23 Şubat 2024 - Cuma

Şu anda buradasınız: / Önce Kendini Keşfetmek Sonra Çocuk Yetiştirmek
Önce Kendini Keşfetmek Sonra Çocuk Yetiştirmek

Önce Kendini Keşfetmek Sonra Çocuk Yetiştirmek ŞEYDA KIRCAL

Günümüz çağdaş ebeveynleri olarak pek çok konuda olduğu gibi çocuk yetiştirme konusunda da sapla samanı birbirine karıştırdık. Çocuk çocuk olarak kaldı da biz bir türlü onu orada bırakamadık. Anne baba olmayı yeterince sorun haline getirdiğimiz yetmezmiş gibi bir de çocuklarımızı “sorun” kabul ettik. Hep bir günah keçisi aradık. Ya yetersiz anne sendromu ya ilgisiz baba sorunu, o da tutmazsa yaramaz, laf dinlemez, huysuz, ağlak çeşit çeşit sorunları olan çocuklar meze ettik sohbetlerimize. Toplum olarak uçlarda yaşamayı severiz ya, kimi gömdü çocuğunu kimi altına buladı. Nerede yahu bu vasat çocuklar? Bizde değil orası kesin!

Hani hep bir yanlış ararız ya, aslında onu da yanlış yerde aradık. Tahmini ne zaman gelir aklımıza Rasûlullah’ın ya da pek kıymetli ashabının yahut onların torunlarının hayatına bir göz atmak, en beğendiğimiz, yolunu yolumuz kabul ettiğimiz âlimlerin çocukluklarını okumak araştırmak?

Hep deriz ya “İslam’da çocuk eğitimi nasıl olmalı?” diye, tabii ki anne babanın eğitimiyle olmalı! Anne babanın eğitimi çok bilmesinden geçmez, en iyi en zor akaid fıkıh konularını bilmesiyle bitmez. Anne babaların evvela idrak etmesi gereken konu “teslimiyet”tir. Ashab teslimiyet göstermeseydi, sakalı bitmemiş yavrularının savaşa katılabilmek için boy ölçüşebilmesine göz yumarlar mıydı? Evvela küçücük çocukken şehid olma hayalleri kuran sahabe çocuklarına bakalım, bir de dönüp çocukların yanında “ölüm” demekten geri duran neslimize. Uyuyor muyuz, uyutuyor muyuz? Kimi neyi neyden sakınıyoruz? Çocuklarımızı niçin en ufak rüzgarda yere serilecek incecik dallar olarak yetiştiriyoruz?

Acaba en iyi ebeveyn(!) olma yarışının bizi ateşten kurtaracağına mı inanıyoruz?

Bu tür sorularımızın ve sorunlarımızın ardı arkası kesilmeyecektir. Peki nereden başlamalı?

İşin başı; kişinin, erkek olsun kadın olsun kendini bilmesi kendini idrak etmesidir. Yetiştirilme tarzını göz önünde bulundurarak üzerindeki hasletleri keşfetmeli, tamir edilecek şeyleri tamir etmeli ki çocuklarının üzerinde aynı hasarlara yol açmasın. Ancak bu üzerinde yol alınacak olan ip o kadar ince bir iptir ki, aşırıya kaçmamak ve tutarlı yürümek meselenin kendisidir aslında. Kendini yeterince keşfetmiş kadın ve erkek, anne baba olmak ile imtihan olunduktan sonra elbette ki daha az hata yapacaktır. Ve evet anne baba olmak imtihanın ta kendisidir:

“İyi bilin ki, mallarınız ve evlatlarınız sizin için ancak birer imtihan sebebidir. Büyük mükâfatın ise yalnız Allah’ın yanında olduğunu unutmayın.” [1]

Mevdudi ayetin tefsirinde der ki;

“Dünya malı ve çocuklar, genellikle kişiyi münafıklığa, ihanete ve şerefsizce davranmaya yönelten eğilimlerin en büyük sebebi olmaktadır.”[2]

Esasında ayette mal ile evlatların bir arada anılması, insana evladının ne denli büyük bir imtihan olabileceğinin en büyük ispatıdır. 

Yine der ki: “İşte bu nedenle Allah, mü’minleri para ve çocuk sevgisinin aşırılığına karşı uyarmaktadır: “…Bunlar size, onların haklarına uyup uymadığınızı ve konulan sınırları aşıp aşmadığınızı denemek amacıyla verilmiştir. Bakalım sorumlulukları taşıyarak doğru yolda mı yürüyeceksiniz; yoksa arzu ve eğilimlerinizin câzibesiyle ondan sapacak mısınız ve bir taraftan Allah’ın kulu olmaya devam ederken, diğer taraftan O’nun belirlediği hakların dışına taşarak mal ve çocukların kölesi olmaya eğilimli olan ‘nefsinizi’ kontrol edebilecek misiniz?”[3]

Burada ilk akla gelen konulardan biri özellikle annelerin evlatlarını sabah namazına kaldırmaya kıyamayışları olabilir, işte buyurun size fitnelerin büyüklerinden bir örnek… Rahmân ve Rahîm olan Rabbimizin hangi kulu kendisinden daha merhametli olabilir ki?

Peki ya, evladı olmadık yerlerde (!) tevhidi anlatır, dile getirir de zor durumda kalırız diye kısıtlı bir bilgiyle büyüten anne babaların evlatları, kendileri için hesabını vermesi zor bir imtihan değil midir?

Kul Sadi Yüksel konu ile ilgili der ki; “Malı haramdan korumak, helâl mala haram karıştırmamak konusunda çok hassas davranan muvahhid mü’minler, çoluk çocuklarını, kendilerini cehennem ateşine müstehak kılacak her türlü haramdan korumakla mükelleftirler… Çoluk – çocuğunu, tevhid üzere, katıksız iman üzere ve salih amel üzere yetiştirmesi, muvahhid mü’min için Allah’a gerçek kul olma vazifesinin gereğidir…”[4]

Ebû Hureyre (r.a.)’dan rivayetle, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Eğer annesi babası Müslüman iseler, çocuk da Müslüman olur.”[5]

Bir çocuk İslam’ı en iyi şekilde yaşamaya çalışan anne babasını gördüğü/gözlemlediği sürece aynı hâl üzere büyümeye devam edecektir. Şâyet durum başka hâl üzere olsaydı, elbette çocuğun üzerine alacağı hâl o olurdu. İşte anne babaların kendini keşfetmesi, eksiğini bilip tamir etmesi bu nedenle önemlidir. Ki çocuk her geçen gün kendisini onaran anne babayla birlikte daha sağlıklı bir büyüme süreci sergileyecektir. Burada kilit nokta çocuğun doğduğu an değil, ardı sıra gelen büyüme evresidir, yoksa elbette ki her çocuk zaten Müslüman doğar:

Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.”[6] 

Bu hadis bünyesinde öyle dersler barındırır ki, aslında hakikati görebilmek için oldukça yeterlidir.

Her doğan çocuk tertemizdir. Tertemiz kalmayı, tevhîd üzere yaşamayı kendisine ilke edinmiş bir aile tertemiz yani fıtrata uygun çocuklar yetiştirebilecektir. Çocuğun büyüyüp kendinden sorumlu olduğu vakte geldiğindeki tutumu, artık kendi hâlini ilgilendiren, ailesinden bağımsız bir durumdur. Tıpkı Nuh (a.s.)’ın oğlu gibi…

Bir evde ezan sesleri yükselmeye başladığında saygıyla ezanı dinleyip, büyük bir titizlikle abdestini alıp, namaza duyduğu muhabbeti çocuğuna hissettiren ebeveyn tutumuna kayıtsız kalacak hiçbir çocuk yoktur. Bu çocuk daha 2 yaşına gelmeden kendi idrak edebildiği şekliyle ebeveyninin namazına eşlik edecektir. Ve aynı çocuk 7 yaşına geldiğinde namazın emredilmesi kendisine külfet değil alışıla gelmiş bir şeyin hatırlatması niteliğinde devam edecektir.

Ancak evlerimizin durumu bu olmazsa, o evde yetişen çocuk, üzerine doğduğu hal olan tertemiz fıtratı büyüdükçe  kaybedecektir. Bu eksik tutum karşısında ebeveyn hatayı kendinde bulup onarmaya başlarsa yine hiçbir şey için geç değildir. Ancak tutumu bu olmayıp hatayı dışarıda arar, falancanın kelamına filancanın duruşuna bağlarsa, çocuğun kirlenmeye başlamış dili ve zihni, kendini aklamaya çalışan ebeveynlerin tepinmeleri altında ezilerek kaybolup gidecek ve doğduğundaki tertemiz benliğini kaybetmiş Müslüman (!) evlatlar türeyecektir.

Ve bu durum başından beri ifade ettiğimiz hâl sebebiyle peydâh olmuş, kadın ve erkek, anne-baba olma imtihanını omuzlamadan önce kendi eksik ve hatalarını tamire gitmemiş, hasar kaydıysa ikisinden doğan evlada miras kalmıştır.

Elbette ki bu şekilde yetişmeye başlamış biri vakti gelince kendinden sorumlu olmaya başlayacak, ana-babasının yükü olmaktan sıyrılacak ve hâliyle isterse kendi ebeveynlerinin tutumunu sergilemeyecektir. Ancak burada şiddetle görülmesi gereken husus, hatalı ebeveyn tutumları sebebiyle oluşan sıkıntıların, karakter gelişimini büyük ölçüde tamamlamış birinin üstesinden gelmesinin hiç kolay olmayacağıdır.

Umulur ki her ebeveynin evladının hayatında sebep olduğu her güzellikten ve bedbahtlıktan alacağı bir pay mutlaka vardır. Çünkü evlatlarımızı koruyup gözetmemiz evvela Rabbimizin emriyledir:“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…”[7]

Nesaî ve İbn-i Hibban eserlerinde şöyle bir hadise yer verirler: “Allah (c.c.) her bir mükelleften mükellef olduğu şeyi koruyup korumadığını sorgulayacaktır.”[8]

İnsanın diğer canlılardan farklı olarak yaratılması boşuna değildir. İlk gaye Rabbimizin razı olacağı şekilde yetişmek ve yetiştirmektir. Muvahhidlerin içinde, muvahhidlerle birlikte, omuz omuza yetişmek ve yetiştirmek…  Rasûlullah’ın yolumuza ışık tuttuğu yerden yürümek, evlatlarımıza karşı sevgi ve merhameti çoğaltıp, öfkeyi en aza indirmek…

 

 


[1] Enfal Sûresi 28. âyet

[2] Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’ân, İnsan Yy., c.2, s.164.

[3] Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’ân, İnsan Yy., c.2, s.165.

[4] Kul Sadi Yüksel, Adam Yetiştirmek, Misyon Yy., s.81.

[5] Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Kader, B. 6, Hds 25

[6] (Buhârî, Cenâiz B. 79; Ebû Dâvud, Sünne, B 17; Tirmizî, Kader B.5)

 

[7] Tahrîm Sûresi, 6. ayet

[8] Çocuk Eğitiminde Peygamberimizin Metodu, Abdulbâsît Muhammed Seyyid, syf 19, Beka yy.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul