17 Nisan 2024 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / KUR’AN’DA KIYÂMET ve SONRASI
KUR’AN’DA KIYÂMET ve SONRASI

KUR’AN’DA KIYÂMET ve SONRASI HÜSEYİN KERİM ECE

Hüseyin K. Ece

 

Öldükten sonra dirilmeye, yani kıyâmete ve âhiret hayatına inanmak, İslâmın iman esaslarındandır. Buna “âhirete iman” diyoruz. Bu bir mü’min olmanın olmazsa olmazıdır.

İslâm’da inanç sistemi esasen üçlü bir temele dayanır: Allah, nübüvvet ve âhiret inancı… (Mesela bkz: Bekara 2/4, 62. Âli İmran 3/114. vd.)

“İyilik (el-birr), yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; ... tutum ve davranışlarıdır…” (Bekara 2/177)

“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisâ 4/136)

Rasûlüllah Cebrail’in “İman nedir?” sorusuna şöyle cevap verdi:

“Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, (O’nun) hayrı ve şerri (yarattığına) iman etmendir.[1]

Kur’an’ın üçte biri doğrudan ve dolaylı olarak kıyâmetten ve âhiret hayatından bahsediyor desek yanlış olmaz. Zira bütün insanlar için bu dünya hayatı geçicidir, deneme yeridir. Ama asıl hayat âhiret hayatıdır. (Ankebut 29/64)

Vahiy insanların dünya hayatını düzenlemek için gelmiştir ama bir amacı da insanları bu sonsuz hayata hazırlamaktır.

Kıyâmet ve âhiretten bahseden âyetlerin hepsini ele almak bu yazısını kapasitesini aşar. Burada Türkçe’de eksik bilinen kıyâmet üzerinde durmak istiyoruz. Öncelikle âhiret inancına kısaca değinelim…

 

- Kur’an’da Âhiret

‘Âhiret’, âhir kelimesinin dişil (müennes) şeklidir ki; sözlükte son, sonra olan demektir. Evvel (ûla) kelimesinin karşıtıdır.

‘Âhiret’, terim/kavram olarak, öbür dünya, yeniden dirilişten sonraki hayat demektir.[2]

Kur’an’da çok sık yer alan bu kavram, bazen ‘yevmü’l-âhira-âhiret günü’,

10 âyette de ‘dârü’l-âhira-son  yerleşim yeri’ şeklinde, ifade edilmektedir. Mesela;

“De ki, "Eğer âhiret yurdu Allah katında başkalarına değil de yalnız size mahsus ise ve eğer doğru sözlü iseniz, ölümü dilesenize!"  (Bakara 2/94)

“Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Âhiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı!” (Ankebut 29/64. Ayrıca bkz: En’am 6/32. A’raf 2/169. Yûsuf 109. İbrahim 28. Nahl 16/30. Kasas 28/77, 83. Ahzâb 33/29)

Bir âyette de ‘dâru’l-karar’-yerleşip kalınacak yer, yurt... “Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak (geçici) bir yararlanmadır. Âhiret ise ebedî olarak kalınacak yerdir.” (Mü’min 40/39)

Dünya hayatı için ilk (ûla), ölümden sonraki hayat için ise ‘âhiret (son hayat)’ denilir.

Buna göre dünya yakın ikâmet yeri, ‘âhiret’ ise son ikâmet yeridir.

Âhiret’in bir adı da ‘gayb âlemi’dir. Yani insanlar tarafından dünyada iken idrak edilmesi mümkün olmayan şey... Gayb, görülemeyen, deneylere konu olmayan, duyular ötesi, insan bilgisi dışında kalan gerçektir. Ancak bir şeyin gayb oluşu insana göredir.

Âhiret hayatı, insan için gayb haberlerindendir.

Kur’an, ‘âhiret’ kavramını sık sık dünya kelimesi ile birlikte kullanmaktadır. Her ikisi arasında sıkı bir ilişki vardır. Âhiret dünya hayatını takip eden, ama ölümsüz bir hayatın adıdır.

Bir başka deyişle ‘âhiret’, dünya hayatının değerlendirileceği, sonuçlarının alınacağı zamandır. Kelime anlamı yönünden, sonradan gelen olduğu için, insanın ölümüyle başlayan bir hayattır diyebiliriz.

İslâm’a göre, hayat ölümle bitmiyor ve dünya hayatı da sonsuz değildir. Günün birinde tıpkı diğer canlılar gibi dünya hayatının tümü sona erecek, yani “Son Saat” gerçekleşecektir.

Kur’an bir taraftan Son Saat’in mutlaka olacağını vurgularken, diğer taraftan da bu olaydan sonra başlayacak “kıyâmet ve âhiret hayatına” ilişkin sahneleri gözler önüne sermektedir. İnkârcıların bunu  reddetmeleri sonucu değiştirmez. (Bkz: Kıyâmet 75/5-13. Yâsîn 36/78-79. Hicr 15/25. Hâkka 69/19. Câsiye 45/26. vd.)

Ölümden sonraki bu hayatta insanların hak ettikleri yere konulmasına kadar ki süreç altı aşama hâlinde gercekleşecek diyebiliriz. Bunlar sırasıyla:

1.Aşama: Diriltme. “Son Saat muhakkak ki gelecektir, bunda şüphe yoktur. Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.” (Hacc 22/7. Ayrıca bkz: Mü’minûn 23/16. A’raf 7/25, 57. Rûm 30/19. vd.)

2.Aşama: Toplanma-haşr. Hesap için bu toplanma zamanına ‘mahşer günü’, toplanma mekanına da ‘mahşer yeri’ denir. (Bkz: Kehf 18/47. Tâhâ 20/102. Saffât 37/22. Âli imran 3/12. Nisâ 4/87. vd.)

3.Aşama: Mahşerde Allah’a (c.c.) sunulma, arzolunma. (Bkz: Hâkka 69/18.  Hûd 11/18. Kehf 18/47-48. En’am 6/62. Tevbe 9/94. vd.)

4.Aşama: Ameller hakkında bilgi verilmesi, amel defterlerinin sunulması. (Bkz: İsrâ 17/13-14. Kehf 18/49. Zümer 39/69.  Mu’minûn 23/62. Câsiye 45/29. Nur 24/24. vd.)

5.Aşama: Sorguya çekme ve yargılama yapılması, hüküm verilmesi. (Bkz: Hıcr 15/92-93. Nahl 16/56, 93. Enbiyâ 21/13, 23. Ankebut 29/13. Tekâsür 102/5-8. A’raf 7/6. Nisâ 4/142. Bekara 2/113. vd.)

6.Aşama: Sonuç, Cennet’e veya Cehennem’e sevkedilme. (Bkz: Zümer 39/68-74. Şu’arâ 26/87-91. Saffât 37/22-23. Kâf 50/30-31. Hâkka 69/21-24. vd.)[3]

 

-Kıyâm-Kıyâmet

 

- Türkçe’de kıyâm-kıyâmet

Kıyâm; ayağa kalkma, ayakta durmak, bir işe girişmek, teşebbüs etmek. 

Kıyâmet, tek tanrılı dinlerin inanışına göre dünyanın sonu ve bütün ölülerin dirilerek mahşerde toplanacakları zaman.

Kıyâmet kopmak: kıyâmet günü gelmek.[4]

İslâm inanışına göre ölümden sonra yeniden dirilip ayağa kalmak. (Bkz: Zümer 39/68. Enbiyâ 21/97. Saffât 37/19. Nâziât 79/13-14. İbrahim 14/48. vd.)

 

-Kur’an’da kıyâm-kıyâmet

Bunun aslı ‘kâme-kaveme’ fiilidir. Bu da ayak üzere kalkıp durmak demektir. Bunun masdarı kıyâm, özne (fail) ismi kâimdir.

Bu kökten gelen ‘ekâme’, birini başkası kaldırdı, bir yerde kaldı, bir mekanda yaşamaya devam etti, oturdu (Türkçe’deki ikâmet), kararlı bir şekilde yerine getirdi anlamında.

Kıyâm farklı şekillerde kullanılır. Bunların hepsinde bir ayağa kalkma, koruyup gözetme, âdeta dirilme, kararlı olma, sağlam olma, azmetme anlamları vardır.

‘Kıyâmet’; Son saatin gelmesini, insanların dirilmelerini, hesap için ayağa kalkıp durmalarını, o saatin çattığı günü anlatır.[5]

“Onlar düşünmezler mi ki, büyük bir günde (hesap vermek için) diriltilecekler! Öyle bir gün ki, insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır (kıyâmda olacaklar).”  (Mutaffifîn 83/4-6)

Kıyâmet (kıyâmeh) Kur’an’da 75. sûrenin adıdır.

Güncel kullanımda kıyâmet dünya hayatını sonu, evrendeki düzenin bozuluşu olarak biliniyor. Halbuki evrendeki düzenin bozuluşu (kevn’in zıddı fesad) kıyâmet kelimesi ile ifade edilmez. Zira kıyâmet, yıkılmayı, bozulmayı değil; kalkmayı, doğrulmayı, bir şeyin yeniden meydana gelmesini anlatır.

Buna göre “kıyâmetin kopması” ifadesi isabetli görünmüyor. Çünkü kopma kelimesinde, bir şeyin ikiye ayrılması, yerinden ayrılma, gövdeden ayrılma, ilişkiyi kesme anlamları var...[6]

Üstelik Kur’an’da dünya hayatının sonunu, o zaman gerçekleşecek olayları, farklı boyutlarıyla, o olayların dehşetini ifade eder biçimde, bir kısmı da kıyâmet ve âhiret hayatıyla bağlantılı olarak anlatan bir kaç  kelime daha var.

‘el-Hâkka’, gerçek olan (Hâkka 69/1-3),

‘el-Kâria’, çarpan, her şeyi birbirine çarpan (Hâkka 69/4. Kâria 101/1-3),

‘el-Ğaşiye’-bürüyen, kaplayan (Ğaşiye 88/1),

‘el-Hâkka’-gerçekleşen, gerçekleşecek olan (Hakka 69/1-3),

‘el-Vâkı’a’-gerçekleşen, gerçekleşecek (vuku bulacak) olan (Vâkı’a 56/1),

‘es-Sâhha’-kuvvetli gürültü (Abese 80/33),

‘es-Sayhâ’-gürültü, yüksek ses (Yâsîn 36/49, 53. Sâd 38/15. Kâf 50/42),

‘et-Tâmme’-felaket (Nâziât 79/34),

‘er-Râcifeh’-sarsıcı şey, deprem-zelzele (Nâziât 79/6),

‘er-Râdifeh’-sonra gelen, izleyen (Nâziât 79/17),

‘Zecrah’-gürültü, çığlık (Nâziât 79/13),

‘en-Nebeün azîm’-büyük haber (Nebe’ 78/2),

Ve; ‘es-Sâ’ah’-saat, an (Şûra 42/7) Bunun üzerinde biraz duralım.

 

- Son Saat

Sözlükte ‘sâ’ah’ (Türkce’de; saat); kısa zaman, an; gece ile gündüzün oluşturduğu yirmi dört zaman diliminden her biri mânalarına gelir.[7]

Kur’an’da zamanla ilgili bir kavram olan ‘es-sâ’ah’ çoğunlukla kâinatın son bulacağı zamanı ifade etmekte, bazı âyetlerde de insanların ecellerinin değişmezliği bağlamında geçmektedir.[8]

Biz buna dünya hayatının sonu anlamında ‘Son Saat’ diyelim...

‘Sâ’ah’ kelimesi Kur’an’da 48 defa geçiyor. Bunların yedi tanesi zamandan küçük bir parça, kısa bir müddet, bir an, bir lahza manasında (Bkz: A’raf 7/34. Yûnus 10/45, 49. Nahl 16/61. Ahkaf 46/ Rûm 30/55), 

bir âyette vakit veya hîn (müddet, süre) anlamında(Tevbe 9/117),

40 tanesi de ‘es-Sâ’ah’ (belirlilik takısıyla); bu kâinat sisteminin yıkılışı, dünya hayatının sona eriş zamanı, dünya hayatının sonu, kıyâmet günü, yeniden diriliş günü, mahşer günü anlamında geçiyor.

“Özellikle Mekkî sûrelerde insanın dünyadaki her davranışından sorumlu olacağı kıyâmet gününe bu kelime ile vurgu yapılıyor.

Bunun yanında içinde bulunduğu zamanı aşamayan ve geleceğin hesabını yapamayan inkârcıların, “Kıyâmet ne zaman kopacak?” şeklindeki sorularına karşılık bunun Allah’tan başka kimse tarafından bilinemeyeceği belirtiliyor. Ancak kıyâmetin yakın olduğu ve ansızın vuku bulacağı bildiriliyor.”[9]

Buna göre “es-Sa’ah-Son Saat” Türkçe’de galat olarak kullanılan kıyâmetin asıl adı, dünya hayatının sonunun haberidir. Adı üzerinde; dünya hayatı için son an, son zaman dilimi...

 Bu kelime ile kıyâmet ve âhiret arasında bir bağlantı var. Son Saat-kıyâmet-âhiret... Bu üç kavramın ifade ettiği anlam ve gerçek hem birbirini takip eden bir süreci, hem de sonsuz hayatla ilgili olayları kapsar.    

“O (Son) Saat’in yaşanacağı gün, suçlular ümitsizlik içinde olacaklardır.” (Rûm 30/12)

“O (Son) Saat’in gerçekleşeceğini de sanmıyorum. Rabbime döndürülürsem, (orada) bundan daha hayırlı bir karşılık mutlaka bulacağım.” (Kehf 18/36)

“Son Saat muhakkak gelicidir; onda şüphe yoktur ve Allah kabirlerde olanları diriltecektir.” (Hacc 22/7)

Kur’an dünya hayatının sona erişini, ‘zelzele saati’ olarak da haber veriyor.

“Ey insanlar! Rabbinizden sakının; doğrusu kıyâmet gününün sarsıntısı (zelzelesi) büyük şeydir.” (Hacc 22/1)

“Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı, yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insanın: Buna ne oluyor? dediği zaman.” (Zilzâl 98/1-3)

Kur’an kıyâmet öncesi, yani Son Saatte, İsrafil Sûr denilen alete üfürünce bazı olayların, farklı dönüşümler olacağını haber veriyor. Mesala;

Yeryüzü ve gökyüzü değişecek, bambaşka olacak. (İbrahim 14/48. Fecr 89/21)

Yeryüzü siddetli bir şekilde sarsılacak, yüzey şekli değişecek, dağlar yürütülecek (Kehf 18/47), paramparça edilecek (Tâhâ 20/105-107), serpilip âdeta toz duman hâline getirilecek (Vâkıa 56/3-6), atılmış yün gibi olacak (Kâria 101/5-6. Meâric 70/8-9),

 Gök yarılacak (Müzemmil 73/18), çalkalanacak (Kehf 18/99-100. Tûr 52/9), erimiş maden gibi olacak (Rahmân 55/37), Ay (kamer) yarılacak (Kamer 54/1),

 Güneş ve Ay biraraya getirilecek (Kıyâmet 75/8), yıldızlar silinecek, dağlar un ufak edilecek (Mürselât 77/8-10),

Güneş katlanıp dürülecek, yıldızlar kararıp dökülecek, denizler kaynatılacak (Tekvîr 81/1-6),

Yeryüzü şiddetli bir depremle sarsılıp içindekileri dışarı atacak. (Zilzâl 99/1-2)

Görüldüğü gibi Kur’an “Son Saat” gerçekleşirken yerde ve gökte fiziki olarak bir çok değişikliğin olacağını haber veriyor. Ama detaylı bilgi vermiyor. Dolaysıyla biz bu olayların nasıl olacağını, yani mahiyetini asla bilemeyiz. Bunlar Allah’ın bilgisi dahilindedir ve O’nun takdir ettiği gibi gerçekleşecektir.

Dünya hayatı sona ererken, yani “Son Saat” kıyâmete ve âhirete doğru evrilirken, bunun insanlar üzerinde de bazı etkileri olacaktır. Mesela:

Sûr’a üflendiği zaman herkes dehşete kapılacak, düşüp bayılacak (Neml 27/87. Zümer 39/68),

Canlılar/insanlar yavrularını terkedecek, hamileler yüklerini düşürecek, anneler yavrularını emzirmeyi unutacaklar, insanlar sarhoş gibi olacak (Hacc 20/1-2),

Zalimlerin gözleri donup kalacak, âdeta yuvalarından fırlamış gibi olacak (İbrahim 14/42-43. Enbiyâ 21/97),

Bazılarını yüzü zelil olacak (Ğâsiye 88/2), sesleri kısılacak (Tâhâ 20/108),

âniden gelen bu “Son Saat”te kimse kimseye bir öğüt veremeyecek, ailelerinin yanına dönemeyecekler (Yâsîn 36/50).

Sûr’a ilk üflendiği zaman Allah’ın diledikleri hariç, yerde ve gökte ruh taşıyan herkes korkudan düşüp bayılacak (Zümer 39/68. Neml 27/88).

 

-Yevmu’l-Kıyâmeh-Kıyâmet Günü

Kur’an, âhiret gününe bir çok isim vermektedir. Âhirete bu kadar ismin verilmesinin sebebi onun pek çok yönüne dikkat çekme ve o gün hakkında daha fazla bilinç vermek içindir. (Allahu a’lem)

‘Yevm’; gün, evre demektir. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan zaman.  Bazen de hangisi olursa olsun, zamandan bir müddeti ifade için kullanılır.

Kur’an’da ‘yevm’ kelimesi yirmi dört saatlik tam gün anlamının yanı sıra süre kaydı olmaksızın zaman dilimi anlamında da kullanılır.[10]

Yevm, tekil veya çoğul olarak Kur’an’da 486 yerde geçiyor.

Pek çok âyette geçen ‘Yevm veya el-Yevm’ kıyâmet günü demektir. Bu iki kelimenin bir işlevi de yeniden dirilişle başlayan süreci, zamanı ifade etmektir. (bkz: Yâsîn 36/54-55. Bakara 2/254)

Yevm; 54 âyette isim tamlaması (yemu’l-âhirah) şeklinde yine âhiret hayatını ifade ediyor. (Mesela; Bakara  2/85, 113, 174. Âl-i İmrân  3/180 Nisâ  4/141 A’râf  7/172 Mâide  5/64 Nahl  16/92. Mücâdele  58/7)

Ayrıca 68 yerde geçen “yevme’izin-O gün” ifadesi de genelde kıyâmeti ve âhiret gününü anlatır.

Bir de Âmentü’de gecen “ba’su ba’de’l-mevt-ölümden sonra diriliş” ifadesi var. Bu da kıyâmetin diğer adıdır.

İnsan doğumla birlikte nasıl hayat sahibi oluyorsa, Kur’an ölümden sonra ikinci bir diriliş olacağını haber veriyor. Bu, âhiret hayatına doğuştur, ya da uyanıştır desek yanlış olmaz.

(İlginçtir; Allah’ın insanlara peygamber gönderme olayına da ‘ba’s’ denilmesidir. Yani peygamberler getirdikleri mesajla insanların dirilişine sebep olurlar. Diriliş ancak, ilâhî mesajı dinlemekle olur.)

‘Ba’as’; sözlükte bir şeyi kaldırmak, harekete geçirmek, göndermek (Rûm 30/56. Kehf 18/12. En’am 6/65. Mâide 5/31) demektir. Bunun anlamı vurgu yaptığı şeye göre değişir. (En’am 6/36, 60)

Allah (c.c.) insanları ölümden sonra kabirlerinden çıkaracak ve kıyâmete doğru yürütecektir. (Bkz: Mücâdele 58/6. Teğabun 64/7. Nahl 16/84)

‘Ba’as’ iki türlü olur:

a.İnsanlara ait ba’as; bir devenin, yatan birinin kaldırılması gibidir.

b.İlâhi ba’as da iki şekilde olur:

1.Maddi varlıkları yoktan var etme, yaratma,

2.Ölüleri dirilme şeklinde olur.[11]

Kur’an yeniden diriltme anlamında ba’as kelimesini bir çok âyette kullanıyor.

“Sizin yaratılmanız da ba’as olunmanız da (diriltilmeniz de) bir tek nefis gibidir...” (Lokman 31/28)

“Sonra muhakkak ki siz, bunun ardından ölecek kimselersiniz. Sonra gerşekten siz kıyâmet günü diriltileceksiniz.” (Mü’minûn 23/16)

 “Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunz? Siz ölüler idiniz, size O hayat verdi. Sonra sizi öldürecek ve sonra size tekrar hayat verecek. Sonra O’na döndürüleceksiniz.” (Bakara 2/28. Ayrıca bkz: Yâsîn 36/52. Bakara 2/259. Hacc 22/5. Rûm 30/56)

İblis, Allah’tan insanları saptırmak üzere onların diriltileceği ‘ba’as günü’ne kadar mühlet istedi. (A’raf 7/14. Hıcr 15/36. Sâd 38/79)

Doğduğu gün, öleceği gün ve (yeniden) diriltileceği gün Yahya’ya ve İsa’ya selâm olsun. (Meryem 19/15, 33)

“İnkâr edenler (öldükten sonra) asla dirilmeyeceklerini sandılar. De ki: Hayır, Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınızdan elbette haberdar edileceksiniz...” (Teğabun 64/7. Ayrıca bkz: Mücâdele 58/6, 18. Şu’arâ 26/87. Saffât 37/144. Cin 72/7)

 

- Kıyâmet-Âhiret Süreci

Kıyâmetten bahseden âyetlerden anladığımıza göre “yevmu’l-kıyâmeh-kıyâmet günü” âhiretin bir adıdır.

Dünyanın ölümü, evrende şu andaki mevcut düzenin bozuluşu, hayatın sone erişi değil, tam tersine yeni bir hayatın kuruluşu, inşa edilişi ve başlatılmasıdır. Yepyeni hayat için ölülerin ayağa kaldırılması, diriltilmesidir.

Buna, “kıyâm (ayağa kalkış)”, “ba’su ba’de’l-mevt (ölümden sonra diriliş)” ile başlayan, mahşere doğru, amellerin tartılması (Hesap) ve insanların hak ettikleri yere konulmasına kadar olan ve ebediyyete kadar sürecek olan hayat da diyebiliriz.

Bazı âyetlerde âhirette olacak olaylar ile, yevmu’l-kıyâmette olacak olaylar arasında benzerlik ve içiçelik var. Demek ki  Kur’an yerine göre âhirete “yevmu’l-kıyâmeh” diyor.

Vakti gelince Allah’ın emriyle İsrafil ‘Sûr’ denen bir alete üfleyecek ve Son Saat süreci başlayacak... Bizim bilmediğimiz veya bize bildirilmeyen bir müddet sonra Sûr’a ikinci üfürülüşten sonra insanlar dirilip hesap için ‘mahşer’ yerinde toplanmaya başlayacaklar. (Bkz: Zümer 39/68. Nebe’  78/17-18. Kamer 54/6-8. En’am 6/73. Kehf 18/99. Mü’minûn 23/101. Kaf 50/20. vd.)

Mahşerde herkes hayatının hesabını verecek. İlâhî adalet terazisi ‘mizan’da amellerin tartılmasından sonra, tartısı ağır olanlar, yani dünyada müslümanca yaşayıp çok sevap kazananlar kurtulacak,

tartıları hafif gelenler; yani dünyada iken inkâr edenler, Allah’a karşı gelenler, çok günah işleyenler hüsrana uğrayacaklar. (A’raf 7/8-9. Kâria 101/6-11. Mü’minûn 23/102-103)

Âhiretteki kurtuluş (felah, necat, fevz); Cennet ve Allah’ın rahmeti,

hüsran (zarara uğramak) ise, Cehennem ve sonsuz üzüntüdür. 

Dünyada iken Allah’ı razı etmeye çalışanlar, Allah’a teslim olarak sâlih amel işlemeye çaba harcayanlar, bunun sonucunu orada mükâfat olarak göreceklerdir.

Dünyada iken Allah’ı tanımayan, kendi hevâsına (aşırı istek ve tutkularına) uyarak, Allah’ın emir ve yasaklarını çiğneyenler, âhireti inkâr ederek sürekli günah işleyenler de bunun karşılığını alacaklardır.

Kim zerre kadar hayr işlerse onun karşılığını, kim de zerre kadar şer işlerse onun karşılığını görecektir. (99/Zilzal, 7-8)

Kur’an, âhiret gününe ‘Din Günü’ de diyor. Yani karar günü, insanlar hakkında kesin hükmün verileceği, hesapların görüleceği gün demektir. (Bkz: Fâtiha 1/4. Hicr  15/35. Şu’arâ  26/82. Zâriyât  51/12. İnfitâr  82/15, 17. Me’âric  70/26. vd.)

 

Sonuç

Kıyâmetin ve âhiretin olması akla, kevnî olaylara ve ilme aykırı değildir. Bunların olacağını haber veren kaynak: Vahy ve onu insanlara tebliğ eden Peygamberdir.

Akıl yönünden de ahiretin varlığı kaçınılmazdır. Bilindiği gibi, insanlar aynı seviyede değildirler. İyileri, kötüleri, merhametlileri, zalimleri, iyilik yapanları, kötülük yapanları, çok ibadet edenleri, hiç ibadet etmeyenleri vardır. İyilere mükâfat, kötülere gereken cezanın dünyada verilmesi mümkün değildir. Hem bu karşılıkları kim verebilir ki?

Kıyâmet ve âhiret inancı yaratılışın, yani varlığın, hayatın niçin var edildiği sorusunun cevabıdır ve bu hayatın devamıdır.

Ebedi olan âhiretin temelleri dünyada iken atılır. Burada yapılanlar, oradaki hayatın rengini belli edecektir.

Bu açıdan kıyâmet ve âhiret inancı, hayatı düzene koyan, iyilik duygusunu artıran, kötülükleri azaltan, kişinin arzularını kontrol ettiren, hayatını yönlendiren en önemli inançtır, bilinçtir.

Yaptığı iyiliklerin karşılığını görmeyen, en âdi suçları işleyenlerin cezalandırılmadığını, zalimlerin yaptıklarının yanına kâr kaldığını gören; erdemin ve iyiliklerin anlamsız, hayatın bir hiç olduğunu düşünebilir. Bu bunalımdır, hiçsizliktir, umutsuzluktur. Halbuki âhiret inancı kişiye umut verir, onu amaçsızlıktan kurtarır.

Kıyâmet ve âhiret inancı sürekli bir diriliştir. Dünya hayatını düzene koymamızı, daha iyi insanlar olarak yaşamamızı sağlar. Öldükten sonra dirileceğini, iyiliklerinin ve kötülüklerinin karşılığını alacağını bilen bir kimse devamlı iyi işlerle meşgul olur.

Bunlar olmayacaksa -hâşâ-, müslümanların pek zararları olmaz. Ama buna (kıyâmet-âhiret gününe) inanmayanların zararı çok büyük olacaktır.

 

Yevmu’l-kıyâmeh-kıyâmet günü ile ilgili bir kaç âyet:

“Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyâmet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân  3/185)

“Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va’dettiklerini ver bize. Kıyâmet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.” (Âl-i İmrân  3/194)

“Allah'a karşı yalan uyduranlar kıyâmet günününe zannederler? Doğrusu Allah'ın insanlara olan nimeti boldur, fakat çoğu şükretmezler.” (Yûnus  10/60)

“Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda, kıyâmet günü Allah aranızda hüküm verecektir.” (Hac  22/69)

Şüphesiz, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecûsiler ve Allah’a ortak koşanlar var ya; Allah, kıyamet günü onların aralarında mutlaka hüküm verecektir. Çünkü Allah, her şeye şahittir.” (Hac  22/17)

 “Kıyâmet gününde yüzünü azabın şiddetinden korumaya çalışan kimse (kendini ondan emin kılan gibi) midir? Zalimlere; “Kazandığınızı tadın” denilir.” (Zümer  39/24)

“Sonra şüphesiz siz kıyâmet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz.” (Zümer  39/31)

“De ki: “Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan kıyâmet gününde sizi bir araya getirecek, ama insanların çoğu bilmezler.” (Câsiye  45/26)

"Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?" "Bunlar, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir" de. Bilen kimseler için ayetlerimizi böylece uzun uzun açıklıyoruz.” (A’râf  7/32)

 

 

 


[1] Müslim, İman/1(8), 5(9) no: 93, 97. Buhârî, İman/37 no: 50. Tirmizî, İman/4 no: 2610. Ebû Dâvûd, Sünnet/16 no: 4695. İbni Mâce, Mukaddime/9 no: 63

[2] R. el-Isfehânî, el-Müfredât, s:135.

[3] Daha geniş bilgi için bkz: M.Okuyan, Kur’an’a Göre Yedi Aşamada Âhiret, Düşün Yay. İstanbul 2018.

[4] TDK Türkçe Sözlük, 2/865

[5] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 628

[6] TDK Türkçe Sözlük, 2/867

[7] İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 7/302

[8] Kutluer, İ. TDV İslâm Ansiklopedisi, 44/112

[9] B. Topaloğlu, TDV İslâm Ansiklopedisi, 35/322

[10] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 850. Kutluer, İ. TDV İslâm Ansiklopedisi, 44/111

[11] el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 68

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul