23 Şubat 2024 - Cuma

Şu anda buradasınız: / HESABA ÇEKİLMEK
HESABA ÇEKİLMEK

HESABA ÇEKİLMEK ABDULLAH DÂİ

 

Enes b. Malik (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allah, her çobanı kendi sürüsünü kaybetti mi, korudu mu diye hesaba çekecektir. Hattâ kişi, kendi evinin halkından bile hesaba çekilecektir.”1

Her çoban, güttüğü sürüsünün yöneticisidir ve ondan sorumludur... Her yönetici de onun gibi olup yönettiklerinden sorumlu olup ondan hesaba çekilecektir... Allah Teâlâ, yeryüzünde belli bir insan kitlesini onun yönetimine vermiş ve onun bu makama gelmesini takdir buyurmuştur... O yöneticiye verilen bu imkânı nasıl kullandığının hesabı sorulacaktır... Yönettiği halka âdil mi davrandı, yoksa onlara zulüm mü etti!.. Elbette inceden inceye hesap verecektir... Zerre kadar hayır işleyen onun karşılığını göreceği gibi, zerre kadar şerr, yani kötülük işleyen de onun karşılığını görecektir...2

Muvahhid ailenin yöneticisi olan muvahhid mü’min kişi de kendi ev halkına nasıl davrandıysa, ondan hesaba çekilecektir... Allah’ın emri, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere akdedilen nikâh ile kurulan İslâm ailesinin kurucu ferdleri, şahidler huzurunda bağlı kalacaklarına söz verdikleri nikâh şartlarına bağlı kalıp kalmadıklarından mutlaka hesaba çekilecek ve ona göre muamele edilecektir... İslâm ailesinin mü’min müslüman ferdleri olan erkek ve kadın, bu sözleşmeye tâbi olmakla mükelleftir... Allah’ın emri ve Rasulullah (s.a.s.) Sünneti’ne riâyet edeceklerine dair verdikleri sözlerinde sadık oldukları takdirde, yani bu İslâm ailesinde ne erkeğin, ne de kadının hevâ ve hevesleri geçerli olmayacak, ancak Allah ve Rasulü’nün sözü, yani hükmü egemen olup ona göre teslimiyet gündeme gelip hayat sürülecektir... Allah’ın ve Rasulullah (s.a.s.)’in hükmüne itaat edilerek devam eden İslâm ailesinin hayatında, ferdlerin arasında herhangi bir anlaşmazlık gündeme gelirse, onun çözümü yine Allah’a ve Rasulü’ne havale edilecek, çıkan sonuca hiçbir tereddüd edilmeden tâbi olunup itaat gerçekleşecektir... Allah’a ve âhiret gününe katıksız iman eden aile ferdleri için böyle davranmak, imanlarının gereği olup en hayırlı ve sonuç bakımından en güzel olandır...3

Allah’ın emri, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere kurulup devam eden, uygulamada ferdlerden kaynaklanan anlaşmazlıklar, yine aynı yol ile çözüme kavuşturulan ve ailedeki hayrın önündeki engellerin kaldırıldığı, böylece İslâmî hayatın devamının sağlandığı bu Tevhidî mü’minlerin yuvasında huzur ve mutluluktan başkası yer alamaz...

Katıksız imanlarının gereği Allah’a ve Rasulullah (s.a.s.)’e itaat etmede bir noksanlık gündeme getirmeyenlerin kurtuluşa ve mutluluğa erdiklerini beyân buyuran Allah Teâlâ’dır:

“Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman mü’min olanların sözü: ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte felâha kavuşanlar bunlardır.

Kim Allah’a ve Rasulü’ne itaat ederse ve Allah’dan korkup O’ndan sakınırsa, işte kurtuluş ve mutluluğa erenler bunlardır.”4

İslâm ailesinin mü’min müslüman ferdlerinde bu iman, bu teslimiyet ve bu güzel ahlâk olduktan sonra, ailelerindeki huzuru ve mutluluğu bozmaya çalışan en büyük düşman şeytan5 ile yandaşlarının vermeye çalıştıkları zararlarını rahatça bertaraf edebilirler... Şeytandan ve yandaşlarından gelen vesveselerden yegâne Rab ve İlâh Allah’a sığınır, böylece onların hileli tuzaklarına düşmemiş olurlar...

“Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğvâ) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.

(Allah’tan) sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip anarlar) sonra hemen bakarsın ki, görüp bilmişlerdir.”6 diye buyuran Rabbimiz Allah, şöyle duâ edip O’na sığınmamızı emrediyor:

“Ve de ki: ‘Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım.

Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim.”7

Gerek cinlerden, gerekse insanlardan olsun, muvahhid bir aileye karşı düşman olup onun parçalanarak dağılmasını isteyen ve bu kötü isteğinde ısrarcı olup çalışan şeytanlaşmışlardan yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ’ya sığınılmalıdır... Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in ümmetine öğrettiği gibi davranmalı ve ihlâs ile Sünnet’e sarılmalıyız... Bizim öğreticimiz ve eğiticimiz Rasulullah (s.a.s.)’dir...

Cabir b. Abdillah (r.anhuma) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Allah beni, zorlaştırıcı ve şaşırtıcı değil, lâkin öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi.”8

Rasulullah (s.a.s.), kendisine Allah tarafından vahiy edilen hayat kitabımız Kur’ân-ı Kerim’i hayata uygularken, bir öğretici ve bir eğitici olmanın zirvesinde en ince durumlarına kadar anlatarak fiilî Sünneti’yle de bizzat göstermiştir... Hayat nizâmı İslâm’da hayat ile ilgili her şey gündeme gelmiş, hiçbir noksanlık söz konusu olmamış, kıyamete kadar neye ihtiyaç var ise ümmete beyân edilmiştir...

Rabbimiz Allah azze ve celle: “Ondan sükûn bulup durulmanız için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.”9 diye buyurmakta ve düşünebilen bir kavmin idrakına sunmaktadır... Kendi cinslerinden onlara eşler yaratmış, birlikte yaşama huzuru bulacakları ve mutlu olacakları eşler arasında sevgi ve merhamet duyguları koymuş, onları birbirine muhtaç kılmış, dünya hayatının devamını sağlayacak yapıda fıtratlarına uygun bir nizâm beyân buyurmuştur...

Rableri Allah tarafından aralarında sevgi ve merhamet konulmuş mü’min erkek ile mü’min kadınlar bununla beraber ayrıca aralarındaki bağı çok daha kuvvetli kılan katıksız iman bağıyla birbirine bağlanmış, dinde iman kardeşleri ve velîler olmuşlardır...

“Mü’minler ancak kardeştirler.”10

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velîleridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Rasulüne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”11

Aile reisi, yani yöneticisi olan muvahhid mü’min erkek, eşi olan muvahhide mü’mineye karşı, Rabbi Allah’ın aralarında kıldığı sevgi ve merhametle beraber kopmaz sapasağlam olan iman bağıyla bağlanır, böylece İslâm ailesini koruma altına alır...

Cabir b. Abdillah (r.anhuma)’nın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Kadınlar hakkında Allah’dan korkun! Çünkü siz onları, Allah’ın emriyle aldınız ve onları Allah’ın kelimesiyle kendinize helâl kıldınız.”12

Muvahhid ailenin reisi olan mü’min erkek, Allah’ın bir emanet olarak alıp kabul ettiği eşini ve her ikisinden meydana gelen çocuklarını her türlü kötülükten korumak ve her çeşit iyiliklerle donatmakla mükelleftir... Bu ertelenmez ve ötelenmez görevini asla ihmal etmemeli, bütün imkânlarını kullanarak yerine getirmelidir...

Rabbimiz Allah:

“Ey iman edenler, kendiniz ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Üzerinde oldukça sert, gülü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.”13

Katıksız iman eden müuvahhid mü’min, bir İslâm ailesinin reisi olarak önce kendisini, sonra en yakınları olan aile ferdlerini cehennemden korumalıdır... O cehennem ki, yakıtı insanlar ve taşlardır...

İnsanı, Allah’ın izni ve rahmetiyle cehennemden koruyucu olan şirksiz iman ile Sünnet üzere salih ameldir... Allah Teâlâ’nın kullarına yasak kıldığı şeylerden uzaklaşarak, onlardan korunarak, Allah’a itaatkâr bir kul olarak emredilen salih amelleri, Rasulullah (s.a.s.)’i örnek edinerek işlemek sûretiyle cehennemden korunulur...

Mü’min müslüman şahsiyet, önce kendisine, sonra aile ferdlerine hayrı emredip şer olanı yasaklamalı, hayat nizâmı İslâm’ı öğrenip onu, imkânlar nisbetince hayat hakim kılmalı ve böylece, yakıtı insanlar ile taşlar olan cehennemden korunulmuş olunur...

Hayat kitabımız Kur’ân’da, Rabbimiz Allah Teâlâ kimlerin cehennemi hak edip oraya gireceklerini beyân buyurmuştur... Onlardan bazılarını burada hatırlayalım:

“Onlar, Kitabı ve Rasullerle gönderdiğimiz şeyleri yalanladılar. Artık yakında bileceklerdir.

Boyunlarında demir halkalar ve (ayaklarında) zincirler olduğu hâlde sürünecekler...

Kaynar suyun içinde, sonra ateşte tutuşturulacaklar.

Sonra onlara denilecek: ‘Sizin şirk koştuklarınız nerede?’

Allah’ın dışında (taptıklarınız).’

Dediler ki: ‘Bizi bırakıp kayboluverdiler. Hayır, biz önceleri (meğer) hiçbir şeye tapar değilmişiz.’ İşte Allah, kâfirleri böyle şaşırtıp saptırır.

İşte bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarıp azmanız ve azgınca ölçüyü taşırmanız dolayısıyladır.

İçinde ebedî kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Artık mütekebbirlerin konaklama yeri ne kötüdür.”14

“Gerçekten siz de, Allah’ın dışında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz. Siz ona varacaksınız.

Eğer onlar (gerçek) ilâhlar olsalardı, ona girmeyeceklerdi. Oysa onların tümü içinde temelli kalıcıdırlar.”15

“(Allah buyruk verir:) ‘Onu tutuklayıp hemen bağlayın.

Sonra çılgın alevlerin içine atın.

Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin.

Çünkü o, büyük olan Allah’a iman etmiyordu.”16

“İnkâr eden (kâfir)ler, cehenneme bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: ‘Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bu günle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran Rasuller gelmedi mi?’ Onlar: ’Evet’ dediler. Ancak azap kelimesi kâfirlerin üzerine hak oldu.

Dediler ki: ‘İçinde ebedî kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür.”17

“Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir.

Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

Kendileri de onların izleri üzerinde koşturup duruyorlardı.”18

“Ateş halkı, cennet halkına seslenir: ‘Bize, biraz sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın.’ Derler ki: ‘Doğrusu Allah, bunları inkâr edenlere haram (yasak) kılmıştır.’

Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve Bizim ayetlerimizi yok sayarak tanımadıkları gibi, Biz de bugün onları unutacağız.”19

“Doğrusu o zakkum ağacı,

Günahkâr olanın yemeğidir.

Erimiş maden gibi karınlarında kaynar durur.

Kaynar suyun kaynaması gibi.

‘Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin.

Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün.

(Azabı) tat, çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun.”20

“Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındandırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.”21

“Sizden kim dininden geri döner ve kâfir olarak ölürse, artık onların (mürtedlerin) bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, âhirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır.”22

“Suçlu günahkârlara (sorarlar:)

‘Sizi, şu cehenneme sürükleyip iten nedir?’

Onlar: ‘Biz namaz kılanlardan değildik’ dediler.

‘Yoksula yedirmezdik.

(Bâtıla ve tutkulara) dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik.

Din (hesap ve cezâ) gününü yalan sayıyorduk. Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı.’

Artık, şefaat edenlerin şefaatı onlara bir yarar sağlamaz.”23

Zikredilen ayetlerden apaçık anlaşılan odur ki cehenneme, müşrikler, kâfirler, münafıklar, mürtedler ve günahkârlar gireceklerdir...

Muvahhid mü’min aile reisi, kendisini, eşini ve çocuklarını böyle durumlardan koruyacak, imana şirk ve küfür bulaştırmayacak, emrolunduğu gibi dosdoğru davranıp Sünnet üzere salih amel işlemeye devam edecekler... Dünya hayatları boyunca cehennemliklerden olmamak için gerek akîde, gerek amel konularında hassas davranıp şeytanın ve şeytanlaşmışların saptırmasından alabildiğince uzak duracak, onlara asla meyletmeyecekler... Kim olursa olsun zulüm işleyenlere asla eğilim göstermeyecek, aksine onları zulümden alıkoymaya bütün gücüyle gayret edecektir!.. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenlerin zalimlerin tâ kendisi olduğunu24 asla unutmayacak, onlardan uzak düşecek, kendilerine hiçbir şekilde destek vermeyecektir... O zalimlere yardımcı olup kendilerine meyletmenin ateşi, yani cehennemi hakketmenin sebebi olduğunu hiç hatırdan çıkarmayacaktır...25

“Ehline (ailene/ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz, senden rızık istemiyoruz, Biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır.”26

Aile halkına namazı, yani Allah azze ve celle’ye tam teslimiyet ile itaati emreden mü’min müslüman aile reisi, kendisi de aynı şekilde Allah’a tam teslimiyet ve itaatı yerine getirmeli, kendisini ve ailesini itaatsizlikten korumalı, isyandan sakındırmalıdır...

Sabit (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.)’in başına herhangi bir sıkıntı geldiği zaman ailesine:

“Ey ailem, namaza, namaza” diye seslenirdi.

Sabit (r.a.) der ki:

- Peygamberler bir musibetle karşılaşınca namaza sığınırlardı.27

Abdullah b. Selâm (r.a.) anlatır:

Rasulullah (s.a.s.)’in ailesi sıkıntıya düşünce, onlara namaz kılmalarını emreder ve : “Ehline namazı emret ve onda kararlı davran.” (Taha, 20/132) ayetini okurdu.28

Huzeyfe (r.a.) der ki:

- Rasulullah (s.a.s.), bir sıkıntı ile karşılaşınca namaz kılardı.29

Hicrî on beşinci, milâdî yirmi birinci asırda yüz yılı aşkın bir zamandır toprakları egemen zalim tağutî güçler tarafından işgal edilip esaret hayatına mahkum edilen müslüman kitleler, egemenlerin bütün zulüm ve baskılarına, onca olumsuz şartlara rağmen, İslâm ailesini korumaya çalışmak, akidelerinin sağlam kalmasına, salih amellerinin devamının sağlanmasına ve ahlâklarının bozulmamasına gayret etmek, muvahhid mü’min aile reisinin vazifesidir...  Ev halkı olarak kendi içlerinde Allah’ın emir ve yasaklarına azamî derecede riâyet etmeye çalışırken, evlerinin dışında ve şirk kanunlarının egemen olduğu toplumsal hayatta da bu tavırlarını devam ettirmeye gayret ederler...

Egemen işgal güçlerinin şirk kanunları gereği düzenlenen toplumsal hayatın kötülüklerinden korunmaya gayret eden muvahhid ailenin ferdleri, mutlaka birbirlerini denetlemeli, herhangi bir yanlışlık gördüklerinde, merhametli bir mü’min tavrıyla onu düzeltmeli, birbirlerine karşı duydukları saygı ve sevgiden hiçbir şeyi noksan etmeden “emr bi’l-ma’ruf ve nehyi ani’l-münker” görevlerini yerine getirmelidirler...

Âişe (r.anha) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Sizin en hayırlınız, ailesine en hayırlı olanınızdır. Aileme karşı da sizin en hayırlı olanınız benim.”30

Her hâliyle, merhamet olunmuş ümmetine en güzel örnek olan Rasulullah (s.a.s.) böyle buyuruyor! Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha), O’ndan bu hadisi rivayet ediyor... Şahid, vasat ve hayırlı ümmetin en hayırlı nesli olan Ashab-ı Kirâm’a hitap ediyor Rasulullah (s.a.s.): “Sizin en hayırlınız, ailesine en hayırlı olanınızdır!”

En hayırlı neslin en hayırlısı, kendilerinden sorumlu olduğu aile halkına en hayırlı olandır... Onların yetişmesi, edeplenmesi, eğitilmesi ve öğretilmesi konusunda, Allah’ın razı olduğu hayırlı kullar olmaları için gayret gösteren aile reisi, hayırlıların en hayırlısı olan bir mü’min şahsiyettir... Gerek kendisini, gerekse aile ferdlerini, önce şirk ve küfrün her türlüsünden, sonra fısk, fücûr, fitne, gurur, kibir, riyâ ve ibadetleri terk etmek gibi hatalardan ve günahlardan korumalıdır... Onları eğitirken, onlara öğretirken en güzel bir üsûl ve üslûp kullanmalı, onlara müjde vermeli, korkutmamalı, kolaylaştırmalı, zorlaştırmamalıdır!..

Kendi çekirdek ailesinin eğitim ve öğretimiyle, terbiyesi ve edebiyle uğraşırken, ümmet ailesi konusunda üzerine düşen vazifesini unutmamalı, yerli yerince olması gerekeni yapmalı ve şu ilâhî emirleri hayata hakim kılmak için diğer mü’min müslüman kardeşleriyle beraber hareket etmelidir:

“Ey iman edenler, Allah’dan sakının ve sadıklarla beraber olun.”31

“Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”32

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.”33

“Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”34

Muvahhid ailenin ferdleri, diğer İslâm ailelerinin iman ehli olan ferdleriyle mutlaka bir araya gelip İslâmî vahdeti gerçekleştirmeli, birbirinden kuvvet almalı, dayanışmalı ve işgal kuvvetlerin egemenliklerinden kurtulmanın çârelerini araştırıp gerekeni yerine getirmeli!.. Eğer işgalci egemen tağutların esaretinden kurtulmayı gündeme getirmez, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen zalimlerden bir zalime rıza gösterir, ona destek verir, “bu ehven-i şerrdir”, yani zalimdir, amma az zulmeden bir zalimdir, diğer zalimler gibi değildir gibi bir anlayışla hareket edecek olurlarsa, yakın bir zamanda aileleri parçalanır, oğluna, kızına ve ehline söz geçiremez olurlar!.. “Küfre rıza, küfür” olduğu gibi, “zulme rıza da zulümdür!..”

Ve yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ buyurdu:

“Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka velîleriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.”35

“Allah’tan içi titreyerek korkan öğüt alır düşünür.”36

  1. İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Hasan Yıldız, İst. 2011, c. 8, sh. 374, Hds.9129.

İmam Nesâî, Hadislerle Kadın-İşretü’n-Nisâ, çev. Hanefi Akın, vdğ. İst. 2017, c. 2, sh. 260, Hds.294.

İbn Hibbân, Sahih-el-İhsân fi Takribi Sahih-i İbn Hibbân-, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, c. 5, sh. 571, Hds. 4493.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 8, sh. 233, Hds. 8212.

  1. Bkz. Zilzal, 99/7-8.
  2. Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Rasul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve Rasulü’ne döndürün. Şayet Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.” Nisa, 4/59.

  1. Nur, 24/51-52.
  2. Yegâne ilâhımız Allah azze ve celle şöyle buyurdu:

“Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helâl ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekten o, sizin için apaçık bir düşmandır.

O, size yalnızca, kötülüğü, çirkin hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” Bakara, 2/168-169.

“Gerçek şu ki şeytan, sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin.” Fatır, 35/6.

  1. A’râf, 7/200-201.
  2. Mü’minun, 23/97-98.
  3. Sahih-i Müslim, Kitabu’t-Talâk, B. 4, Hds. 29.

İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, c. 8, sh. 391, Hds. 9165.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hasan Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 12, sh. 614-615, Hds. 18229.

  1. Rum, 30/21.
  2. Hucurat, 49/10.
  3. Tevbe, 9/71.
  4. Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Hacc, B. 19, Hds. 147.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Menâsik, B. 56, Hds. 1905.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Menâsik, B. 84, Hds. 3074.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’l-Menâsik, B. 34, Hds. 1857.

  1. Tahrim, 66/6.
  2. Mü’min, 40/70-76.
  3. Enbiya, 21/98-99.
  4. Hakka, 69/30-33.
  5. Zümer, 39/71-72.
  6. Saffat, 37/68-70.
  7. A’râf, 7/50-51.
  8. Duhan, 44/43-49.
  9. Nisa, 4/145.
  10. Bakara, 2/217.
  11. Müddessir, 74/41-48.
  12. Bkz. Mâide, 5/45.
  13. Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’dan başka velîleriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.” Hud, 11/113.

  1. Taha, 20/132.
  2. Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 3, sh. 669, Hds. 2915.

İmam Ahmed b. Hanbel, Kitabü’z-Zühd, çev. Mehmed Emin İhsanoğlu, İst. 1993, c.1, sh. 24, Hds. 48.

İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, c. 7, sh. 199, Hds. 4586. İbn Ebî Hâtim’den.

  1. Beyhâkî, Şuabu’l-İman, c. 7, sh. 666, Hds. 2911.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 9, sh. 534, Hds. 1060.

  1. Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 3, sh. 667, Hbr. 2913.
  2. Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Menâkıb, Hds. 4148.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’n-Nikâh, B. 50, Hds. 1977.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’n-Nikâh, B. 55, Hds. 2265.

İbn Hibbân, Sahih, c. 5, sh. 349, Hds. 4177. sh. 354, Hds. 4186.

  1. Tevbe, 9/119.
  2. Enfal, 8/46.
  3. Âl-i İmrân, 3/109.
  4. Âl-i İmrân, 3/139.
  5. Hud, 11/113.
  6. A’lâ, 87/10.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul