22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / HALEP VAHŞETİ VE DÜNYA

HALEP VAHŞETİ VE DÜNYA

 HALEP VAHŞETİ VE DÜNYA

İçinde yaşadığımız coğrafyadaki Müslümanlar olarak, birçok defalar acıların ve çaresizliğin vermiş olduğu duyguları yoğun bir şekilde hissetmiş olsak da, belki de hiç bu kadar aciz, biçare kalmamıştık. Kendimize mesken tuttuğumuz sıcak evlerimiz, ortopedik yataklarımız, ağzına kadar yiyecek dolu buzdolaplarımız ve yemek yediğimiz sofralar belki de bizi hiç bu kadar utandırmamıştı. Hatta utandığımızı söylemek bile bizi utandırmamıştı. Çünkü bu sözler ağzımızda adeta pelesenk olmuş. Klişeleşmiş sözlerimizle, nasırlaşmış vicdanlarımızı harekete geçirmede yetersiz kalarak kendimizi mi avutuyoruz yoksa? Belki de şu söylenen sözler edebiyat parçalamaktan öte gidemeyen, riya dolu ve en azından riya karışmış cümleler olmaktan sıyrılamayan değersiz kelimeler mi? Kalbimizi bizden daha iyi bilen rabbimiz temiz bir kalp ile kendisine yönelen, türbinlere oynamayan, ihlaslı Müslümanlardan olmayı bize nasip etsin. Samimi çığlığımızı işiten ve akıl eden vicdan sahibi insanlara ulaşmasını Allah’tan niyaz ediyoruz.

 Aslında üzüntümüz zulüm altında yaşayan tüm dünya insanları içindir. Özelde ise tek suçları “Rabbimiz Allah” demek olan, öz yurtlarında açlığa, işkencelere, tecavüzlere ve katliamlara maruz kalan mazlum Halep halkıdır. Modern! Dünyanın gözü önünde, insancıl! Avrupa Halklarının sessizliği, kâfir Rusya, kahpe Esad ve zalim İran’ın yapmış oldukları bu katliamlar çaresiz kalan biz Müslümanların dimağından asla silinmeyecektir. Asla unutmayacağız ve unutturmayacağız. Kadın, çocuk, bebek, yaşlı ayırımı yapmayan, masum bedenleri vahşice, vahşi köpekleri bile kıskandıracak derecede parçalayan barbarlar, yapmış oldukları iğrençlikleri ahirette kesin olarak görecekleri gibi dünyada da biz Müslümanlar vasıtası ile mutlaka göreceklerdir. Mutlaka diyorum çünkü Allah’ın ve O’nun izni ile Rasulu’nun bizlere bu hususta vaadi vardır. Bana nasip olmasa bile, çocuklarıma, torunlarıma ve hatta onların torunlarına bu vasiyeti yapacak, onların duygularını taze tutacak ve asla kâfirlerden bir yardım gelmeyeceğini, Müslümanın Müslümandan başka dostu olmadığını onlara beyinlerini çatlatırcasına anlatmaya çalışacağım. Bir Müslüman olarak, Allah’ın (c.c.) bizlere emretmiş olduğu sevgi, hoşgörü, şefkat duygularını bütün insanlar için hissediyorum. Fakat insanlara işkence eden, onlara zulmeden ve onları özyurtlarında kahpece katleden kâfirlere karşı da kin, nefret ve öfke ile öylesine doluyum ki, duygularımın vermiş olduğu kuvvet ile adaletten ayrılmamak için ve Allah’ın emrettiği ölçüler içinde hareket etmek için kendimi şiddetle zorluyorum.

Eski savaşlarda, bir ahlak vardı. Eski kâfirler bile bu derecede şerefsiz ve alçak değildi. Köroğlu’nun deyimi ile “Delikli demir çıktı, mertlik bozuldu”  Kâfirin bile “mert” olanı, prensip sahibi olanı bir başka oluyormuş. Günümüz zalimleri öyle bir haleti ruhiye içerisindedirler ki, kalplerinin içinde yaratılıştan var olan iyi duyguları bile yok olmuş, vicdan denilen şerefli duygunun kırıntılarını bile kendilerinde kalmamış olmalı ki, bu derecede alçakça hareket edebilmekteler. Kendilerini Ehl-i Sünnet Müslümanlar olarak tekfir etmediğimiz, ehl-i bidat diyerek İslâm dışına itmediğimiz İsnaıAşeriyyeşia’sının, aynı  Ehl-i Sünnet Müslümanım diyerek, Ehl-i Sünnet’likle ilgisi olamayan insanlar gibi, bugünkü İran’ında tekrar güncel olarak inandığı Şia akaidini çok iyi tahlil etmemiz gerekir. En azından zalim İran rejiminin genelde tüm İslam topraklarında, özelde ise Irak, Suriye ve Halep’te Allah’ın dinini hâkim kılmak için mücadele eden Müslümanların karşısında sürekli bir engel teşkil ettiğini ve onları öldürdüğünü, kadınlarını helal gördüğünü nefretle izlemekteyiz. 1979’da Amerika’ya karşı vermiş oldukları şanlı direnişin sonunda kalplerimiz içinde kendileri için oluşan son sevgi kırıntılarını da yok ettiler. O sevgi yerini şu anda nefret ve kine dönüştürmüş durumda. Büyük şeytan Amerika ile birlikte Irak’ta, çağdaş iblisler Rusya ile ve Esad rejimi ilebirlikte Halep’te Müslümanları katlederek sözde “İslâm devletlerini” Müslümanların kanları üzerine oluşturmaktalar. Sizin Müslümanlara yaptığınız zulüm, Hz. Hüseyin ve beraberindekilere yapılan zulmün yanında kıyaslanamayacak derecede adice ve şerefsizcedir. “Mezheb savaşları başlamasın” sözü yanlış bir sözdür. İran daha iktidara geldiği ilk günden itibaren zaten bu savaşı başlatmıştır ve günümüzde de bu durum iyi açığa çıkarak zirveye ulaşmıştır. Ey İran ve onu destekleyenler! Yaptıklarınızı unutmuyoruz ve unutturmayacağız. Biz dünya Müslümanları, rahat koltuklarımızı, sıcak yataklarımızı, mükellef sofralarımızı terk ettiğimiz gün; ahiret rahatlığını dünya rahatlığına tercih ettiğimiz zaman ve dünyayı gözümüzde değersiz gördüğümüz zaman sizlerden bütün yaptıklarınızın hesabını soracağız. Fakat bizler siz zalimlere, sizin bizlere davrandığınız gibi alçakça ve ölçüsüzce değil, adaletle davranacağız. “Ey İman edenler! Allah için adaleti ayakta tutan şahitler olun. Bir topluma olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun, bu takvaya daha uygundur. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır”(Maide,5/8) ayeti gereğince Allah korkusu ile muamele edeceğiz. Size, sizin yaptığınız gibi zalimce ve vahşice muamele etmeyeceğiz. Sizleri öldürmekten ziyade diriltmek için çabalayacağız. Kalplerinizde azıcık iman kaldı ise onu canlandırmak ve ruhlarınızı Ehl-i Sünnet Müslümanlara olan ölçüsüz ve delilsiz nefretinizden soyutlamak için var gücümüz ile çalışacağız.

Gelelim Hristiyan ittifakı Avrupa’ya.

Geçmiş günlerdeözellikle Paris saldırıları, Mali’de otel baskını ve buna benzer saldırılar dünya gündemine oturmuş vaziyette idi. Suudi Arabistan, İran, Mısır, Avrupa’nın tamamı, Japonya, Amerika ve daha birçok ülkenin devlet başkanları bu saldırıları şiddetle kınadı. Basın ve yayın organları günlerce saldırıların şiddetini, vahşetini tam bir trajedi olarak kurbanların hayat hikâyeleri ile birlikte ortaya koydular.  Bu güne kadar Afganistan’da, Gazze’de, Eritre’de, Çeçenistan’da, Bosna’da, Irak’ta, son olarak Suriye’de ve dünyanın birçok coğrafyasında akan Müslüman kanlarını görmeyen, bu hususta bir çaba sarf etmeyen, hatta bir kınama bile göndermeye tenezzül etmeyen ülkelere ne oldu da? Bir anda insan canına değer verir oldular. “Hümanist” leştiler de merhametten, barıştan, insan hayatının değerinden söz etmeye başladılar. Yoksa Ortadoğu’da ölen insanlar Müslüman oldukları için mi canları değersizdi?  Ya da Paris’te ölen insanlar Müslüman olmadıkları için mi değerliydiler? Gazze’de öz vatanlarında işgale uğrayarak İsrail zulmüne maruz kalan Filistinliler, Sabra ve Şatilla kamplarında Yahudiler tarafından kıtır kıtır kesilen insanlar, geçmişte Suriye’nin Hama şehrinde kâfir Hafız Esad tarafından katledilen 50.000 kadın, çocuk ve yaşlı, Irak’ta Saddam Hüseyin tarafından Halepçe’de gaz bombaları ile öldürülen binlerce Kürt Müslüman insan değil miydi? İnsancıl(!) Ve merhametli(!) Avrupa o zaman neredeydi? Son olarak ta Suriye’de katledilen insanları görmezden gelen ve hatta bizzat giderek Işid’i bombalıyoruz diyerek, binlerce kadın, çocuk, yaşlı, suçlu ve masum ayırımı yapmadan insanları bombalamak için koalisyon kuran hükümetler hiç düşündünüz mü? Bu ateş bir gün bizi de yakar diye. Uçaklarınla kalkıyorsun ayırım yapmadan her yeri bombalıyorsun sonra da kendi toprakların içinde, Paris’te istemediğin olaylar olunca “Bu bir savaş ilanıdır” diyorsun. Sen müttefiklerinle beraber Fransa olarak zaten Müslümanlara Suriye’de ve diğer sömürgelerinde savaş açmışsın, zaten savaşın tam ortasındasın. Yıllarca diğer sömürgeci devletlerle bir olmuş insanların öz varlıklarını ele geçirerek, onlara kan kusturmuşsun sonrada oturup bu iş bize karşı niye yapıldı diye sızlanıyorsun.  Sadece Fransa değil, tüm Avrupa ülkeleri ve insanları neredesiniz? Şu anda Arakan’da insanlar ateşlerde yakılırken, kadınlarının çok büyük bir bölümüne tecavüz edilmişken, Halep’te varil bombaları ile insanlar kızartılırken sizden bir fısıltı çıkıyor mu? Kanlı elleri ile şişko, yağlı göbeklerini Müslümanların etleri, ciğerleri, kanları ile besleyenler ve onları destekleyen siz insanlar, insan denilen mahlûklar neredesiniz? Hümanistler neredesiniz? Hayvan severler neredesiniz? Bu zulüm karşısında hiç sesiniz çıktı mı? En azından kaldıysa vicdanınızda bir rahatsızlık duydunuz mu? Duymadıysanız o halde bu ateş bir gün sizi de saracaktır bunu unutmayın. Yıllardır Müslümanlara yaptıklarınız, onları dinlerinden, vatanlarından, canlarından, mallarından ve öz değerlerinden uzaklaştırmanızın bedeli sizlere tepki olarak geri dönecektir. Demokrasi yalanı ile uyutmaya çalıştığınız, hoşgörüden, dostluktan, insanlara iyi davranmaktan, barıştan söz ederek sistemlere angaje ettiğiniz Müslüman tiplemeler bu işin bir yalan olduğunu, insanları uyuttuğunuzu anlamış durumdalar. Sünepe kılıklı, her şeye hoşgörü ile bakan, yeşili seven, ensesine vurulduğu zaman sesini çıkarmayan, devletine ve milletine bağlı, başlarındaki yöneticileri ulu’l emir kabul ederek itaatte kusur etmeyen, devletlerini kutsal görerek toz kondurmayan insanlar yığınlarını oluşturdunuz. Ama artık insanlar uyanıyor, Müslümanlar uyanıyor haberiniz olsun. Bu kadar acıya maruz kalıpta buna rağmen uyanmayan. Zalimlere karşı Allah’ın emrettiği ölçülerde mücadele etmeyen, canı ve malı tatlı Müslümanlar da ne kadar süre Müslüman kalabilir Allah bilir.

Çöp Müslümanlar

Hz. Sevban (r.a.) peygamberimizden şöyle rivayet ediyor ‘Bir zaman gelecek kâfir olan kavimler sizin üzerinize tabağın başına üşüşen hayvanlar gibi üşüşecekler’ orada bulunanlardan biri şöyle dedi ‘Bu durum bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?’ Peygamberimiz‘ Hayır bilakis siz çok olacaksınız. Fakat siz suyun üzerindeki çer, çöp gibi olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden sizin korkunuzu sökecek de sizin kalbinize vehn atacak. Orada bulunanlardan birisi; ‘ Vehn nedir ey Allah’ın Rasulu? dedi. Rasulullah (s.a.s.) ‘Vehn. Dünyayı sevmek ve ölümden hoşlanmamaktır’ buyurdu. (Ebu Davud, Sünen, Melahim, Ahmed b. Hanbel) Hadise göre dünya sevgisi ve ölüm korkusuna sahip olan Müslüman, Müslüman olsa da içi boş, hiçbir ağırlığı olmaya, hafif, akıntılara kolayca kapılan, sürüklenen ve akıntılara direnç gösteremeyen, engel olamayan bir sıfatta olacaktır. Müslümanlara yakışan, ağırlık sahibi, içi dolu, kaliteli olması ve bu sıfattaki Müslümanların bir araya gelerek küfre karşı, zalimlere karşı set olmasıdır. Yeryüzündeki zulüm ancak adalet sahibi, takva ehli, ölümden korkmayan, canı ve malı ile Allah yolunda cihad eden (Maide,5/35), burası çok önemli “fi sebilihi” yani onun yolunda, onun yolunun sınırları içinde hareket eden Müslümanlar ile yok olabilir.  Allah’ta ancak böyle Müslümanlara yardım eder.

Allah zalimlere meyledenlere yardım etmez:

 “Zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur, sonra yardım da görmezsiniz” (Hud, 11/113)

Müslümanlar ne zaman asıl yardımı, gerçek kurtuluşu kâfir rejimlere bel bağlamakta buldular, işte ta o zamandan kaybettiler. Asıl kurtuluş, rabbimizdendir ve O’nun tarif ettiği yoldadır. Ucunda ölümde olsa, çile de olsa. Kâfirlerden yardım elbette alınabilir fakat kontrol Müslümanların elinde olduğu sürece. Ne zaman irade kâfirlerde olur, iş Müslümanların kontrolünden çıkar işte o zaman Müslüman dilenci gibi kâfirlerin himmetine muhtaç olur. Kâfirde onunla suyun üzerindeki çöple oynadığı gibi oynar. Çünkü Müslümanların gücü yoktur.

Bu hususta Allah(c.c.) şu ayetlerle bizleri uyarmaktadır:

 “Ey iman edenler, eğer kâfirlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde gerisin, geriye çevirirler, böylece büyük hüsrana uğrayanlardan olursunuz. Hayır, sizin yardımcınız Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır”(Âl-i imran, 3/149-150)

Dinleri hususunda kâfirlerden yardım bekleyenler ve bunu ana sebep sayanlar, asıl sebep olan takvaya sarılmayanlar imanlarından olabilirler. Asıl yardım Allah’ın emrettiği usuldedir. Bu usulün içinde kâfir rejimlerden yardım almak ruhsatı olsa da bu ancak kontrol Müslümanlarda olduğu takdirdedir. Aksi halde canlar ve mallar, ırzlar heder olduğu gibi bu sefer imanlarında heder olma tehlikesi vardır. İşte bu ayette belirtildiği üzere Allah kâfirlere bel bağlayanların değil, kendi yolunda yürüyenlerin yardımcısıdır.

 Nerede sözde İslâm ülkeleri? Nerede Arabistan, Katar, Bahreyn, Tunus, Mısır, Pakistan ve diğerleri? Hepsi göbeklerinden kâfirlere bağlanmış. Halk ise bizim gibi, bizden beter. Dünyalık gani. İş Allah yolunda mücadeleye gelince tık yok. Bütün Müslümanlar, zillet altında yaşamakta!

Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

 “Sığırların kuyruğuna yapışıp, ziraatla yetinip cihadı terk etiğinizde Allah (c.c.) size öyle bir zillet musallat eder ki, ta ki dininize dönünceye kadar onu sizden hiç kimse gideremeyecektir”

Türkiye’de ise insanlar şortlu kadına atılan tekme kadar, kocaları tarafından kadınlara atılan dayak kadar,  Halep’teki vahşeti konuşsalar belki de ahirette Allah’a karşı bir mazeretleri olacaktır. Allah eksikliklerimizden dolayı bizleri affetsin. Kardeşlerimizin kurtulması temennisi ile Allah’a fiili ve sözlü dualarımızı eksik etmeyelim.

“Küfredenler kendilerine mühlet verilmesini kendileri için bir hayır sanmasınlar. Biz onlara sırf günahları çoğalsın diye fırsat veriyoruz”(Âl-i imran, 3/178) 

Bütün zalimlerle mahşer günü elbet hesaplaşacağız.

Yazar:
İbrahim Dönertaş
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul