18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / Sadullah Aydın: Şeyh Said Kıyamı, Egemen Rejimin İslam’ı Yok Etme Politikasına Bir Başkaldırıydı!

Sadullah Aydın: Şeyh Said Kıyamı, Egemen Rejimin İslam’ı Yok Etme Politikasına Bir Başkaldırıydı!

Sadullah Aydın: Şeyh Said Kıyamı, Egemen Rejimin İslam’ı Yok Etme Politikasına Bir Başkaldırıydı!

Türkiyeli Müslümanlar olarak, aziz İslam’ın kahraman evlatlarını yakında tanımalıyız.  Onların açmış olduğu kutlu yolda, adım adım ilerlemeliyiz. İslam Ümmeti’nin aziz evlatlarından birisi de hiç şüphesiz Şehid Şeyh Said’dir. Malum dosya konumuz Şeyh Said… Bu minvalde, Şeyh Said ile ilgili araştırma yapan ve bu konuda, “Piran’dan Yükselen Feryat” isimli bir roman yazan, Araştırmacı-yazar Sadullah Aydın ile Şeyh Said üzerine konuştuk.

 

Şeyh Said, kıyamını hangi gerekçelere dayandırıyor?

Şeyh Said kimdi? Davası neydi? O ve arkadaşları ne için kıyam ettiler?  Bu sorulara sağlıklı cevaplar verilirse Şeyh Said’in kıyamını hangi gerekçelere dayandırdığı da anlaşılır. Bütün bu sorular bugün tüm detaylarıyla tartışılıyor. Müslüman halk şimdiye kadar verilen yanlış bilgilere itibar etmiyor ve sorguluyor. Şeyh Said kıyamının hedefi ve büyüklüğü her geçen gün daha da aydınlığa çıkıyor. Kıyam esnasında yaşanan destansı direniş, mukaddes hedefler uğruna katlanan fedakârlıklar, rejim güçlerinin vahşi katliamları, kadın çocuk denilmeden Müslüman Kürt halkının toplu kıyımlardan geçirilmesi, yakılan köyler, şehirler, kirletilen ırzlar, ağaların ve sözde bazı Kürt büyüklerinin dünyevi menfaat için yaptıkları ihanetler hepsi gün yüzüne çıkıyor artık. Dökülen mübarek kanlar tüm karanlık yüzleri ifşa etmeye devam ediyor.

 

Şeyh Said kıyamı, egemen rejimin İslam’ı yok etme politikasına bir başkaldırıydı. Batı destekli, Batı adına hareket eden rejimin din düşmanlığına bir başkaldırı…

Baskıyla, silahla, şiddetle Müslüman halkların hakkından gelemeyeceklerini, onları sindiremeyeceklerini, sömüremeyeceklerini anlayan batılılar yerli uşaklarının eliyle bağımlı, batıcı yönetimleri kendi yerlerine bırakıp gittiler. Türkiye’de de aynı şey oldu. Batı yanlısı, İslam düşmanı, şeriat karşıtı Kemalist bir yönetim geldi. Kur’an alfabesi, İslami tesettür, İslami eğitim sistemi, İslam adına ne varsa yasaklandı. İslam’ın kokusuna dahi tahammül edemeyen bir yönetim işbaşına geldi. Şeyh Said kıyamı, kesinlikle İslamî bir kıyamdır. İslam, şeriat, Allah’ın dinini tekrar ihya etmek için gerçekleştirilmiş bir kıyamdır. Bunu bizzat Şeyh Said mahkeme sürecinde defalarca söylüyor. ‘Bizim tek davamız İslam, Allah’ın dinini ihya etmektir’ diye. İdama giderken söylediği son sözler de şu olmuştur; ‘Benim kıyamım, benim ölümüm Allah ve İslam içindir, o yüzden değersiz dallarda asılmama pervam yoktur.

Evet, Kemalist rejim tüm imkânlarıyla ve en şedit yöntemlerle İslam'a savaş açmıştı. Dinden uzak, İslam'a elveda diyen bir toplum kurma uğruna tüm insani ve ahlaki değerleri hiçe sayan bir savaş yürütüyordu. Dindar olmak idam sebebiydi artık. Gerçekten din elden gidiyordu. Müslüman bir halk, Hıristiyan devletlerin kölesi haline getirilmeye çalışılıyordu. Savaşla Müslüman halka boyun eğdiremeyen emperyalistler Kemalist rejimi bir sopa gibi kullanarak emellerine ulaşmaya çalışıyordu.

 

İDEOLOJİK OLARAK KÜRT MİLLİYETÇİLERİ ŞEYH SAİD’DE DEĞİL, ONU ŞEHİT EDENLERLE AKRABADIRLAR

Kürt milliyetçilerin Şeyh Said’e sahip çıkmalarının arkasındaki asıl unsur sizce nedir?

Şeyh Said kesinlikle ümmetçiydi. Onun tek amacı İslam’ın tekrar hayata hâkim olmasıydı. Onun için en büyük namus İslam'dı. Tek derdi, tek amacı İslam'ın hayata hâkimiyetiydi. Kızı perişan bir şekilde zindanda ona şöyle seslenmişti: “Babacığım namuslarımız talan edildi, ırzlarımıza geçildi! Keşke bu kıyama kalkışmasaydın! Belki bunlar başımıza gelmeyecekti.” “ Yavrucuğum!” diye seslenmişti ciğerparesine aziz şehit. “Yavrucuğum! En büyük namus İslam'dır, Şeriat-i Muhammediye'dir! İslam namus-u ekberdir! Şeyh Said'in namusu, İslam'ın namusuna feda olsun!”

Kürt milliyetçileri, ulusalcı Kürtler bunu biliyorlar ve bu yüzden Şeyh Said’e de, onun kıyamına da müthiş derecede düşmanlar. PKK lideri Öcalan, kendisiyle yapılan bir röportajda Şeyh Said ve Üstad  Said Nursi Hazretlerini Kürt halkına ihanet etmekle, rejim ajanı olmakla suçluyor. Ancak geniş kitlelerin yanında böyle konuşmuyorlar. Hatta onu sahiplenmeye çalışıyorlar. Kürt milliyetçisi olduğunu söylüyorlar. Neden? Çünkü Şeyh Said Müslüman Kürt halkının gözünde bir kahraman. Kürt milliyetçileri onun Kürt halkının yanındaki şöhretinden yararlanmak için sahip çıkar görünüyorlar. Yoksa ideolojik olarak Kürt milliyetçileri Şeyh Said’de değil, onu şehit edenlerle akrabadırlar.

 

REJİMİN DOKSAN YIL BOYUNCA İÇERDE VE DIŞARIDA ŞEYH SAİD VE ŞEHİT DOSTLARI HAKKINDA YAPMADIĞI KARALAMA VE DEZENFORMASYON KALMADI

Hocam, Şeyh Said Kıyamı İngilizlerle ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Bunu biraz açar mısınız?

Ne yazık ki Şeyh Said Kıyamıyla ilgili birçok suçlama var. Bu mübarek İslami kıyamı İngiliz emperyalizmiyle ilişkilendirmenin yanında başka daha pek çok suçlamalarda bulunuyorlar. Kürtçülükle, İngiliz ajanlığıyla suçlanan bir kıyam... Şeyh Said kıyamını sağlıklı bir şekilde anlatan çok az eser, araştırma var. Cumhuriyet dönemi boyunca Şeyh Said kıyamı saptırılmaya çalışılmıştır. Ben bu konuda ‘Piran’dan Yükselen Feryat” adlı bir eser yazdım, bir kitap kaleme aldım. Bu konuda ciddi araştırmalar yapıp, incelemelerde bulundum. Dediğim gibi bu tür çalışmalar çok az. Daha çok karalamaya yönelik eserler yazıldı. Egemen Kemalist rejim Şehit Şeyh Said'i, onun mukaddes kıyamını unutturmak, kötü göstermek, halkların gözünde mahkûm etmek için çok uğraştı. Doksan yıl boyunca içerde ve dışarıda Şeyh Said ve şehit dostları hakkında yapmadığı karalama ve dezenformasyon kalmadı. Okullarda küçük dimağlara ders kitaplarının vasıtasıyla Şeyh Said düşmanlığı aşılamaya kalkıştı. Müslüman halkları Şeyh Said'in İngiliz ajanı bir hain olduğu, Batının güdümünde ırkçı bir Kürt devleti kurmaya çalıştığı, on binlerce masum insanın kanına girdiği yönünde iknaya çalıştı. Ama elhamdülillah geldiği nokta koca bir fiyasko. Müslüman halkların gönlündeki Şeyh Said sevgisi, hayranlığı her geçen gün daha da artıyor.

 

KÜRT AŞİRETLERİNİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU ŞEYH SAİD’TEN YANA TAVIR ALDILAR

Şeyh Said kıyamında aşiretlerin tutumu nedir?

Piran’dan Yükselen Feryat romanımda bu konuyu detaylıca işledim. Merak edenler o kitabı okuyabilirler. Şeyh Said kıyamına ihanet eden bazı aşiret liderleri, önde gelen kişiler oldu. Hatta bazı Şeyh etiketli şahıslar da bu kıyam karşısında rejimle işbirliğine gittiler. Bu aşiret liderlerinin ve yönettikleri aşiretlerin bazılarının isimleri tarihte geçiyor. Mevcut eserimde de bu isimler var. Bunları burada zikretmeyi şu an uygun bulmuyorum. Ancak Kürt halkının ekseriyeti, Kürt aşiretlerinin büyük çoğunluğu Şeyh Said’ten yana tavır aldılar. Diyarbakır, Elazığ ve daha birçok Kürt bölgesinde Şeyh Said birliklerinin önemli başarılar elde etmesinde bu aşiretlerin payı küçümsenemez. O dönem Kürt halkı arasında dini bilinç yüksekti. Ve ekseriyeti dindar olan Kürt halkı tercihini rejimden değil, Şeyh Said’ten yana yaptı.

 

ŞEYHİN AMACI HİLAFETİ GERİ GETİRMEKTİ

İstiklal Mahkemesindeki tavrından ve mahkeme başkanına verdiği cevaplardan söz eder misiniz?

Bu sorunuza kitabımdan küçük bir bölümle cevap vermek istiyorum:

 Mahkeme Başkanı Müfit Kansu, sert bir el hareketiyle:

- Şeriatı uygulamasak bile, biz de Müslüman değil miyiz ve dolayısıyla kardeş değil miyiz? Müslümanları birbirine kırdırtmak, kardeşlik ilkesiyle bağdaşı mı?

Bu sözler üzerine, Şeyh’in dudaklarında kahır dolu bir tebessüm belirdi. Üzüntüyle başını salladı.

- Eğer Müslümanlık böyle olsaydı, Ebu Cehil, Firavun ve Nemrud gibi insanlar Müslümanlıktan bu kadar ürkmez, ona şiddetle karşı koymazlardı.

- Ne demek istiyorsun, Müslüman değil miyiz yani?

Başkanın bu alay dolu tavrı karşısında birden sinirlenen Şeyh Said, sert ser:

- Orasını siz daha iyi bilirsiniz, diye konuştu.

 Başkan, bu konuyu daha fazla deşmek niyetinde değildi. Biraz düşünür gibi yapıp bir iki defa öksürdükten sonra, hırıltılı bir sesle:

- Bölgeyi veya ülkeyi elege çirseydiniz ne yapacaktınız; amacınız neydi? Dedi.

- Amacımız hilafeti geri getirmekti. Tabi Peygamber efendimizin dönemindeki gibi… Böylece kötülüklerin, fesadın, çirkinliğin önü kapatılacak, topluma adalet hakim olacaktı. Biz bu amaçla…

Mahkeme başkanı, can sıkıntısıyla yüzünü buruşturarak Şeyh’in konuşmasını kesti.

- Hedefiniz “ Kürdistan Devleti” kurmak değil miydi?

Şeyh Said:

- Bunun böyle olmadığını siz de iyi biliyorsunuz, siye sakince konuştu. İslâm, ırkçılığı, ulusalcılığı şiddetle reddetmiştir. Irkçılık için, kavmiyetçilik için mücadele etmek küfürdür. İslâm için kan bağının, ulus bağının hiçbir önemi yoktur. İslâm’a göre insanları birleştiren, kardeş yapan sadece akide, yani inanç bağıdır. Ben bir Müslüman’ım ve benim tek ölçüm İslâm’dır. Sizin bana yöneltmiş olduğunuz Kürtçülük ve bölücülük ithamlarını şiddetle reddediyorum. Benim nazarımda hakiki anlamda Müslüman olan bir Türk, Müslüman olmayan bir Kürt’ten veya Arap’tan üstündür.

 

ŞARTLAR GEREĞİ ŞEYH SAİD FİİLİ CİHAT, BEDİÜZZAM İSE KÜLTÜREL CİHAT YAPMIŞTIR

Said Nursi kıyama neden destek vermemiştir?

Bediüzzaman Hazretlerinin Şeyh Said’e destek vermediği doğru değil. Şartlar, Bediüzzaman’ı böyle bir şeyden mahrum etmiştir. Benim bu konuda ciddi araştırmalarım oldu.  Şeyh Said’in torunları Abdullillah Fırat olsun, Abdulmelik Fırat olsun, bu konuda önemli açıklamalarda bulundular. Üstad Bediüzzaman’ın daha önce Şeyh Said Hazretleriyle iki defa görüştüğünü, kıyam konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını belirtiyor bu zatlar. Ne yazık ki kıyam tasarlanan zamandan erkene alınmak zorunda kalındı. Bu esnada Bediüzzaman rejimin kolluk güçleri tarafından Van’da gözaltına alınıp Batı illerine sürgüne gönderilmişti. Bediüzzaman, ömrünün son yıllarında Ankara’da kaldığı otel odasında Şeyh Said’in torunlarıyla görüşüyor. Şeyh Said ve kıyamından övgüyle, gıptayla bahsediyor. Sanki bu iki zat birbirlerine karşıymışlar gibi bir algı doğru değil. Türkiye Müslümanları her iki Said’e de çok şey borçludur. İkisinin varlığı birbirini tamamlar mahiyettedir. Şartlar gereği Şeyh Said fiili cihat, Bediüzzam ise kültürel cihat yapmıştır. Allah her ikisinden de razı olsun.

 

REJİM KIYAM HAREKETİNİ BAHANE EDİP İSLAM DÜŞMANLIĞINI ZİRVEYE ÇIKARDI

Şeyh Said’in idamından sonra Müslümanlar hakkındaki soruşturmalarla ilgili bilgi verir misiniz?

Yakın tarih, Kemalist rejimin Şeyh Said kıyamını bahane ederek ülke Müslümanlarına yönelik giriştiği katliam ve cinayetlerle doludur. Sadece Kürt Müslümanları değil, Türk Müslümanları büyük baskı altına aldığı biliniyor. Rejim kıyam hareketini bahane edip İslam düşmanlığını zirveye çıkardı. Binlerce şeyh ve âlim, dindar aydın darağaçlarında asıldı. İslami eğitim ve faaliyetler tamamıyla yasaklandı. O dönemin yönetimi bugünün Sisi’sine rahmet okutacak mezalimlere imza attı. 1950’lere kadar sürdü bu vahşi dikta…

 

MÜSLÜMAN CAMİALAR VE VİCDAN SAHİPLERİ BU BÜYÜK ZATIN MEZARININ BULUNMASI İÇİN DAHA ÇOK ÇABA SARFETMELİ

Şeyhin mezarı nerede olduğu biliniyor mu?

Rejimin gizli arşivlerinde mezar yeri elbette biliniyor. Mustazaflar Cemiyetinin çabalarıyla adı Şeyh Said Meydanı olarak değişen Diyarbakır’daki Dağkapı mevkiinde olduğu düşünülüyor Şeyh Said’in mezarı… Şeyh Said ve 47 arkadaşı o mevkide asılmışlardı. Şeyh Said’in mezarının bulunması için ailesinin girişimleri olmuş ancak şimdiye kadar herhangi bir gelişme olmamış ne yazık ki. Müslüman camialar ve vicdan sahipleri bu büyük zatın mezarının bulunması için daha çok çaba sarfetmeli.

O BÜYÜK ZATIN DEĞERİNİ BİLİP ONU GENÇ NESİLLERE TANITMALIYIZ

Son olarak konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Şeyh Said, Cumhuriyet rejiminin kurulduğu yıllarda Hınıs'ta yaşayan çok meşhur bir Şeyh'ti. Binlerce müridi, yüzlerce talebesi olan, birçok dil bilen, büyük ilim sahibi, ilmiyle âmil bir tarikat önderi… Yaşadığı dönemde çok geniş bir çevresi vardı, onunla ölüme gidecek yüzlerce âlim ve abid insan vardı. Dünyevi olarak da çok zengindi. Komşu ülkelere yönelik hayvan ihracatı yapıyordu. Emrinde çalışan birçok insan onun vasıtasıyla geçimlerini sağlıyordu. Şeyh Said, Kürdistan'daki bu ağırlığını kullanarak rejimle anlaşabilir, rejimden birçok taviz kopararak dünyevi anlamda rahat rahat yaşayabilirdi. O dönemde birçok kişinin yaptığı gibi… Ama o bir Allah dostuydu. Onun için hayatın hedefi Rabbinin rızasıydı. Kendisini mutlu edip huzura kavuşturacak tek şey dinine, davasına hizmet, mazlum halkının İslami ve insani kurtuluşuydu. Dini tehdit altındayken, İslam'a savaş açılmışken, halkı zalimlerin zulmü altında inim inim inliyorken o arkasını dönüp gidemezdi. Nitekim öyle de yaptı. Her şeyi bırakıp şehitliği tercih etti. O büyük zatın değerini bilip onu genç nesillere tanıtmalıyız.

Hocam, vermiş olduğunuz bilgiler için size teşekkür ediyoruz.

Bende Şehid Şeyh Said’i gündeme aldığınız için, Vuslat Dergisi yönetim kuruluna teşekkür ediyorum.

 

Sadullah Aydın Kimdir?

1968 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde doğdu. Orta öğrenimini Mardin ve Ergani’de tamamladı. Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesinde yüksek öğrenimini sürdürdü.

Yazar, Doğruhaber, İnzar gibi çeşitli ulusal gazete ve dergilerde makale ve öyküler yayınladı. Bir ara şiire merak sardı. Ama romanda karar kıldı. İslam tarihini günümüzün gençliğine roman yoluyla tanıtmak ve sevdirmek idealini kalbinde canlı tutan ve halen Doğruhaber gazetesinde makaleleri yayınlanan yazarın şimdiye kadar yayınlanmış eserleri şunlardır.

Şeyh Şamil

Ebu Hanife

Piran’dan Yükselen Feryat

Cennetin Yolu

Çöldeki Işık

 Namazın Gücü

Kimdir Muhammed Aleyhisselam?

İslam’ın Fedakâr Kadınları

 

 

Yazar:
İlhami Pınar
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul