19 Kasım 2017 - Pazar

Şu anda buradasınız: / ŞEHİD HASAN EL BENNA VE MÜCADELESİ

ŞEHİD HASAN EL BENNA VE MÜCADELESİ

ŞEHİD HASAN EL BENNA VE MÜCADELESİ

17 Ekim 1906'da Mısır'ın Mahmudiye kentinde doğan Hasan el-Benna dini ve ilmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babası hadis âlimi idi. Hadis konusunda bizzat kendisinin de yazdığı eserler vardır. İşte böyle ilmi bir yuvada büyüyen Ben- na; ilim, takva ve zühd atmosferinde çok güzel yetişmiştir. Daha küçük yaşlarda üstün bir zekâya sahip olduğu gözleniyordu. Gece namazlarına ve pazartesi, perşembe günleri oruçlarına de- vam ediyordu. Küçük yaşlarında Kur'an-ı Kerimi yarısına kadar ezberleyen Benna 15 yaşlarında hafızlığını tamamladı.

Yüzünün hatlarında devamlı bir elem ve hüzün görünüyordu. Kalbinde müslümanların dertler- ine çareler arama aşkı vardı. Onun bu hali za- man zaman bazı kötülükleri bizzat kendi eliyle değiştirmeye götürüyordu.

Nafile ibadetlere devam etmesiyle ruhu enginleşmiş ve nefsi daha da paklaşmıştı. Ayrıca daha talebelik yıllarındaki İslami çalışmalarından dolayı da genel kültürü oldukça gelişmişti. Okuduğu medrese de "kötülüklere karşı mü- cadele" adında bir teşkilat kurarak bazı önemli şahsiyetlere mektuplar gönderip, onlara nasihat etmeye ve onların dikkatlerini toplumdaki kötül- üklere çekmeye başlamıştı.

Liseden mezun olduğunda Mısır'daki tüm tale- beler arasındaki sıralamada beşinciydi. Üniver- siteyi ise "DarulUlûm”da okumuştu. Üniversiteyi bitirme imtihanlarını verirken onsekizbin şiir beyti ve bir o kadarda nesir ezberlemişti. DarulUlûm’u bitirdiğinde onun ayarında talebe yoktu. Çünkü birincilikle bitirmişti.

Üniversiteyi bitiren Hasan el-Benna, İsmailiye'deki okullardan birine tayin edilmişti. O zaman İngilizlerin tüm güçleri İsmailiye'de toplanmıştı. Okullarda Avrupa usulü eğitim yapılıyordu. İsmailiye bu haliyle sanki Londra'nın muhitlerin- den birini andırıyordu.

Halkın çoğu ise bir İngiliz şirketi olan "Suveyş"te işçiydiler. Hasan el-Benna İngilizlerin Mısır halkını ezdiğini ve onu zelil ettiğini görüyordu. Mısır halkı sanki onların kölesiydi. Her türlü fesat almış yürümüş ve haramlar mubahlaştırılmıştı. Özel- likle 1924'de hilafet ilga edildikten sonra bu durum daha da artmıştı. Diğer taraftan Benna batılıların İslamı ortadan kaldırmak için yaptığı çalışmaları gördükçe kalbi parçalanıyordu. İşte Benna o dönemleri anlatırken şöyle diyordu: "Al- lah bilir nice geceleri ümmetin dertlerine çareler aramak için geçirdik. Ve ümmetin hallerini tahlil etmek, dertlerini ortadan kaldırmak için ne kadar düşündük. Bu hallerin tesirinden bazen ağlama durumuna gelirdik." Hasan el-Benna, kendiler- inde hayır alametleri olan bazı kişilerle irtibata geçiyordu.

Kendisiyle birlikte altı kişi bir araya gelerek İslami çalışmaların çekirdeğini oluşturmak için anlaştılar. Benna bu kurduğu teşkilatına yeni bir isim almaması için "Biz Müslüman Kardeşleriz" dedi ve cemiyetin adı "İhvan-ı Müslimin" oldu.

Benna ilk davetine İsmailiye'de başlamıştı. Çalışmalarını bereketlendiren Allah Teâlâ onun el- leriyle kahvelerde zamanlarını boşa geçiren insan- lardan İslâm davası için mümtaz (seçkin) şahıslar yetiştirmişti. Bunlara örnek olarak İslâm davasının ilk öncülerinden Şeyh Muhammed Fergali İngiliz komutanının karşısına dikilmiş şöyle diyordu: "Beni bu İsmailiye'den sadece bir kişinin emri çıkartabilir. O da Hasan el-Benna. Hasan el-Benna İsmailiye'deki çalışmaları genişleyince ve tüm gayretlerini İslâm için tahsis edince İsmailiye'den Mısır'ın başkenti olan Kahire'ye taşındı. İhvan-ı Müslimin'in merkezini orada kurdu.

Bütün gayretlerini İslama davet ve onu tanıtma yolunda harcadı. Köyleri gezdi, şehirleri dolaştı. Gittiği her yere bir şube açıyordu. Öyle ki bir kaç

sene içinde İhvanın hareketi Mısır'ın gözünü ve kulağını doldurmuştu. Her tarafta ona katılmalar oluyor ve Mısır'ın evlatları onun kanatları altına giriyordu. Bunu gören hükümet İhvanın yayılmasından korkarak onu kontrol etmek için her türlü çareye başvuruyordu.

Hasan el-Benna'yı gizli istihbarattan birçok kişi takip etmeye başlamıştı. O nereye giderse onlar da peşinden ayrılmıyorlardı. Derken 1947 sene- sinde Hasan el-Benna bazı mücahidlerini Filistin'e gönderiyordu. Filistin dağları ve köyleri daha önce görmedikleri ender mücahidler görmeye başlamışlardı. Evet, Filistin Yahudilere kuvvetli bir ders vermek ve onlara zilleti tattırmak için ölümü hayata tercih eden insanlara şahit olmuştu.

Bu arada Kral Faruk, bu büyük gelişmelerden dolayı meseleyi İngilizlerle beraber düşünmeye başladı. Özellikle Kral Faruk'un Mısır ordu- suna dağıttığı silahların bozuk olduğunun anlaşılmasından ve Arapların hıyanetlerinin açığa çıkmasından sonra Kral Faruk için mesele iyice tehlikeliydi. Filistin’de cihad eden İhvan-ı Müslim- in Mücahitlerinin Mısır'a gönderilmesinden kor- kan Faruk, Müslüman Kardeşleri tutuklatıp hap- ishanelere dolduruyordu. Dışarıda sadece Hasan el Benna kalmıştı. Kralın maksadı onu öldürtme- kti. İşte bu esnada Mahmud Abdulmecid gizli istihbarattan beş kişiyi Benna'yı öldürmeleri için gönderdi. Ve Kahire'nin en büyük meydanında Müslüman Gençler Teşkilatının önünde 12 Şubat 1949 tarihinde Hasan el-Benna kurşunlandı. Te- davi için hastaneye kaldırıldı. Bu arada Benna'ya müdahale edilmemesi ve kan kaybından ölmesi sağlandı.

Böylece ömrünün sonuna kadar tebliğ için çalışan Hasan el-Benna ruhunu tertemiz olarak Allah Teâlâ'ya teslim ediyordu. Cenazesini bir yaşlı babayla birlikte dört kadın kabre götürmüştü. Bölgede elektrikler kesilmiş ve bu dört kadın dehşet verici bir ortamda tankların arasında Benna'yı götürüp defnetmişlerdi. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi müslümanlar Benna'nın cesedi- ni çıkarıp ta gösteri yapmasınlar diye mezarının başında nöbet tutturuyordu.

Hasan el-Benna dünyayı terk etmiş Kral Faruk'ta Hasan el-Benna korkusundan rahata kavuşmuştu. O öldüğünde çocuklarına ihtiyaçlarını giderecek bir şey bırakmamıştı. Hatta ev kirasını bile verecek durumları yoktu.

Faruk, Hasan el-Benna'dan kurtulmuştu ama geriye bir problem kalmıştı. O da İhvan-ı Müsli- minin Filistin’de hala cihada devam eden müca- hid gruplarıydı. Bunlardan kurtulmak için Faruk, Mısır tanklarına ve askerlerine Filistin'e hareket emri verdi. Maksadı oradaki İhvan mensuplarını tutuklatmaktı. Ve tanklar kampların etrafındaki duvarları döverek mücahidleri ya teslim olmak ya da üzerlerine topların atılmasına razı olmak arasında seçim yapmaya zorladılar. Mücahidler de etrafın cehenneme çevrilmesini istemedikler- inden teslim oldular. Oradan hapishaneye taşınan mücahidler böylece duvarlar arkasına terk edili- yordu.

Gerçek şu ki liderlikte büyüklüğün belli bir ölçüsü yoktur. Bazen olur ki büyüklük ilmi yönden olur. Bazen büyük bir fatih veya keşifçi, ya da bir ruhi terbiyeci yahut da bir siyasi lider büyük olabilir. Fakat kalıcılığı bakımından en büyük lider ümmeti yeniden inşa eden, yeni nesillerin yetişmesini sağlayan ve tarihin gidişatını değiştiren liderl- erdir.

İşte Hasan el-Benna bu kalıcı liderlerden birisi, belki de yirminci yüzyılda İslam tarihinde en göze çarpanlardandı. Onun bu büyüklüğü sad- ece âlim oluşundan veya iyi bir hatipliğinden ya da siyaset adamı oluşundan değil, İslam davasını bina eden yeni bir nesil yetiştirmesinden ve özelde Mısır'ın genelde de İslam âleminin tari- hini sarsmasındandır. Bu gün dahi onun şiddetli

sarsmasından olaylar gidişatını değiştirmektedir.

Mısır'ın yeni tarihini yazmak isteyen herhangi bir tarihçi, yahut Filistin meselesini yazmak isteyen birisinin Hasan el-Benna'yı yazmadan bu konuları yazamaması onun büyüklüğünü göstermeye kaf- idir.

Tarihçilerin her ne kadar Hasan el Benna hakkında kendilerine özgü ayrı ayrı görüşleri olsa da, hepsi de olayların meydana gelişinde Hasan el-Benna'nın büyük tesirleri olduğunda ittifak et- mektedirler.

Bu olaylar ki yarım asırdan günümüze kadar hala tesirini devam ettirmektedir. İsterse günümüzde- ki insanlar onun kıymetini bilmesinler ve isterl- erse onun hayatında veya şehadetinden sonra da onu gereği gibi takdir etmemiş olsunlar. Bu du- rum bütün liderler için böyledir. İnsanların veya ileri gelenlerin onun kıymetini gereği gibi bile- memeleri El-Benna'ya en ufak bir zarar veremez.

Gerçek şu ki, İslam önderleri tarihte hiç bir za- man insanlar bilsinler ve takdir edip methets- inler diye, çalışmamışlardır. Bilakis İslam onları öyle özel bir duruma getirmiştir ki, tarihte bi- zden başka milletler bu önderleri pek bilemezler. Çünkü İslam onları ruhi terbiye ve büyük bir iman üzere yetiştirir. Öyle ki o ruhaniyet özel bir anlayış kazandırmış, hayatın gerçek yönlerini ve varlığın sırlarını öğretmiştir.

İslam onları öyle yetiştirmiştir ki, en üstün fedakarlıkları yaparlar ve insanlığa karşı çok büyük bir muhabbet beslerler. İşte İslam önderl- erini kendi aralarındaki bazı mizaç farklılıklarıyla birlikte onların genel durumu budur. Onlar Allah rızasından başka hiç bir şey de istemezler. Sad

ece Allah'ın hesabından korkar ve O'ndan sevap beklerler. Yalnız Allah'ın indinde itibarları olsun isterler. Hiç bir zaman kendileri için rahatlık ve huzuru talep etmezler, rahatlığı ancak Allah'a kavuşmakta ararlar. Onlarda şöhret veya methe- dilmeyi isteme yahut makam hırsı veya haset bu- lunmaz. Onların dünya hayatı veya şehevi arzuları için herhangi bir iş yapmaları mümkün değildir. Onlar insanlardan karanlıkları kaldırmak için gönderilmiş bir nurdurlar. Gökyüzünde devamlı olarak parıldarlar. Onlar yeryüzündeki topraklara karışmayan ve en yüksek bina ile en küçüğüne dahi vuran bir güneş şubesi gibidirler.

Yeryüzündeki tüm şer güçler, sömürgeciler, kral- lar, partiler, Ezher Üniversitesi ve fesat ehli Hasan el-Benna ile mücadele ettiler. O da bütün bunlara karşı savaştı. Halk bizzat kendi menfaatinden cahil kaldı. Hepsi de Hasan el-Benna'nın yolunu engel- lemek ve davasından alıkoymak için çalışmalarına rağmen o, yüce dağlar gibi, rüzgara ve balyozlara aldırış etmeden yoluna devam etti. O, yolunu tut- mak için belki sağa sola sallanmıştır ama bütün tehditlere rağmen hiç bir zaman kasırgalardan etkilenerek davasından geriye adım atmamıştır. Dünya onun etrafında kararmış olsa da, o hiç bir zaman zafere olan kuvvetli imanından en ufak bir zayıflık göstermemiştir. Karşı kuvvetler ne kadar çok olsa da ve ne kadar üzerine çullansalar da o, hiç bir zaman mücadelesinde yenilmemiştir.

Bütün bunlara rağmen, tıpkı arkadaşlarına olduğu gibi düşmanlarına bile gönlü açıktı. O, hiç bir zaman düşmanlarından birine karşı hasetlik- ten dolayı tiksinmemiştir. Çünkü büyük insanların kalbinde hasede yol yoktur. Fakat onun tiksinmesi ve kerih görmesi, düşmanın batıla sapmasından, fesadından ve iftiralarındandı. Eğer düşmanı kötülük ve şer yolunda gitmeye devam ediyorsa ve halkın menfaatlerine zarar veriyorsa onlardan nefret eder tiksinirdi.

Fakat Benna bütün bunlara rağmen Resulullah’ın Uhud günü yaralıyken ettiği şu duayı devamlı olarak ediyordu: "Allah'ım sen benim kavmi- mi hidayete erdir. Çünkü onlar bilmiyorlar." Düşmanları devamlı olarak ona karşı hile ve

tuzakları sürdürürken o da düşmanlarına karşı sürekli şefkat ve nasihate devam ediyordu. Benna'nın bu hali, ta onu her türlü kuvvetten, makamdan ve yardımcıdan yoksun bir halde tek başına karanlıkta vurarak öldürdükleri zamana kadar devam etti.

Hasan El-Benna, İslamı gerçek yönleriyle insan- lara öğretme hedefiyle hareket etti. Fikirleriyle topluma yön vermeye çalıştığı gibi teşekkül ettirdiği kurumlarla da kendine göre, örnek to- plum modelini kurmaya çalıştı. Yerleşik bir hal alan, dinin özüne ters durumlara karşı sorgulayıcı tavır takındı. Ayrıca falcılık, cincilik, büyücülük gibi İslam dışı durumlara karşı çıktı.

İçinde bulunduğumuz yüzyıl İslam coğrafyasında kan, gözyaşı, zulüm ve katliamlar ile tarihteki yerini alırken bununla birlikte aziz ve şanlı bir direnişin yiğit evlatları da tarihteki yerlerini alacaklardır. Bu yiğit insanlar ümmetin medarı iftiharı, gelecek güzel günlerin nişanesi ve Allah’ın sevgili kullarıdırlar. Sözünde duran bu güzel yiğitlerden biri de Şehid İmam Hasan el Benna’dır.

El Benna, şehadetinden sonra ümmete değerli miraslar bırakan gerçek bir dava adamı ve düşünürdür. Miras olarak bıraktığı fikirleri ve “müslüman kardeşler” teşkilatı bugün dünya si- yasi dengelerini şekillendiren temel dinamikler- dendir. Kur’an ve sahih sünnet çizgisinde tevhid, adalet ve özgürlüğün toplumda söz sahibi olması için hayatı boyunca çalışmış ve fikri bir disiplin ortaya koymuştur. Bu fikri disiplinin uygulama şeklini ise kurmuş olduğu cemaat faaliyetleri ile ortaya koymuştur. Kendisinden sonra gelen müs- lümanlar için örnek bir çalışma ortaya koymuştur. Ki bu örneklik zamanla meyvelerini vermiştir. Bugün İslam coğrafyasında etkin olan cemaat ve yapılan çoğunluğu El Benna fikriyatından esinlenmiş veya etkilenmiştir.

Şehid imamın cennete doğru yol almasından sonra, ardından gelen kuşaklar İmamı farklı yön- leri ile ele almışlar ve hemen her kesim kendi meşrebine ve çizgisine göre değerlendirmeye tabi tutmuştur. Bu değerlendirmelerin hepsine karşılık şehid İmamın derin bir fikriyata sahip 

olup, ümmet sevdalısı bir güzel adam olduğunu beyan etmek gerekiyor. tarihin her döneminde zor olan bir işi, duruşu, fikri disiplini oluşturmayı başardığını ifade etmeliyiz. Şehid İmam, mez- heplidir fakat mezhepçi değildir, zahidliğe ve sufiliğe meyillidir fakat sufilik içindeki bidat ve şirklere savaş açmıştır. Ehli sünnettir, fakat şia ile ehli sünnet arasındaki ihtilaflı konulardan uzak durmuş ve şiayı tekfir etmemiştir. Muhammed Abduh ve Reşit Rıza gibi zatların ittihadı İslam ve öze dönüş fikirlerinden etkilenmiştir fakat mod- ernist değildir.

Osmanlı imparatorluğunun iç ve dış mihrakların ortak çalışması ile çökmesi ve dağılmasından son- ra hilafetin kaldırılması ile birlikte İslam coğrafyası emperyalist sömürgeci güçler tarafından tek tek işgal edilmeye başlamıştır. Bu işgal sürecinde Mısır’ın karanlık günleri İngilizler tarafından işgal edilmesi ile başlamıştır. Toprak olarak işgal edilen diğer coğrafyalar gibi Mısır’da da dini ve kültürel işgal çok hızlı bir şekilde uygulanıyordu. İşte bu işgal günlerinde bir yiğit adam bu gidişata dur demek için kollarını sıvadı. İşgal edilmiş İslam topraklarının kurtarılması ve kimliğinden koparılan toplumu İslam’a döndürmek için

çalışmaya başlamıştır. El Benna, kendi çevresin- den başlamak üzere bütün Mısır topraklarında kurtuluşun ancak Kur’an ve Sünnet çizgisinde bir yaşantı ve yönetim ile olacağını anlatıyordu.

Arkadaşları ile birlikte kurmuş olduğu Müslüman Kardeşler teşkilatı ile Mısır’ın bütün şehir, ilçe ve köylerine İslam davetini götürmüşlerdir. Mısır’da teşkilatı tamamladıktan sonra diğer İslam coğrafyalarında cemaatin şubelerini açmışlardır. İsrail’in Filistin’i işgal etmesi ile birlikte cemaatin gençlerini İsrail’e karşı cihad etmek için Filistin’e göndermiştir. Bütün İslam devletlerini işgale karşı direnişi desteklemeye çağırmıştır. Bugün var olan Hamas hareketi o gün atılan tohumların mey- veleridir.

İmam Hasan el Benna’nın bu çalışmaları İslam düşmanlarını rahatsız etmiştir. Çevresindeki bütün insanları tutuklamak sureti ile kendisi yalnız bırakılmış. Suikast ile şehid edilmiştir. El Benna’yı şehid eden üç tetikçi daha sonraki süreçte tutuklanmış fakat asıl perde arkasındaki failler yargılanmamıştır.

Şehid İmamın dilinden düşürmediği vecizelerden biri de “İşimiz zamanımızdan çoktur” sözüdür. Şehid edildiği ana kadar sürekli hareket halinde ümmetin dertleri ile dertlenen imam güzel bir örneklik ile kendisinden sonra gelen kuşaklar üz- erinde büyük etki bırakmıştır.

Gayesi Allah rızası olan, önderi Hz. Muhammed olan, anayasası Kur’an olan, yolu cihad yolu olan akıbeti de şehadet olan bir gül olarak İmam

Hasan el Benna’yı hasretle anıyoruz.

Yazar:
Ferhat Özbadem
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul