17 Nisan 2024 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / KUR’ÂN’I YAŞAMAK İÇİN!
KUR’ÂN’I YAŞAMAK İÇİN!

KUR’ÂN’I YAŞAMAK İÇİN! ABDULLAH DÂİ

ABDULLAH DÂİ

Çağ, cahiliyyenin anlayışıyla, düşüncesiyle, hedefiyle, kurum ve kuruluşlarıyla egemen olduğu bir çağ!..  Muvahhid mü’minleri tenzih ederek deriz ki, cahiliyyenin egemenliğindeki bir çağda hayvanlar zulüm altında, insanlar, yaratılış gayelerinden saptırılmış, insanlıktan uzaklaştırılmış, zulmettikleri hayvanların seviyesine indirilmiş, hattâ daha da aşağılık edilmiştir...1

İnsanlık tarihi boyunca bu duruma düşen insanları, düştükleri zelil halden kurtarıp olmaları gerekli seviyeye çıkarmaları için kendilerine Rasuller ve Nebîler gönderen Âlemlerin Rabbi Allah azze ve celle şöyle buyurur:

“Artık Benden size bir yol gösterici gelecektir. Kim benim hidayetime uyarsa artık o, şaşırıp kalmaz ve mutsuz olmaz.” 2

Rabbimiz Allah Teâlâ insan kullarına, hidayet rehberi yani onları bâtıl yollardan, dosdoğru olan hak yola davet edecek olan Rasullerin ve Nebîlerin en sonuncusu Rasulullah Muhammed (s.a.s.) kulunu vazifeli kılıp kendisine en son kitabı Kur’ân-ı Kerim’i vahyederek, kıyamete kadar devam edecek insan nesillerine hükümlerini beyan buyurdu... Asırların geçmesi ve çağların değişimiyle asla eskimeyen, her çağa ve her asra hitap eden, onların meselelerini hâlleden, onları sapıklıktan ve sapmalardan kurtaran, koruma altına alan, huzur ve mutluluklarını sağlayan hayat kitabı Kur’ân’a karşı çıkıp inkâr ederek istemeyen ve hayvanlardan aşağılık olmuş bir hayata alışanlar, Kur’ân’ı dinlemek istemedikleri gibi, diğer insanların da dinlemelerini istemedikleri için, Kur’ân okunup tebliğ edilirken, seslerini yükseltiyor, gürültü çıkarıyor, böylece hakkın sedâsını bastırmak istiyorlardı:

“İnkâr edenler (kâfirler) dediler ki: ‘Bu Kur’ân’ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz.”3

İmam Hafız İbn Kesîr (rh.a.), “Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim” adlı meşhur tefsirinde bu ayet hakkında şunları kaydeder:

“Yani, kendi aralarında Kur’ân’a itaat etmemek, emirlerine uymamak üzere birbirlerine tavsiyede bulundular. Kur’ân okunduğu takdirde onu dinlemeyin.

Nitekim Mücahid (rh.a.) şöyle demiştir:

- Yani, Rasulullah (s.a.s.)’in Kur’ân’ı okuması hâlinde ıslık çalmak, el çırpmak, söylenenin anlaşılmasını önlemek maksadıyla Kureyş’in yaptıkları işlerdir.

İbn Abbas (r.anhuma):

“Onda (okunurken) yaygaralar çıkarın.’ buyruğunu:

- Onu ayıplayın (tenkid edin), diye açıklamıştır.

Katâde (rh.a.):

- Onu reddedin, inkâr edin, ona düşmanlık edin, anlamında olduğunu beyân etmiştir.

“Belki üstün (baskın) gelirsiniz.” İşte cahil kâfirler ile onların izini takib eden kimselerin, Kur’ân okunup dinlenirken yaptıkları budur.

Hâlbuki yüce Allah, mü’min kullarına bunun tam aksini emrederek:

“Kur’ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, merhamet olunasınız.”4 buyurmaktadır.”5

Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.) dönemindeki müşrik ve kâfirlerin, hayat kitabımız Kur’ân’a karşı düşmanca tavırları böyle idi... O tarihten on beş asır sonra, yani yaşadığımız zaman dilimindeki müşrik ve kâfirler, aynı anlayış, aynı tavır içindedirler... Çünkü, küfür cephesinde değişen bir şey yok!..

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa Kâfirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.

Müşrikler istemese de o dini (İslâm’ı) bütün dinlere üstün kılmak için Rasulü’nü hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.”6

Yeryüzünün neresinde olursa olsun küfür ve şirk cephesinin mensupları ne tuzaklar kursunlar, hayat kitabı Kur’ân-ı Kerim’in gönüllere hakim olmasını engelleyemeyecekleri gibi, Allah’ın dilediği vakit geldiğinde hayata hakim olmasını da önleyemeyeceklerdir... Bu hakikat, Rabbimiz Allah Teâlâ’nın va’didir ve Allah, va’dini yerine getirir...

Hangi çağın müşrik ve kâfiri olursa olsun, necis karakterlerinin gereği düşman oldukları İslâm Dini’nin ve onun kitabı Kur’ân’ın egemenliğini asla istemedikleri malumdur... Onlar, Kur’ân’ın yerine, ilâhlaştırdıkları hevâlarından yaptıkları anayasaların egemen olmasını arzular ve bütün imkânlarını kullanarak bunu gerçekleştirmeye çalışırlar... Bunun için her türlü zulmü yapar, her kötülüğü gündeme getirirler... Onların bu zulüm, kötülük ve ihanetlerine rağmen, Rabbi Allah’a katıksız iman edip itaat eden muvahhid mü’minler, yegâne önderleri Rasulullah Muhammed (s.a.s.) gibi davranırlar!..

Âlemlerin Rabbi Allah, en son Nebî, en son Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e şöyle hitab eder:

“De ki: ‘Ben yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu Rabbinizden olan basiretlerdir. İman edecek bir toplum için bir hidayet, bir rahmettir.”7

Meşhur müfessirlerden Fahruddin er-Râzî (rh.a.), “Mefâtihul-Gayb” adlı tefsirinde bu ayet hakkında şunları kaydeder:

“Cenâb-ı Allah, Kur’ân’ı Kerim’i tavsif ederken şu üç hususu zikretmiştir:

a) ‘Bu, Rabbinizden olan besâirdir.’ (Besâir’in müfredi olan) basiret, ‘görme, doğruyu bulma’ mânasınadır. Kur’ân, akılların tevhid, nübüvvet ve âhiret delillerini görmelerinin sebebi olunca, sebebe, musebbebin (neticenin) adı verilerek ona, ‘basiret’ (görme) denilmiştir.

b) Hüdâ (hidayet)... Bununla, önceki sıfat arasındaki fark şudur: İnsanlar, tevhid, nübüvvet ve âhiretle ilgili bilgiler hususunda iki kısımdırlar:

Birincisi: Bu bilgiler hususunda, onları âdetâ görüp müşahade edenler seviyesine varanlardır. Bunlar, ‘ayne’l-yakîn’ sahipleridir.

İkincisi: Bu mertebeye ulaşamayıp ancak istidlâl edebilenlerin derecesine ulaşanlardır. Bunlar da, ‘ilme’l-yakîn’ sahibleridir. O hâlde Kur’ân sâbıkûn (önde giden) birinciler için, besâir, muktesid (ortada) olan ikinciler için bir hidayet,

c) Bütün mü’minler için de bir rahmettir. Bu üç grup da mü’min oldukları için Cenâb-ı Hak, ‘iman edecek bir kavim’ buyurmuştur.”8

Gökte de İlâh, yerde de İlâh ve kendisinden başka insan kulları üzerinde kanun koyucu hak ilâh olmayan Allah Teâlâ, Rasulullah (s.a.s.)’e hitaben buyurur:

“De ki: ‘O (Kur’ân), iman edenler için bir hidayet ve bir şifâdır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve O (Kur’ân), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir.”9

Katıksız iman eden, Allah’dan başka ilâh tanımayan ve yeryüzündeki bütün tağutları her şeyleriyle reddeden muvahhid mü’minler, hayat düstûru olarak yalnızca Kur’ân’ı kabul etmiş, insan hevâsından kaynaklanan ve her biri sapıklığın bir başka türü olan yasaları, cahiliyye işlerinden olduğu için ayakları altına almışlardır... Âlemlerin Rabbi Allah’ın insan kulları için beyân buyurduğu hükümlerini yasaklayıp hevâlarına göre uydurdukları yasalarla toplumları yönetmeye kalkışanlar, mutlaka hem sapmış, hem de saptırmışlardır... Çünkü onların yönetim biçimi ve hayata uyguladıkları yasalar, insan fıtratına, yani tabiatına aykırı olup, fıtratlarını dumura uğratıp, tabiatlarını bozandır...

Kur’ân, yeryüzünün tağutlarının dosdoğru hak yoldan sapıp saptırdığı, fıtratları bozulan insanları ve toplumları, tekrar dosdoğru yola sevketmek, sapıklıkları gidermek, bâtıl olanları giderip hakkı hakim kılmak ve bozulan fıtratı yeniden onarmak için indirildi... Kur’ân’a iman edenler, hidayet bulur ve bütün rahatsızlıkları şifaya kavuşur... Sıkıntıları gider, ferahlık gündeme girer, huzur ve mutluluk toplumu kuşatır... Bu hayrı, bu güzelliği ve bu iyiliği istemeyenler, hidayeti ve iman etmeyi reddeden, var olan kalpleriyle idrak etmeyen, olan gözleriyle hakkı görmeyen, kulaklarıyla gerçeği işitmeyen idraksız, kör ve sağırlardır... Bir necaset olan şirk ve küfür içinde bâtılı hak kabul edip inandıkları için, tertemiz, pırıl pırıl olan Tevhid ve imana karşı düşman kesilmiş, hattâ savaş açmışlardır...

Yaşadığımız asırda yegâne yaratan Allah’ın kendilerini yarattığına inanan, fakat O’nun kendileri için gönderdiği hükümleri kabul etmeyen, bu tuğyanla beraber egemen oldukları ülkelerde Allah katında tek din olan İslâm’ın hayata hakim olmasını yasaklayan zalim tağutların bunca baskılarına rağmen, direnen ve mücadeleye devam eden mazlum mü’min müslüman kullarına Rabbimiz Allah’ın müjdesi:

“Bu, (Kur’ân) insanlar için bir beyân, sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.

Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer (gerçekten) iman etmişseniz, en üstün olan sizlersiniz.”10

Hiçbir şekilde şirk koşmamak ve yalnızca kendisine ibadet etmek, yani emirlerine itaat ve yasakladıklarından kaçınmak için yarattığı insan kullarına şöyle seslenir Allah azze ve celle:

“Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifâ ve mü’minler için bir hidayet ve rahmet geldi.”11

“İşte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir.”12

Yeryüzündeki imtihan sahasında, yani dünya hayatlarında, ebedî âhiret hayatındaki cenneti kazansınlar, dosdoğru yoldan ayrılmasınlar, hak üzere ömürlerini geçirsinler, İslâm’ı bütün kurum ve kuruluşlarıyla uygulayıp huzur bulsunlar diye hayat rehberi Kur’ân’ı indiren Allah Teâlâ, insan kullarına en büyük bağışını yapıp, en kıymetli nimetini vermiş ve şöyle buyurmuştur:

“Andolsun, Biz onlara bir kitap indirdik, iman edecek bir topluluğa bir hidayet ve bir rahmet olmak üzere bir bilgiye dayanarak onu çeşitli biçimlerde açıkladık.”13

Allah Teâlâ, kıyamete kadar yaşayacak insan nesillerine, dünya hayatında izzet, âhirette ise cennet ehli olmalarına sebeb olacak ve uydukları takdirde huzurla mutluluğa kavuşacakları en son kitabı olan Kur’ân’ı, kendisine vahyettiği Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e şöyle hitap eder:

“Biz, Kitab’ı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.”14

“Biz Kitab’ı, ancak hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir gaye ile) indirmedik.”15

“Sana zikri (Kur’ân’ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye.”16

“Şüphesiz Allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için Biz sana, Kitab’ı hak olarak indirdik. (Sakın) hainlerin savunucusu olma.”17

Hayat kitabımız Kur’ân’ı Kerim’in hayata uygulanışı olan yegâne önderimiz ve örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti, Rabbimiz Allah’ın göstermesi, rızası ve muradı gereği meydana gelmiştir... Nübüvvet ve Risâletin gerek Mekke dönemi olsun, yani mü’min müslümanların laik-demokratik bir şirk devleti olan Mekke tağutî düzenin, hakimiyetindeki mazlum durumları olsun, gerekse İslâm’ın egemen olduğu mü’min müslümanların beş emniyetinin sağlandığı ve özgür yaşadıkları Medine İslâm Devleti’ni egemenliğindeki hayatlarında olsun, tâbi olmak, itaat etmek ile emrolundukları Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti, hayat kitabımız, Kur’ân’ın uygulanışından başka bir şey değildir!..

Kul olarak Kur’ân’ın ilk muhatabı ve emredilenleri, emrolunduğu gibi dosdoğru davranarak,18 Allah’ın rızası ve muradına uygun yerine getiren önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’e ve O’nun şahsında bütün katıksız iman eden kullarına hitab eden Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:

“Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”19

“Sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.”20

İnsan kulları arasında kendisini seçip, en son Rasul ve en son Nebî kılan Rabbi Allah’ın vahiy ettiği Kur’ân’ı hayatına uygulayan ve yaşantısı Kur’ân olan Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in Sünneti’ne tâbi olmuş muvahhid mü’minler, İslâm’ın son şeriatının ilk döneminde, yani Mekke ve Medine dönemlerinde nasıl uygulanmış ise öyle davranmak ile mükelleftirler... Önderleri Rasulullah (s.a.s.) ve “Selef-i Salihin”  olan Ashab-ı Kirâm, laik-demokratik bir parlamenter şirk yönetimiyle yönetilen Mekke döneminde nasıl davrandılarsa, mü’min müslümanlar da hangi çağda olurlarsa olsunlar aynı şartlarda öyle davranmalıdırlar... Onlar, vahye tâbi oldular ve emredildikleri şekilde dosdoğru davranıp Allah’ın rızasına uygun yaşadılar... Böylece, kendilerinden sonra gelecek Tevhid ve iman ehli nesillere örnek oldular... Mekke döneminin o ağır işkenceli günlerinde sabreden Rasulullah (s.a.s.) ve O’nun iman mektebinin talebeleri olup O’nun izinde giden Sahabe-i Kirâm (Allah, cümlesinden razı olsun), Mekke’deki hayatlarında imtihanlarını başarıyla verdiklerinden dolayı Allah, onlara Medine’yi nâsip etti... Medine dönemi, İslâm’ın devlet olduğu ve mü’min müslümanların hürriyetlerine kavuştukları, zafer üzere zafer kazandıkları bir dönemdi... Bu iki dönemde de, iman ehlinin hayatına egemen olan hayat kitabımız Kur’ân’ı Kerim idi!.. Bu iki hâlde de, Kur’ân’ın emrettiği gibi davranıldı ve Kur’ân uygulandı... Kur’ân’ı en iyi anlayan ve kâmil mânada uygulayan Rasulullah (s.a.s.)’in uygulamasıyla Kur’ân anlaşılır ve uygulanır!.. Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın kelâmı Kur’ân’ı, iman ettikleri ve uygulamak kasdıyla okuyan muvahhid mü’minler, Rabbleri Allah ile konuşuyor durumdadırlar... Önderimiz Rasulullah (s.a.s.) böyle buyurdu!..

Enes (r.a.)’ın rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Biriniz, Rabbiyle konuşmak istediği zaman Kur’ân okusun!”21

Kur’ân okumak, onu uygulamak içindir... Kur’ân’ı güzel okumak, emrolunduğu gibi güzel yaşamak içindir... Çünkü Kur’ân, katıksız iman eden kulların hayatlarını, Allah’ın rızasına uygun düzenlemek için indirildi...

Kur’ân’ın hükümlerinin yasaklandığı ve egemen tağutların şirk düzenleriyle hakim oldukları işgal altındaki İslâm topraklarında yaşayan mustaz’af müslümanlar arasında, “güzel Kur’ân okuma yarışması” yapılmakta, sesiyle, mahreciyle ve makamıyla güzel okuyanlar ödüllendirilmektedir... Kur’ân’ın güzel okunması serbest, ödülü, ebedî cennet olan güzel yaşanması yasak!..

Cennet, şirksiz iman edip Kur’ân’ı, emrolunduğu gibi Sünnet üzere yaşayanların ödülüdür, hem de ebedî bir ödül!..  Bu ödül, “Kur’ân’ı güzel yaşama yarışması”nın ödülüdür...

“Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın. O, muttakîler için hazırlanmıştır.”22

“Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) çaba gösterip yarışın ki, (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah ve Rasulüne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah’ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir.”23

“Şu hâlde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar.”24

Âlemlerin Rabbi Allah’ın ebedî ödülü olan cennet, hayat kitabı Kur’ân’ı okuyup içindeki Allah’ın hükümlerini amel hâline getirip yaşayan muvahhid mü’min müslümanlar içindir...

Muâz b. Cebel (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Kur’ân okuyan, içindekilerle amel eden ve cemaatin içindeyken ölen kişiyi yüce Allah, kıyamet gününde şerefli ve saygın melekler içinde haşreder.”25

Ma’kıl b. Yesâr (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Kur’ân’la amel ediniz. Helâlini helâl, haramını haram kılınız. Ona uyunuz. Ondan hiçbir şeyi inkâr etmeyiniz. Anlayamadığınız hususları, Azîz ve Celîl olan Allah’a ve benden sonra gelecek olan ilim sahiblerine havale edin ki onu, size açıklasınlar........”26

Ebu Zerr el-Gıfârî (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Sizler Allah’ın huzuruna O’ndan gelmiş olandan daha faziletli hiçbir şeyle dönemezsiniz.” Bununla Kur’ân kasdediliyor.27

İşte hakikat!..

Allah Teâlâ’nın razı olduğu ve gösterdiği şekilde insan kullarının arasında hükmetmek için indirilen Kur’ân-ı Kerim’in hayata egemen olabilmesi, önce işgal edilen İslâm toprakları işgalci tağutî düzenlerden kurtarılmasına, esaret altındaki mü’min müslümanların esaretten kurtulup hürriyete kavuşmalarına bağlıdır... Merhamet olunmuş, şahid, vasat ve insanlar için çıkarılmış hayırlı ümmetin, kendilerini modern esirler hâline getiren, topraklarını işgal eden İslâm düşmanları olan çağdaş zalim tağutlardan kurtulmalıdırlar ki, o zaman hükümlerinin hayatta yaşanması yasaklanan Kur’ân özgürleşip insanların hidayetine rehberlik etsin... Laik-demokratik bir parlamenter sistem olan Mekke’nin şirk yönetimi Mekke’nin fethedilmesiyle beraber, İslâm’ın egemen olduğu bir Tevhid devletine dönüşmedikçe bu esaret ve bu yasaklanmışlık devam edecektir...

Rasulullah (s.a.s.)’in hayat kitabımız Kur’ân hakkındaki şu hadis-i şeriflerini çok dikkatli bir şekilde okuyup emredileni yerine getirmek gerekir... İman ehli m’min müslümanlara ânın vâcibi olduğu malum olan bu vazife, ne ihmal edilmeli, ne de ertelenmeli, mutlaka gereği imkânlar dahilinde yapılmalıdır!..

1-Ebu Şureyh el-Huzâî (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), yanımıza çıkageldi ve:

“Size müjdeler olsun! Size müjdeler olsun! Allah’dan başka ilâh olmadığına ve benim de O’nun Rasulü olduğuma şehadet ediyor musunuz?” diye sordu.

Ashab:

- Evet, dediler.

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Bu Kur’ân, bir tarafı yüce Allah’ın elinde, diğer tarafı sizin elinizde olan bir sebeb (ip)tir. Onun için ona tutunun. Zira ona tutunduğunuz sürece ne dalâlete düşer, ne de helâk olursunuz!”28

2-Abdullah b. Mes’ud (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Şüphesiz ki bu Kur’ân, Allah’ın ziyafetidir. Siz, O’nun ziyafetini gücünüz yettiğince kabul ediniz.

Şüphesiz bu Kur’ân, Allah’ın ipi, apaçık nûr, faydalı şifâ, ona sımsıkı sarılan kimselerin koruyucusu ve izinden gidenler için bir kurtuluştur.

Doğrudan sapıp ayrılmaz ki, bundan dolayı ona sitem edilsin. Eğilip bükülmez ki, doğrultmaya kalkışılsın. Hayret verici özellikleri bitip tükenmez. Çokça tekrar tekrar okunduğundan ötürü de yıpranmaz.

Onu tilavet ediniz. Şübhesiz ki Allah, onu tilavet ettiğiniz her bir harfine karşılık on hasene size ecir verecektir. Ben size, ‘Elif, Lâm, Mîm’ bir harftir demiyorum. Elif (bir harftir), Lâm (bir harftir), Mîm (bir harftir diyorum).”29

3-Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.):

“Şüphesiz insanlardan Allah’a yakın olanlar vardır.” buyurdu.

Sahabîler:

- Ya Rasulullah, Allah’a yakın insanlar kimlerdir? diye sordular.

Rasulullah (s.a.s.):

“Onlar, Kur’ân ehli, Allah ehli ve Allah’ın has kullarıdır.” buyurdu.30

Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak için Kur’ân-ı Kerim’i, uygulaması olan Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti gereği hayata hakim kılmak gerekir... Kur’ân ehli, Kur’ân’ı yaşayan ve yaşatan Allah ehli ve Allah’ın has kullarıdır... Ne mutlu böyle olana!..

“Artık ey basiret sahipleri ibret alın.”31

  1. Asla şirk koşmadan yalnızca kendisine ibadet, yani itaat etsinler diye yarattığı insan kulları, yaratılış gayelerinden sapınca ne hâle geldiklerini/geleceklerini şöyle beyân buyuruyor Allah Teâlâ:

“Kendi istek ve tutkularını (hevâsını) ilâh edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?

Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sanıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler, hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar.” Furkan, 25/43-44.

“............kalpleri vardır, bununla kavrayıp anlamazlar. Gözleri vardır, bununla görmezler. Kulakları vardır, bununla işitmezler. Bunlar, hayvanlar gibidir, hattâ daha aşağılıktırlar. İşte bunlar, gafil olanlardır.” A’râf, 7/179.

  1. Taha, 20/123.
  2. Fussilet, 41/26.
  3. A’râf, 7/204.
  4. İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, c. 9, sh. 536-537.

Ayrıca bkz. Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsir bi’l-Me’sûr, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2012, c. 13, sh. 102.

  1. Tevbe, 9/32-33. Ayrıca bkz. Saff, 61/8-9.
  2. A’râf, 7/203. Ayrıca bkz. Yunus, 10/15.
  3. Fahruddin er-Râzî, Tefsir-i Kebîr-Mefâtihu’l-Gayb, çev. Prof. Dr. Suat Yıldırım, vdğ. Ank. 1991, c. 11, sh. 219.
  4. Fussilet, 41/44.
  5. Âl-i İmrân, 3/138-139.
  6. Yunus, 10/57.
  7. En’âm, 6/157.
  8. A’râf, 7/52.
  9. Nahl, 16/89.
  10. Nahl, 16/64.
  11. Nahl, 16/44.
  12. Nisa, 4/105.
  13. Bkz. Hud, 11/112.
  14. Yunus, 10/109.
  15. Ahzab, 33/2-3.
  16. Celâleddin es-Suyutî, el-Câmiu’s-Sağir min Ahâdîsi’l-Beşiri’n-Nezîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 4, sh. 368, Hds. 6514 (360). Hâtib ve Deylemî, Müsnedu’l-Firdevs’den.

Ali el-Muttakî el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl fî Süneni’l-Akvâl ve’l-Ef’âl, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2019, c. 9, sh. 492, Hds. 2257.

  1. Âl-i İmrân, 3/133.
  2. Hadid, 57/21.
  3. Mutaffifin, 83/26.
  4. Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 3, sh. 47, Hds. 1837.

İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, çev. Adem Yerinde-Hüseyin Kaya, İst. 2010, c. 3, sh. 335, Hds. 3503. İshak b. Rahaveyh, Müsned’den.

Ali el-Muttakî el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, c. 9, sh. 544, Hds. 2419. İbn Zenceveyh ve Taberânî’den.

  1. İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, c. 3, sh. 326, Hds. 3486. Ebu Ya’lâ el-Mevsilî, Müsned’den.
  2. Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 3, sh. 518-519, Hds. 2083.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedâili’l-Kur’ân, B. 16, Hds. 3077-3078.

Ali el-Muttakî el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, c. 9, sh. 500, Hds. 2287.

  1. İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2012, c. 12, sh. 237, Hds. 30628.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 3, sh. 18, Hds. 1792. sh. 57, Hds. 1858.

İbn Hibbân, Sahih-el-İhsân fî Takribi Sahih-i İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, c. 1, sh. 214, Hds. 122.

İmam Ebu Muhammed Abdulhamid b. Humeyd b. Nasr el-Kissî, el-Muntehab-Abd b. Humeyd Müsnedi, çev. Serdar Ünal, Konya, 2015, sh. 246, Hds. 480.

İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, c. 3, sh. 337, Hds. 3508-3509. Ahmed b. Menî’, Müsned’den.

  1. Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 3, sh. 519, Hds. 2084.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 3, sh. 13, Hds. 1786.

Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellâm, Kur’ân-ı Kerim’in Faziletleri, çev. Prof. Dr. Halil Aldemir, İst. 2021, sh. 20, Hds. 7.

Acurrî, Kur’ân Öğrencisine Öğütler, çev. Dr. Ahmed Ürkmez. İst. 2011, sh. 39, Hds. 12.

Ali el-Muttakî el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, c. 9, sh. 523, Hds. 2356. Muhammed b. Nasr ve İbnu’l-Enbârî, “Kitabu’l-Musâhif”den.

Not: Merfu olarak rivayet edilen bu hadis, mevkuf olarak da rivayet olunmuştur, yani Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’ın sözü olarak.

Bkz. Sünen-i Dârimî, Kitabu Fedâili’l-Kur’ân, B. 1, Hbr. 3318.

Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, c. 3, sh. 478, Hbr. 6017.

Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2023, c.7, sh. 642, Hbr. 8646.

Nûreddin el-Heysemî,Mecmau’z-Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2015, c. 12, sh. 184, Hbr. 11660.

  1. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 16, Hds. 215.

İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2011, c. 7, sh. 371, Hds. 7977.

Sünen-i Dârimî, Kitabu Fedâili’l-Kur’ân, B. 1, Hds. 3329.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 14, sh. 356-357, Hds. 20986-20988.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 3, sh. 524, Hds. 2090.

Acurrî, Kur’ân Öğrencisine Öğütler, sh. 37,Hds. 7-8.

Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellâm, Kur’ân-ı Kerim’in Faziletleri, sh. 48, Hds. 64.

Ebu Davud Süleyman b. Davud el-Cârûd et-Tayâlisî, Müsned-i Tayâlisî, çev. M. Ömer Yusuf, Konya, 2019, c. 2, sh. 310, Hds. 2238.

  1. Haşr, 59/2.

 

 

 

 

 

 

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul