tanıtıyor Rabbimiz Allah azze ve celle:

"İnsanlardan öyleleri vardır ki: 'Biz, Allah'a ve âhiret gününe iman ettik' derler, oysa inanmış değildirler.

(Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.

Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarınızdan dolayı, onlar için acı bir azab vardır.

Onlara: 'Yeryüzünde fesâd çıkarmayın' denildiğinde: 'Biz, sadece ıslah edicileriz' derler.

Bilin ki, gerçekten asıl fesâdçılar bunlardır, amma şuurunda değildirler.

Ve (yine) onlara: 'İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin' denildiğinde: 'Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim' derler. Bilin ki, gerçekten asıl kendileri düşük akıllılardır, amma bilmezler.

İman edenlerle karşılaştıkları zaman: 'İman ettik' derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: 'Şüphesiz sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.'

(Asıl) Allah, onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır.

İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır. Fakat bu alış-verişleri bir yarar sağlamamış, hidayeti de bulmamışlardır."11

"Münafıklar, sana geldikleri zaman: 'Biz, gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın Rasulüsün' dediler. Allah da bilir ki, sen elbette O'nun Rasulüsün. Allah, şübhesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.

Onlar, yeminlerini bir siper edinip Allah'ın yolundan alıkoydular. Doğrusu, ne kötü şey yapıyorlar.

Bu, onların iman etmeleri sonra inkâr etmeleri dolayısıyla böyledir. Böylece kalblerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar.

Sen onları gördüğün zaman, cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) sanki onlar, (sütûn gibi) dayandırılmış ahşap kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) her çağrıyı kendi aleyhinde sanırlar. Onlar, düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp sakının. Allah, onları kahretsin, nasıl da çevriliyorlar."12

Rabbimiz Allah, en son Rasul ve en son Nebî Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'e ve O'nun şahsında bütün mü'min müslümanlara bu beyânlarıyla, onlara düşman olanların özelliklerini açıklar ve bu düşmanlara karşı dikkatli olup onların tuzaklarına düşmemeleri için kendilerinden sakınmayı emreder...

Ve şöyle buyurur Allah Teâlâ:

"Öyleyse sen, emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.

Şüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz.

Ki onlar, Allah ile beraber başka ilâhları (ortak) kılmaktadırlar. Onlar, yakında bilip öğreneceklerdir.

Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.

Sen, Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.

Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et."13

Allah ile beraber başka rabler ve ilâhlar türetip tapınan müşrikler, Rasulullah (s.a.s.)'i çok üzüp O'na eziyet ettikleri gibi, O'nun izinden gidip Sünneti'yle amel eden mü'min müslümanları da üzüp sıkıntıya düşürmektedirler... Rasulullah (s.a.s.)'in en yakınları olan, fakat iman etmeyen, ayrıca kendisine ve iman edenlere düşman kesilenler, kinlerinde ve düşmanlıklarında çok aşırı gidip şiddet gösteriyorlardı... Onlardan birisi, Rasulullah (s.a.s.)'in amcası Ebu Leheb idi...

Kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh olmayan yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah, Rasulü Muhammed (s.a.s.)'e en çok karşı çıkıp eziyet edenlerden biri olan Ebu Leheb hakkında şöyle buyuruyor:

"Ebu Leheb'in iki eli kurusun, kurudu ya.

Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı.

Alevi olan bir ateşe girecektir.

Eşi de odun hamalı (ve)

Boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak."14

Bu ayet-i kerimelerin, şu olay üzerine inzâl edildiği beyân olunur:

İbn Abbas (r.anhuma) anlatıyor:

"(Öncelikle) en yakın hısımlarını (aşiretini) uyar." (Şuara, 26/214) ayet-i kerimesi nâzil olunca, Rasulullah (s.a.s.) Safâ tepesi üzerine çıkarak:

"Baskın var (Ya sabahah)!" diye seslendi.

(Müşrikler:)

- Bu haykıran kimdir? dediler.

(Görenler:)

- Muhammed, diye cevab verdiler.

Bunun üzerine O'nun yanına toplandılar.

Rasulullah (s.a.s.):

"Ey filân oğulları! Ey filân oğulları! Ey filân oğulları! Ey Abdi Menâf oğulları! Ey Abdulmuttalib oğulları!" diye hitabda bulundu. Onlar da, hemen Rasulullah'ın yanına geldiler.

Rasulullah (s.a.s.), onlara:

"Ne dersiniz? Size, şu dağın eteğinden birtakım (düşman) atlıların çıkıp geldiğini haber versem, beni tasdik eder misiniz?" buyurdu.

Müşrikler:

- Biz, senin hiçbir yalanını duymuş ve görmüş değiliz! dediler.

Rasulullah (s.a.s.):

"O hâlde ben size, şiddetli bir azabın önünde (o azabı haber veren) bir uyarıcıyım." buyurdu.

Bunun üzerine Ebu Leheb:

- Yazıklar olsun sana! Bizi bunun için mi topladın? dedi.

Sonra kalkıp gitti. Arkasından bu sûre nâzil oldu.15

İbn Abbas (r.anhuma) der ki:

- Bu kadın (Ümmü Cemil ismiyle meşhur olup Ebu Leheb'in karısıydı), dikenleri yüklenip getirir ve onları Rasulullah'ın yolu üzerine atardı ki, Rasulullah'ın ve Ashabının ayaklarını yaralamış olsun.16

Allah'ın, Rasulullah'ın, İslâm'ın ve mü'minlerin azılı düşmanlarından Ebu Leheb ve karısının içinde bulundukları hâlini ve âhiretteki durumlarını böyle beyân buyurdu Rabbimiz Allah Teâlâ!..

Ve diğer düşmanlar:

"Hayır, gerçekten insan azar.

Kendini mustağnî gördüğünden.

Şüphesiz dönüş yalnızca Rabbinedir.

Engellemekte olanı gördün mü?

Namaz kıldığı zaman bir kulu.

Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise.

Ya da takvayı emrettiyse.

Gördün mü? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise.

O, Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu?

Hayır, eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz.

O yalancı, günahkâr olan alnından.

O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın.

Biz de zebânîleri çağıracağız.

Hayır, ona boyun eğme (Rabbine) secde et ve yaklaş."17

Bu ayet-i kerimeler, şu olay üzerine inzâl olundu:

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Ebu Cehil:

- Muhammed, göz önünüzde yüzünü toprağa koymuyor (secdeye gitmiyor) mu? diye sordu.

Müşrikler:

- (Yüzünü toprağa) koyuyor, karşılığını verdiler.

Bunun üzerine Ebu Cehil:

- Lât ve Uzza'ya andolsun ki, şayet O'nu böyle yaparken görürsem, boynuna basıp yüzünü toprağa bulayacağım, dedi.

Sonra namaz kılan Rasulullah (s.a.s.)'in yanına, boynuna basma niyetiyle geldi. Ancak bir ânda geri geri kaçtığı ve elleriyle kendini korumaya çalıştığı görüldü.

Kendisine:

- Sana ne oldu? diye soruldu.

(Ebu Cehil:)

- O'nunla aramızda ateşten bir hendek, korkunç şeyler ve kanatlar gördüm, dedi.

Rasulullah (s.a.s.) de:

"Şayet bana yaklaşacak olsaydı melekler, onu parça parça edeceklerdi." buyurdu.

Bunun üzerine Allah:

"Hayır gerçekten insan azar.

Kendini mustağnî gördüğünden..............." ayetlerini indirdi.

Kendini mustağnî/yeterli görüp azgınlık eden kişiden kasıd, Ebu Cehil'dir. Ayette bahsedilen taraftarlardan kasıd, Ebu Cehil'in kavmidir. Zebânîlerden kasıd da, meleklerdir.18

İbn Abbas (r.anhuma) anlatır:

Rasulullah (s.a.s.), namaz kılmakta idi. Ebu Cehil geldi ve:

- Seni, bundan men'etmedim mi? Seni, bundan men'etmedim mi? Seni, bundan men'etmedim mi? dedi.

Rasulullah (s.a.s.), (namazı bitirip) dönünce, Ebu Cehil'e sert davrandı.

Bunun üzerine Ebu Cehil:

- Sen, gayet iyi bilirsin ki, Mekke'de ben(im meclisim)den daha kalabalık bir meclis yoktur! dedi.

Allah, şu ayetleri indirdi:

"O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın.

Biz de zebânîleri çağıracağız."

İbn Abbas (r.anhuma) dedi ki:

- Vallahi, Ebu Cehil meclisini çağırmış olsaydı, Allah'ın zebânîleri onu mutlaka kapacaklardı.19

Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ, bir diğer azılı İslâm düşmanını şöyle tanıtıyor:

"Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adamı) bana bırak.

Ki ben ona, alabildiğine geniş kapsamlı bir mal (servet) verdim.

Göz önünde hazır çocuklar (verdim).

Ve sayısız imkân ve fırsatları önüne serdim.

Sonra daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur).

Hayır, çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı kesin bir inadçıdır.

Onu, alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim.

Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tesbit etti.

Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?

Yine kahrolası nasıl bir ölçü koydu?

Sonra bir baktı.

Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.

Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı.

Böylece: 'Bu, yalnızca aktarılarak öğrenilen bir büyüdür' dedi.

'Bu, bir beşer sözünden başkası değildir.'

Ben onu, cehenneme sürükleyip atacağım.

Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin?

Ne alıkoyar, ne bırakır.

Beşere dilicesine susamıştır.

Onun üzerinde ondokuz var."20

Bu ayet-i kerimelerin inzâline sebeb olan olay, kaynak eserlerde şu şekilde yer almıştır:

İbn Abbas (r.anhuma) anlatır:

Velid b. el-Muğîre, Nebî (s.a.s.)'in yanına geldi. Rasulullah, kendisine Kur'ân-ı Kerim okudu. Sanki Kur'ân'dan etkilenip kalbi yumuşamış gibiydi. Bu durum, Ebu Cehil'e ulaşınca Velid'in yanına geldi:

- Ey amca, senin kavmin senin için bir mal toplamayı düşünüyor, dedi.

el-Velid:

- Neden? diye sordu.

Ebu Cehil:

- Onu, sana vermek için. Çünkü sen, Muhammed 'e, O'nun yanındakilerden yararlanmak için gittiğini düşünüyorlar, dedi.

el-Velid:

- Kureyş, benim aralarında malı en çok olan birisi olduğumu biliyor, dedi.

Ebu Cehil:

- O hâlde O'nun hakkında öyle bir söz söylemelisin ki bu, senin kavmine O'nu inkâr ettiğini yahud da senin O'ndan hoşlanmadığını anlatsın, dedi.

el-Velid:

- Ben ne diyeyim! Allah'a yemin olsun ki, aranızda şiirleri benden daha iyi bileniniz, şiiri ve cezimi, kasidesini, cinlerin şiirini benden daha iyi anlayıp ayırt edeniniz yoktur. Allah'a yemin ederim, O'nun söylediği sözler bunların hiçbirisine benzemiyor.

Allah'a yemin olsun ki, O'nun söylediği sözlerin bir tatlılığı vardır. Onun üzerinde bir göz kamaştırıcılığı vardır. Onun üst tarafı meyve verir, alt tarafı oldukça sulaktır. Şübhesiz ki o, en üste çıkar, onun üstüne çıkılmaz ve o, karşısına çıkanı paramparça eder, dedi.

Ebu Cehil:

- Kavmin, O'nun hakkında (olumsuz bir şey) söylemedikçe, senden hoşnut olmayacak, dedi.

el-Velid:

- Beni bırak da düşüneyim, dedi.

el-Velid, düşününce şunları söyledi:

- Bu, O'nun başkasından nakledegeldiği bir büyüden başka bir şey değildir.

Bunun üzerine:

"Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adamı) Bana bırak, ..............." buyruğu nâzil oldu.21

Allah, İslâm ve müslümanların düşmanlarının en azgınlarından olan Velid b. el-Muğîre'nin hakkında şu ayetler de inzâl olmuştur:22

"Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık

Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan).

Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkâr.

Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik.

Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye.

Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman '(Bunlar,) eskilerin uydurması masallardır' diyen.

Yakında Biz, onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız."23

"Müfessirlerin çoğunluğuna göre bu buyruklar, el-Velid b. el-Muğîre hakkında inmiştir."24

Cumhur'a göre kasd olunan, Velid b. el-Muğîre'dir. On oğlu vardı.

Onlara:

- Sizden kim müslüman olursa, onu aç bırakırım, diyordu.25

Meâlde: "Kulağı kesik" diye mânâ verilen kelime ayette: "Zenim" diye geçer.

"Testî'nin Mesâil'de bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak, İbn Abbas'a: 'Zenim' ifadesinin anlamını sordu.

İbn Abbas:

-Zinâdan olma soysuz kişi anlamındadır, dedi."26

"İmam Zâhid tefsirinde zikredilmiştir ki, Rasulullah (s.a.s.), Kureyş topluluğunda bu ayeti Velid'e okuduğunda Velid, kendisi hakkındaki bütün ayıpları kabul etti. Fakat haramzâdeliği kabul etmedi ve şöyle dedi:

- Ben, Kureyş'in efendisiyim ve benim babam bilinen bir kimsedir. Muhammed'in asla yalan söylemediğini biliyorum. Ancak bu mühim işin aslını da nasıl ortaya çıkaracağımı biliyorum.

Velid, kılıcını çekerek, annesinin yanına geldi, velhâsıl pek çok tehdidden sonra annesi itiraf etti ve şöyle dedi:

- Senin babanın kadınlar konusunda iktidarı yoktu. Onun amcasının oğulları vardı ve mirasına göz koymuşlardı. Ben de bu konudaki hased ve kıskançlığımdan dolayı filânca köleyi (çobanı) ücretle tuttum. Sen, onun oğlusun, dedi.

Kadının bu sözleriyle, Velid'in durumunun ortaya çıkması onun, Rasulullah (s.a.s.)'e karşı düşmanlığının şiddetli ve kavgasının büyük olmasına sebeb oldu."27

"Velid, Rasulullah (s.a.s.)'i yalan yere 'deli' diye tek bir isimle ayıplayınca, Allah da, onu doğru olarak on isimle adlandırmıştır. Rasulullah (s.a.s.)'e kötülük yapanı on katıyla cezâlandırması, O'nun adâletindendir. O'na (Rasulullah'a) tek bir salâvat-ı şerife getirene on hasene vermesi de O'nun fazlındandır."28

En sahih kaynaklardan nakledilen bu delillerden sonra şunu beyân etmek en doğru ve hak olan bir hakikattır:

Yüz yılı aşkın bir zamandır İslâm topraklarını işgal edip parçalara bölerek ve her parçasında bir "ulus devlet" kurdurarak, halklarını İslâm'dan uzaklaştırıp, gayr-i İslâmî şirk yönetimleriyle yöneten işgalci güçlere yardım eden, destek olan, onların işgalci ömürlerini uzatan, hangi görevde olursa olsun onların ihanet içinde olduklarının farkına varanlar, onları en gizli hâlleriyle ifşâ etmelidirler!.. Onların, toplumdaki insanlar tarafından tanınmasını sağlamak, toplum nezdinde değersiz hâle getirmek, ihanetlerini engellemek ve tuğyanlarına karşı gelmek, Allah'ın kendilerine hidayet verip, bu konudaki bilgiye ulaşanların görevidir... Böylelikle uyutulanlar, uyanacak, sömürülenler kendilerine gelip haklarına sahib çıkacaktır... Gerek işgalci zalim tağutî güçleri, gerekse onların yerli uşaklarını gerçek yüzleriyle esaret altındaki insanlara delilleri ve belgeleriyle tanıtmak, mazlumların uyanışına vesile olacağından, bu görevin ötelenmemesi ve ihmal edilmemesi ânın vâcibidir... Mazlumlar uyanacak, İslâm üzere birlik ve beraberliklerini sağlayacak, güç birliği yapıp zalim egemenlerden hesab soracak!.. Böylelikle, esaretten kurtulup özgürlüklerine kavuşacaklar inşaallah!..

"Aklını kullanan bir topluluk için."29

  1. Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Haberiniz olsun, Allah'ın velîleri (dostları), onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.

Onlar, iman edenler ve (Allah'dan) sakınanlardır.

Müjde, dünya hayatında ve âhirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur." Yunus, 10/62-64.

  1. Yegâne İlâhımız Allah azze ve celle şöyle buyurdu:

"Allah, iman edenlerin velîsi (dostu ve destekleyicisi) dir... Onları karanlıklardan nûra çıkarır." Bakara, 2/257.

  1. Bkz. A'râf, 7/54.
  2. Mâide, 5/55-56.
  3. Mâide, 5/82.
  4. Mâide, 5/51.
  5. Bakara, 2/120.
  6. Âl-i İmrân, 3/28.
  7. Âl-i İmrân, 3/100-101.
  8. Âl-i İmrân, 3/149-150.
  9. Bakara, 2/8-16.
  10. Münafikun, 63/1-4.
  11. Hicr, 15/94-99.
  12. Mesed/Tebbet, 111/1-5.
  13. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.89, Hds.355-356.

Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B.361, Hds.495.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.90, Hds.3584.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hasan Yıldız, vdğ.İst.2014, c.15, sh.317, Hds.22011.

İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst.2011, c.10, sh.596, Hds.11650.

İmam Ebu'l-Hasan Ali b. Ahmed el-Vâhidî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Necati Tetik- Necdet Çağıl, İst.2019, sh.467-468.

Celâleddin es-Suyutî, Esbâbu'n-Nüzûl, çev. Abdulcelil Alpkıray, İst.2015, sh.592.

Abdulfettah el-Kâdî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Doç Dr. Salih Akdemir, Ank.1986, sh.431.

  1. Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya- Kerim Aytekin, İst.1996, c.9, sh.264.

Celâleddin es-Suyutî, Esbâbu'n-Nüzûl, sh.593.

  1. Alak, 96/ 6-19.
  2. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.17, sh.286, Hds.24937.

Sahih-i Müslim, Kitabu Sıfati'l-Münafıkın, B.6, Hds.38.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.83, Hds.3568.

İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, c.10, sh.579, Hds.11619.

Celâleddin es-Suyutî, Esbâbu'n-Nüzûl, sh.575.

Abdürrezzâk b. Hemmâm es-San'ânî, Tefsiru'l-Kur'ân, çev. Kasım Koç, vdğ.İst.2023, c.5, sh.556-557.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsir bi'l-Me'sûr, çev. Hüseyin Yıldız, İst.2012, c.15, sh.504. Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Munzir'den.

  1. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.83, Hbr.3569.

İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, c.10, sh.580, Hbr.11620.

el-Vâhidî, Esbâb-ı Nüzûl, sh.456.

Celâleddin es-Suyutî, Esbâbu'n-Nüzûl, sh.576.

Abdulfettah el-Kâdî, Esbâb-ı Nüzûl, sh.421.

  1. Müddesir, 74/11-30.
  2. Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale's-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst.2013, c.5, sh.642, Hbr.3926.

Beyhakî, Delâilu'n-Nübüvve, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2017, c.1, sh.541-542.

el-Vâhidî, Esbâb-ı Nüzûl, sh.441-442.

Celâleddin es-Suyutî, Esbâbu'n-Nüzûl, sh.548.

Abdulfettah el-Kâdî, Esbâb-ı Nüzûl, sh.410.

  1. Bkz. Abdulfettah el-Kâdî, Esbâb-ı Nüzûl, sh.404.
  2. Kalem, 68/10-16.
  3. İmam Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi'l-Kur'ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst.2003, c.17, sh.546.
  4. İmam Nesefî, Nesefî Tefsiri, çev. Şerafettin Şen, vdğ.İst.2011, c.10, sh.340.
  5. Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr, c.14, sh.578.
  6. İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu'l-Beyân, çev. İbrahim Tüfekçi, İst.2016, c.22, sh.113.

İmam Nesefî, Nesefî Tefsiri, c.10, sh.341.

  1. İmam Nesefî, Nesefî Tefsiri, c.10, sh.342.

İbn Acîbe el-Hasenî, Bahru'l-Medîd fî Tefsiri'l-Kur'âni'l-Mecîd, çev. Doç. Dr. Dilaver Selvi, İst.2014, c.10, sh.268.

  1. Ra'd, 13/4.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul