24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ASHAB-I KİRÂM’A TÂBİÎN OLMAK!

ASHAB-I KİRÂM’A TÂBİÎN OLMAK!

ASHAB-I KİRÂM’A TÂBİÎN OLMAK!

“Öne geçen Muhacir ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar, Allah, onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”1

Büyük kurtuluş ve mutluluk, Muhacirler için, Ensar için ve onlara güzellikle uyup izlerini takip edenler içindir… Çünkü onlar, Allah’a razı olmuşlar, Allan da onlardan razı olmuştur ve Allah, Rabb olarak kendisine razı olanlardan razı olunca, onlar için içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır…

Ebu Said el- Hudrî (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

“Kim Rabb olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, Nebî olarak da Muhammed’e razı olursa, o kimseye cennet vâciptir.”2

Muhacirler, Ensar ve onlara güzellikle uyanlardan kadın olsun, erkek olsun her bir muvahhid mü’min müslüman şahsiyet, yasamanın yalnızca Allah’a aîd olduğuna katıksız iman edip Allah’dan  başka hüküm koyan bütün yalancı ve sahte rableri, ilâhları reddetip yegâne Rabb ve İlâh Allah’a katıksız iman edip razı oldukları için cennet onlara vâcib olmuştur!..

Onlar, İslâm’ı din, yani hayat nizamı kabul edip razı olmuş ve İslâm’ı kabul etmeyip karşısına dikilen bütün tağutî düzenleri reddetmiş, İslâm’dan asla taviz vermedikleri, İslâm’ı hayata egemen kılıp yaşamaya çalıştıkları için cennet onlara vâcib olmuştur!..

Onlar, Ümmeti olduklarından dolayı iftihar edip Allah’a hamd ve şükürler ettikleri  yeğâne önderleri Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’e razı olup,O’nun dışındaki liderleri reddederek, hayat örneği olarak O’nu  kabul ettikleri için onlara cennet vâcip olmuştur!..

Onlar, önderleri Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in kendilerine miras bıraktığı Allah’ın Kitabı Kur’ân’a ve Kur’ân’ın hayata uyğulanışı olan O’nun Sünneti’ne sımsıkı sarılıp yaşanır hâle getirmeye gayret ettikleri için onlara cennet vâcip olmuştur!..

Ayet-i kerimede beyan olunan Muhacirler ve Ensar’dan oluşan Ashab-ı kiram’ın  değeri ve fazileti belli olup bütün ümmet tarafından kabul olunmuştur… Onlar, Rabb olarak Allah’a razı olmuş ve Allah’dan razı olmuşlardır… Allah da onlardan razı olmuş ve onlar için kemâlat derecede nimetlerle dopdolu cennetler hazırlamıştır…

Yine beyan olunan ayette Allah Teâlâ, Muhacirlere ve Ensar’a güzellikde uyanlar için de aynı nimetlerin olduğunu beyan buyurmuştur… Yani Ashab-i Kiram’a razı olunan amellerinde tabi olup onların ardı sıra gidenlerden Allah razı olmuş ve onlar için de, zemininde ırmaklar akan  cennetler hazırlamıştır… Onlar da, Allah’a razı olmuş ve Allad’dan razı olmuşlardır… Kitab’a ve Sünnet’e vâris olarak hayatı İslâm’laştırmaya ve İslâm’ı hayat hâline getirmeye cehd ve gayretlerinin son imkânını sarfetmişlerdir…

Muhacirler ve Ensar’a, iyiliklerinde, güzelliklerinde, faydalı ve hayırlı Salih amellerinde uyanlar, onları izleyenler, Rabbleri Allah’ın rızasını kazanmış şahsiyetlerdir… Allah’dan razı olup Allah’ı razı eden mü’min kullar, cennet ehli olan kişilerdir… Bunlar, kıyamete kadar gelecek mü’min Müslümanlardır… Ashab-ı kiram’a katıksız iman ve Salih amellerde tabi olup gereği gibi yaşamaya gayret edenlerdir…

İslâm’ın hakim olduğu, hakimiyetin, yani egemenliğin kayıtsız ve şartsız Allah Teâlâ’ya aid olduğu “Daru’l- İslâm”da olsun, hakimiyyetin, insanlar tarafından insana verildiği, hevâların ilâhlaştırıldığı,insanın insana kul olduğu, dolayısıyla insanın insana rab ve ilâh olduğu, şirkin, küfrün ve zulmün  egemen olduğu “Daru’l-Harb” de olsun, hangi hâlde yaşarsa yaşasınlar muvahhid mü’min Müslümanların kulluk görevi, emrolundukları  gibi dosdoğru olmak, “Kitab ve Sünnet”in gereğince yaşamaktır!..

Ashab-ı kiram (Allah, cümlesinden razı olsun), şirkin, küfrün ve zulmün egemen olduğu Mekke döneminde olsun, Tevhid, İman ve İslâm ve adâletin egemen olduğu Medine döneminde olsun, yalnızca Allah Teâlâ’nın egemenliğini kabul etmiş, Allah’ı Rabb, İslâm’ı din ve Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’i önder edinmişlerdir… Onlara, imanda  ve Salih amellerinde güzellikle uyanlar da onlar gibi olanlardır… Bu tabi olma hâli kıyamete kadar devam eder… Aziz İslâm Milleti’nin muttakî ulemâsının ortak görüşü budur… Hepsi için Allah’ın rızalığı ve cennet vardır!..

Değerli müfessirlerin bu konudaki beyanları hep birlikte okuyalım:

Abdullah b. Abbas (r.anhuma.) şöyle demiş:

Onlar (Tabiîn), kıyamet kopuncaya kadar onlara (Ashab’a) güzelce tabi olanlardır.

Atâ (rh.a.) şöyle demiştir:

  • Onlara güzelce tabi olanlar, onların iyiliklerini zikredip, onlara rahmet okumalarıdır.

Zeccac (rh.a.) ise:

  • Allah, onların yaptıklarından razı olmuş, onlarda Allah’ın verdiği mükâfattan razı olmuşlardır, demiştir.3

İman Nesefî (rh.a.),”Medâriku’t- Tezîl” adlı tefsirinde şöyle söyler:

“Onlara güzellikle uyanlar’ ibaresinden kasıd ise, sonradan hicret edenler ile Ensar’dan olan sahabe demektir. Bunlar ilk sırayı alanlar arasına girmeyen diğer Sahabîdirler. Bir diğer yoruma göre ise bu, tâ kıyamete dek iman ve Allah’a itaat etmek sûretiyle onlara uyanlar, onları izleyenler anlamındadır.”4

Kadı Beydavî (rh.a), “Envaru’t-Tenzil ve Esraru’Te’vil” adlı meşhur tefsirinde:

“Onlara güzellikle uyanlar’ iki kabileden öncülere katılanlar yada kıyamet gününe kadar onlara iman ve taatla tabi olanlardır” demiştir.5

Elmalılı M. Hamdi Yazır (rh.a.),”Hak Dini Kur’ân Dili” adlı tefsirinde şu açıklamayı yapar:

“Ve bunlara ihsân ile, iyi ameller ile uyanlar.’ Yani, güzel işlerde Sabıkîn-i evvelîne (ilklere) uyup, onlar gibi güzel işler yapan diğer Muhacir ve Ensar yahud kıyamete kadar onların yaptıkları işleri örnek olan ve onların izinden giden bütün iyilik seven Müslümanlar ki, bu mânâya göre, ‘sabıkîn-i evvelîn’ Muhacirler’le Ensar’ın bütünü demek olur. “Mine’l-Muharine ve’l-Ensar” daki ‘Min,’ Min-i beyaniyye teb’îziyye olduğuna göredir.  Bu ikinci mânâdada min-i beyaniyye olduğuna göre Ve’l- hasıl sabıkîn-i evvelîn olan Muhacir ve Ensar’dan ibaret bütün Muhammed’in Ashabı ile onlara iyi gözle bakıp arkalarından giden, onları kendilerine örnek alan ve onlara uyanlar, Allah, onlardan razı, onlar da Allah’dan razı olmuşlardır.”6

İmam Kurtubî (rh.a.), meşhur ahkâm tefsirlerinden olan tefsiri “el- Camiu Li Ahkâmi’-Kur’ân”da, Ashab-ı Kiram’ın “Masûm” olmadığını vurgulayarak, onlara imanda ve Allah’a itaat ederek işledikleri salih amellerde uyulacağını, yanılma ve kaymalarda onları örnek etmemek gerektiğini beyanla şöyle diyor:

“Yüce Allah’ın, ‘Güzellikle’ buyruğu, onların söz ve fiillerinden neye tabi olacaklarını beyan etmektedir. Bu uymanın, onlardan sadır olan yanılma ve kaymalarda söz konusu olmayacağını göstermektedir. Çünkü onlar- Allah, onlardan razı olsun- Masûm değillerdir.”7

Fahruddin er- Râzî (rh.a.) Tefsir-i Kebîr- Mefâtihu’l- Gayb” adlı tefsirinde şunları kaydeder:

“Cenâb-ı Hak, ‘Onlara, güzelce tabi olanlar’ buyurmuştur.

Atâ, İbn Abbas (r.anhuma)’nın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

-Cenâb-ı Hak bu ifada ile, o tabi olanların, Muhacir ve Ensar, cennetle ve rahmetle yâd etiklerini, onlar için duâ ettiklerini ve onların iyiliklerini sayıp döktüklerini anlatmıştır.

Bir başka rivayette de bu ifadeye:

“Onlara, dinleri hususunda kıyamete kadar güzel bir şekilde tabi olanlar” mânâsı verilmiştir.

Bil ki bu ayet, onlara (Sahabe’ye) tâbi olanların, rıza’yı İlâhi’ye ve mükâfata hak kazanmalarının, onların sahabeye güzellikle tâbi olma şartına bağlı olduğunu gösterir.”8

Bazı tefsirlerden yaptığımız alıntılarla yetiniyoruz… Çünkü hemen hemen bütün tefsirlerde aynı ifadeler kaydedilmiş olup, Muhacirler ile Ensar’a, yani Ashab-ı Kiram’a güzellikle uyanların, kıyamete kadar gelecek, İman ve Salih amellerde Ashab’a tâbi olan muvahhid mü’min Müslümanlar olduğu görüşü beyan edilmiştir…

Bu konuyu en güzel açıklayan ve savunanlardan birisi olan İbn Kayyım el-Cevziyye (rh.a.), “Tebük Risâlesi- Birr veTakvaya Dair” adıyla terceme edilen “er-Risâletü’t- Tebûkiyye” adlı eserinde şunları beyan eder:

“Saadete eren tâbilere gelince, bunlarda iki çeşittir:

Birincisi: Hür bir düşünce ile iyilere tâbi olanlardır ki Allah, onlar hakkında şöyle buyurmuştur:

“Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar, Allah, onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır, İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”9

Allah Teâlâ’nın rızasının kendilerine ulaştığı mutlu kimseler işte bunlardır. Allah Rasulünün Ashabı’ndan olan Müslümanlar ve ashab’a güzellikle tâbi olan herkes bu kimselerden kabul edilir. Zikrettiğimiz ayet, kıyamet gününe kadar Sahabe’ye güzellikle uyan herkesi kapsamaktadır. Yani, sadece onları gören nesle hâs bir özellik değildir. Ancak Sahabe’yi gören kimselerin ‘Tabiîn’ olarak sınırlandırılması, örfî bir tahsistir. Bunun nedeni onları, kendilerinden sonra gelen nesilden ayırmaktır.

Sadece Sahabe’yi gören kimselere ‘Tabiîn’ dendiği söylenmişse de bu, doğru değildir. Aksine, Sahabe’nin yoluna iyilikle tâbi olan herkes, tabiînden sayılır.

Allah, onların durumundan razı olur, onlar da Allah’dan razı olurlar.

Allah Teâlâ, mutlak anlamda tâbi olmayı yeterli görmeyip ‘İhsan’lı bir şekilde tâbi olma şartını da buna ilâve etmiştir. Tâbiyyet sadece, yakınlık göstermek, bir şeye uymak ve uyduğundan başkasına muhalefet etmekle meydana gelir. Fakat buradaki tâbiyyet, ihsân şartına bağlanmıştır. Ayetteki ‘bi İhsânın’ kelimesindeki ‘ba’ harfi, Musahabe/ birliktelik mânâsını ifade etmek içindir. Tâbi olma noktasında İhsânlı davranmak, Allah’ın rızasını ve cennetini elde etmek için şarttır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“O,ümmîler içinde kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp temizleyen ve onlara Kitab ve hikmeti öğreten bir Rasul gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler.

Ve henüz kendine ulaşıp katılmamış olan diğerlerine de (Peygamber gönderilmiştir). O (Allah), üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Bu, Allah’ın dilediğine verdiği fazl (lütuf ve ihsân)ıdır. Allah, büyük fazl sahibidir.”10

Öncekiler, Rasulullah (s.a.s.)’e yetişen ve O’nunla arkadaşlık kuran kimselerdir. Sonrakiler ise, onlara yetişemeyen, kıyamete kadar onlardan sonra gelip de onların menhecini benimseyen herkestir. İşte böyle sonradan gelmiş ve onlarla aynı zamanda bulunmuş olurlar.

Ayet hakkında şöyle bir yorum daha yapılmıştır:

Burada onlara, fazilet ve mertebe bakımında ulaşamadıkları kasdedilmektedir. Bu kimseler, kendilerinden önce gelenlerin mertebesinin altında olduklarından dolayı mevkice onlara yetişememişlerdir. Aslında bu iki yorun birbiri ile bağlantılıdır. Çünkü, Sahabe’den sonra gelen nesil, Sahabe nesliyle aynı asırda yaşamaya yetişemediği gibi, fazilet bakımından da yetişememişlerdir. İşte bu iki gurup da saadete erenlerden sayılmaktadırlar. Rasulullah (s.a.s.)’in kendisiyle gönderildiği hidayet, kabul etmeyip ona önem vermeyen ise, üçüncü guruptandır. Onlar, şu ayette bahsedilen kimselerdir:

“Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir.”11

Böyle beyan etti İbn Kayyım el-Cevziyye!12

“Asr-ı Saadet’ten ve “en hayırlı nesil” den iki örnek ile konumuza daha da pekiştirip aydınlatalım!

1-Muhammed b. Ka’b el- Kurazî anlatıyor:

(İmam) Ömer (r.a.):

“Öne gecen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar, Allah, onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuştur.” Ayetini okumakta olan birinin yanından geçiyordu.

Ona:

-Bunu, sana kim böyle okuttu? Diye sordu.

O:

-Ubeyy b. Ka’b, dedi.

Ömer (r.a.):

-Yanımdan ayrılma, seninle O’nun yanına gideceğiz! Dedi.

Yanına gittiklerinde Ömer (r.a.):

-Ayeti ona, bu şekilde sen mi okuttun? Diye sordu.

O:

-Evet, dedi.

Ömer (r.a.):

-Bunu, Rasulullah (s.a.s.)’den işittin mi? diye sordu.

O:

-Evet, dedi:

Ömer (r.a.):

-Vallahi ben de, bizden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir makama yükseltildiğimizi düşünüyordum, dedi.

Ubeyy b. Ka’b (r.a.)

-Bu ayetin tasdiki, Cuma sûresi’nin başındaki: “(Peygamber,) mü’minlerden henüz kendilerine katılmamış (erişmemiş) bulunan diğer insanlara da gönderilmiştir. O, Azîz’dir, Hakim’dir.”13 ayeti, Haşr Sûresindeki: “Bunların arkasında gelenler şöyle derler: ‘Rabbimiz, bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla, kalblerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz, şüphesiz ki Sen, çok şefkatli, çok merhametlisin!”14 ayeti ve Enfal Sûresi’ndeki:  “Sonradan iman edenler ve hicret edip de sizinle beraber cihad edenler de sizdendir. Allah’ın Kitabı’na göre yakın akrabalar birbirine (vâris olmağa) daha uygundur. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilendir.”15 ayetidir, dedi.16

2-Ebu Sehr Humeyd b. Ziyad anlatıyor:

Muhammed b. Ka’b –Kurazî’ye, fitnelerden dolayı: Bana, Rasulullah(s.a.s.)’in durumunu anlat! Dedim.

Muhammed:

-Yüce Allah, Rasulullu (s.a.s.)’in tüm Ashabı’nı bağışlamış, Kitabında, iyisi ve kötüsüyle onlara cenneti vacip kılmıştır, karşılığını verdi.

O’na:

Yüce Allah, Kitabının neresinde onları cennetlik kılmıştır? diye sordum.

O, Şöyle cevab verdi:

-“Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar, Allah, onlardan razı olmuştur.” (Tevbe,9/100) ayetini okumadın mı? Burada yüce Allah, Rasulullah (s.a.s.)’in tüm Ashabı’na hem rızasını, hem de cennetini vâcib kılmıştır. Kendilerine koşmadığı şartı de onlara tâbi olanlara koşmuştur.

O’na:

-Onlara tâbi olanlara nasıl bir şart koşmuştur? Diye sordum.

O:

-Onlara güzellikle tâbi olma şartını koşmuştur. Bu şartla yüce Allah, onlara iyi amellerde tâbi olmalarını, bundan başka amellerde ise onlara tâbi olmamalarını söylemiştir, karşılığını verdi.

Vallahi, sanki bu ayeti daha önce hiç okumamış gibiydim. Muhammed b. Ka’b da bu ayeti, bu şekilde bana anlatana kadar açıklamasını bilmiyordum.17

İmam Evzâî (rh.a.) şöyle der:

Yahya b. Ebî Kesîr, Kasım, Mekhûl, Abde b. Ebî Lübabe ve Hassân b. Atiyye bana bildirdiğine göre Rasulullah(s.a.s.)’in Ashabîndan bazıları şöyle demişlerdir:

“Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar, Allah, onlardan razı olmuştur, onlarda Allah’dan razı olmuşlardır.”ayeti nâzil olduğu zaman Rasulullah (s.a.s.):

“Bu, ümmetimin hepsi için geçerlidir. Rızadan sonra da artık öfke olmaz.” Buyurdu.18

Merhamet olunmuş, vasat ve şahid ümmetin öncüleri, Muhacir ve Ensar’dır… Onlara güzellikle uyan, onları takip eden kıyamete kadar gelecek olan muvahhid mü’minler de onlardandır… Onlardan sonra gelip, Rasulullah  (s.a.s.) görmeden iman edenler, Rasulullah (s.a.s.) tarafından kardeş kabul edilip övülmüşlerdir…

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Kardeşlerimizi görmüş olmayı çok arzu ederdim.”

Ashad:

-Ya Rasulallah, biz senin kardeşlerin değilmiyiz? Demişler.

Rasulullah (s.a.s.):

“Siz, benim ashabımsınız, kardeşlerimizse henüz gelmeyenlerdir.”19

Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor.

Rasulullah (s.a.s.):

“Kardeşlerimle görüşmeyi çok isterdim. Buyurdu.

Ashab:

-Ya Rasulallah, niye, biz senin kardeşlerin değil miyiz? Diye sordular.

Rasulullah (s.a.s.):

“Sizler, benim ashabımsınız. Kardeşlerim ise, beni görmeden bana iman eden kişilerdir.” buyurdu.20

Ebu Cumu’a (r.a.) anlatıyor:

Bir defasında Rasulullah (s.a.s.) ile birlikte yemek yedik. Bizimle birlikte bulunan Ebu Ubeyde b. El- Cerrâh:

-Ya Rasulallah, biz, seninle birlikte Müslüman olduk ve seninle birlikte cihad ettik. Bizden hayırlısı var mı? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

“Evet var. Bunlar da sizden sonra gelen ve beni görmedikleri hâlde bana (risâletima) iman edenlerdir.” Cevabını verdi.21

Alemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle’den ve “âlemlere rahmet olarak gönderilen”22 Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’den gelen ve hakikatın tâ kendisi olan bu müjdeler, bu lutuflar, Rasulullah’ın iman ve cihad mektebinde yetişen, Allah’ın razı olduğu, onların da Allah’dan razı olduğu Ashab-ı Kiram’a güzel ahlâklarında, Salih amellerinde tâbi olan çağımızın muvahhid mü’min müslimanları için olduğunda hiçbir şüphe yoktur!..

“Safvetü’t- Tefsîr” adlı eserinde Muhammed Ali es- Sâbûnî, bu konuda müfessir ulemânın ortak görüşünü şu şekilde beyan eder:

“Muhacirler ve Ensar, yani ilk iman etmiş olan Sahabîler ve güzel yaşayışlarında onlara uyup, onların yolunda gidenler, ki bunlar, tâbiîler ve kıyamete kadar onların yolundan gidenlerdir. İşte bunlar var ya, Allah, onlardan razı olmuş ve onları razı etmiştir. Bu, bir bağışlama ve razı olma va’didir. Bu, mü’minlerin ulaşmaya çalıştıkları ve Allah’ın kendilerinden razı olması ve kendilerini razı etmesi uğrunda birbirleriyle yarıştıkları mertebelerin en yükseğidir.

Taberî şöyle der:

Onlar, Allah’a itaat ettikleri ve Peygamberinin çağrısına uydukları için Allah, onlardan razı oldu. İman etmelerine ve itaatlarına karşılık onlara bolca sevâb verdiği için onlar da Allah’dan razı oldular.

Onlar için ahirette, ağaçlarının ve köşklerinin altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte bu, öyle bir kazançtır ki, bundan öteye herhangi bir kazanç yoktur.”23

Kur’ân ve Sünnet’e imkânları nisbetinde sımsıkı sarılan, tağutu kurum ve kuruluşlarıyla reddedip Allah’a şirksiz iman ederek Salih ameller işlemeye gayret eden muvahhid mü’minler, bu müjdeyi duyup idrak ettikten sonra gayretleri daha artmalıdır… Yegâne Rabbleri ve İlâhları Allah Teâlâ’nın kendileri lütfettiği hidayetten dolayı hamdleri, şükürleri ziyadeleşmelidir… Kulluk görevlerine çok dikkat etmeli ve emrolundukları gibi yaşamaya a’zamî derecede çaba göstermelidirler…

Ne mutlu, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı sarılıp Ashab’ı Kiram’a güzelikle uyanlara!..

“Allah’dan içi titreyerek korkan öğüt alır düşünür!”24

Yazar:
Abdullah DÂİ
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul