22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / GAYR-İ İSLÂMÎ DEVLET BAŞKANLARI İLE İLGİLİ RASULULLAH (S.A.S.) UYGULADIĞI SON SİYASİ SÜNNETİ!

GAYR-İ İSLÂMÎ DEVLET BAŞKANLARI İLE İLGİLİ RASULULLAH (S.A.S.) UYGULADIĞI SON SİYASİ SÜNNETİ!

GAYR-İ İSLÂMÎ DEVLET BAŞKANLARI İLE İLGİLİ RASULULLAH (S.A.S.) UYGULADIĞI SON SİYASİ SÜNNETİ!

Rasulullah (s.a.s.)’ın İslami olmayan devlet başkanlarıyla ilgili konu işlenirken, onun ilk defa Mekke dışında bağlantı kurduğu devlet başkanlarına bakmak gerekir.

 

Bu manada ilk diplomatik yazışmalarında yapıldığı kişi Habeşistan’ın devlet başkanı Ashame’dir. Habeş devlet başkanlarının ünvanı “Necaşi”dir. Onlara Necaşi denildiği gibi Rum devlet başkanlarına “Kayser” Pers devlet başkanlarına da “Kisra” denilmiştir. Ama nasıl yerleşmiş ise Habeş devlet başkanlığının ünvanı Ashame (r.a.) isminin yerini almıştır. Ondan dolayıdır ki, Necaşi iman etmedi denildiğinde sanki İman eden “Ashame”(r.a.) anlaşılarak yanlış sataşmalar ve anlayışlar ortaya çıkmaktadır.

 

Rasulullah (s.a.s.) ashabına yapılan eziyetler veya davanın başka yerlere taşınması arzusuyla Rasulullah (s.a.s.) ashabından bazılarını Habeşistan’a gönderdi. Onları gönderirkende şöyle dedi:

 

“Habesiştan toprağına gidin! Çünkü orada yanında kimseye zülüm edilmeyen bir kral vardır. Allah içinde bulunduğunuz şu durumdan size bir çıkış verene kadar orada eğleşin.”1

Sahih bir şekilde gelen bu hadisten zahiren anlaşılan, Rasulullah (s.a.s.) ashabını Habeş topraklarına yollamıştır. Necaşi’nin kendine değil… Lakin oranın seçilmesi de Necaşi’nin zulüm etmemesidir. Herhalde Rasulullah (s.a.s.) Mekke müşriklerinin müslümanları rahat bırakmayacaklarını bildiği için, herhangi bir sorgulamada Müslümanları dinleyecek adaletle hareket edecek birinin topraklarına göndermek istemiştir. Bu da tam isabet bir ictihad olmuştur.

 

Ama Dava’nın yayılmasını engellemek isteyen Allah’a ortak koşan Mekkeliler Habeşistan’a giden 15 kişilik Müslüman gurubunu geri getirmek için harekete geçip arkalarından onları tekrar Mekke’ye getirilmeleri için, Mekkeli bürokratlardan birkaçını gönderdiler. Bundan sonrasını Ümmü Seleme annemizden dinleyelim:

 

“Habeşistan’a vardığımızda orada hayırlı birinin komşusu olduk. O, Necaşi’ydi. Dinimiz hususunda güvenlik içindeydik. Allah’a kulluk ediyorduk. Orada herhangi bir eziyete uğramıyor, bizi rahatsız edecek bir şey işitmiyorduk. Kureyşliler bu durumu haber alınca bizim meselemizi konuşmak üzere Necaşi’ye sert yapılı iki adamlarını yollamışlardı. Onlar Necaşi’ye Mekke’nin en değerli mallarından hediyeler getirmişlerdi. Garip olan bir şey vardı ki o da Necaşi’ye bu hediyelerinin yanında pek çok yiyecekte göndermiş olmalarıydı. Necaşi’nin rahiblerinden hediye vermedik tek bir rahib bile bırakmamışlardı. Bu hediyeleri Abdullah bin Rebia el-Mahzumi ve Amr bin el-As bin Vail es-Sehmi ile göndermişler, gitmeden önce onlara şöyle tenbihte bulunuşlardı:  “Necaşi’yle Müslümanlar hakkında konuşmadan önce Necaşi’nin rahiblerinden her birine hediyesini takdim edin. Daha sonra Necaşi’ye hediyelerini takdim edin. Bundan sonra Necaşi’den kendileriyle konuşmadan Müslümanları teslim etmesini isteyin.”

 

Ümmü Seleme anlatıyor:

 

“O iki adam çıkıp Necaşi’nin yanına geldiler. Biz Necaşi’nin yanında hayırlı bir yurtta,hayırlı bir komşunun yanında yaşıyorduk. Neçaşi’yle konuşmadan önce rahiblerinden her birine hediyelerini verdiler. Daha sonra rahiplerine, Kral Necaşi’nin ülkesine gelen kişilerin, kavimlerinin dinlerini terk etmiş, akılsız adamlar olduğunu ileri sürerek: “Onlar sizin dininize de girmediler. Ne sizin ne de bizim bilmediğimiz bir din uydurmuşlar.”dediler ve sözlerini şöyle sürdürdüler:  “Bizi onların kavimlerinin ileri gelenleri Kral’a gönderdi ki, onları bize iade etsin. Biz Kral’a konuştuğumuzda, ona Müslümanlarla konuşmadan bize onları iade etmesini söyleyin. Kureyşin gözü onların üzerinde ve onları ne yüzden ayıplayıp muahaze ettiklerini çok iyi biliyorlar.” Rahibler onlara: “İstediğinizi yerine getireceğiz.”dediler. Daha sonra hediyelerini Necaşi’ye takdim ettiler. O da kendisine sunulan hediyeleri kabul etti.  Daha sonra Necaşi’ye: “  Ey Kral! Ülkene bizden bazı ahmak adamlar geldi. Onlar kavimlerinin dinini terk ettikleri gibi senin dinine de girmediler. Ne senin ne de bizim bilmediğimiz uydurdukları yeni bir dini savunuyorlar. Bizi sana onların babaları, amcaları ve yakın akrabaları olan kavimlerinin ileri gelenleri gönderdi. Onları iade etmeni istiyorlar. Gözleri bu kimseler üzerindedir. Onları ne yüzden ayıpladıklarını ve muahaze ettiklerini de gayet iyi bilmektedirler.”

 

Ümmü Seleme diyor ki:

 

“Abdullah bin Rabia Ve Amr bin el-As,Necaşi’nin Müslümanları konuşturup dinlemesinden endişe ediyorlar ve bunu istemiyorlardı. Etrafındaki rahipler: “Ey Kral! Onlara inan, kavimlerinin gözü onlar üzerinde ve ne yüzden onları muahaze ettiklerini de çok iyi biliyorlar. Onları bu iki adama teslim et ki kavimlerine iade etsinler.”dediler.

 

Necaşi bu sözlere kızarak şöyle dedi:

 

“Allah’a yemin olsun ki hayır! Onları, o iki adama bu şekilde teslim etmeyeceğim. Bana sığınmak isteyen, ülkeme konuk olan, sığınılacak yer olarak başkasını değil de beni seçen insanları çağırıp durumları hakkında kendilerine soru sormadan onları teslim etmem. Eğer bu iki adamın dedikleri doğru ise onları kavmine iade ederim. Eğer söyledikleri doğru değilse,o iki adamı onlara yaklaştırmam. Benim yanımda kalmak istedikleri sürece onlara iyi muamelede bulunurum. Daha sonra Necaşi, Rasulullah (s.a.s.)’ın ashabına bir elçi göndererek yanına çağırdı. Elçiyi görünce toplandılar. Onlara: “Yanına gittiğinizde o adama ne söyleyeceksiniz?  Dediklerinde; “Peygamberimiz (s.a.s.) bize ne öğretti ve neleri yapmamızı emrettiyse onları söyleyeceğiz. Sözlerimizden dolayı ne olacaksa olsun”dediler. Necaşi’nin yanına vardıklarında, yanında rahipleri vardı ve her biri İncil’i açmış bekliyordu Necaşi: “Size kavminizin dinini terk ettiren bu din nasıl bir dindir ki, ne benim dinime ne de bu millete mensup herhangi birinin dinine tabi olmadınız?”diye sordu.

 

Ümmü Seleme: “Sözcü Cafer bin Ebu Talib’di şöyle dedi:

 

“Ey Kral! Biz cahiliyyet döneminde putlara tapan, ölü hayvanın etini yiyen, fuhuş yapan, akrabalarıyla ilişkilerini kesen, komşuya kötü davranan bir topluluktuk. İçimizdeki güçlüler zayıfları ezerdi. Allah bize bir Resul gönderene kadar bu durumda kaldık. O peygamberin nesebini,  doğruluğunu, emin oluşunu ve iffetini bilmekteydik. Bizi Allah’ı bir bilmeye, taş ve putlar gibi babalarımızı tapar bulduğumuz şeyleri terk etmeyi, sıla-i Rahimi, komşuya iyi davranmayı, haramdan ve kan davasından kaçınmayı emretti. Fuhşu,yalancı şahitliği,yetim malı yemeyi,iffetli kadınlara iftirada bulunmayı yasakladı. Yalnız Allah’a, ibadet etmemizi, O’na ortak koşmamızı, namaz kılmamızı, zekât vermemizi, oruç tutmamızı emretti.”

 

Cafer, Necaşi’ye İslam’ın bütün emirlerini saydı. Sonra şöyle devam etti:

 

“O’na inandık, tasdik ettik. Allah katından getirdiği şeylere ittiba ettik. Yalnız Allah’a ibadet ettik ve o’na ortak koşmadık. Bize helal kılınanı helal bildik. Bize haram kılınan şeylerden de kaçındık. Bütün bunlardan dolayı kavmimiz bize düşman oldu ve dinimiz sebebiyle bize eziyet ettiler. Bizi Allah’a ibadetten men edip yeniden, puta tapıcılığa döndürmeye çalıştılar. Daha önce işlemiş olduğumuz pislikleri yeniden işlemeye çağırdılar. Üzerimizdeki baskıları iyice yoğunlaşıp yaptıkları zulümlerle dinimize engel olmaya başladıklarında, senin ülkene geldik. Başkalarına değil, sana sığınmayı tercih ettik. Ey Kral, senin yanında zulme uğramayacağımızı umut ediyoruz.”dedi.

Necaşi:  “Yanında peygamberinizin, Allah katından getirmiş olduğu bir şey var mı?”diye sordu. Cafer: “Evet” dedi. Necaşi: “Onu bana oku” deyince Cafer “Kaf, Ha, Ya ,Ayn, Sad’ın başından bir bölüm okudu. Necaşi sakalları ıslanıncaya kadar ağladı. Rahipleride kendilerine okunanı dinlerken ağladılar ve önlerindeki İncilleri ıslandı. Daha sonra Necaşi şöyle buyurdu: “Bu şüphesiz Musa’nın getirdiğiyle aynı nurdan ışığını alıyor. (Amr ve Abdullah’a hitaben) Buradan defolun! Allah’a yemin olsun ki onları size ebediyen teslim etmem.”

Ümmü Seleme anlatıyor:

“Necaşi’nin yanından çıktıklarında Amr bin el-As: “Vallahi, yarın onların (karşı tarafı kızdıracak) kusurlarını söyleyeyim de köklerini kazısınlar.” Dedi. Amr bin el-As’dan daha merhametli olan Abdullah bin Rebia: “Sakın böyle yapma. Onların akrabaları bunu yaptığını duyarlarsa,bize düşman olurlar.” Dedi. Amr bin el-As: Allah’a yemin olsun ki, Necaşi’ye onların Meryem oğlu İsa’nın kul olduğunu söylediklerini bildireceğim.”dedi.

Ertesi gün, Amr, Necaşi’ye: “Ey Kral, onlar, Meryem oğlu İsa hakkında yakışıksız bir söz söylüyorlar. Onlara bir elçi gönder de ne demek istediklerini öğren.”dedi.  Necaşi de bu konuyu öğrenmek üzere onlara bir elçi gönderdi.”

Ümmü Seleme anlatıyor:

“ Böyle bir şey başımıza gelmemişti. Herkes toplanmış, birbirlerine: “Şayet Necaşi soracak olursa İsa (a.s.) hakkında ne diyeceksiniz?  Diye soruyordu. Dediler ki: Allah’a yemin olsun ki Allah Teâlâ ne söylüyorsa, peygamberimiz (a.s.) bize ne öğretmişse onu söyleyeceğiz. Bu sözümüzden dolayı ne olacaksa olsun.”

Müslümanlar yanına geldiklerinde Necaşi: “Meryem oğlu İsa hakkında neler söylüyorsunuz? Diye sordu. Cafer bin Ebi Talib: “O’nun hakkında peygamberimiz (a.s.) ne söylüyorsa biz de onu söylüyoruz. O (İsa –as-) Allah’ın kulu, Rasulu ve Ruh’u olup, kendisini Allah’a adamış, bakire ve iffetli olan Meryem’e ilka ettiği kelimesidir.

 

Necaşi elini yere indirdi ve oradan bir ağaç parçası aldı ve şöyle dedi: “İsa, senin söylediğinden şu ağaç parçası kadar bile farklı değildir.”dedi. Bu sözler üzerine Necaşi’nin etrafındaki rahipler söylenenleri inkâr edercesine homurdandılar. Necaşi, rahiplere: “Homurdansanız da bu böyledir.”  Dedi. Sonra Müslümanlara dönerek: “Gidiniz, topraklarım içinde güvenlik içindesiniz. Bana bir dağ büyüklüğünde altın verilse bile, sizlerden birine eziyet etmek istemem.” Necaşi, sözlerine şöyle devam etti: “Şu iki adamın getirdikleri hediyeleri iade edin. Benim o hediyelere ihtiyacım yok. Allah, verdiği mülk dolayısıyla benden rüşvet almadı ki bende sizden rüşvet alayım. İnsanları Allah’a itaat ettirdiğim gibi,bende Allah’a itaat etmeliyim.”

Ümmü Seleme anlatıyor:

“Kureyşin elçileri tahkir edilmiş ve getirdikleri hediyeler iade edilmiş olarak Necaşi’nin yanından çıktılar. Bizler de Necaşi’nin topraklarında güvenlik içinde yaşadık. O bizler için hayırlı bir komşu idi. Bu durum Necaşi’nin elinden yönetimi almak isteyen biri ortaya çıkıncaya kadar devam etti. Allah’a andolsun ki bu yeni durum karşısında çok büyük bir üzüntüye kapıldık. Bu adamın Necaşi’ye galip Necaşi gibi haklarımızı koruyan biri olmamasından endişe ediyorduk.

Necaşi, ordusuyla yürüdü. Hasmıyla arasında Nil toprakları vardı. Rasulullah’ın ashabı: “Bizden kim oraya gider de haber getirir? Dediler. Zubeyr bin el-Avvam:  “Ben” dedi. Zubeyr, Habeşistan’a hicret edenler arasında yaşı en küçük olandı. Bir su kırbasını şişirip göğsüne bağladılar. Bununla yüzerek Nil kıyısına kadar çıktı. Necaşi ile hasmı orada karşı karşıya geliyordu. Durumu haber alıp geri döndü.”

 

Ümmü Seleme dedi ki:

“Necaşi’nin hasmına galip gelmesi, topraklarında hükümran olmaya devam etmesi için Allah’a dua ettik. Necaşi, Habeşistan’ın idaresini elinde tutmuştu. Mekke’ye Rasulullah (s.a.s.)’ın yanına dönünceye kadar orada huzur içinde yaşadık.”2

İşte bu hadiste Habeş Meliki Asahame’nin adaleti, hakkı söylemek noktasında kimseden çekinmemesi gibi karekter özellikleriyle beraber. Cafer (r.a.) getirdiği akideye doğrulaması da vardır.

Rasulullah (s.a.s.)’ın Müslümanları koruyup kollayan zulmetmeyen diye nitelediği Habeşin büyüğü NecaşiAshame b. Ebcer (r.a.)’a bir davet mektubu yazdığı bazı siyer kitablarımızda ifade edilmiştir. Lakin Bunun sahihliği tartışılmış hatta biraz sonra zikredeceğimiz  hadisten dolayı ona davet mektubu yazılmadığı dahi söylenmiştir. Konu ile ilgili olarak İmam Muslim (rh.a.) şunu rivayet etmektedir:

“… Katade’den,o da Enes’den naklen rivayet etti ki. Nebiyullah (s.a.s.) Kisra’ya, Kayser’e, Necaşi’ye ve her diktatöre mektub yazarak kendilerini Allah Teâlâ’ya da’vet etmiştir. Bu Necaşi cenaze namazını Peygamberin (s.a.s.) kıldırdığı Necaşi değildir.”3

Bu eser konuya ışık tutacak durumdadır. Eserden çıkan zahiri fıkıh Rasulullah (s.a.s.)’ın cenaze namazını kıldığı Ashame (r.a.) bir mektup göndermediğidir. Muhaddislerin hadis alış metotlarınca Rasulullah (s.a.s.) Ashame’ye gönderdiği ve onun  da ona gönderdiği mektuplar sahih değildir. Bilgi amaçlı nakledile bilinir ama ondan herhangi bir fıkhın çıkması zor bir meseledir. Bu konu ile ilgili olarak Ekrem Ziya Umeri ‘Medine Toplumu”adlı kitabında Rasulullah (s.a.s.) siyasi mektupları ile ilgili olarak şunları söylemektedir:

“Mısır lideri Mukavkıs’a gönderilen yazıların metinleri ve cevapları da -yazılar ve cevaplarda ikişer tanedir- sahih bir yolla sabit değildir. Aynı şekilde Dımeşk lideri Haris b. EbiŞemr el- Gassani,Yemame lideri Hevze b. Ali el-Hanefi ve umman lideri İbnCelendi’ye gönderilen yazıların metinleri de hadis kritiğindeki ölçülere göre sabit değildir. Bu, yazıların gönderilmesini inkar veya tarihi metinleri red anlamına değildir. Şekil ve muhteva olarak sahih olabilirler. Fakat hiç biri İslami siyasette delil olacak derecede değildir. Bu açıdan bakınca Herakl’e gönderilen yazı, hadis olarak sahih kabul edilebilecek tek metindir. Tarihi kıyaslama için diğerlerine bir örnek de kabul edebiliriz onu.

Rasulullah (s.a.s.) asrındaki vesikaların çoğu için bu hüküm geçerlidir. Hadis kritiğine göre sahih kabul edilmezler. Buhari’deki Herakl’a gönderilen yazı ve Ebu Davud’daki Umeyr Mervan’a olan yazı dışında Kutub-i Sitte’de bu rivayetler yoktur. Evet tarihi açıdan pek  çoğu  sahih olabilir. Ama akide ve teşri konularında hüccet olamazlar.”3(Ekrem Ziya Umemri Medine toplumu (Sf/195) çev: Nureddin Yıldız  Risale  y. 1992)

Tarihi olayların fıkhi yanının ortaya konması için söylenen hadisin sahih olması gereklidir ki akide, teşri=hüküm konusunda delil olsun. Necaşi Ashame’ye gönderilen  mektup bu özelliklere sahip olmadığından ondan bazılarının çıkardığı gibi“Kafir bir devletin başında Müslüman biri buluna bilir”sözlerinin İslami olarak hiçbir değeri yoktur.

O zaman bu olaylarda bize sahih olarak ulaşan haberler hangisidir diye araştırmak gereklidir. Sahih olarak ulaşan haberlerden de hüküm çıkarmak mümkün olduğuna göre en azından hadislerin zahirinin gerektirdiği fıkhı ortaya koymak meselelerin daha iyi anlaşılması için şarttır.

Yukarıda da belirtildiği üzere Necaşi olayından herhangi bir fıkıh çıkarmak veya onun akide=inanç ile ilgili konularda delil göstermek mümkün değildir. Ama Herakl ile ilgili ulaşan haberler sahih olduğundan  onun bildirdiği hükümlere tabii olmak vacibiyet ifade etmektedir. Buhari de Herakl ile Ebu Sufyan arasında geçen olay anlatılmaktadır. Buhari (rh.a.) sahihin de (1/154-9)  Vahiy babı Hdsno: 6   hadis olarak kayıdlıdır. Bu hadis bilindiğinden bu hadisin Farklı sahih kanalla gelen bir tariki var mı yok mu? Bizim irdeleyeceğimiz bu olacaktır. Bu aşamada Etraf kitablarına baktığımız da karşımıza şu hadis çıkmaktadır.

Hadis şöyledir:

“… Enes b. Malik der ki: Rasulullah (s.a.s.): “Kim bu mektubumu kaysere götürürse buna karşılık ona cennet vardır.” Buyurdu. Oradakilerden bir adam: “Öldürülmesemde mi?” deyince, Rasulullah (s.a.s.): “Evet! Öldürülmesen de” karşılığını verdi. Bunun üzerine adam mektubu alıp gitti. Mektubu götüren adam Kayser’i Beytu’l-Makdis’e(Kudus’e) giderken gördü. Kayser’e bir halı açılmış ve halıda sadece kendisi yürüyordu. Adam mektubu halının üstüne bırakıp geri çekildi. Kayser mektubun yanına varınca onu aldı ve baş piskoposu çağırıp mektubu okuttu. Başpiskopos: “Bu mektup hakkında sizin bildiğiniz dışında bir şey bilmiyorum”dedi.  Kayser : “Bu mektubun sahibi kim?” (gelsin) kendisine eman verdim” diye seslenince adam geldi. Kayser: “(Sarayıma) döndüğümde gel” deyince, adam Kayser saraya geldiğinde kendisi de geldi. Kayser’in emri üzerine sarayın kapıları kapatıldı. Sonra birine emrederek: “Kayser Muhammed’e tabi oldu ve Hristiyanlığı bıraktı” diye seslenmesini istedi. Bunun üzerine Kayser’in askerleri silahlanıp sarayını kuşattılar. Kayser, Rasulullah (s.a.s.) elçisine: ‘Görüyorsun ki ben krallığım için korkuyorum”dedi. Sonra Munadiye: “Kayser sizden razı oldu. Sizin kendi dininize olan bağlılığınızı görmek için böyle yaptı. Şimdi geriye dönün ve dağılın”diye seslenmesini emretti.

Kayser, Rasulullah (s.a.s.): “Ben Müslümanım” diye yazdı ve Rasulullah’a (s.a.s.) dinarlar gönderdi.  Hz. Peygamber (s.a.s) mektubu okuduğunda: “Allah’ın düşmanı yalan söylemiş. O Müslüman değildir. Hristiyanlık dini üzeredir.” Buyurdu ve dinarları dağıttı.”4

Bu hadisin hükmü noktasında Şuayb Arnavut (rh.a.), Huseyin Selim Esed, hadis için Sahih demişlerdir. Dolayısıyla yukarıda belirttiğimiz kaide üzerine bu hadisten hüküm çıka bilir. Hadisten zahiren anlaşılanlar şunlardır:

a) İslami olmayan bir devletin başındaki başkan her ne kadar Müslüman olduğunu söylüyor ise de onun iman iddiası orayı bırakıp tamamen Rasulullah (s.a.s.) getirdiklerine uymak ve onun Şeriatına geçmekle mümkündür.

b) Müslüman olduğunu söylediği halde küfür devletinin başında kalıyorsa dili ile söylediğine itibar edilmez, ameline bakılır. Ameli dilinin söylediğini yalanlıyorsa eski haline devam ediyorsa eski küfründe kaldığına hüküm olunur.

Buradan çıkardığımız netice hadisin sonunda Rasulullah (s.a.s.) “Allah’ın düşmanı yalan söylüyor” sözünden hareketledir. Bu sözüyle Rasulullah (s.a.s.)’ın onun “ben müslanım” sözünü kabul etmemiştir. Demek ki Müslümanlığını ispatlayıp küfrün elebaşı olmaktan vazgeçip Müslümanlara katılmalı idi. İşte böyle davranmadığından dolayı Rasulullah (s.a.s.) onun ağzı ile söylediği ifadeye göre değil yaptığı amelle hüküm vermiştir.

İşte bu Rasulullah (s.a.s.) bize bıraktığı son uygulamadır. Bundan dolayı deriz ki, Allah’ın kitabını ve Rasulu’nun  Sünnetini  hayata hakim kılmayan her yönetim şekli gayr-i İslami ve başındakilerde gayr-i İslamidir. Onların kendilerinin Müslüman olduklarını söylemeleri veya adlarının Müslüman adı olması durumu değiştirmez. Eğer gerçekten söyledikleri sözle Müslümanlıklarının İslamca kabul görmesini istiyorlarsa, o zaman bulundukları yerleri hemen İslamlaştırmalı veya orayı terk etmelidirler.Yoksa Demokrat olduklarını söyleyip sonra Müslüman olduklarını meydanlarda haykırmaları bir şey değiştirmez…Rasulullah (s.a.s.) dediği gibi: “Allah’ın düşmanı yalan söylüyor…..”deriz.

“Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır,  35/5)

 

Dipnot

1- İmam ZehebiTarihu’l-İslam (1/272) çev: Muzaffer Can Cantaş y.& İmam ZehebiTarihu’l-İslam (1/ 111)  Kitabın tahkikçileri hadise sahih demişlerdir. Mektebetu’l-Tevfikiyye Mısır.&İmam ZehebiSiyeriAlemu’l-Nubela (26/146) 2.Bsm Tahkik. BeşşarAvvadMa’rufMuessesetu’r-Risale Beyrut Lübnan &İmam BeyhakiDelalun’n-Nubuvve(2/301)1 bsm 1988 darulKutubu’l-İlmiyye Beyrut-Lubnan

2- Said Havva Hadislerle İslam Tarihi (1/ 329-32) çev Ahmed Varol vdğ. Hikmet Neşriyat.&Ahmed bin HanbelMusned (17/308-12) çev: H.Yıldızvdğ. Ocak y. Kitabın tahkikçisi hadise Sahih demiştir.&Ahmed bin Hanbel Musned (3/263-68) Hdsno: 1740 Şuayb Arnavut hadis için: Hasen dedi.& Heysemi Mecmeu’z-Zevaid (6/248) K. Meğazive’s-Siyer Bab: 4 Hdsno: 9842 = Ahmed rivayet etmiştir. Ricalinin hepsi sahihin ricalidir. İshak hariç. Oda sarih bir şekilde işitmiştir.”

3- Muslim (8/556)K.Cihadve’s-Siyer Bab:27Hdsno: 75

4- HeysemiMevaridu’z-Zaman İla ZevaidiİbniHibban(2/146-7) K.Cihadbab:- hdsno:1627=İsnadı sahihtir.&HeysemiMevaridu’z-Zaman (5/217-8) K.Cihad Bab:18 Hdsno: 1628 Tahkik: Huseyin Selim Esed Hadis için : Sahih dedi.&İbniHibban Et-Taksimve’l-Enva (6/474-5) Hdsno: 5650&İbniHibban Sahih (10/357-8) K.Siyer Bab:- Hdsno: 4504 Tahkik : Şuayb el-Arnavut Hadis için: Sahih “demiştir.İbni Hacer AskalaniMetalibu’l-Aliye(5/238) K. K.Siyer ve Mağazibab:- Hdsno:4378=Şu lafızla .Bekr b. Abdullah anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Kim bu mektubu Kayser'e gönderirse ona cennet vardır. " Bir adam: "Öldürülmese de mi?" diye sordu. Resûlullah: "Evet öldürülmese de" diye cevap verdi. Bunun üzerine adam, Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) yanma geldi ve Kayser'e mektubu götürdü. Kayser mektubu okuduktan sonra şöyle dedi: "Ben peygamberinizin yanına gitmem. Ancak benim de onunla birlikte olduğumu haber ver; çünkü ben hükümranlığımı bırakmak istemiyorum." Sonra onunla Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) hediye dinarlar gönderdi. Adam, Resûlullah'm (sallallahu aleyhi vesellem) yanma dönünce olanları haber verdi. Allah'ın  Resulü  (sallallahu aleyhi vesellem):   "Yalan söyledi!"  dedi ve  Kayser'in gönderdiği dinarları paylaştırdı. (el-Hâris)&Metalibu’l-Aliye(17/502) K. Siyer ve’l-Meğazi Bab:39 Hdsno:4316 Tahkik: Halid bin Abdurrahman bin Salim el-Bekar hadisle ilgili olarak: Ricali sikattır ancak murseldir. Bu isnadla zayıftır.&Musnedi Haris (2/663) K.Cihad bab:10 Hdsno:640 İsnadındaki ricalin hepsi sikattır lakin mürseldir.

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul