14 Aralık 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / TÜKETİM TOPLUMU İSRAF TOPLUMUDUR

TÜKETİM TOPLUMU İSRAF TOPLUMUDUR

 

Batı ülkelerinde, tüketim kültürü ve israf, yıldan yıla yeni boyutlar kazanmaktadır. Tüketim kültürünün ürünleri, anavatanları olan Amerika’dan bütün dünyaya pazarlanıyor. İster Batı’da isterse Doğu’da olsun, tüketim kültürünün benimsendiği ülkelerde, ekonominin sürükleyici gücü gösteriş tüketiminde, dünya ölçeğinde sürdürülen yarıştır. Tüketim kültürünün odak noktasında açgözlü insan vardır. İnsanların karnı doyurulur, gözleri doyurulmaz. İnsanların ihtiyaçları sınırlı, istekleri sınırsızdır. İnsanın bir evi olsa, ikincisini ister, iki evi olsa, üçüncüsünü ister. İnsan doğası gereği açgözlüdür. İnsanın gözünü dünyada hiçbir şeyin doyurması mümkün değildir. Bunun için John Maynard Keynes ekonomik gelişme için aç gözlülüğün baş tacı edilmesi gerektiğinin üzerinde önemle durmaktadır.

Ekonomide her talebin kendi arzını oluşturduğu gibi, tüketim kültüründe de, gerekli gereksiz her tüketilen ürünün bir üreticisi vardır. Tüketim ekonomilerinde insanlar ne kadar çok tüketirlerse, ülkelerinin ürün ve hizmet üretme güçleri de o kadar büyük olur. Bunun için, Amerika ikinci Dünya Savaşı’nda yerle bir olan Almanya ve Japonya gibi, bir üretim ekonomisi olmaktan daha çok bir tüketim ekonomisidir. Pazarlama, Tüketici Davranışları, Reklâmcılık ve Halkla İlişkiler gibi İşletme Yönetimi Bilimleri, büyük ölçüde Amerikan Üniversitelerinde geliştirilerek, Amerika’dan bütün dünyaya ihraç edilmiştir. Amerika’nın tüketim kültürü, dünya ölçeğinde yaygınlık kazanan tüketim ürünleriyle dünyayı, büyük bir süpermarkete dönüştürmüştür.

 

Dayanıklı tüketim ürünlerinden dayanıksız tüketim ürünlerine kadar yüz binlerce ürünle beraber hayallerin de satıldığı süpermarketler, bütün dünyada seküler insanların mabetleri haline gelmişlerdir. İnsanlar en azından haftada bir kere, süpermarketlere uğramadıkları zaman huzursuz oluyorlar. Tüketim kültüründe insanlar ürettikleriyle değil, tükettikleriyle değerlendiriliyorlar. Erich Fromm’un vurguladığı gibi, tüketim kültüründe insanların ne olduklarına bakılmıyor, neye sahip olduklarına bakılıyor. Tüketim kültürünün her alana egemen olduğu toplumlarında, hiç kimse sahip olduğu ev ve arabalardan daha değerli kabul edilmemektedir.

Dünyanın kaynakları Cennet’te olduğu gibi, sınırsız olsaydı, ihtiyaçlarla birlikte istekler de karşılanacağı için, dünya da hiçbir ürün ve hizmetin kıtlığı çekilmeyecekti. Ancak dünyanın kaynakları sonsuz olmadığı gibi, ekonomik büyüme de sınırsız değildir. Ekonomi bilimi de, sınırlı kaynaklarla sınırsız istekleri karşılamaya çalışan bir bilim olmaktan, sınırlı kaynaklarla sınırlı ihtiyaçların karşılandığı bir bilime dönüşmelidir. İşletme bilimleri de, insanların zorunlu ihtiyaçlarını en verimli bir biçimde karşılamaya çalışmalıdırlar. İnsanların ihtiyaçları değil, istekleri sınırsızdır. Dünyanın kaynakları, bütün insanların karınlarını doyurmaya her zaman yeter, gözlerini doyurmaya hiçbir zaman yetmez.

Dünyanın bütün ülkeler için yaşanır kılınmasında, insanların sınırsız isteklerinin karşılanmasından önce, sınırlı ihtiyaçlarının karşılanmasına öncelik verilmelidir. Ekonomi bilimi sınırsız istekleri değil, sınırlı ihtiyaçları karşılama bilimidir. Ekonomi gibi sosyal bilimlerin ilkeleri, fizik gibi doğal bilimlerin ilkeleri kadar evrenseldir. Üretimde ve tüketimde, her girdi ve çıktının bir bedeli vardır, hiçbir kaynak bedelsiz değildir. Ancak tüketim kültüründe bütün tabiat bedelsiz ürünler dağıtan büyük bir süpermarket olarak görülmektedir. Tüketim kültürünün dünya ölçeğinde yaygınlık kazanmasıyla, yeraltı ve yerüstü doğal kaynakları sorumsuzca tüketilmektedir. Oysa doğal kaynakları israf edenler, farkında olmadan, kendilerini besleyen kaynakları da kurutmaktadırlar.

 

Herkesin harcamada yarıştığı, ihtiyaçları karşılamaktan daha çok, istekleri karşılamaya çalışan tüketim kültürünün akıncıları pazarlamacılardır. Onlar öteki dünyaya gittiklerinde, kendilerine ilk sorulacak soru, satışları ne kadar artırdıkları, olacakmış gibi, her sene satışları belirli bir oranda artırmak için, çırpınmaktadırlar. Pazarlamacılar tüketim kültürünün bütün dünyaya yaymak için, Sibirya’da yaşayan insanlara buzdolabı, Afrika’da yaşayanlara da ısıtıcı satmakta hiçbir sakınca görmezler. Onların en başta gelen görevleri, insanlara hiç ihtiyaç duymayacakları ürünleri pazarlamaktır. Tüketim kültürü israftan beslenir. Pazarlamacıların işi, savurganlığı özendirmektir.

 

Tüketim kültürünün pazarlamacıları, fabrikalarında televizyon üretirler, satış yerlerinde ise, gösteriş simgesi, pazarlarlar. Onlar pazarladıkları ürünlerin satışlarını artırabilmek için, aldatıcı ambalâjlardan, abartılı reklâmlara kadar, çok hızlı değişen ikna etme teknikleri uygularlar. Pazarlamada normal fiyatların indirimli fiyatlar olarak sunulması, çok sık başvurulan yolların başında gelmektedir. Bir arada pazarlanan iki üründen birinin fiyatının düşük tutulması sık başvurulan yöntemlerden biridir. Çoğu defa bir ürün alana ikincisi karşılıksız verilir. Pazarlamacıların değişmeyen amacı, satışları günden güne artırmaktır.

Sınırların önemini yitirdiği, tüketim kültürünün bir bulaşıcı hastalık gibi, dünyaya yayıldığı bir dönemde, bütün insanlığın karşı karşıya olduğu sorun, tüketim sonsuzluğunun dizginlenmesidir. Bunun için, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasına, seküler kültürün “açgözlü insan”ı yerine kutsal kültürün “tokgözlü insan”ının geçmelidir. Tüketim ekonomisinin açgözlü insanından önce üretim kültürünün tokgözlü insanını baş tacı edinmeden, ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerin üstesinden gelmek mümkün değildir. Değişik alanlarda ortaya çıkacak krizleri önleyecek olanlar, kendileri için istediklerini, başkaları için de isteyenlerdir.

 

 

Veren el olmasını bilen, bulduklarında dağıtanlar, bulamadıkların da sabredenler, tokgözlü Anadolu insanının kültüründe vazgeçilmez bir yer tutarlar. Bütün dünyada açgözlülüğün egemenliğini yıkacak olanlar, tokgözlülüğün zirvelerine ulaşanlar olacaktır. Onlar dünyanın yalnızca haramlarından değil, yeri ve zamanı gelince, helallerinden de vazgeçmesini bilirler. Bu yüzden onlar dünyanın peşinden koşmazlar, dünya onların peşinden koşar. Küresel ısınma konusunda olduğu gibi dünyanın kaynaklarından ihtiyaçlarından daha fazlasını alanlar, kendileriyle birlikte bütün insanlığın sonunu hazırlamaktadırlar.

 

 

Tasarruf toplumlarında üretim ve tüketim kalıplarının oluşmasında belirleyici olan, seküler kültürün değerleri değil, kutsal kültürün değerleridir. Kutsal kültürün ana değerlerinin başında, iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemek gelir. Kutsal kültürün ana değeri olan bu ilke, fizik ilkeleri kadar doğal ve evrenseldir. Çünkü iyilikte yarışma olmadan, hayatın hiçbir alanında gelişme olmaz. Bunun için bir toplumda yaşı ve işi ne olursa olsun, herkesin iyilikleri büyütmeyi, kötülükleri azaltmayı vazgeçilmez bir görev olarak görmesi gerekmektedir. İyilikte yarışmada iki günü birbirine eşit olan toplumlar, ekonomik ve kültürel krizlerin üstesinden gelemezler.

 

İyilikleri özendirmek, bir yanıyla üretimi büyütmek, kötülükleri önlemek, bir yanıyla da tüketimi azaltmaktır. Tüketim toplumu olmaktan korunmak için, herkes hiç ölmeyecekmiş gibi veren el, hemen ölecekmiş gibi de alan el olmaya çalışmalıdır. Sağlıklı bir toplum olmak için, tüketim kültürüne karşı tasarruf kültürü geliştirilmelidir. Tasarruf toplumlarında istekler değil, ihtiyaçlar karşılanır. Dünyanın her ülkesinde ihtiyaçlarından daha fazlasını tüketenler, kendileriyle birlikte bütün dünyayı büyük krizlere sürüklerler.

 

 

 

*Maltepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı

 

 

 

Yazar:
Prof. Dr. Nazif Gürdoğan
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul