27 Eylül 2017 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / ÇAĞDAŞ EMPERYALİZM VE İSLÂM ÂLEMİ

ÇAĞDAŞ EMPERYALİZM VE İSLÂM ÂLEMİ

ÇAĞDAŞ EMPERYALİZM VE İSLÂM ÂLEMİ

Doğrudan İşgallerden Dolaylı Emperyalizme

Sömürgecilik önce doğrudan işgallerle başladı. Sömürgeci ülkeler bir ülkeyi sömürgeleştirmek istediklerinde orayı işgal ediyor, sonra oranın do- ğal servetlerine el koyuyor insanlarını da o servet- leri kendi ülkelerine taşımak için köle veya ucuz iş gücü olarak çalıştırıyorlardı. Bu şekilde sömür- geleştirme ve işgal edilen ülkelerin servetlerini sömürme uygulamaları asırlar sürdü.

Sonra sömürülen ülkelerde sömürgeciliğe karşı tepkiler güçlenmeye başladı ve bu, zamanla ba- ğımsızlık hareketlerine dönüştü. Bu durum karşı- sında sömürgeci ülkeler kademeli bir şekilde işgal ettikleri ülkelerden çekilmeye başladılar. Çekilme

bazen onlarca yıl süren bağımsızlık savaşları kar- şısında daha fazla direnememek sebebiyle olu- yordu.

Fakat sömürgeci güçler işgal ettikleri ülkelerden çekilirken oraları tamamen terk etmek istemedi- ler. Bu amaçla sömürgecilikte yeni bir dönem baş- lattılar: Dolaylı sömürgecilik dönemi. Bu amaçla ya bağımsızlık savaşlarına yön veren kadroları et- kilemeye veya onları devreden çıkararak kendile- riyle işbirliğine açık kadroları yerlerine geçirmeye çalıştılar. Bu konudaki çabalarında büyük ölçüde başarılı oldular. Başarılı olamadıkları bazı ülkeler- de de sonradan çoğunlukla askerî darbelerle ken- di kadrolarını iş başına getirdi ve onlar vasıtasıyla sömürge politikalarını uygulamaya devam ettiler.

Dolaylı sömürgecilik dönemlerinde artık fiili iş- galler, işgal yönetimleri tarafından tayin edilen valiler yoktu. Ama onların işlerini fazlasıyla yapan, kendi ülkelerinin imkânlarını sömürgeci ülkelere sunan, halklarını ucuz iş gücü olarak çalıştıran yerli yönetimler vardı.

Önce Topraklara Sonra Kafalara Çizilen Sınırlar

Emperyalist güçlerin sömürgeleştirdiği toprak- ların bir bölümünü de İslâm coğrafyası oluştur- maktadır. Bu coğrafyada sömürgeciliğe ve işgale karşı sürdürülen mücadelede yönlendirici etken büyük ölçüde inanç ve kutsal değerler oldu. Dolaylı sömürgecilik sürecine geçilmesi aşamasında, inanç ve değerlerin etkin konumda kalması duru- munda sömürgeci güç- lerin işlerinin zorlaşacağı görüldü. O yüzden Müs- lümanları birleştiren, tek bir ümmet kimliğiyle güç birliği oluşturmalarına imkân sağlayan değer- lerin yerine onları küçük parçalara ayıran ve bir- birlerinden koparan ide- olojik değerlerin devreye sokulması için stratejiler geliştirildi.

Bu amaçla İslâm coğrafyası önce etnik kimliklere göre parçalara bölün- dü ve bu parçaların arasına devlet sınırları çizildi. İslâm coğrafyasının mümkün mertebe küçük par- çalara ayrılabilmesi için ulusal kimliklerin yanı sıra bir de bölgesel kimlikler ortaya çıkarıldı. Örneğin Arap ulusuna mensup toplulukların yaşadığı coğ- rafya çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Fakat bu coğrafya kendi içinde 22 devlete ayrılmıştır. Bu kadar çok devlet çıkarılabilmesi ise belli bir böl- genin Araplarını diğer bölgelerin Araplarından etnik özellikler yönünden farklı saymakla mümkün olmuştur.

Topraklara çizilen bu sınırlar zamanla kafalara da çizildi. İnsanların kendilerini inançlarına ve dinî

değerlerine dayanan bir kimlikle değil de etnik veya bölgesel mensubiyetlerine göre tanımlayan kimliklerle öne çıkarmalarını sağlayan ideolojiler geliştirildi. Bu kimlik ayrıştırmasının öncelikli amacı insanların ilgi alanlarının da sınırlarını belirlemekti. Belli bir bölgede yaşayan bir topluluk kendini için- de bulunduğu topraklara nispet edecek, sadece o toprakların meseleleriyle ilgilenecek dinî mensu- biyeti onu ilgilendirmeyecekti. Ne yazık ki emper- yalist güçler ve onlarla işbirliği içinde çalışan yerli yönetimler bu konuda yürüttükleri yoğun çalışma- larında da büyük ölçüde başarılı olmuşlardır.

Ülkeleri Silahlanmaya Zorlayan Sınır Sorunları

Emperyalist güçler küçük parçalara ayırdıkları bu coğrafyada oluştur- dukları küçük ülkelerin kendi aralarında bir işbirliği ve ittifak oluş- turmalarını da istemi- yorlardı. Çünkü zaman içinde etnik ve bölgesel kimliklere göre empoze edilen fikirlerin etkisini kaybetmesi durumun- da çizilen coğrafi sınır- ların etkisini kaybetme- si ihtimali vardı. Yahut bu fikirler etkisini sür- dürse bile ülkelerin ve halkların birtakım çıkar hesaplarıyla aralarında bağlantılar kurmaları, iş- birliği içine girmeleri söz konusu olabilirdi. Bu tür işbirliği ve ittifakların da kendilerinin sömürgeci politikalarının gücünü kaybetmesine neden ol- ması ihtimali vardı.

O yüzden aralarına sınırlar çizilen komşu ülkele- rin aynı zamanda birbirine düşman edilmesine ihtiyaç vardı. Bu konudaki amaçların gerçekleşti- rilmesi için de sınırlar hep sorunlu bir şekilde çi- zildi. Örneğin bir etnik kimliği sahiplenen ülkenin resmî ideolojisinde öne çıkardığı kimliğe mensup halkın bir kısmının komşu ülkenin sınırları içinde kalması sağlandı. İçeride kalan bu bölge iki ülke- nin birbirine düşman edilmesi için kullanıldı. Birisi o bölgeye halkının kendisine ait olduğunu iddia 

ederek sahip çıkarken diğeri toprağından vazgeç- meyeceğini ortaya koyarak sahip çıktı ve böylece bölge yüzünden iki devlet birbirine düşman oldu. Aralarında emperyalist güçlerin istedikleri zaman ateşleyebilecekleri bir sorun oluşturulmuş oldu.

Bazı etnik unsurların kimlikleri geçersiz sayıldı. Onların dillerini konuşmaları, kendi etnik kültür- lerine göre kurumlar oluşturmaları engellendi. Bu kez o etnik unsurların ayrı bir devlet kurma davasına girmeleri için sebep oluşturulmuş oldu. Bu da iç sorunlar ortaya çıkmasına neden oldu. Emperyalist güçler bu iç sorunları da sürekli sıcak tutmak amacıyla kendileriyle ilişki içinde olan si- lahlı gruplar oluşturdular.

Silahlanmanın Getirdiği Ekonomik Bağımlılık

Gerek komşu ülkeler arasındaki sınır sorunları ve gerekse iç sorunlara dayalı olarak oluşturulan si- lahlı güçler dolaylı bir şekilde sömürülen ülkeleri silahlanmaya zorladı. Silahlanma mecburiyeti ise bu ülkelerin sömürgeci ülkelere olan ekonomik bağımlılıklarını artırıyordu. Çünkü etkili ve güç- lü silahların fabrikalarını sömürgeci ülkeler kur- muşlardı ve zayıf ülkelerin özellikle savaşlarda işe yarayacak nitelikteki güçlü silahları üretmelerine imkan verecek fabrikalar kurmalarına kesinlikle müsaade edilmiyordu. Komşular arasındaki ikili sorunları veya iç sorunları da silahlanmaya teşvi- kin bir aracı olarak kullandılar. Yerine göre bir ta- rafı destekliyormuş gibi görünerek silahlandırdı, diğer tarafı da oluşan tehdit sebebiyle silahlan- maya zorladılar.

Silahlanma ise dolaylı sömürgeciliğin en önem- li araçlarından biri olmuştur. Örneğin bir savaş uçağı ortalama yirmi milyon dolardır. Bu kadar parayla, tüketici pazarında değil dünya piyasala- rındaki toptan satış fiyatıyla yaklaşık kırk bin ton pirinç alınması mümkündür. Yani sömürgeci ülke dolaylı yoldan sömürülen ülkeye bir savaş uçağı veriyor karşılığında kırk bin ton pirinç alıyordu. Üstelik uçağı satın alan ülkeyle sorunlu olan diğer ülkeye de uçaksavar roketi satıyor ve ikisini çar- pıştırdığında birine sattığı uçaksavarla diğerine sattığı uçağı düşürüyordu. Aynı hesabı dört mil- yon dolar değerindeki tank için de yapabiliriz.

Sömürülen ülkelerin satın aldığı silahların ve sa- vaş malzemelerinin sömürgeci ülkeler karşısında bir anlamı yoktu. Çünkü sömürgeci ülkeler her zaman silahların ve savaş malzemelerinin en güç- lü, en tahrip edici nitelikte olanlarını kendilerine saklıyorlardı ve diğerlerinden de onların ellerinde zayıf ülkelere sattıklarından çok fazlası mevcuttu. Satılanlar sadece sömürülenleri birbirine düşür- mede değerlendiriliyordu.

Ekonomik Bağımlılığın Getirdiği Siyasi Bağımlılık

Özellikle savaşların veya savaş tehditlerinin ne- den olduğu ekonomik bağımlılık, siyasi bağım- lılığı da beraberinde getirdi. Çünkü sömürülen ülkelerin kendilerine sunulan silahları ve savaş malzemelerini satın almak için paraya ihtiyaçları vardı. Zaman içinde küreselleşmeye doğru giden emperyalizm de uluslararası piyasalarda sadece kendi parasının geçerli olması için gereken altya- pıyı oluşturdu. Sonra kendi parasını reel karşılığı olması gereken çek statüsüyle değil, kendisi bir reel değer ifade eden altın statüsüyle piyasaya sürdü. Böylece reel karşılığı olmayan milyarlarca dolar para bastı ve bunları sömürülen ülkelere borç olarak dağıttı.

Borçlara aynı zamanda faiz yükü yükledi. Faiz bor- cun üstüne borç getirdi. Sömürgeci ülkeler bir yandan borçlarını tahsil ederken diğer taraftan sömürülen ülkelere yeni borç hesapları açmayı teklif ettiler. Çünkü sömürülen ülkelerin sadece kendi gelirleriyle borçlarını ödemeleri mümkün değildi. Sömürgeci ülkeler ise altın hükmünde para piyasaya sürdükleri için reel karşılığı olma- yan yeni paralar basıyorlardı ve kaynak bulmak- ta sıkıntı çekmiyorlardı. Ama verdikleri borçların ekonomik karşılığının yanı sıra bir de siyasi kar- şılığının olmasını istiyorlardı. Borç anlaşmalarını bahane ederek aile düzenlerine bile müdahale ediyorlardı. Nüfûs planlaması şartlarını kabul et- tiriyorlardı. Eğitim düzenlerini kendi isteklerine göre şekillendiriyorlardı. Bütün bunlar beraberin- de bir siyasi bağımlılık getirdi.

Siyasi Bağımlılığın Üstünü Örtmede Kullanılan Siyasi Şiddet

Sömürülen ülkelerin borçlarını ödemek amacıyla yeni borçlar alabilmek için imzaladıkları anlaş- malar halklarıyla karşı karşıya gelmelerine neden oldu. Örneğin bazen bir ülke beş yüz milyon dolar borç alabilmek için kendi ulusal parasını küresel sömürgeciliğin kullandığı uluslararası para karşı- sında yüzde on, yüzde yirmi ve hatta bazen yüzde elli devalüe etmek yani değerini düşürmek zorun- da kalıyordu. Bu yolla parasının değerini düşüren bir ülke zaten anlaşmayı imzaladığı gün aldığı paranın tümünü geri ödemiş oluyordu. Çünkü kendi ulusal para stoğu bir anda yüzde on, yüz- de yirmi veya aldığı borcun miktarının çok olması durumunda yüzde elli değer kaybetmiş oluyordu. Ama bunu yapmaya mecbur ediliyordu. Çünkü ödeme vakti gelmiş borçlarını ödeyebilmesi için küresel emperyalizmin kullandığı nakit cinsinden para stoğu kalmamış oluyordu. Borcunu ödeme- mesi durumunda sömürgeci güçler o zamana ka- dar birikmiş faizlerini de ana borç hesabına kaydı- rarak ona da faiz uyguladıkları gibi bazı ekonomik yaptırımlar da uygulayabiliyorlardı.

Bu durum karşısında istenen şartları örneğin

paranın değerini düşürme şartını kabul etmek zorunda kalıyorlardı. Bunu yaptıkları zaman da bütün ülke vatandaşları keselerindeki paranın değerinin devalüasyon oranında değer kaybet- tiğini görüyorlardı. Ayrıca bu oran tüketim mad- delerinin fiyatlarına da zaten yansıtılıyordu. Buna tepki gösteren halk bazen meydanlara çıkarak sesini duyurmaya çalışıyordu. Sömürülen ülkele- rin yönetimleri de bu tepkileri bastırabilmek için çoğu zaman polis şiddetine başvuruyordu ve bu da bir siyasi şiddet sorununun ortaya çıkmasına neden oluyordu.

Sömürülen ülkelerdeki yönetimlerin çoğu da bu tür tepkilerle karşılaşmamak için halklarını baştan boyunlarını eğmiş halde tutmaya zorlamak ama- cıyla totaliter rejimleri hâkim kıldılar. Halkların- dan gelebilecek muhalif sesleri anında bastırmak amacıyla çok geniş çaplı istihbarat ve güvenlik teşkilatları oluşturdular. Bu teşkilatlarla insanların bütün hareketlerini yakın takibe aldılar.

Totaliter rejimlerin tek amaçları sömürgeci ülke- lerin dayattığı ekonomik planlarına karşı halklar- dan gelecek tepkileri bastırmak değildi. Ellerine verilen siyasi sistemleri, ideolojik yönlendirme- leri sorunsuz bir şekilde halklarına dayatabilmek amacıyla da siyasi şiddetten yararlandılar. Çünkü sömürgeci ülkelerin istediği sadece ekonomik sistemlere müdahale etmekten ibaret değildi. Siyasi sistemlere hatta dediğimiz gibi aile düzen- lerine varıncaya kadar her şeylerine müdahale ediyorlardı.

Siyasi Şiddeti Meşrulaştırmanın Aracı Terör

Totaliter rejimler başvurdukları siyasi şiddeti meş- rulaştırmak için gerekçeler oluşturma ihtiyacı da duydular. Bu konuda en sık başvurdukları yön- temlerden biri de kontrollü terördür. Özellikle küresel emperyalizmin hizmetindeki medya vası- tasıyla terör konusunda ciddi korkular ve antipati oluşturulması da totaliter rejimlerin kendilerinin zulüm uygulamalarını haklı çıkarmak ve meşru- laştırmak amacıyla terör gerekçesinden yararlan- malarını kolaylaştırdı.

Kontrollü terör totaliter rejimler açısından her

hangi bir endişe kaynağı değildi. Ama kontrollü terörün oluşturduğu zemin ve şartlar yerine göre kontrol dışı şiddetin de ortaya çıkmasına neden oldu. Çünkü totaliter rejimlerden memnun olma- yanların sayısı çoktu ve bu memnuniyetsizlikleri yönlendirme imkânı bulabilenlerin faaliyetleri, rejimlerin siyasi şiddetlerine tepki niteliğinde bir karşıt şiddetin oluşturulmasına imkan veriyordu.

Bütün bu gelişmeler sömürülen ülkelerdeki uzak- tan kumandalı yönetimlerin sömürgeci güçlere ve onların yönlendirdiği uluslararası kurumlara ihtiyaçlarının daha da artmasına neden oluyordu.

Teröre Yatkın Nesiller Yetiştiren İdeolojik Saplantılar Emperyalizmin dayattığı eğitim sistemlerinin yetişen nesilleri ahlâkî ilkelerden ve kutsal değerlerden uzaklaştırması teröre yatkın gençle- rin ortaya çıkmasını kolaylaştırdı. Dayat- macı eğitim özellikle inançtan soyutlanan gençlerin kendileri- ni şiddete yönelten ideolojik saplantıların içine kaymalarını kolaylaştırmıştır.

Bilhassa halkların fakirleştirilmesi ve özgürlüklerinin ellerinden alınması ideolojik yönlendirmeler birer malzeme oluşturdu. Bunları kendi ideolojik yönlendirmeleri için istismar etmek isteyenlerin işlerini kolaylaştırdı.

Normalde halkların yoksullaştırılmasına neden olan ve özgürlüklerini ellerinden alan emperya- list dayatmalara karşı mücadele edilmesinin bir insanlık görevi olarak ele alınması gerekir. Fakat bu mücadelenin ahlâkî ilkelere ve inanç değer- lerine bağlı kalınarak sürdürülmesi durumunda maksat ıslah, bu ilkeleri ve değerleri geçersiz kılarak sürdürülmesi durumunda ise maksat veya sonuç ifsat olmaktadır.

Küresel emperyalizm bu konuda da kendi poli- tikasını devreye soktu ve ifsat amaçlı ideolojik akımları harekete geçirdi. Bu konuda halkların maruz kaldığı durumları ifsat hareketlerinin ta- raftar toplaması için istismar etti. Yani bizzat kendisinin izlediği politikaların neden olduğu sonuçları yine kendisinin yönlendirdiği örgütsel yapılanmaların ve akımların taraftar toplamasını sağlamak amacıyla istismar etti.

Ahlâkî değerlerden uzaklaşarak tamamen halkla- rın maruz kaldığı durumları ideolojik saplantılar için istismar eden örgütler ise şiddete, teröre yat- kın örgütler oldu. Ama bunlar yerli yönetimlerin kontrolündeki terör örgütleri değil küresel em- peryalizmin kontrolündeki terör örgütleri oldu.

Bu tür terör örgütlerinden aynı zamanda sömürülen ülkelerin yönetimlerini dizginlemek, onların hare- ket alanlarını sınırlandırmak ve küresel emperyalizme olan bağımlılıklarını artırmak amacıyla yararlanıldı.

“Emperyalizmin Oyunları” Hakkında

Emperyalizmin İslam coğrafyasına yönelik politikalarını kategorilerine göre ve yaşanmış olaylardan örnekler vererek “Emper- yalizmin Oyunları” adlı kitabımızda ele aldık. Bu kitabımızın ilk baskısı 1990 yılında yapılmıştı. Ancak daha sonra yeni bazı önemli gelişmeler hakkındaki bilgileri de ek- leyerek genişlettik ve 2016 yılında Nida Yayınları tarafından tekrar basıldı. Bu kitapta çağdaş em- peryalizmin özellikle İslâm coğrafyasına yönelik politikaları hakkında faydalı bilgiler ve önemli ipuçları bulabileceğinizi düşünüyoruz.

 

 

Yazar:
M.Ahmet VAROL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul