22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / YOLA VE YOLCUYA DAİR

YOLA VE YOLCUYA DAİR

YOLA VE YOLCUYA DAİR

İnsanoğlunun dünya hikâyesi işlevselliğinden sebep yol temsiline konu olmuştur hep. Pek tabi insan da bu kâh çileli, kâh sevinçli yolun yolcusu konumundadır. Bir başka ifadeyle hayat her türlü hengâmesiyle kat edilen bir yol, âlem-i ervah tabir olunan bir menzilden gelip dar-ı beka denen bir diğer menzile giden insan ise o yolda sefere mahkûm yolcudur. Özcesi yaşamın kendisi başlı başına bir seyrü seferdir ki kaçınılmaz ahiri ise Rabbe mülaki olmaktır. İnsanın Rabbine doğru çabaladığı ve sonunda O’na kavuşacağı ilahi ikazı hikmetli bir varlıksal tespit hükmündedir. Zemmedilen insan tipolojisi Kur’an’da bir vesileyle “Bizimle karşılaşmayı ummayanlar” olarak tarif edilirden, aksine övülen kişilik örnekliği olarak Hz. İbrahim (a.s.)’in “Ben Rabbime gidiyorum” dediği ifade edilir.

 

Literatürümüze kısa bir bakış yol ve yolcu metaforlarının hayretamiz kullanım zenginliği hakkında ufuk açacaktır. İslam düşüncesinde fiillerin öncesinde sıklıkla “Fi sebilillah/Allah yolundan” bahsedilir. Bu bağlamda, tüm amellerin kabul şartının şekil ve muhteva olarak fi sebilillah/Allah yolunda olması anlamındaki ihlâs vurgusu hayati önem arz etmektedir kuşkusuz.

 

Kur’an Nebiler, sıdıklar, salihler ve şehitler olarak şerh ettiği nimet verilenlere ait bir sırat-ı mustakim/doğru yoldan bahseder ve sonu güzelliklere varan o doğru yola çağırır mükerreren. Marifetullah/Allah’ı tanımak, Allah’ı birlemek ve yalnızca O’na ibadet etmekle tebarüz eden Tevhid yoluna. Ve yine sonu hüsran çukurlarına varan dallin/sapmışların ve mağdubin/gazaba uğrayanların yollarından da sakındırmaktadır vahiy. Bir başka vesileyle sakınılması salık verilen bu yol mücrimlerin yolu olarak isimlendirilir. Aslında sırat-ı mustakim dışındaki tüm diğer yolların cahiliye olduğu açıktır. Çünkü Haktan sonra batıldan başka ne vardır diye sormaktadır vahyi ilahi. Öyle ya üçüncüsü olmayan iki yol vardır kuşkusuz. Öyle ya iman edenler fi sebilillah savaşırlar, inkâr edenler ise fi sebilit tağut savaşırlar.

 

Atalar yolunu taklit etmenin yanlışlığı sıklıkla vurgulanır. Kur’an’da Rablerinden gelen bir yol üzerinde olanların vasıfları olarak Allah’a iman, namazı dosdoğru kılmak, Allah yolunda infak etmek, hicret etmek, mallarla ve canlarla cihad etmek vb. hususlarla sıklıkla karşılaşırız. Yine Allah yolunda öldürülenlere ölüler demememiz ihtar edilmektedir. Keza yolunda eza görenlere en güzel mükâfatı vad etmektedir Rabbimiz.

 

Sahili selamet için Sebilullah’ın tazammun ettiği Müminlerin icma ettikleri yol/sebilil müminine uymak emredilir ve aksi tehdit nedenidir. Bahse konu olan yığınların yolu değil, selef ve halef öncülerin din anlayışının temsil ettiği sevad-ı azam/ortodoksi/müminlerin kahir ekserinin yoluna uymaktır ve bu husus usuliddin hususunda zihni karışıklıkları göz önüne aldığımızda bugün için belki daha da önem arz etmektedir.

 

Şeytanın insanları saptırmak için Allah’a hitabında “Senin dosdoğru yolunun/sıratekel mustakim üzerine oturacağım” diye söylediğini vahiy bildirmiştir. Ehl-i Kitabın serencamının zikri sadedinde ve Ahbar/ruhban özelinde Allah yolundan alıkoyan din adamları tehdit edilir. Allah yolundan alıkoymak ise hakkı batıla karıştırmak, hakkı bile bile gizlemek vb. şekillerle gerçekleşir. Bugünün Allah yolundan alıkoyanlarının sayısı ve saptırma yöntemlerinin çokluğu mezkûr hususu daha güncel ve calib-i dikkat kılmaktadır. Tüm bu ilahi ikazlar Kur’an’daki yol vurgularının sıklığını ve önem derecesini ortaya koymaktadır.

 

Üzerinde durulması gereken diğer bir husus olarak Resul’ün misyonunun bir başka ifadesi ve bir adalet, takva ve züht çağrısı olarak “dünyada garip yolcu ol” şeklindedir. Yani insanın dünyayla hikâyesi ağaç gölgesinde dinlendikten sonra yoluna devam eden yolcu teşbihiyle anlatılmıştır hikmetle ve Kur’an’daki varoluşsal izahları tefsir dolayımında. Nihayetinde ise “Tuba lil guraba/Gariplere müjdeler olsun”. Her hak sahibine hakkını vermektir adalet. Darul fena olan dünyaya hakkından fazlasını tevdi ederek veya dünyadan el/etek çekerek şekillenen ifrat ve tefritin vasatı olan duygu, düşünce ve davranışlardır aslolan. Gerçekten de hayata mukim veya misafir olarak bakış arasında, yani değerler skalası/kilit kültür kodları planında hatırı sayılır farklılıklar vardır. Modern bireyin hırs, kibir, tul-i emel gibi azgınlıklarının rehabilitesinde misafir psikolojisi önemli bir deva hükmündedir. Ahiret merkezli ama dünyadan nasibini unutmayan bir yaşam felsefesi garip yolcu olan müminin taşıması gereken felsefedir.

 

Yolcunun hükümsüz meşguliyetlerde, zulumat dehlizlerinde, oyun-oynaşta geçirecek vakti, tüketecek enerjisi yoktur elbet. Yolcu omzunda taşıdığı insanlık için merhamet, adalet ve saadet-i dareyn yükünün ağırlığının olgunluğuyla yol alma farkındalığında olmak durumundadır. Yolun mahza şeref ve onur kaynağı olduğu, yolda olmakla aziz olunabildiğinin farkında olmalıdır yolcu. Yürüyüş davadır, derttir, insanlık ve İslamlık neşvesidir ve her ne pahasına olursa olsun bu kutlu yürüyüşün devam etmesi elzemdir. Aşikârdır ki yorulmak, ertelemek, başkasına havale etmek ve vazgeçmek gibi lafızların sözlüklerde de zihinlerde de karşılığı yoktur. Yürüyüş hayatın anlamıdır, kimlik ibrazıdır, kendini gerçekleştirmektir, devasa umuttur kuşkusuz. Biliriz ki anlamsızlık, kimliksizlik ve umutsuzluk kayboluştur, tükeniştir.

 

Yolcu konumunu ve yol adabını, kısaca yol yordam bilmekle mükellef olduğu gibi yolu, diğer yolları tanımak, muhtaç olunan yol kılavuzluğuna ittiba etmekle de mükelleftir. Dünya imtihanı da tam olarak budur. Yolcunun yol, yolcu ve yolculuk hakkındaki kavrayışı onu yol kazalarından salim kılacaktır kuşkusuz. İşte bütün bu varoluşsal, ahlaki ve epistemik çerçeve ilahi kılavuzluk ile mümkün olabilmiştir tarih boyunca. Bu amaçla peygamberler bas olunmuş ve kitaplar inzal olunarak ilahi rehberlik rahmeten gerçekleştirilmiştir. Bir başka deyişle vahiy yol gösterme amacıyla tarihe müdahale etmiştir her dem.

 

Bir de yoldaşlık vardır ki zor zamanlarda en çok ihtiyacı hissedilen. Modern bireyin kalabalıklar içerisindeki yalnızlığı/trajedisi de hasbi dostluğun önemini ortaya koymaktadır. Kutlu bir yolun yoldaşlığının da mühim bir adabı vardır kuşkusuz. Yol yordam gösteren, sese ses katan, hüzün –sevinç ortağı, elinden tutan, sırtı sıvazlayan, dayanak, sığınak hükmünde yol arkadaşlığı.  Kardeşim diyerek sarılabileceğin. Nereye demeden yola revan olabileceğin. Mukayese yapmadan söylenebilir ki yol kıymettardır, yolcu kıymettardır, sabru sebat kıymettardır ve dahi yoldaş kıymettardır.

 

Literatürümüzde hususen sufi edebiyatta kişinin içsel devinimi, manevi tekâmülü, ruhsal irfani sergüzeşti bir yolculuk olarak addedilir. Hükemanın Simurg vb. hikâyelerle ifade ettiği gibi tekâmül seyrinde içsel vadilerden geçmek icap etmektedir. Kevn/oluş ve fesad/bozuluş âleminde nefsin kemalat sürecinde emmareden levvameye ve mutmainneye yükselmesi elbette ki çeşitli mertebeleri, durakları ve özellikleri olan bir yol hikâyesidir. Bu yolculuk deni/süfli/bayağı olandan ulvi/yüce olana ermeyi, hem hakikat planında bir yükselmeyi, hem de mecaz olarak beşeri/hayvani özden ruhani/meleki ulvi olana yükselmeyi ifade etmektedir. 

 

İnsan nefsine ilham edilmiş olan fücur özelliklerinden kurtularak takva mertebesine ulaşmak bir diğer açıdan da kulluk üzerinden özgürlük tanımlamasına konu olmuştur. Gerçekten de kula kulluktan ve dahi hevaya kulluktan kurtuluş özgürlüktür. İnsanın ayak bağları olan zaaf noktalarının kontrol edilmesi ve kuvvet noktalarının tahkim edilmesi onun özünü gürleştirecektir ki hayatın manası tam da budur.

 

Yol uzundur, sıkıntılarla doludur, çilelidir; sabır-metanet gerektirir. Yolda müstakim olan yolcu organize şer güçlerinin azılı düşmanlıklarını celb edecektir. Yolcunun yoldaşı sağanak sağanak musibettir.  İmtihan gerçekliği içerisinde engelleri teker teker aşmak ve yolu adım adım arşınlamak için çelikten bir irade ve kaynatılmış kurşunlar gibi saf bağlamak icap etmektedir. Yolun hakkını vermek için yolcunun gecelerinde tertil üzere okunan Kur’an’la ve ikame edilen namazla dokunan bir kişiliğe sahip olması gerekmektedir. Yolcu Hz. Peygamber’in (s.a.s.) pratiğiyle şekillenmiş bir mücadelenin mücadelecisi olmak durumundadır. Manevi dokunun ilmek ilmek işlenmesi gereği vardır. Yolcu seyrin tamamında ahlakilik zeminini her ne pahasına olursa olsun korumak durumundadır. Toplumsal ıslahat – beşeri sistemlerden teberri/inkılab dengesini kurabilmeli, benmerkezci/grup merkezci aşırılıklara karşı her daim müteyakkız olmak durumundadır. Yolcu dar kalıpların ötesine geçebilmeli, geniş bir ufka, ümmet planında bir vizyona sahip olmalıdır. Ümit var olmak, umudu diri tutmak ta hak yol erinin ayrılmaz vasıflarındandır. Yine Sünnetullah’a riayetle birlikte Rabbe tevekkülü merkeze almak, Rabbin hayata, hadisata müdahilliğini asla unutmamak ta diğer bir temel vasıftır.

 

Nebevi ihtarla biliyoruz ki yolda sabır, sebat ve istikamet saçları ağartan bir mühim mevzudur. Nasıl mühim olmasın ki eğilmeden, sapmadan, savrulmadan, dosdoğru kulluğa devam edebilmek yakin/ölüm gelene dek. İşte en net başarı tarifi de bu ilahi ikazda gizlidir aşikâr. Zaferle değil seferle yükümlü olmanın, zaferi değil de seferi merkeze almanın vahyi karşılığı da budur. Değerler için ve değerler ekseninde şekillenmiş rasyonel değil hasbi bir ömür yaşamak. Diğer bir deyişle ulvi derdin, izzet bahşeden davanın peşinde hesapsız adanmışlıktır en büyük erdem. Tüm Rasullerin ve öncülerin gıpta edilen, tarihi örnekliklerinde olduğu gibi.

 

Kısaca değinilmeden geçilemeyecek güncel bir ihtilaf hususu da yüce amaca giden yolun çeşitliliği ve niteliğidir. Kimileri amaca farklı yollarla ulaşmakta beis görmezken müdekkik ulemanın ifadesine göre yolun niteliğinin de Rabbul âlemin tarafından belirlenmiş olduğu ve bu yolun nevi şahsına münhasır bir yol olduğu hakikatidir. Amaç-araç dengesi amacın araçları/yöntemleri meşrulaştırdığını değil yüce hedeflerin yine soylu tavır ve metotla gerçekleştirilebileceği gibi bir sonucu gerektirmektedir. Tekraren ve daha detaylı üzerinde durulması gereken hususlardan birisi de yol ve yöntem planındaki belirsiz çoğulculuğu değil de çerçevesi belirlenmiş bir ana akımın vahdette tenevvu yolunun niteliğinin tebarüz edilmesidir.  

 

Hâsılı hayat denen bu yolun yolcusu olan mümin; ilkeselliğini vahiyden damıtarak yol iz bilmeli, hak yola revan olmalı, kendini gerçekleştirerek yolda sebat etmeli ve yoldan çıkmış insanlığı yola getirme mücadelesini göğüslemelidir.

 

Yolun hakkını veren yol erlerinden olmak temennisiyle.

Yazar:
Fırat Toprak
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul