17 Nisan 2024 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / HADİSLERDE ÖLÜME HAZIRLIK
HADİSLERDE ÖLÜME HAZIRLIK

HADİSLERDE ÖLÜME HAZIRLIK İSHAK EMİN AKTEPE

Prof. Dr. İshak Emin AKTEPE

 

Giriş

Ölüm, mutlak hakikattir. Ölümden kaçış yoktur. Her canlı bir gün ölecektir; ölümün tadına bakacaktır. Eceli gelen ölecektir; onun eceli ne önceye alınacak ne sonraya bırakılacaktır. Dönüş Allah’adır. Baki olan sadece Allah Teâlâ’dır. Dünya hayatı geçicidir ve kısadır. Dünyanın kendisi de baki değildir. Kıyamet bir gün kopacaktır. Dünyaya yapılan yatırımlar da kalıcı değildir. Dünya üzerinde nice medeniyetler kurulmuş ve yok olmuştur. Dünya yok olmaya mahkumdur. Hayatın anlamı Âhiret’e hazırlıktır. Buna göre ölüm, Âhiret’e uyanıştır. İnsanlar uykudadır; ölünce uyanırlar. Hasılı geçici dünya hayatı, ebedî Âhiret hayatının hazırlık safhasıdır.

I. Ölümden Sonraki Gerçek Hayat: Âhiret

İslâm iman esaslarından biri, Âhiret’e inanmaktır. Kur’ân, kıyamet, Âhiret, cennet ve cehennem vurgularıyla doludur. Rivayete göre Hz. Peygamber’e de “İman nedir?” diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: «أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ، وَمَلَائِكَتِهِ، وَكُتُبِهِ، وَرُسُلِهِ، وَالْبَعْثِ بَعْدَ الْمَوْتِ» “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ölümden sonra dirilmeye inanmandır”.[1] İslâm inancında dünya sonrasında ebedî Âhiret hayatı vardır. Dünya hayatı bitince insanın cesedi kabre konulur ve insanın cesedi yok olur. Fakat insanlık, zamanını yalnızca hayatın yaratanı olan Allah’ın bildiği bir vakitte yeniden dirilecek ve dünya hayatında yaptıklarının hesabını verecektir. Kötülük yapmışsa cezalandırılacak; iyilik yapmışsa mükafatlandırılacaktır. Kimseye zerre kadar zulüm edilmeyecek; her hak sahibi hakkını alacak; küçük iyilik ve kötülüklere bile karşılığı verilecektir. O halde insana düşen dünya hayatını iyi değerlendirmesi, güzel işler işleyip kimseye kötülük yapmamasıdır.

II. Akıllı Adam İşi: Ölümden Sonrasına Hazırlık

Ölüm madem ki mutlak hakikat ve ölümden sonra dirilmek madem ki iman esası, o halde o ebedî hayata hazırlanmak en akıllıca iş olacaktır. Bu geçici,fani, yok olmaya mahkum  dünya hayatına aşırı önem atfetmek, dünyalığı biriktirip hayra sarfetmemek, acılarla, ızdıraplarla, hastalıklarla, vefasızlıklarla, hoşgörüsüzlükle, zulümle, merhametsizlikle ve haksızlıkla dolu dünya hayatını öncelemek hiç de akıllıca bir iş değildir. Bu itibarla rivayete göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ / “Akıllı adam kendini hesaba çekip ölümden sonrası için hazırlanandır”.[2] Çünkü akıllı adam sonuca odaklanır, ebedî olana hazırlanır, uzun vadeli düşünür ve geniş vizyonla bakar.

III. Ölüme Önceden Hazırlanmak

Allah Teâlâ insana bir ömür fırsatlar sunmuş ve nimetler bahşetmiştir. İnsana sağlıklı bir beden vermiş, birbiriyle uyumlu çalışan yüzlerce organ bahşetmiştir. İnsan bu organlardan bir tanesini bile kaybetse derin acılar ızdıraplar çekmekte, üzüntüye garkolmaktadır. Hastanelerde, yoğun bakımlarda nice hastalar tedavi olmaya çalışmaktadır. İnsan bu organlarının hangisini kendi çabasıyla elde etmiştir? Allah insanı eşler halinde yaratmış, evlenmeyi mubah kılmış ve bu yolla nice evlatlar ihsan etmiştir. İnsan sahip olduğu çocukların hangisini kendisi yaratmıştır? Göz aydınlığı çocukları kim yaratmaktadır? Allah lütfuyla keremiyle insana bol mal mülk de bahşetmektedir. İnsan sahip olduğu mallara sadece kendi çabasıyla mı ulaşmaktadır? Allah’ın verdiği akıl nimeti olmasa insan neye sahip olabilir? Sonuç olarak insana düşen ölümden sonrası için sağlıklı iken hazırlanmak; son ana bırakmamaktır. Ölümün de ne zaman geleceği belli değildir. Bu itibarla bir hadiste şöyle buyurulmuştur: «مَثَلُ الَّذِي يَتَصَدَّقُ أَوْ يُعْتِقُ عِنْدَ الْمَوْتِ مَثَلُ الَّذِي يُهْدِي بَعْدَ مَا يَشْبَعُ» / “Ölüm anı gelince sadaka verip köle azad eden, yemeği yeyip doyduktan sonra kalanları başkasına veren gibidir”.[3] Allah her şeyi görüp bilendir. Kimin hangi niyetle ne amel işlediğini bilendir. Bu açıdan ölüm anında iman etmek gibi ölüm anında tasadduk da arzulanan bir davranış değildir. İnsanın önceden sağlığını ganimet bilip Âhiret için hazırlık yapması gerekir. Peygamber Efendimiz de şöyle nasihatte bulunmuştur:  اغْتَنِمْ خَمْسًا قَبْلَ خَمْسٍ: شَبَابَكَ قَبْلَ هَرَمِكَ، وَصِحَّتَكَ قَبْلَ سَقَمِكَ، وَغِنَاكَ قَبْلَ فَقْرِكَ، وَفَرَاغَكَ قَبْلَ شُغْلِكَ، وَحَيَاتَكَ قَبْلَ مَوْتِكَ / “Beş şey gelmeden beş şeyin kıymetini bilin: Yaşlılıktan evvel gençliğin, hastalıktan evvel sağlığın, fakirlikten evvel zenginliğin, meşguliyetten evvel boş vaktin, ölümden evvel hayatın”.[4]

IV. Ölümü Düşünmek

İnsanların çok büyük bölümü hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar. Çoğu insanın hayatı belli kalıplar içinde ölüm duygusundan ve bir gün ölüneceği gerçeğinden uzak yaşanıp gider. İnsanların büyük bölümü ibadetten uzak, rutin iş ve ev hayatının türlü gaileleri içinde yaşlanır ve ölür. Halbuki ölüm; genç, yaşlı, hasta, sağlıklı, kadın, erkek, zengin, fakir, işçi, emekli ayırmıyor. Bu sebeple ölümü hatırdan çıkarmamak gerekir. Elbette bu, hiç gülmemek, eğlenmemek, sürekli hüzünlenmek, mezarlıklardan ayrılmamak, hayattan hiç zevk almamak ve dünya için çalışmamak anlamına gelmemektedir. Bilakis bunca nimet içinde Allah’a verilecek hesabı düşünmek, bir gün ölüneceği gerçeğini hatırlamak ve nimetlerin geçiciliğini hissetmektir. Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber de «أَكْثِرُوا ذِكْرَ هَازِمِ اللَّذَّاتِ الْمَوْتِ» / “Lezzetleri kıran ölümü çokça hatırlayın”[5] buyurmuştur. Ayrıca kabristan ziyaretlerini de ölümü hatırlatsın diye onaylamış ve rivayete göre şöyle buyurmuştur: فَزُورُوا الْقُبُورَ فَإِنَّهَا تُذَكِّرُ الْمَوْتَ / “Kabirleri ziyaret edin! Çünkü bu ölümü hatırlatır”.[6]

V. Ölümü Temenni Etmemek

İslâmiyet’te hayatta olmak, aile efradının ve insanlığın menfaati için helalinden çalışmak ve kazanmak, insanlara yardımcı olmak, İslâmiyet’in yayılması için tebliğde bulunmak, Allah’ın rızasını kazanmak için çaba göstermek güzel görülür.  Hasılı uzun ömürlü salih amelli olmak arzu edilen bir şeydir. Rivayete göre Hz. Peygamber de böyle buyurmuştur: خِيَارُكُمْ أَطْوَلُكُمْ أَعْمَارًا، وَأَحْسَنُكُمْ أَعْمَالًا / “Sizlerin en hayırlısı ömrü uzun ameli salih olandır”.[7] Bazı rivayetlerde ise “ömrü uzun ahlâkı güzel olan”[8] geçmektedir. Yani tembellik, hayattan kopukluk, bezginlik, hareketsizlik, dilencilik ve sorumsuzluk hoş karşılanmaz. Bu zaviyeden olarak ölümü temenni etmek de hoş görülmemiştir. Hayatta insanın başına türlü musibetler gelebilir. Bu musibetlere sabır da bir imtihandır. Bu bakımdan ölümü arzulamak, Allah’tan ölmeyi dilemek mü’mine yakışan bir davranış değildir. Rivayete göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: لاَ يَتَمَنَّيَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمُ المَوْتَ لِضُرٍّ نَزَلَ بِهِ، فَإِنْ كَانَ لاَ بُدَّ مُتَمَنِّيًا لِلْمَوْتِ فَلْيَقُلْ: اللَّهُمَّ أَحْيِنِي مَا كَانَتِ الحَيَاةُ خَيْرًا لِي، وَتَوَفَّنِي إِذَا كَانَتِ الوَفَاةُ خَيْرًا لِي / “Başınıza gelen bir musibet sebebiyle sakın ola ölümü istemeyin! Olsa olsa şöyle diyebilirsiniz: Ey Allahım! Hayat hayırlıysa hayatta kalmamı ölüm hayırlıysa ölümümü nasip et!”[9] Allah’ın takdirine rıza gerekir. İnsanın mutluluğu buna bağlıdır. Sürekli kaderiyle mücadele edenlerin ne dünyada ne Âhiret’te mutlu olması mümkündür. Kanaat ve kadere rıza bitmez tükenmez bir hazinedir. Bugün insanlığın en büyük problemlerinden biri varlığıyla yetinmeyip sürekli daha fazlasını istemesidir. Böylece emeli ecelinden sonraya kalan insan ölünceye kadar koşuşturma halinden bir türlü çıkamamakta; iş işten geçtikten sonra uyanmaktadır.

Ölüm temenni edilmese de şehitlik arzu edilmelidir. Şehitlik o kadar yüce bir makamdır ki Hz. Peygamber bile şehitliği arzu etmiştir. Malum olduğu üzere 54 yaşından sonra yirmiden fazla askerî sefere katılan Peygamberimiz özüyle sözüyle doğru bir insan olduğunu da göstermiştir. Allah yolunda ölmek, ölümsüzlüğü elde etmektir. Bir rivayete göre şöyle buyurmuştur: لَوْلَا أَنْ يَشُقَّ عَلَى الْمُسْلِمِينَ مَا قَعَدْتُ خِلَافَ سَرِيَّةٍ تَغْزُو فِي سَبِيلِ اللهِ أَبَدًا، وَلَكِنْ لَا أَجِدُ سَعَةً فَأَحْمِلَهُمْ، وَلَا يَجِدُونَ سَعَةً، وَيَشُقُّ عَلَيْهِمْ أَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنِّي، وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَوَدِدْتُ أَنِّي أَغْزُو فِي سَبِيلِ اللهِ فَأُقْتَلُ، ثُمَّ أَغْزُو فَأُقْتَلُ، ثُمَّ أَغْزُو فَأُقْتَلُ»  “…Müslümanlara ağır gelmeyecek olsaydı, Allah yolunca cihat eden hiçbir seriyyeden geri kalmaz, hepsine katılırdım. Fakat ne yazık ki benim de onların da binek imkânı her zaman olmuyor. Benim katıldığım seriyyeye katılmamak da onlara ağır geliyor. Allah yolunda şehit olmak, sonra diriltilip tekrar şehit olmak yine diriltilip tekrar şehit olmak isterdim”[10].

VI. Kelimey-i Tevhid’le Ölmek

Ölüm anında neler yaşandığı bilinmiyor. Fakat bir âyette ve rivayetlerde ölüm anında “ölüm sarhoşluğu” denilen bir halin yaşandığı ifade edilmektedir.  وَجَٓاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّؕ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحٖيدُ / “Bu durumda iken ölüm sarhoşluğu kaçınılamaz bir gerçek olarak çöküverir. (Ona şöyle denir:) “İşte bu, senin kendisinden kaçıp durduğun şeydir!”[11] âyetinde açıkça bir ölüm sarhoşluğundan bahsedilmektedir. Nakledildiğine göre Hz. Peygamber de ölümünden hemen önce su bardağından eliyle su alıp elini yüzüne sürmüş ve şöyle dua etmiştir: «اللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى سَكَرَاتِ الْمَوْتِ» / “Ey Allah’ım! Ölüm sarhoşluğuna karşı bana yardım eyle!”[12] İşte bu sarhoşluk halinde insanların imanını teyid için, kendilerini rahatlatmak için ve Allah’ın zikriyle ölümleri gerçekleşsin diye kendilerine “Lâ ilâhe illallah” telkin edilmesi istenmiştir. Bir rivayette  «لَقِّنُوا مَوْتَاكُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ» / “Ölmek üzere olanlarınıza lâ ilâhe illallah demeyi telkin edin”[13] buyurulmuştur. Aslında dili Kur’ân’a, Allah’ın zikrine, teşbihe, tehlile, kelimey-i tevhide, kelimey-i şehâdete, duaya, salâtü selâma ve niyaza alıştırmak gerekir. Böylece umulur ki ölüm sarhoşluğu halinde de dil kendiliğinden bunları tekrarlar. Hasılı ölüm halindeki insanlara kelimey-i tevhid telkin etmek sünnettir. Bu uygulamanın bir amacı da ölmek üzere olan kişinin son sözünün kelimey-i tevhid olmasını sağlamaktır. Çünkü bir hadiste şöyle buyurulmuştur: «مَنْ كَانَ آخِرُ كَلَامِهِ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ دَخَلَ الْجَنَّةَ» / “Kimin son sözü lâ ilâhe illallah olursa o kişi cennete girer”[14].

VI. Şahitleri Artırmak

            Dünya, Âhiret’in tarlasıdır. Herkes Âhiret yolcusudur. Bu dünyada insanlara karşı olan yaklaşım, insanların bir kimseden razı olması, anne babasının akrabalarının dostlarının hüsnü şehâdeti Allah katında değerlidir. Bu itibarla Allah’ın rızası ve kızgınlığı insanların kişiden razı olmasına bağlanmıştır. Şöyle buyurulmuştur: «رِضَى الرَّبِّ فِي رِضَى الوَالِدِ، وَسَخَطُ الرَّبِّ فِي سَخَطِ الْوَالِدِ» / “Rabbin rızası anne babanın rızasına, Rabbin kızgınlığı da anne babanın kızgınlığına bağlıdır”[15]. «أَيُّمَا مُسْلِمٍ، شَهِدَ لَهُ أَرْبَعَةٌ بِخَيْرٍ، أَدْخَلَهُ اللَّهُ الجَنَّةَ» فَقُلْنَا: وَثَلاَثَةٌ، قَالَ: «وَثَلاَثَةٌ» فَقُلْنَا: وَاثْنَانِ، قَالَ: «وَاثْنَانِ» ثُمَّ لَمْ نَسْأَلْهُ عَنِ الوَاحِدِ / “Bir Müslüman hakkında dört kişi hayırlı şehâdette bulunursa Allah onu cennetine koyar. Dedik ki üç olur mu? Buyurdu ki “Üç de olur”. Dedik ki iki olur mu? Buyurdu ki “İki de olur”. Bir kişi olur mu diye sormadık”[16]. Hasılı hayırlı şahitleri artırmaya çalışmak gerekir. Akrabalarıyla görüşmeyen, anne babasını kırıp döken, çocuklarına hanımına zulmeden, komşularıyla kavga eden, ağzı duasız, eli sıkı, hayırsız hasenatsız, asık suratlı, sivri dilli olmamak icap eder. Mü’min güzel insandır; güzel insan olmalıdır. «الْمُؤْمِنُ يَأْلَفُ وَيُؤْلَفُ، وَلَا خَيْرَ فِيمَنْ لَا يَأْلَفُ، وَلَا يُؤْلَفُ، وَخَيْرُ النَّاسِ أَنْفَعُهُمْ لِلنَّاسِ» / “Mü’min sıcak kanlıdır ve kendisine de sıcaklık duyulur. Sevmeyen sevilmeyen adamda hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı insanlara en fazla yardımcı olandır”[17]. Musalla taşındayken binlerce insanın hayır duasını alan, güzel şahitliğine mazhar olan ve helalliğini elde edenlere ne mutlu!

            VII. Hz. Peygamber’in Vefatı

 Hz. Peygamber de her beşer gibi doğmuş, yaşamış ve vefat etmiştir. Ömrü, tevhit mücadelesiyle, inandığı değerler uğruna bedel ödemekle, din-i mübîn-i İslâm için sıkıntı çekmekle, tebliğle, hicretle, savaşla, müşriklerin, Yahudilerin, münafıkların hile ve tuzaklarını savmakla, fakirin, kölenin, ezilmişin, yetimin, yolda kalmışın ve zayıfın yanında olmakla geçmiştir. Sonuçta Medine’de Hz. Âişe Validemizin odasında hayata gözlerini yummuştur. Validemiz Hz. Peygamber’in son anlarını şöyle anlatmıştır: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تُوُفِّيَ فِي بَيْتِي، وَفِي يَوْمِي، وَبَيْنَ سَحْرِي وَنَحْرِي، وَأَنَّ اللَّهَ جَمَعَ بَيْنَ رِيقِي وَرِيقِهِ عِنْدَ مَوْتِهِ: دَخَلَ عَلَيَّ عَبْدُ الرَّحْمَنِ، وَبِيَدِهِ السِّوَاكُ، وَأَنَا مُسْنِدَةٌ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَرَأَيْتُهُ يَنْظُرُ إِلَيْهِ، وَعَرَفْتُ أَنَّهُ يُحِبُّ السِّوَاكَ، فَقُلْتُ: آخُذُهُ لَكَ؟ فَأَشَارَ بِرَأْسِهِ: «أَنْ نَعَمْ» فَتَنَاوَلْتُهُ، فَاشْتَدَّ عَلَيْهِ، وَقُلْتُ: أُلَيِّنُهُ لَكَ؟ فَأَشَارَ بِرَأْسِهِ: «أَنْ نَعَمْ» فَلَيَّنْتُهُ، فَأَمَرَّهُ، وَبَيْنَ يَدَيْهِ رَكْوَةٌ أَوْ عُلْبَةٌ - يَشُكُّ عُمَرُ - فِيهَا مَاءٌ، فَجَعَلَ يُدْخِلُ يَدَيْهِ فِي المَاءِ فَيَمْسَحُ بِهِمَا وَجْهَهُ، يَقُولُ: «لاَ إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، إِنَّ لِلْمَوْتِ سَكَرَاتٍ» ثُمَّ نَصَبَ يَدَهُ، فَجَعَلَ يَقُولُ: «فِي الرَّفِيقِ الأَعْلَى» حَتَّى قُبِضَ وَمَالَتْ يَدُهُ / “Hz. Peygamber, benim odamda, benim günümde, kucağımda vefat etti. Allah Teâlâ benim ağzımın ıslaklığıyla onunkini vefat ederken biraraya getirdi. Bu şöyle gerçekleşti: Kardeşim Abdurrahmân odama girdi. Elinde de misvak vardı. Resûlullah kucağımdaydı. Resûlullah’ın Abdurrahmân’a baktığını farkettim. Misvakı sevdiğini bildiğim için “Misvakı alayım mı?” diye sordum. Evet anlamında başıyla işaret etti. Misvak sert gelince “Yumaşatayım mı?” dedim. Evet anlamında başıyla işaret etti. Yumuşattım, verdim, dişlerini misvakladı.  Önünde bir su kabı vardı. Elini sokup aldığı suyla yüzünü serinletiyordu. “Lâ ilâhe illallah; ölümün türlü türlü zor halleri vardır” diyordu. Sonra elini kaldırdı ve vefat edene kadar “Cennette en yüce Dostlarla (inşallah)” diye dua etti. Eli yan tarafa düştü”[18]. Bazı rivayetlerde Resûlullah’ın en son sözünün «اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الأَعْلَى» / “Allahım! “Cennette en yüce Dostlarla (inşallah)”[19] şeklinde dua etmek olduğu kayıtlıdır. Rabbim layık ümmet olmayı nasip eylesin; şefaatine cümlemizi nâil eylesin! Âmin

 

Sonuç

Ölüm gerçek; dünya hayatı oyun ve eğlencedir. Âhiret sonsuz; dünya hayatı geçici ve kısadır. Dünya, Âhiret’in tarlasıdır. Dünya, imtihan yeridir. İnsanlar yaşarken uykudadır; öldüklerinde uyanırlar. Mutlak gerçek bunlardır. Dünyaya haddinden fazla değer vermemek gerekir. Yunus Emre’nin dediği gibi “Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan, mülk de yalan, Var biraz da sen oyalan!” İnsanın bir dakika sonrasına bile garantisi yoktur. Bir kalp krizi, bir beyin kanaması, bir pıhtı atması insanı öldürmeye yetmektedir. Hasılı insan dünyayı değil Âhiret’i merkeze alarak yaşamalıdır. Müslüman’a düşen vazife Allah’ın rızasını gözeterek İslâm’ın emir ve yasaklarına riâyet etmeye çalışmak; kimseye zarar vermemek ve mümkün olduğunca iyilikte bulunmaktır. Ama çoğunlukla bu gerçek unutulmakta ve dünyalık peşinde koşulmaktadır: أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ  / “Çoğaltma tutkusu sizi öylesine aldattı ki sonunda bu aldanış içinde ölüp gittiniz”[20]. Rabbim ibret alanlardan eylesin! Âmin

 

 

 


[1] Ma‘mer b. Râşid, Câmi‘, XI, 127.

[2]  Ebû Dâvud et-Tayâlisî, Müsned, II, 445.

[3]  Ebû Dâvud et-Tayâlisî, Müsned, II, 324;

[4]  İbn Ebî Şeybe, Musannef, VII, 77; Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ, X, 400.

[5]  İbnü’l-Mübârek, ez-Zühd ve’r-rekâik, II, 37.

[6]  Ahmed b. Hanbel, Müsned, XV, 430; Müslim, Sahîh, II, 671.

[7]  Ahmed b. Hanbel, Müsned, XII, 146.

[8]  Bezzâr, Müsned, XV, 184.

[9]  Buhârî, Sahîh, VIII, 76.

[10]  Müslim, Sahih, III, 1495.

[11]  Kâf, 19.

[12]  İbn Ebî Şeybe, Musannef, VI, 42; Ahmed b. Hanbel, Müsned, XL, 415.

[13]  İbn Ebî Şeybe, Musannef, II, 446; Ahmed b. Hanbel, Müsned, XVII, 19.

[14]  Ebû Dâvud, Sünen, III, 190.

[15]  Tirmizî, Sünen, IV, 310.

[16]  Buhârî, Sahîh, II, 97.

[17]  Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat, VI, 58.

[18]  Buhârî, Sahîh, VI, 13.

[19]  Buhârî, Sahîh, VI, 15.

[20]  Tekâsür, 1-2.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul