17 Nisan 2024 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / Kur’an’da Dünya Hayatı
Kur’an’da Dünya Hayatı

Kur’an’da Dünya Hayatı HÜSEYİN KERİM ECE

Dünya hayatı;

- Bir oyun (oyalanma) ve bir eğlencedir.

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki Âhiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’am 6/32. Ayrıca bkz: Muhammed 47/36)

- Aldatıcı bir meta’dır (fayda, alınıp-satılan şeydir).

“Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metaından başka bir şey değildir.” (Âli İmran 3/185. Tevbe 9/38, v.d.)

“Allah, rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, Âhiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir.” (Ra’d 13/26)

- Geçici ve önemsizdir.

“... Onlara de ki: "Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar için Âhiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık edilmez." (Nisâ 4/77)

Sehl b. Sa'd (r.a) anlattığına göre Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Eğer dünya Allah nazarında sivri sineğin kanadı kadar bir değer taşısaydı tek bir kafire ondan bir yudum su içirmezdi.” (Tirmizî, Zühd, 13 (no: 2321). İbn Mâce, Zühd, 11 (no: 2410))

- Yağmurla biten ve yeşeren, sonra da bir âfetle yok olup giden ekin gibidir.

“Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp, (rengarenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler için ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.” (Yûnus 10/24. Kehf 18/45)

- Oyun, oyalanma, eğlence ve bir süs olmasının yanısıra; mal ve çocuk bakımından bir övünme ve bir çoğalma yarışıdır, aracıdır.

“Bilin ki (âhiret kazancına yer vermeyen) dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir övünüştür. Mallarda ve evlâtlarda bir çoğalıştır. (Bunun) misali, bitirdiği nebat ekicilerin hoşuna giden bir yağmur gibidir. (Fakat) sonra o (nebat) kurur da sen (onu) sapsarı bir hale getirilmiş görürsün. Sonra da o, bir çerçöp olur. Âhirette çetin azap vardır, Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı (ndan faydalanmak) bir aldanış faydasından başka (bir şey) değildir.” (Hadid 57/20)

- Mal sahibi olma, çocuk edinme ve diğer sahip olunan şeyler aslında ‘dünya hayatı’nın süsüdür. 

Ancak varılacak yerin en güzeli, mutluluğun en şahanesi Allah’ın katındadır. (Âli İmran 3/14) 

“Mal mülk ve çocuklar dünya hayatının süsleridir; ama ürünü kalıcı olan dürüst ve erdemli davranışlar ise, karşılığı bakımından, Rabbinin katında daha değerli ve bir ümit kaynağı olarak daha verimlidir.” (Kehf 18/45-47)

- Dünyada insanın hoşuna giden her şey, buraya ait ziynettir, ama fanidir, basittir, değersizdir, ucuzdur. Asıl kalıcı olan, asıl insanı doyuracak olan, asıl kazanç Allah’ın sâlih kullara vadettiği Âhiret nimetleridir.     

“Çünkü (akıllarını kullansalardı bilirlerdi ki) bu dünya hayatı geçici bir zevk ve eğlenceden başka bir şey değildir; oysa Âhiret hayatı, tek (gerçek] hayattır: keşke bunu bilselerdi!”

(Ankebût 29/64)

İnsanların sahip oldukları günün birinde tükenir, yok olur; ya da terkedilir. Ama sâlih amellere verilecek karşılıklar bitmez.

Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.” (Nahl 16/96)

Dünya hayatı, bu gibi özellikleriyle aldatıcı, oyalayıcı, gaflete düşürücü, asıl maksattan uzaklaştırıcı, gelip-geçici ve vefasızdır.

Dolayısıyla Kur’ân, mahiyeti zail olmak, kuruyup gitmek olan dünya hayatı hakkında insanları; Dünya hayatı sizi aldatmasın” (Fâtır 35/5) ikaz etmeye devam ediyor. 

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, Allah’ın her konudaki verdiği söz gerçektir ve mutlaka gerçekleşecektir. O halde dünya hayatı nimet ve süsleriyle sizi âhiret hayatından alıkoyup aldatmasın. Çok aldatıcı olan şeytan da sakın sizi aldatıp Allah’ın lütuf ve bağışlamasına ümitlendirmesin.” (Fâtır 35/5)

Peygamber (s.a.v) dünya hayatı macerasını şöyle değerlendiriyor: 

Abdullah b. Mes'ud (r.a) şöyle anlattı: “Rasûllah'ın yanına girmiştim. Onu bir hasır örgünün üzerinde uyumuş buldum. Hasır, (vücudunun açık olan) yan taraflarında izler bırakmıştı. "Ey Allah'ın Rasûlü dedim, sana bir yaygı temin etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa!" "Ben kim, dünya kim. Dünya iIe benim misâlim, bir ağacın altında gölgelenip sonra terkedip giden yolcunun misali gibidir." (Tirmizî, Zühd, 44 (no: 2378). İbn Mâce, Zühd, 3 (no 4109))

 

DÜNYA HAYATINI ANLAMLANDIRMAK

Allah (c.c) yeryüzündeki her şeyi insanlar için yaratmıştır. (Bakara 2/29) Öyleyse onların bu maddî nimetlerden faydalanması, onlara sahip olmaya çalışması ve onlarla beraber dünyada bir mutluluk araması kötü ve haram, insan için bir musibet değildir. 

Âhiretteki sonsuz saadeti yakalamak için, insanın dünyadaki mutluluğu ve ni’metleri terketmesi gerekmez.

“De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyâmet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.” (A’raf 7/32. Bir benzeri: Mâide 5/87)

Yaratılan ve insanın emrine verilen şeyler; mal ve servet dünya hayatının geçim araçlarıdır. Onları kazanmaya çalışmak, onlara sahip olmak veya kullanmak hata değildir. 

Hata olan; dünya malına sahip olmayı ebedi zannetmek, onu elde etmek için haramlara bulaşmaktır. Âhirete giden yolda dünya geçimliğine takılıp kalmak, hedef şaşırmaktır, kulluk görevlerini unutmaktır.

Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi bütün endişeleri, planları, çalışmaları, hassasiyetleri, sevgi ve bağlılıkları; mala, servete, zevke, dünyalık çıkarlara ayarlamaktır. Allah’ı sever gibi dünya menfeatlerini sevmektir.  

Bu dünyada insana verilenler aslında ariyeten (emâneten) verilmiş bir ziynettir, geçici övünme sebebi, süsü ve güzelliğidir. Ancak Allah’ın katında bundan daha güzeli ve hayırlısı var. (Kasas 28/60-61)

Âyetlerde biri iki dünyalı diğeri tek dünyalı iki tipten söz edilir.  

Birinci grupta olanlar; dünya hayatının süsüne, zenginlik ve zevkine aldanmazlar, Allah’ın va’dine inanıp zorluğuna rağmen dünyada âhirete hazırlanırlar. 

İkinci grupta olanlar ise; dünya hayatının ve zevklerinin daha sevimli, daha doyurucu, daha kalıcı olduğunu zannederler. Âhirete inanmazlar, inanmadıkları için de ona hazırlanmazlar. 

Yukarıdaki âyet aynı zamanda “İslâmî hayatı seçersem, Müslüman kimlğimi belli edersem; dünyalık açısından zarar ederim, rahatım kaçar, önüm kesilir, ilerleyemem-yükselemem, belki gerici damgası yerim” diye endişe edenlere de hitap ediyor.

Kur’an bu anlayışı şöyle açıklıyor: 

“Dediler ki: “Eğer seninle birlikte hidâyete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) çekilip-kopartılırız". Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp-toplandığı, güvenli bir Harem'de yerleşik kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar.” (Kasas 28/57)

Çok yaşama arzusu insanın yapısında var. Burada daha uzun kalmak, biraz daha yaşamak, ya da hiç gitmemek... Hele bir de insan öldükten sonra dirileceğine inanmıyorsa, onun için hayatın hepsi buradadır. Böyleleri için geç gitmek kâr etmek gibidir. 

“Fakat kendi elleriyle önceden yaptıkları işler yüzünden ölümü hiçbir zaman temenni edemezler. Allah, o zalimleri hakkıyla bilendir.” (Bakara 2/95)

Âhiretin olacağına inandığı halde hazırlığı olmayanlar da ecelin gecikmesini isterler.

Halbuki herkes biliyor ki dünya hayatı geçici, fani... Hiç kimse burada uzun zaman kalmıyor. Kim ne kadar yaşarsa yaşasın, eninde sonunda kader hükmünü icra ediyor. “Her nefis ölümü tadacaktır..” (Âli İmran 3/185. Ayrıca bkz: Tevbe 9/38)

Zeyd b. Sabit (r.a) Rasulüllah’tan şöyle dediğini nakletti: “Kim dünyaya çok önem verirse, Allah (cc) onun işini dağıtır (zorlaştırır). İki gözünün arasına fakirliği (aç gözlülüğü) koyar. (Halbuki) dünyadan ona ulaşacak olan kendisi için yazılandan başkası olamaz. Kimin de niyeti Ahiret (i kazanma) ise Allah (c.c) onun işini toparlar (kolaylaştırır). Onun kalbine zenginliği koyar. Ona dünyadan da ihtiyaç duyduğu şey ulaşır.” (İbni Mâce, Zühd/1 no: 4104)

Müstevrid b.Şeddad’ın anlattığına göre Peygamber (s.a.v) dünya hayatı hakkında şöyle dedi: Allah'a yemin olsun ki; âhirete göre dünya, ancak sizden birinin parmağını denize daldırması gibidir. Baksın bakalım, kendisine ne dönecek? Parmağı kendisine denizden ne getirebilecek?” (Müslim, Cennet, 14 (55) (no: 7197). Tirmizî, Zühd, 53 (no: 2323))

Câbir’den rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v) bir gün yanında sahabeleriyle birlikte çarşıya uğramıştı. Yolda bir oğlak ölüsüne rastladı. Onun kulağından tutarak: “Hanginiz bunu bir dirheme satın almak ister?” diye sordu. Sahabeler: “Daha ucuza bile olsa almayız. Çünkü o hiçbir işimize yaramaz” dediler. Peygamber: “Peki, size bedava verilse onu ister miydiniz?” diye sordu. Onlar da: “Vallahi o diri bile olsa kulaksız olduğu için kusurludur, ölüsünü ne yapalım?” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber: “Allah’a yemin olsun ki, işte şu oğlak leşi sizce nasıl değersiz ise, dünya hayatı Allah’a göre ondan daha değersizdir” buyurdu.” (Müslim, Zühd/2 no: 7417)

Ebû Sa’id (r.a) Peygamber’in (s.a.v) şöyle dediğini anlattı: “Dünya tatlı ve hoştur. Allah sizi ona vâris kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır. Öyleyse dünyaya (bağlanmaktan) sakının..” (Müslim, Zikr, 99-2742 (no:6948). İbn Mâce, Fiten, 19 (no: 4000))

Peygamber (s.a.v) bu konuda ümmetini uyardı. Ka’b b. İyâz’ın (ra) işittiğine göre Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Her ümmetin bir fitnesi (deneme sebebi) vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.” (Tirmizî, Zühd, 26 (no: 2336) Hasen sahih garib kaydıyla)

Rasûlüllah’ın bu endişesi, bütün müminlere değil dünyaya aşırı tamah gösterip imtihanı kaybedenlere yöneliktir. Zira Allah’ın kulları için yarattığı dünya nimetleri ve rızıkları herkesten önce Allah’a iman etmiş kimselere lâyıktır.  

Yerilen  ‘dünya hayatı’; ona ait şeyleri önceleme, mal peşinde koşmaktan başka bir hedef tanımama, geçimlikleri kutsal hâle getirmedir ve buna aldanmaktır, cahilliktir. Çünkü insanın yaratılış amacı da bu değildir. 

İslâm, her türlü meşrû çalışmayı övmüş, onu ibadet saymış ve insanın ancak çalışmasının karşılığını alabileceğini belirtmiştir. (Necm 53/39) 

“Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlısını yememiştir...” (Buhârî, Büyû’, 15 (no: 2072) diyerek el emeği ile geçinmeyi; yani çalışmayı teşvik etmiştir.

 

SONUÇ 

“Allah’ın sana verdiğinden âhiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara ihsanda bulun…(Kasas 28/77

Öyleyse ne dünyalıklara sahip olmak yanlış, ne de onları kullanmak.

Yanlış olan onlara bağlanıp insanlık görevini ve ölümü, yani âhiret hayatını unutmaktır.

Yanlış olan emânet olarak verilen malı kendi üzerine tapulu görmek, o malı onu kendisine Veren’in işaret ettiği gibi kullanmamaktır.

Yanlış olan misafir olunan eve sahip olmaya kalkışmaktır.

Yanlış olan ölüp gitmek üzere olunduğu anda bile gözü arkada olmaktır. 

Yanlış olan hakiki müslümanlar gibi iki dünyalı yaşamak yerine tek dünyalı yaşamaktır.



 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul