23 Şubat 2024 - Cuma

Şu anda buradasınız: / BUHÂRÎ’NİN SAHÎH’İNDEKİ TİTİZ SEÇİCİLİK (İNTİKÂ) METODU
BUHÂRÎ’NİN SAHÎH’İNDEKİ TİTİZ SEÇİCİLİK (İNTİKÂ) METODU

BUHÂRÎ’NİN SAHÎH’İNDEKİ TİTİZ SEÇİCİLİK (İNTİKÂ) METODU Dr. HALİL İBRAHİM KUTLUAY

 

1.Giriş

İmam Muhammed b. İsmâil el-Buhârî’nin (ö.256/870) seçiciliği, titizliği ve ilmî ölçülerdeki hassasiyeti sebebiyle telif ettiği şaheseri Sahîhu’l-Buhârî, ümmetin âlimlerinin büyük çoğunluğu tarafından tarih boyunca takdirle yâd edilmiş, eserdeki muttasıl hadislerin sahîh olduğu hususunda muhaddislerin büyük çoğunluğu ittifak etmiştir. 

Bu durum, Nesâî (ö.303/915), Ebû İshak el-İsferayînî (ö.418/1027), Ebû Nasr es-Siczî (ö. 444/1052), İmamu’l-Haremeyn el-Cüveynî (ö.478/1085), Ebû Tahir es-Silefî (ö.576/1180), İbnü’s-Salâh (ö. 643/1245), Muhyiddîn en-Nevevî (ö.676/1245), Salahaddîn el-Alâî (ö.761/1360), İbn Haldûn (ö.808/1406) ve Şah Veliyyullah ed-Dihlevî (ö.1176/1762) gibi âlimler tarafında “icma” ifadesiyle nitelendirilmiştir.[3]

Buhârî, Sahîh’ine aldığı hadisleri hangi şartlara göre seçtiğini açıkça zikretmemişse de; kendi hocasından sahâbî râviye varıncaya kadar son derece güvenilir muhaddisler tarafından muttasıl bir isnad ile nakledilen rivâyetleri kitabına almayı prensip edindiği açıkça görülmektedir.[4]

Buhârî’nin Sahîh’ini telif ederken izlediği yöntem ve metot, Hadis Tarihi boyunca ilim erbabının dikkatini çekmiş, Buhârî’nin yazılı olarak belirtmediği bu yöntem ve metodun tesbiti konusunda ciddî çalışmalar yapılmıştır. Buhârî’nin Sahîh’inde izlediği sübûtü’l-lika/râvi ile üstadı arasında görüşmenin sabit olması, hadisleri nakil konusunda usûl/temel rivâyetler ve mütâbeât/destekleme rivâyetleri arasında farklı tercihler sergilemesi ve hadis râvilerinin hadislerini nakletmede intikâ’/seçicilik metodu uygulaması Buhârî’ye özel müstesna ilmî metotlar olarak kabul edilmiştir.

      

            2. Buhârî’nin İntikâ’/Seçicilik Metodu

İntika/seçicilik, Hadis ilimlerinde iki ayrı anlamda kullanılmaktadır:

1. Muhtelif hadis kitaplarında ihtiyaç duyulan hadisleri derleyerek hadis kitabı yazma usulü,

2. Hocadan alınması arzu edilen hadislerin önceden seçilmesi.[5]

Daima sika/güvenilir râvilerden hadis nakletmeye özen gösteren Buhârî’nin Sahîh’inde izlediği intikâ’/seçicilik metoduna göre; bazı özel sebeplerle sika/güvenilir olmayan bazı râvilerin hadislerini az da olsa Sahîh’inde naklettiği, ama bu çeşit hadisleri “özenle seçerek” naklettiği görülmektedir.

Buhârî, rivâyet ilminde olduğu kadar dirâyet ilminde de zirve şahsiyetlerden biri olup cerh ve ta’dildeki tartışılmaz seviyesi sebebiyle hadis otoriteleri tarafından ilke ve prensipleri takdirle karşılanmış olan büyük bir hadis âlimidir. Buhârî, yıllar süren telif süreci içerisinde büyük bir itina ile derlediği Sahîh’inde muttasıl senedlerle zikrettiği rivâyetler arasında zayıf hadis rivâyet etmemek için azamî gayret göstermiş, ilim erbabının şehadetiyle bu gayretinde muvaffak olmuştur.

 

             2.1. Buhârî’nin Sahîh’indeki Rivâyetleri Usûl ve Mütâbeât Olarak Tanzim Etmesi

             Buhârî’nin Sahîh’indeki rivâyetlerin usûl/temel hadisler ve mütâbeât/destekleme hadisleri olmak üzere ikiye ayrıldığı bilinmektedir. Eserinde usûl adı verilen temel rivâyetlerde kesinlikle sika râvilerden rivâyette bulunmaya özen gösteren Buhârî, mütâbeât, şevâhid ve muallakâtta yine güvenilir râvilerden rivâyette bulunsa da bu râvilerin güvenilirlik derecesinin usûl kısmındaki râviler kadar güçlü olmadığı belirtilmektedir.[6]

             Buhârî’nin Sahîh’inde hadislerine sadece mütâbeât kısmında yer verdiği râvilerin de “çok zayıf” olmadıkları, zayıflığına tahammül edilebilecek olan râviler oldukları değerlendirilmiştir. Nitekim Ebû Bekr el-Hazimî’ye (ö.584/1188) göre; Buhârî ve Müslim’in kendilerine bir çeşit zayıflık nisbet edilen bazı râvileri Sahîh’lerine aldıkları açıkça görülmektedir. Ancak bunların zayıflığı, hadisleri reddedilecek dereceye ulaşmamıştır.[7]

             Ebü’l-Hasen Ali b. Mufaddal el-Makdisî (ö.611/1214) de aynı görüşü paylaşmak üzere şu ifadeyi kullanmaktadır: “Sahîh-i Buhârî’deki bu çeşit râviler, köprüyü geçen râvilerdir”. Dolayısıyla bu râviler sebebiyle Buhârî’ye yöneltilecek eleştirilere itibar edilmemelidir.[8]

             Zehebî (ö.748/1348), Sahîhayn râvilerinin değerlendirilmesinde usûl ve mütâbeât ayrımına dikkat çekmekte, Buhârî ve Müslim’in Sahîh’lerinde usûl rivâyetlerinde ihticac ettikleri râviler arasında rivâyetleri zayıf bir râvinin bulunmadığı; ancak şevâhid ve mütâbeât râvileri arasında hıfzında bir parça zayıflık olan ve tevsikinde tereddüt bulunan râvilerin bulunabileceğini ifade etmektedir.[9]

 

             2.2. Buhârî’nin İntikâ’/Seçicilik Metoduna Dikkat Çeken Alimler

             Buhârî’nin usûl ve mütâbeâtta yer verdiği râviler arasındaki farklı tutumunu intikâ’/seçicilik ifadesiyle değerlendiren İbn Abdilhâdî (ö.744/1343) şöyle demiştir: “Sahîh müellifleri, haklarında birtakım sözler söylenen râvilerin rivâyetlerini naklederlerse, o râvilerin hadislerinden teferrüd etmedikleri, sika ravilerin muvafakat ettikleri ve doğruluğuna dair bazı şahidlerin bulunduğu hadisleri seçerek alırlar.”[10]

              Cemâleddin ez-Zeylaî’ye (ö.762/1360) göre; Buhârî ve Müslim, hadisini naklettikleri mütekellem fîh/hakkında söz söylenen râvi infirad etmişse hadisini almamış, böyle bir râvinin sadece mütâbii ve şâhidi bulunan hadisini intikâ’/seçicilik yoluyla almışlardır.[11]

               Fethu’l-bârî mukaddimesi Hedyü’s-Sârî’de Sahîh-i Buhârî’ye yönelik eleştirileri duygusal ve ön yargılı yaklaşımdan uzak, ilmî kriterlerle tek tek değerlendiren İbn Hacer (ö.852/1449) de Buhârî’nin mütâbeât, şevâhid ve muallakâtta hadislerini tahric ettiği râvilerin, usûl kısmında hadislerini tahric ettiği râvilere göre farklılık arzettiklerini, ancak bu râviler için de sıdk/doğru sözlülük vasfının geçerli olduğunu söylemektedir.[12]

               İntikâ’/seçicilik, Buharî’nin Sahîh’inde izlediği özel bir metodu olup rivâyetlerinin tek tek incelenmesi sonucu istikrâ/tümevarım yoluyla tesbit edilmiştir. Nitekim İbn Hacer, Buharî ricalinden Abdullah b. Salih el-Mısrî’yi savunma sadedinde Hedy’de uzun uzun açıklama yaptıktan sonra sözlerini şu cümle ile noktalamaktadır: “Buhârî’nin Abdullah b. Salih’den îrad ettiği hadisler, onun hadisinden intikâ’/seçicilik yoluyla özellikle seçtiği sahîh hadislerdir. Fakat bunlar Buhârî’nin şartına uygun değildir. Zira onun şartı, sıhhatin zirvesidir. Bu sebeple Abdullah b. Salih’in hadisini Sahîh’inin usûl konularında zikretmemiştir. Bu (intikâ’/seçicilik ıstılahı), Buharî’ye ait özel bir ıstılah olup yaptıklarından istikrâ/tümevarım yoluyla anlaşılmıştır. Istılah/terminoloji belirlemekte cimrilik olmaz. En iyisini bilen Allah’tır.”[13]

            Buhârî’nin Sahîh’inde bir râviden hadis rivâyet etmiş olması, o râvinin sika/güvenilir olduğu anlamına gelmemektedir. Zira Buhârî’nin, kendisinin bile “zayıf” olarak nitelendirdiği bazı râvilerin hadislerini bazı özel sebeplerle özenle seçerek Sahîh’inde naklettiği açıkça görülmektedir. Bu durum, Buhârî’nin seçiciliğini ve hassasiyetini dikkate almayan kimselerin Buhârî’nin Sahîh’inde zayıf râvilerden rivâyette bulunduğu şeklindeki eleştirilerine konu olmuştur.

Günümüzde de Buhârî’nin intikâ/seçicilik metodunu gözardı eden bazı araştırmacı ve akademisyenler, Buharî’nin cerhe tabi tutulmuş bazı ravilerden az sayıda bile olsa hadis rivâyet etmiş olmasını doğru bir tavır olarak kabul etmemektedirler.[14] Oysa bu tavır, tamamen Buhârî’nin intikâ/seçicilik metoduyla ilgili olup onun hassasiyetinin ve duyarlılığının göstergesidir.

 

2.3. Buhârî’nin Sahîh’inde Zayıf Râvilere Yer Vermesini Eleştiren Alimler

Tarih boyunca her alime yönelik eleştiriler yapıldığı gibi, Buhârî’ye yönelik ilmî eleştiriler de yapılmıştır. Ancak bu eleştiriler tahrip amacıyla değil, tahkim amacıyla yapılmış insaflı ve ilmî eleştiriler olarak değerlendirilmiştir. Zira Ehl-i Sünnet inancında “masum imam” anlayışı yoktur. Dolayısıyla herkes, insaflı ve ilmî eleştiriye açıktır. İmam Mâlik’in (ö.179/795) ifadesiyle; “Allah Rasûlü (s.a.v) dışında herkesin sözü alınabilir, reddedilebilir.”[15]

Buhârî’nin Sahîh’inde zayıf râvilerin rivâyetlerine yer vermesini eleştiren mütekaddim âlimler arasında konumuzla ilgili görüşleri bulunan Ebü’l-Hasen ed-Dârakutnî (ö.385/995) örnek olarak verilebilir:

İbn Hacer’e göre, Buhârî’nin; Sahîh’inde İmrân b. Hıttân’ın (ö.84/703) rivâyet ettiği bir hadisi tahrîc etmesini ayıplayanlardan biri, Ebü’l-Hasen Dârakutnî’dir. Dârakutnî, İmrân’ın itikadının kötülüğü ve mezhebinin bozukluğu sebebiyle “metruk” olduğunu söylemiştir.[16]

            İmrân b. Hıttân, tabiînden olup haricî görüşleriyle tanınan meşhur bir şairdir. Hâricîler, ehl-i sünnet alimleri tarafından “ehl-i bid’at” olarak kabul edilmiştir.[17] Ebû’l-Hasen el-Iclî (ö.261/875) İmrân’ı tevsîk etmiş, Katâde, İmrân’ın hadiste yalancılıkla itham edilmediğini söylemiştir. Ebû Davud ehl-i ehvâ (bid’at ehli) arasında haricîlerden daha sahîh hadis rivâyet eden kimse yoktur, demiştir. Ancak Buhârî, onun hadislerinden sadece bir hadisi mütâbeâtta nakletmiştir.[18]

Bu hadis, Buhârî’nin senediyle İmrân b. Hıttân’dan rivâyet ettiği şu hadistir: İmrân diyor ki: Hz. Âişe’ye (ö.58/678) ipek elbise giymenin hükmünü sordum. Bana İbn Abbas’a (ö.68/687) git, dedi. Ben de ona gidip sordum. O da beni İbn Ömer’e (ö.73/692) gönderdi. İbn Ömer’e gidip sordum. O da bana dedi ki: Babam Ebû Hafs Allah Rasûlü’nün (s.a.v) şöyle buyurduğunu nakletti. “Dünyada ipek elbiseyi âhirette nasibi olmayacak kimseler giyer.” İmrân diyor ki: Ben de Ebû Hafs doğru söyledi. Rasûlullah adına yalan söylemedi, dedim.[19]

İbn Hacer Hedy’de Buhârî, onun hadislerinden sadece bir hadisi mütâbeâtta nakletmiştir, (İbn Hacer, Hedy, 433) derken; Feth’de onun ikinci bir hadisi de rivâyet ettiğini belirtmektedir.[20] İmrân’ın ikinci hadisi, yine Buharî’nin senediyle Hz. Âişe’den naklettiği mevkuf bir hadistir.[21]

Hadis imamlarından birinin; Buhârî’nin tahric ettiği merfû hadisin İmrân’ın haricî görüşleri savunmasından önce Yahyâ b. Ebî Kesir’den işittiği hadislerden biri olduğu şeklindeki iddiasını nakleden İbn Hacer, bunun güçlü bir mazeret olmadığını belirtmiştir. Zira Yahyâ b. Ebî Kesir, bu hadisi İmrân’dan Yemâme’de Haccâc b. Yusuf’dan (ö.95/714) kaçtığı günlerde işitmiştir. Haccâc’ın o sırada haricî görüşleri sebebiyle İmrân’ı öldürmek için aradığı şeklindeki kıssa, Ebû’l-Abbas el-Müberred’in (ö.286/900) Kâmil’inde uzun uzun anlatılmaktadır.[22]

Ebû Zekeriyyâ el-Mavsılî’nin (ö.324/945) Târîhu’l-Mavsıl’de naklettiği bir başka görüşe göre; İmrân’ın, hayatının sonlarında haricî görüşlerinden döndüğü belirtilmiştir. İbn Hacer’e göre bu doğru ise iyi bir mazeret olarak kabul edilebilir. Aksi takdirde yolu böyle olan bir kimsenin hadisinin mütâbeâtta zikredilmesinin zararı yoktur[23].

İbn Hacer, sıklıkla mecrûh bir râvinin rivâyetinin, yine Sahîh içinde mütâbeât ya da şevâhid adı verilen başka tariklerle desteklenmiş olduğu bilgisini bir savunu argümanı olarak kullanmıştır.[24]

Buhârî’nin izlediği bu metod, gayet tabiidir. Zira râvinin rivâyetinde mütâbi’ veya şahidinin bulunması, hadis âlimleri arasında genel kabul görmüş bir savunu argümanıdır. Hadisin farklı bir tarîkle nakledilmiş olması, râvinin bu rivâyetinde hata etmediğinin delili olarak kabul edilmiştir. Bundan sadece yalancılık, hadis uydurmacılığı gibi mütâbeâtı kabul edilemeyecek derecedeki “çok zayıf” râviler istisnâ edilmiştir. Zira râvinin zâbıt olması, rivâyetleri zabt ve itkanla bilinen güvenilir râvilerin rivâyetleriyle karşılaştırmakla bilinir.[25]

Herhangi bir bid’at mezhebine mensup olduğu halde görüşünü desteklemek için yalan söylemeyen, zabt, itkan ve takva sahibi olan bidatçinin rivâyeti reddedilmez. Nitekim İbn Hacer bu konuda şöyle demektedir: “İtimad edilen görüşe göre; mütevâtir olan ve dinen zorunlu olarak bilinen bir şeyi inkâr eden ya da bunu aksini iddia eden kimsenin rivâyeti reddedilir. Böyle olmayıp rivâyetinde zabt ehli olan, bunun yanında verâ ve takva sahibi olan bid’atçi râvinin rivâyetini kabul etmeye bir engel yoktur.”[26] İbn Hacer’in belirttiği gibi, bu konuda dikkat edilmesi gereken husus, râvinin mensup olduğu fırka değil, adil ve zabıt olup olmadığı olmalıdır.[27]

İbn Hacer’e göre; İmrân b. Hıttân’ın propagandist bir bid’at ehli olmasına rağmen; Buhârî’nin onun hadisini Sahîh’ine alması, Buharî’nin; bidatçı doğru sözlü ve dindar ise hadisi tahric edilebilir, şeklindeki kaidesi sebebiyledir.[28] Burada Buhârî’nin hassasiyeti ve seçiciliği söz konusudur.  Dolayısyla Buhârî İmrân konusunda hatalı değildir.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               

Bilindiği gibi; zayıf râvi, yalancılıkla suçlanan bir râvi olmadığı sürece, her zaman bütün rivâyetleri zayıf olarak değerlendirilen râvi demek değildir. Böyle bir râvi, belirli bir üstaddan naklettiği rivâyetlerinde veya belirli bir beldede ya da belirli bir konuda yahut sadece belirli bir hadiste zayıf olarak değerlendirilmiş olabilir. Dolayısıyla böyle bir râvinin iyi zabtettiği tesbit edilen rivâyeti alınacak, hata ettiği görülen rivâyeti reddedilecektir. Buhârî de zayıf olarak değerlendirilen bazı râvilerin hadislerini bazı karinelerle bu hadisleri iyi zabt ettikleri kanaatine vardığı için bilerek ve seçerek Sahîh’ine almış olmalıdır. 

                                                 

            2.4. İntikâ’/Seçicilik Çeşitleri

             Buhârî, bizzat ders aldığı ve hadis işittiği hocalarının rivâyet ettikleri sahîh hadisleri arasından seçme yaptığı gibi, diğer râvilerin hadisleri arasından da sahîh olanları seçmiştir. Bu durumda râvinin hadis zabtı konusunda verilen genel hükmü dikkate almak yerine, onun özel durumunu belirli hadislerinde zabt için geçerli bir karine kabul etmiş olmalıdır. Bu seçicilik, râvinin hayatı ve hadisleri hakkında son derece hassas bir araştırma ve titiz bir inceleme sonucu verilebilecek bir karar olarak değerlendirilmelidir.

             İntikâ’/seçicilik çeşitleri arasında Buhârî’nin; hocalarının sahîh hadisleri arasından seçmesi, sika mütâbii olan ya da makrûn bi-gayrihi olan râvilerin hadislerini seçmesi, hakkında mukayyed cerh bulunan sika râvinin hadisleri arasından veya hakkında mukayyed ta’dil bulunan zayıf râvilerin hadisleri arasından seçerek rivayet etmesi zikredilebilir. 

 

             2.4.1. Buhârî’nin Sahîh’inde Hocalarından Rivayet Ederken Seçici Davranması

Buhârî, Sahîh’inde bazen bizzat hadis işittiği üstadlarının sahîh hadislerine yer vermekte, bazen de hocalarının hadisleri arasından bazı karinelerle zabtında hata etmedikleri kanaatine vardığı hadisleri seçerek almaktadır.

İbn Hacer’e göre; rivâyetlerini sadece Buhârî’nin naklettiği ama haklarında birtakım eleştiriler bulunan ravilerin çoğu, Buhârî’nin bizzat görüştüğü, durumlarını iyi bildiği, hadisleri hakkında bilgi sahibi olduğu, sahîhini zayıfından ayırdığı üstadlarıdır. Kuşkusuz kişi, üstadlarının hadisini, sahîhini-zayıfını başkalarından daha iyi bilir. [29]

 

            2.4.2. Sika Râvi İle Takviye Edilen Zayıf Râvilerin Hadisleri Arasından Seçmesi

            Buhârî’nin intikâ’/seçicilik prensibini uyguladığı zayıf râvilerden bir kısmı, sika mütâbii bulunan râvilerdir. Râvinin sika râvi tarafından rivâyet edilen mütâbiinin bulunması, ilgili hadiste zabt noktasında hatalı olmadığına dair bir karine bulunduğu anlamında gelmektedir. Sika râvinin takviyesi, hadis âlimleri tarafından daima dikkate alınmış, önemsenmiştir.

            İbnü’s-Salâh’a (ö.643/1245) göre, râvinin zabtının tam olduğu, rivâyetlerinin zabt ve itkanla bilinen sika/güvenilir râvilerin rivâyetleriyle karşılaştırmakla bilinir. Râvinin rivâyetlerini sadece mana açısından bile olsa, güvenilir râvilerin rivâyetlerine tamamen veya çoğunlukla muvafık bulduğumuz takdirde, onun zâbıt ve sağlam olduğu anlaşılır.[30]

                                                 

             2.4.3. Makrûn Bi-Gayrihi Râvilerin Hadisleri Arasından Seçmesi

             Buhârî’nin intikâ’/seçicilik prensibini uyguladığı râvilerden bir kısmı ise, Sahîh’inde yeralan makrûn bi-gayrihi (başkasıyla birlikte zikredilen) râvilerdir. Bu râvilerden Âsım b. Ebi’n-Necûd (ö.127/745) örnek olarak zikredilebilir:     

             İmam Âsım, meşhur yedi kırâat imamından biridir. Dün olduğu gibi bugün de İslam dünyasının üçte ikisi Allah’ın kitabını bu imamın kırâatiyle okumaktadırlar. İmam Âsım, kırâatte hüccet ve hâfız olduğu halde, hadiste “sadûk/doğru sözlü” kabul edilmiş olsa da “hadis hâfızı” olarak kabul edilmemiştir. Belki de kendisini tamamen Kur’an-ı Kerim kırâatine verdiği için hadis ezberi kuvvetli olmamış, hadis hıfzındaki zayıflığı tenkid edilmiştir.

İmam Âsım’ın kırâatteki tartışmasız güvenilirliğine karşılık hadisteki yeri hakkında değişik değerlendirmeler yapılmıştır. Ebû Zür‘a ve Ahmed b. Hanbel onu “sika” kabul ederken, Ebû Hâtim (ö.277/890) “sadûk/doğru sözlü” olarak nitelendirmiş; hadisle ilgili ezberinin yetersizliğine, sika olmasına rağmen hadiste fazlaca hata yaptığına işaret edenler olmuştur.[31]

 Yakub b. Süfyan onun hakkında: Sika olduğu halde hadisinde ıztırab/tutarsızlık vardır, demiştir. Ebû Hâtim onun hakkında “mahalluhu’s-sıdk terimini kullanmış, ancak yeri sikadır denilecek yer değildir, hafız değildi, İbn Uleyye (ö.193/809) onun hakkında söz söylemiştir, demiştir. Ukaylî (ö.322/934): Onda sadece sûu’l-hıfz/ezber zayıflığı vardır, demiştir. Bezzar (ö.292/905): “Hafız olmamasına rağmen onu terk eden birini bilmiyorum, demiştir.”[32]            

  İbn Hacer Takrîb’de onun hakkında; “Sadûktur, bazı evhâmı vardır. Kırâatte hüccettir. Sahîhayn’deki hadisi makrûndur (başkasıyla birlikte zikredilmiştir),” demiştir.[33]

              İmam Âsım’ın Buhârî’nin Sahîh’inde biri muallak ikisi muttasıl, sadece üç hadisi bulunmaktadır.  Muallak olan hadisi Kitabü’l-Fiten’de (hadis no: 7067) yer almakta; Zirr b. Hubeyş- Übey b. Kâ’b rivâyetiyle muttasıl olan iki hadisi ise Kitabü’t-Tefsîr sonunda (hadis no: 4976, 4977) yer almaktadır.

              Fethu’l-bârî mukaddimesinde İmam Âsım’ın hadis rivâyetindeki yeri konusunda bilgi veren İbn Hacer, onu savunma sadedinde şöyle demiştir: “Onun Sahîhayn’de sadece iki hadisi bulunmaktadır. Her ikisi de Zirr b. Hubeyş’in (ö.82/701) Übey b. Kâ’b’dan (ö.33/654) rivâyeti şeklinde gelmiştir. Her ikisinde de hadisi makrûndur (başkasıyla birlikte zikredilmiştir.) Buhârî hadisi muavvizeteyn tefsiri hakkındadır. Ayrıca Sahîh-i Buhârî’de Kitabu’l-Fiten’de muallak hadisi bulunmaktadır.[34]

                                                                         

              2.4.4. Hakkında Mukayyed Cerh Bulunan Sika Râvinin Hadisleri Arasından Seçmesi

              Bilindiği gibi, cerh ve ta’dil ifadeleri ikiye ayrılmaktadır: Bazı cerh ve tadil ifadeleri mutlak olup genelleme ifade ederken bazı ifadeler ise mukayyeddir. Mukayyed cerh ve ta’dilde verilen hüküm, zikredilen kayda bağlıdır. Dolayısıyla bazı sika râvilerin bazı rivâyetleri zayıf olarak kabul edilirken; bazı zayıf râvilerin bazı rivâyetleri de makbul olarak değerlendirilmiştir.

              İbn Receb el-Hanbelî (ö.795/1393) bazı sika râvilerin bazı üstadlarının zayıf olduklarını ve bu sebeple bu râvilerin sadece onlardan yaptıkları rivâyetin zayıf olduğunu diğer rivâyetlerinde ise problem olmadığını zikretmektedir. İbn Receb el-Hanbelî bu çeşit râvilerden 46’sının isimlerini vermiştir.[35]

              Gayet tabiî bu râvilerden sadece bir kısmı, Buhârî’nin Sahîh’inde hadislerini seçerek naklettiği râvilerdir. Bu sika râvilerden Ma’mer b. Râşid es-San’ânî örnek olarak verilebilir:

 Ma’mer b. Râşid, İbn Şihab ez-Zührî’nin (ö.124/742) talebesi olup ondan yaptığı rivâyetlerde en sağlam râvi olarak telakki edilmiştir. Münekkıd hadis âlimlerine göre sika/güvenilir bir râvidir. Ona güvenilirliğiyle ilgili bir eleştiri yöneltilmemiş, kendilerinden rivâyette bulunduğu bazı hocaları dolayısıyla tenkit edilmiştir. Yahyâ b. Maîn, Ma‘mer’in, hocası Sâbit b. Eslem el-Bünânî’den yaptığı rivâyetlerin zayıf olduğunu söylemiş, Ebû Hâtim de Ma‘mer’in, Basra’da yaptığı rivâyetlerde kitaplarının yanında bulunmaması sebebiyle hatalarının bulunduğunu söylemiş, bununla beraber onun için bir çeşit ta‘dîl ifadesi olan “sâlihu’l-hadîs” terimini kullanmıştır. (Zehebî, Siyer, VII, 9) Dârakutnî el-İlel’de Ma’mer hakkında; Katâde ve A’meş’in hadisinde ezberi kötüdür, demiştir.[36]

              İbn Hacer’e göre; Buhârî, Ma’mer b. Raşid’in Katâde ve Sabit el-Bünânî’den yaptığı rivâyetleri muallak olarak nakletmiş, A’meş’den yaptığı rivâyetleri Sahîh’ine almamış, Basralıların kendisinden yaptığı rivâyetlerden sadece mütâbii olanları Sahîh’ine almıştır.[37] Dolayısıyla Buhârî, bu sika râvinin bütün hadislerini sahîh olarak kabul etmemiş, hadisleri arasında intikâ’/seçicilik metodunu uygulamıştır.

              

              2.4.5. Hakkında Mukayyed Ta’dil Bulunan Zayıf Râvilerin Hadislerini Seçmesi

              Hakkında mukayyed ta’dil bulunan yani sadece bazı rivâyetleri makbul sayılan zayıf râvilere Humrân b. Ebân (ö.75/694) örnek verilebilir:

              Humrân b. Ebân, Hz. Osman’ın âzadlı kölesidir. Humrân’ın Buhârî tarafından zayıf râviler arasında zikredildiği iddia edilmiş, Buhârî’nin Sahîh’inde böyle bir râviden rivâyette bulunması eleştirilmiştir. Oysa Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr’de Humrân b. Ebân hakkında cerh ve ta’dil anlamında hiçbir şey söylemiştir.[38]

  İbn Sa’d onun hakkında: “Çok hadis rivâyet eden biridir. Muhaddislerin onun hadisiyle ihticac ettiklerini görmedim demiştir.”[39] İbn Sa’d’ın bu ifadesi, mübhem bir cerh olup muhaddislerce ta’dîl ve tevsîk mübhem cerhe takdim edilmektedir. Zira müfesser olmayan cerh, adaleti sabit olan kimse hakkında kusur olarak kabul edilmez.[40]

  Hâkim en-Nîsâbûrî (ö.405/1014): “Humrân hakkında onun durumunu etkileyecek -olumsuz- bir söz söylenmemiştir,” demiştir.[41] İbn Abdilber (ö.463/1071), Siyer ehli ve tarih âlimlerinin; “Humrân değerli âlimlerden biridir. Nesebi ve mevlâsı sebebiyle şeref, görüş ve emanet ehlidir,” dediklerini nakletmiştir.[42]

Ayrıca bu ravî zannedildiği gibi zayıf bir râvi değildir. Zehebî, Humrân’ı “hüccet” ve “sebt” vasıflarıyla tavsif etmiş,[43] Buhârî’nin onu zayıf râviler arasında zikrettiği iddiası hakkında Zehebî: “Buhârî onu zayıf râviler arasında zikretmiş, ancak onun kusurunun ne olduğunu söylememiştir,” demiştir.[44] İbn Hacer ise “sika/güvenilir” olduğunu ifade etmiştir.[45]

Buhârî Sahîh’inde Humrân b. Ebân hadislerinden intikâ’/seçicilik yoluyla sadece iki hadisi rivâyet etmiştir. Bu hadislerden biri Humrân’ın, mevlâsı Hz. Osman’dan naklettiği abdest alınma şekli ve abdestten sonra kılınması tavsiye edilen iki rek’at namaz kılınmasıyla ilgili hadistir.[46]

Buhârî, abdest alınma şekliyle ilgili Humrân hadisini Sahîh’inde dört ayrı yerde zikretmektedir.[47] Humrân b. Ebân’ın Hz. Osman’dan rivâyet ettiği bu hadis, bu konudaki en sahîh rivâyetlerden biridir. Zirâ Humrân’ın Hz. Osman’la ilişkisi çok kuvvetlidir. Sürekli Hz. Osman’la beraber olup ona hizmet ettiği, hatta onun kapıcılığını ve kâtipliğini yaptığı nakledilmektedir.[48]

Rical kitaplarında Katâde b. Diâme’nin Humrân hakkındaki şu ifadesi yer almaktadır: “Humrân b. Ebân, Hz. Osman’la birlikte namaz kılıyordu. Hz. Osman kırâatinde hata ettiğinde, âyeti Humrân tashih ediyordu. Hz. Osman’ın yakınları Humrân’a değer veriyorlar ve Hz. Osman’la olan birlikteliği sebebiyle onu takdir ediyorlardı.”[49]

Hz. Osman’a bu kadar yakın olan güvenilir bir kimsenin rivâyeti, gayet tabii kabule değer bir rivâyet olarak telakki edilecektir. Ayrıca Hz. Peygamber’in abdest şekli ve abdest sonrası iki rek’at namaz kılınması hakkındaki bu sahîh hadisin pek çok sahîh şahidi de bulunmaktadır.

 

             SONUÇ

             Günümüzde Buhârî’yi eleştirenler, onun rivâyette güçlü olduğu kadar cerh ve tadilde de güçlü bir alim olduğunu nedense görmezden gelmektedirler. Toptan savunma ve toptan reddetme yerine İbn Hacer gibi râvi râvi tek tek yapılacak değerlendirmeler, kuşkusuz daha isabetli değerlendirme olacaktır. İbn Hacer’e yönelik ön yargılı savunma iddiası gibi ön yargılı red de ilmî bir tutum olarak kabul edilemez. Doğru olan, peşin hüküm vermeden Buhârî’nin metodunu anlamaya çalışmaktır.

              Sahîh-i Buhârî, savunmaya ihtiyaç duyulmayacak kadar sağlam ilkelerle telif edilmiş müstesna bir eserdir. Allah Rasûlü’nün hadislerini nakletmede beşer olarak çok titiz davranan, ilmî ölçüleri tarih boyunca takdir edilen ve Sahîh’inde diğer eserlerinden çok daha farklı hassasiyet gösteren Buhârî’nin, sahîh hadisleri özenle seçip naklettiği ve sadece sika/güvenilir râvilerin muttasıl hadislerini aldığı bilinmektedir.

              Ancak Buhârî’nin Sahîh’inde bazı özel sebeplerle bazı zayıf râvilerin hadislerinden de nakilde bulunduğu bilinmektedir. Bu zayıf râvilerin Sahîhu’l-Buhârî’de nakledilen hadisleri tek tek incelendiğinde bu hadislerin sika râvilerce takviye edildikleri, dolayısıyla bu hadislerin makbul hadisler olduğu değerlendirilmekte; Buhârî’nin Sahîh’inde izlediği intikâ’/seçicilik adı verilen bu metod dikkate alınmaksızın yapılan eleştirilerin haklı eleştiriler olmadığı görülmektedir.

*    *    *

 


[1] Bu makale, İbn Haldun Üniversitesi’nin düzenlediği Uluslararası Sahih-i Buhârî Sempozyumu’na sunulan bildirinin özetidir.

[2] Prof. Dr., FSM Vakıf Üniv. İslâmî İlimler Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Başkanı, halilkutlay@hotmail.com

[3] Halil İbrahim Kutlay, Hadiste Sened Tenkidi, 67

[4] M. Yaşar Kandemir, “el-Camiu’s-Sahîh”, DİA, VII, 114

[5] Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü, 137

[6] Ataullah Şahyar, “Sahîhu’l-Buhârî’de Mutâbi’ Hadisler”, Hadis Tetkikleri Dergisi, 66

[7] Hazimî, Şürûtu’l-eimmeti’s-sitte, 69

[8] İbn Hacer, Hedyü’s-sârî, 384

[9] Zehebî, Mûkıza, 69

[10] İbn Abdilhâdî, Tenkîhu’t-tahkik, III, 277

[11] Zeylaî, Cemaleddin, Nasbü’r-râye, I, 342

[12] İbn Hacer, Hedyü’s-sârî, 384

[13] İbn Hacer, Hedyü’s-sârî, 415

[14] Mehmet Bilen, İbn Hacer’in Buhârî Savunusu, 377

[15] İbn Abdilber, Câmiu beyâni’l-ilm, II, 91

[16] İbn Hacer, İsabe, V, 182

[17] Mustafa Öz, Hâricîler”, DİA, XVI, 175

[18] İbn Hacer, Hedyü’s-sârî, 432-433

[19] Buhârî, Sahîh, Libas 25, hadis no: 5835

[20] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, X, 290

[21] Buhârî, Sahîh, Libas 90, hadis no: 5952

[22] Ebul-Abbas Müberred, Kâmil, III, 123

[23] İbn Hacer, Hedyü’s-sârî, 433

[24] Osman Oruçhan, “İbn Hacer’in Buharî Râvileri Savunusu”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, XVII/1, ss.122

[25] İbn Salâh, Ulûmü’l-Hadis, s. 34

[26] İbn Hacer, Nüzhetü’n-nazar, s.103

[27] Mehmet Bilen, İbn Hacer’in Buhârî Savunusu, 310

[28] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, X, 290

[29] İbn Hacer, Nüket, I, 288

[30] İbnü’s-Salâh, Ulûmü’l-hadis, 34

[31] Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, II, 358; a.mlf., Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, V, 260; Sarı, Mehmet Ali, “Âsım b. Behdele”, DİA, III, 475

[32] İbn Hacer, Hedyü’s-sârî, 411; a.mlf., Tehzîbü’t-tehzîb, V, 38

[33] İbn Hacer, Takrîbü’t-tehzîb, 285

[34] İbn Hacer, Hedyü’s-sârî, 411

[35] İbn Receb, Şerhu Ileli’t-Tirmizî, II, 621-672

[36] İbn Receb, Şerhu Ileli’t-Tirmizî, II, 698

[37] İbn Hacer, Hedyü’s-sârî, 444

[38] Buhârî, et-Târîhu’l-kebir, III, 80

[39] İbn Sa‘d, Tabakat: V, 283)

[40] İbnü’s-Salâh, Ulûmü’l-hadis, 106; İbn Hacer, Nüzhetü’n-nazar, 139

[41] Zehebî, er-Ruvâtü’s-sikât, 9

[42] İbn Abdilberr, Temhîd, XXII, 211

[43] Zehebî, er-Ruvâtü’s-sikât, 9

[44] Zehebî, Mîzânü’l-i’tidâl, I, 604

[45] İbn Hacer, Takrîbü’t-tehzîb, 179

[46] Buhârî, Sahîh, Vudû 24, hadis no: 159; İbn Hacer, Fethu’l-bârî, I, 259

[47] Buhârî, Sahîh, hadis no: 159, 164, 1934, 6433

[48] İbn Hacer, Tehzîbü’t-tehzîb, III, 25

[49] İbn Hacer, Tehzîbü’t-tehzîb, III, 25

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul