24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ALLAH YOLUNDA MÜCAHİD ŞEHİD ŞEYH SAÎD

ALLAH YOLUNDA MÜCAHİD ŞEHİD ŞEYH SAÎD

ALLAH YOLUNDA MÜCAHİD ŞEHİD ŞEYH SAÎD

“Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.

Ve sakın Allah, yolunda öldürenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz, bunun şuurunda değilsiniz.”1

Allah için olanlar, Allah yolunda sabit kalanlar ve “İlâ’yı kelimetullah” için cihad edip, Allah’a, O’nun nizamına ve O’na katıksız iman edip kul olan muvahhid mü’minlere düşman olan, yeryüzünü ifsâd edenler tarafından şehid edilenler, Allah katında diridirler… Bundan dolayı onlara malum olan ölü muamelesi yapılmaz ve ‘ölüler’ denilmez!..

Şehid, Allah için yaşayıp Allah yolunda öldürülen muvahhid mü’min şahsiyettir… O’nun hayatı ve ölümü, zâtında, sıfatlarında, fiilinde ve hükmünde hiçbir ortağı olmayan, göklerde de İlâh, yerde de İlâh olan Âlemlerin Rabbi Allah içindir…2  O, “İlâ-yı Kelimetullah” için yaşar, Onun, için mücadele ve mücahede eder  ve Allah’ın  rızasına uygun  emrolunduğu gibi dosdoğru hareket edip, savaşını ve barışını gündeme getirir…

Şehid olmak isteyen muvahhid mü’min, şehid gibi yaşamalıdır… Şehadet, şehit gibi yaşamaya gayret edene nâsip olur!..

Ebu Musa el- Eş’arî (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.)’e bir kimse geldi de, bir kısım kimseler ganimet malı için savaşır, bir kısım kimseler de insanlar arasında adının söylenip övülmesi için savaşır, bir kısım insanlar da yiğitlikteki mevkiî derecesi görülsün diye cihad eder. Şu hâlde Allah yolunda cihad eden kimdir? diye sordu.

Rasulullah:

“Her kim, Allah’ın kelimesi en yüce olsun diye savaşırsa, onunkisi Allah yolundadır.” buyurdu.

"Allah'ın kelimesi en yüce olsun diye" yani, "İlâ-yı Kelimetullah" uğrunda cihad eden ve savaşının, hâli, tavrı gayreti, dolayısıyla salih ameli Allah yolundadır... "İlâ-yı Kelimetullah"ın dışında başka anlayışları, ideolojileri, düzenleri, kişileri, devletleri, hükümetleri, kurum ve kuruluşları yüceltmek, korumak ve kollamak uğrunda savaşanların, çalışanların "Allah yolunda" olmadıkları, akıl nimetinden mahrum olmayan her kişinin malumudur...

"Allah'ın Kelimesi en yüce olsun diye" cihad edip savaşan muvahhîd mü'minler, İslâm düşmanları tarafından öldürüldükleri zaman, Allah katında diri olan şehidler olurlar...

"İlâ-yı Kelimetullah" için kıyam etmiş, esir düşüp hapsedilmiş ve " İlâ-yı Kelimetullah"ın karşısına dikilip, ona aykırı gayr-ı İslâmî bir düzen kuranların "İstîklâl Mahkemesi" tarafından idama mahkum edilen muvahhid mü'min, âlim, mucahid ve şehid Şeyh Muhammed Said (rh.a.), şehadetinden önce gazeticiler kendisine habishânede ziyaret etmiş, defterlerine bir şey yazmasını istemişlerdi. Allah katında diri olma makamına, yani Allah yolunda şehadete hazırlanan Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.) gazetecilerin uzattığı deftere şu mânâdaki cümlesini yazdı:

"Benim ölümüm Allah ve din için olduktan sonra, darağacında asılmama pervâ etmem!"4

İslâm toprakları çağın zalîm egemen tağutları tarafından işgal edilip paramparça bir hâle getirilmiş, her parçasında bir gayr-ı İslâmî tağutî düzen kurulup şirk hükümleri egemen kılınmaya başlamıştı... En büyük zulüm olan şirk,5 müşrik tağutlar tarafından egemen kılınınca, bu zulmün tabiî sonucu, ahlâksızlık, ekinin ve neslin ifsâd edilip helâk edilmesi ortaya çıkmıştır...

Şehid Şeyh Muhammed Said (rh.a.) ve onunla beraber hareket eden mücahîdlerin kıyamından iki hafta önce, "laik, demokratik ve gayr-i İslâmî olan Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi'nde Erzurum Millet vekili Ziyaeddin Efendi, bu acı ve tamamen olumsuz gerçeği, Meclis kürsüsünde haykırarak beyan etmişti!..

Metin Toker, olayı şöyle nakletmektedir:

"Şeyh Saîd'in ayaklanmasından sadece iki hafta önce, Ziyaeddin Efendi, Meclis kürsüsüne cıkmış ve yeniliğin işret, dans, plaj sefasından başka şey ifade etmediğini söylemişti. Fuhuş artmıştı. Müslüman kadınlar, edeblerini kaybetme yolundaydılar. Sarhoşluk himaye, hatta teşvik olunuyordu. En önemlisi, 'hissiyatı diniyye' rencide ediliyordu. Yeni rejim, sadece ahlâksızlık getirmişti. Bunlar, terakki kisvesi altında, batılılaşma diye, Medeniyetçilik adına yapılıyordu. Rezil bir idare, Memleketi çamurların içine sürüklemişti.

Ziyaeddin Efendi, bu nutkuyla Cumhuriyetin ahlâkî iflasını Türkiye'ye ilân etmişti."6

Metin Toker, körlerin bile gördüğü, sağırların bile işittiği bu acı gerçeğe karşı körlerden kör ve sağırların sağır davranarak, Erzurum milletvekili Ziyaeddin Efendi için şu tenkîdi yazıyor:

"Muhalif Erzurum Milletvekili Ziyaeddin Efendi'nin Meclis Kürsüsünde yaptığı gerici bir konuşma..."7

Gayr-i İslâmî, laik ve demokratik düzenlerini kurdukları günden bu güne, bu zihniyetlerinde hiçbir değişme olmadı, aksine zaman geçtikçe daha kökleşti, daha sertleşti ve daha yabanlaştı... Kendilerinin inanıp yaptıklarını, Erzurum milletvekili Ziyaeddin Efendi gibi apaçık gündeme getirip tenkît edenleri hep gerici olmakla suçladılar… Ziyaeddin Efendi’nin beyan ettikleri üzerinden doksan küsür yıl geçti ve doksan küsür yıllık bir birikim gündeme geldi... Demek ki, bu laik- demokratik zihniyete ve egemen güce göre, bu şekilde olmak ilericilik, Ziyaeddin Efendi örneğinde olduğu gibi karşı çıkanlar gerici oluyorlar... Körün körü, sağırın sağırı olanların durumu bu!.. Malumdur ki, küfür ve şirk cephesinde değişen bir şey yok!.. Dün ne ise, bu gün de odur!.. Sadece kendisine ibadet, yani itaat etsinler ve ibadette şirk koşmasınlar diye yarattığı, insan kullarından 8 iman etmeyenlerin durumunu şöyle beyan ediyor Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ:

"Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalbleri ve işitebilecekleri kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalbler körelir."9

Sinelerdeki kalbler körelince, yani küfür ve şirk kalblere, beyinlere, bedenlere, ailelere, topluma ve ülkeye egemen olunca, ileriyi ve geriyi karıştıranlar, hakkı bâtıl ile örtenler güç ve söz sahibi olmaktadırlar...

Erzurum milletvekili Ziyaeddin Efendi'nin katkıda bulunduğu yeni kurulan laik- demokratik ve gayr-i İslâmî Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümetin icraatları, Millet Meclisi kürsüsünde beyan edilenler idi... Bu gün bu icraatlar doksan küsur yaşında ve son hızıyla artarak yeni yeni hâlleriyle noksansız devam etmektedir...

Ziyaeddin Efendi'nin merkezden görüp beyan ettiği olumsuzlukları ve ifsâdı, Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.), dışarıdan, Anadolu'nun en ücra köşesinde görüyor, yanlış gidişin, bâtıl sapmanın farkında olarak müslüman halkı uyarıyor...

Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.) şöyle anlatıyor:

"Köyde, hükümetin İslâm Dini'ne aykırı bazı hareketlerini ele alarak va'z verdim ve dedim ki:

- Medreseler kapatıldı. Din ve vakıflar bakanlığı kaldırıldı ve din mektebleri Millî Eğitim'e bağlandı. Gazetelerde birtakım dinsiz yazarlar, dine hakaret etmeğe, peygamberlerimize dil uzatmağa cür'et ediyorlar. Ben, bu gün elimden gelse, bizzat dönüşmeğe başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederdim.

İsyan hakkında hiçbir taraftan telkin gelmedi. İsyanı, kendi düşüncem, kanaatim ve mevkûremle tasavvur ve tasmim etmiştim. Çalışmaları mı da tek başıma yaptım. Zaten piran'da verdiğim bu va'z üzerine de mevkûremi icraya karar verdim."10

Allah'ın nûruyla bakan mü'min firasetiyle olayları takip eden Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.), muvahhid bir mü'min, muttakî bir müslüman şahsiyet idi... Her muvahhîd ve muttakî mü'min müslüman gibi, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ'nın velîsi olan şehidimizin basireti açık, firaseti nûrlu olduğundan, esaret altındaki müslümanların ve işgal edilen İslâm topraklarının perişan hâlini, ifsâd edilen durumlarını çok iyi görüyordu...

Ebu Saîd el- Hudrî (rh.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

"Mü’minin firasetinden sakının! Çünkü O, Allah'ın nûru ile bakar(görür)."

Sonra Rasulullah (s.a.s.):

"Elbette bunda, derin bir kavrayışa sahib olanlar için gerçekten ayetler vardır." (Hicr,15/75) ayetini okudu. 11

Sevbân (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.)şöyle buyurdu:

"Mü’minin firasetinden sakınınız! Çünkü şübhesiz O, Allah'ın nûru ile bakar ve Allah'ın tevfiki ile konuşur."12

Allah'ın nûruyla bakan mü'minin firasetiyle başa gelen ve getirilecek olan felâketi görüp, yegâne Rabbi Allah'ın tevfikiyle konuşarak felâkete sürüklenen ümmetin hazırdaki ferdlerini uyarmaya, hakkı ve sabrı tavsiye etmeye çalışan, tek gayesi "Allah'ın nizamı olan İslâm"ın hayata hakimiyeti için bütün gayretini sarf eden Şehid Şeyh Muhammed Saîd, hür iken köydeki va'zında beyan ettiği hakikatı esir edilerek, "İstiklâl Mahkemesi"nde sorgulanırken de apaçık beyan etmişti, çekinmeden ve korkmadan!.. Allah'dan korkan muvahhîd mü'min şahsiyet, başkalarından korkmazdı... Hele hele bütün çalışması "Allah ve din için" olduktan sonra!..

"Mahkeme reisi sordu:

- İsyan harekâtını nasıl düşündünüz, nasıl buldunuz, sizi teşvik edenler mi vardı? Yoksa İlham mı vaki oldu?

(Şehid Şeyh cevablandırdı:)

- Hâşâ İlham... İlham vaki olmadı. Kitaplarda gördük. İmam(devlet başkanı)ne vakit şeriatın ahkâmını icra etmezse, üzerine kıyam vâcibdir. Hükümete şeriat meselesini anlatmak istedik. Hiç olmazsa bir kısmının icrasını taleb edecektik.

- Kıyamınızın esbabı nedir, onu söyleyiniz?

- Şeriat meselesi. Birde "Sebilürreşâd"ın yazdıkları hiddetimizi arttırıyordu. Biz bu fikri, yazı ile halletmek için gidip münakaşa-ı ilmiye yapayım dedim ve bazı rüfeka bulmak istiyordum. Fakat Kader-i İlâhî beni Piran'a sürükledi.

                  (..................)

- Piran'a gelmezden evvel de din meselesinden dolayı kıyam tasavvur ediyordunuz değil mi?

- Kalbimde tasavvur ediyordum, lâkin muharebe suretiyle değil, risâle yazıp şeriat ahkâmını tasrih edip kanunları da şer'an mutabık bir şekilde taleb etmek istedik. Meclis-i Mebusana göndermek istedim.

- Ne için yapmadınız böyle... Bir rîsâle yazmadınız?

- Allah'ın Kaderi bırakmadı. Piran vak'ası çıktı, önünü alamadık.

- Şeriat ahkâmı icra edilmiyor diye isyan ettiniz demek.

- İmam (devlet başkanı) şeriat ahkâmını icra etmezse, dedim. Bu, isyanın cevâzına delildir.Vakta ki vuku'buldu, işte şeriat da vâcibdir diyor. Hiç olmazsa günahkâr olmayız, dedim."13

Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.), "İlâ-yı Kelimetullah" için gerçekleştirdiği kıyamında, samimi ve ihlâslı olduğu, dost ve düşman herkes tarafından bilinmiştir... Geçen zaman, ortaya çıkan resmî belgeler, canlı şahidlerin beyanları, bu hakikatı gün yüzüne çıkarmıştır... Şehid Şeyh'in dâvâsının yalnız ve yalnız "İslâm" olduğu, Kendisinin de dâvâsında haklı ve ihlâslı bulunduğu, en iyi müfessir olan zaman nimeti apaçık ortaya koymuştur...

Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.)'in bu konuda, Allah'ın hükümleri gereği hareket etmiş ve İslâm'a uygun verdiği fetvasında hakka isabet ettiği zaman içinde apaçık bir şekilde anlaşılmıştır!..

Şöyle diyordu fetvasında Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.):

"Kurulduğu günden beri Din-i Mübin-i Ahmedi'nin temellerini yıkmaya çalışan Türk Cumhuriyeti reisi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, Kur'ân'ın ahkâmına aykırı hareket ederek, Allah ve peygamber'i inkâr ettikleri ve Halife-yi İslam'ı sürdükleri için gayr-i meşru' olan bu idarenin yıkılmasının bütün İslamlar üzerinde farz olduğunu, Cumhuriyetin başında bulunanların ve Cumhuriyete tâbi olanların mal ve canlarının, Şeriat-i Garra-yı Ahmediye'ye göre helâl olduğu."14

Şehid Şeyh'in bu fetvası, yeni kurulan laik- demokratik ve gayr-i İslâmî Türkiye Cumhuriyeti devletine hükümet olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, devlet imkânlarıyla gerçekleştirdikleri herbiri, bir İslâmî değeri ve ilkeyi ortadan kaldıran, Allah'ın hükmünü kaldırıp yerine ikame edilen inkılâblar ve "Hilafetîn"İlgası”15 sebebiyle gündeme gelmişti...

"İslâm akîdesi'nde"Hilafet"in yeri şu şekildi beyan edilmiştir:

"Üzerimizde İslâm Devlet Başkanı olan İmamı görmeden bir günün geçmesi câiz değildir. İmam, devlet başkanı olan Halife'dir. İmametin hak olduğunu kabul etmeyen kimse Kâfir olur. Çünkü dinî hükümlerden bir kısmının câiz olması, İmam'ın varlığına bağlıdır. Cuma namazı, bayram namazları ve yetimleri evlendirmek gibi... İmam'ı inkâr eden kimse, farzları inkâr etmiş olur. Farzları inkâr eden de Kâfir olur."16

Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.), İslâm hükümlerine uygun vermiş olduğu bu fetvasından sonra, çevredeki aşiret reislerine mektuplar yazarak, kendilerini bilgilendirip davet etmiştir!..

Metin Toker, şunları kaydediyor:

"Şeyh Saîd, Kozan eşrafından birine bir mektup göndermiş, mektup hükümetin eline geçmişti. Şeyh Saîd, bunda şöyle diyordu:

"1300 seneden beri Cenâb-ı Hakk'ın Peygamber Efendimizi göndermekle neşir ve tebliğ ettiği dinimizi imhaya çalışanlara karşı harb ilân ettim.

Bunda bana yardım edilmezse, cümlece mahvoluruz!”17

Şehid Şeyh'in diğer bir mektubu:

"Hormek aşireti rüesasından Halil, veli ve Haydar ağalara.

Es-Selâmu aleykum, rahmetullahi ve berakatuhu. Lehu'l- hamd ve'l Minne.

Hidayet-i Rabbâni ile Din-i Mubin-i Ahmedî'yi, Kâfir olan Mustafa Kemal'in yed'i zulmünden tahlis etmek gazası niyetiyle Şuşar'a hareket edildi. Bu gaza ve cihadın, Mezheb ve tarikat tefrik edilmeden, "Lâ ilâhe illâlah-Muhammeden Rasulullah" diyen bütün İslâm Muvahhîdleri üzerine farz olduğundan mine'l-Kadim memleketimizde büyük bir gayret ve secaât sahibi olan müslüman aşiretlerinizin de, Şeriat-ı Garra-yi Ahmediye-ye ve bu cihad-ı ekber'e itbâ edeceğinize itimadım berkemâldır.

Ya eyyuhe'l-ensar!

Dinimizi ve namusumuzu bu mulhidlerin elinden kurtaralım, size istediğiniz yerleri verelim. Bu dinsiz hükümet, bizi de kendisi gibi dinsiz yapacaktır. Bunlarla cihad farzdır.

"Allah yolunda cihad edin ve öldürün."

             4: Kanunisanı 1341

             Emîru'l-Mücahîdîn

 es-Seyyîd Muhammed Saîd-i Nakşibendî"18

Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.), yaptığı va'zından, "İstiklâl Mahkemesi"nde verdiği ifadesinden, yazdığı mektuplardan, verdiği fetvasından ve o gün laik-demokratik, gayr-i İslâmî Türkiye Cumhuriyeti hükümeti başbakanı İsmet İnönü'nün ifadelerinden apaçık anlaşıldığı gibi, yapılan kıyam İslâmî bir kıyam olup, "Allah yolunda ve Allah'ın kelimesi en yüce olsun diye" yapılmıştı!...

Mete Tunçay, şu tarihî itirafı kaydediyor:

"Asım us, anılarında, 6 Mart 1934 günü Reşit Galip Beyin ölmesi dolayısıyla şunları yazıyor(1930-50,sh.86):

'Reşit Galip, birkaç sene evvel bir gün Fırka'da Şark Meselesi'nden dolayı İsmet Paşa'yı tenkit etmişti. Ali (Rize)'ye (Zırh,1888-1951) bunu hatırlatarak:

-Reşit, o vakit niçin bu tarzda hareket etti, hâlâ ben anlayamadım, dedim.

Şu cevabı verdi:

-Aralarında fikir ihtilafı vardı. İsmet Paşa, Kürt isyanının dînî bir hareket olduğu fikirinde idi. Reşit ise, mîllî bir hareket olduğu fikrindeydi. Fakat bu maksadını ifade etmek isterken, Kendisinin de söylemek istemediği tarzda lîsân kullanmıştır. Sonradan pişan olmuştur, dedi."19

Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.)'in kıyamının,"dinî bir hareket olduğu fikrinde"olan o günkü başbakan İsmet İnönü, "Hatıralar" adlı Kitabında şu itirafta da bulunuyor:

"Şeyh Saît isyanını, doğrudan doğruya ingilizlerin hazırladığı veya meydana çıkardığı hakkında kesin deliller bulunamamıştır."20

Şehid Şeyh (rh.a.)'ın, kendisinden asla şüphe etmediğimiz dosdoğru olan beyanlarını, Karşı cephenin başbakanın doğrulaması, yıllar sonra da olsa hakikatı apaçık gözler önüne sermiş ve Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.) kıyamının haklı olarak gündeme geldiği, Allah için ve Allah yolunda olduğu ortaya çıkmıştır...

Âlemlerin Rabbi Allah, yalnız kendi rızasına uygun yapılan amelleri kabul eder!..

İşte delili:

Ebu Umâme el-Bahalî (r.a.) anlatıyor:

Nebî (s.a.s.)’e bir adam gelerek:

-Şöhret ve mükâfat için savaşan hakkında ne dersin? Sevab alır mı? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

"Onun için hiçbir şey yoktur."buyurdu.

Gelen adam, sorusunu üç defa tekrarladı. Rasulullah (s.a.s.), her defasında:

"O, hiç sevab alamaz!" buyurdu.

Sonra da:

"Allah, ancak kendi rızası gözetilerek, hâlîs bir niyetle yapılan ameli kabul eder."buyurdu.21

Yegâne hayat kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de buyruldu:

"Allah, ancak muttakîlerden kabul eder."22

Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.) ve İslâm dâvâsında O'nunla beraber olan mü'min müslümanlar, laîk-demokratik ve gayr-i İslâmî düzenin egemen güçleri tarafından zulme uğradılar ve şehid edildiler...

Ebu Cafer (rh.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Kim, zulme uğrayarak öldürülürse, o kimse şehiddir."23

Şehid Şeyh'in ve diğer şehidlerin şehadetlerinin üzerinden geçen doksan küsür yılda yaşıyanlardan ehl-i İman ve ehl-i vicdan olanlar, O'nun dâvâsının hak, kendisinin haklı olduğunu idrak ve itiraf etmektedirler...

Şehid Şeyh Muhammed Saîd (rh.a.) ve aynı hak dâvâda O'nunla beraber cihad edip sonra Şehid edilen İslâm şehidlerinin dercelerinin ne kadar yüce olduğu ve karşı cephede olanların içine düştükleri durumu, her idrak sahibi gördü, işitti ve şahidi oldu!..

el-Mîkdam b. Ma'diyekrib (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Şehidin, Allah katında altı hasleti vardır:

Kanının ilk dökülüşünde günahları affedilir ve cennetteki makamı kendisine gösterilir.

Kabir azabından korunur.

En büyük korkudan emin olur.

Başına vakar tacı giydirilir ki, o tacın bir yakutu, dünyadan ve içindekilerden daha kıymetlidir.

Cennet hûrilerinden yetmiş iki zevce ile evlendirilir.

Akrabasından yetmiş kişiye şefaatçı olur."24

Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ, kendi uğrunda öldürülen şehidler için şöyle buyuruyor:

"Allah yolunda öldürülenleri, sakın ölüler saymayın. Hayır, onlar Rabbleri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.

Allah, Kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara, arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki, onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.

Onlar, Allah'dan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler."25

"Allah yolunda ve yalnız Allah'ın Kelimesi yüce olsun diye" Kıyam etmiş ve Cihad ederek Şehid olan bütün muvahhîd mü'min müslümanları rahmetle anarak, onların izinden gidenler, onların hak dâvâsının sancağını yücelteceğine ahdetmişler...

ve "Yalnız İslâm, başkası değil!"demişlerdir.

Dipnot

1)Bakara, 2/153-154.

2) Bkz. En’âm,6/162.

3)Sahih-i Buhârî, Kitabu’l- Cihad ve’s- Siyer, B. 15,Hds.25.

                               Kitabu’l- İlm, B.45. Hds.64.

                              Kitabu’l- Humus, B. 10, Hds.24.

                              Kitabu’l- Tevhid, B.28, Hds. 84.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l- İmâre, B.42, Hds.149-151.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l- Cihad, B. 13, Hds.2783.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’l- Cihad, b.21, Hds.3122.

Sünen-i  Davud, Kitabu’l-Cihad, B. 24-25, Hds. 2517.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedailu’l-Cihad, B. 16, Hds.1687.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst. 2014, C.9, Sh.250-253, Hds. 12947-12952.

Abdurrezzâk es- San’ânî, Musannef, çev. Hasan Yıldız, İst.2013, C.5, Sh.318 Hds.9567.

4) Metin Toker, Şeyh Said ve İsyanı, İst. 1994, Sh. 167.(2. Baskı)

İlhami Aras, Adım Şeyh Said, İst. 1997, Sh. 158. (3. Baskı)

5) Bkz. Lokman,31/13.

6) Metin Toker, A.g.e. Sh.27.

7) Metin Toker, A.g.e. Sh.27.

8) Bkz. Zariyat, 51/56. Kehf, 18/110.

9) Hacc, 22/46

10)Behçet Cemal, Şeyh Said İsyanı, ist. 1955, Sh.24.

11)Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l Kur’ân, B.16, Hds.3332.

Ebu Nuaym el- Isbetânî, Hilyetu’l- Evliyâ ve Tabakatu’l- Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst.2015, C10, Sh.616, Hds. 4282-4285.

Beyhakî, Kitabu’z- Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, İst. 2000, Sh. 231, Hds.810.

Hasefî, İmam A’zam Ebu Hanife Müsnedi çev. Ali Pekcan Konya, 2005, Sh.241, Hds. 504.

Kuzâî, Şihâbu’l- Ahâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst.1999, Sh.136, Hds.430.

Nûreddin el- Heysemî, Mecmau^z- Zevâid, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2012,C.18, Sh.87, Hds.17940. Taberanî  rivayet etti.

12)İmam Hafız İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş- M. Beşir Eryarsoy, İst.2011, C.6, Sh.158, Hds. 4056. İbn Cerîr et- Taberî’den.

13)Ahmed Süreyya Örgeevren, Şeyh Said İsyanı ve Şark İstiklâl Mahkemesi , İst. 2002, Sh.187-188.

Behçet Cemal, A.g.e.. Sh.99 vd.

Uğur Mumcu, Kürt- İslâm Ayaklanması, İst. 1991,Sh.131 Vd.

İlhami Aras. A.g.e. sh.115-117.

14)M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Ank. 1983, Sh. 170.

Adem Karataş, Âlim ve Mücahid ve Şehid Şeyh Said, Konya,1993, Sh.110.

15) Yapılan İnlilaplar, Kanunlar ve Kararlar İçin bkz.

Bekir Sıtkı Yalçın- İsmet Gönülal, Atatürk İkilâbı, Ank,1984. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.

16)İmam Ebu’l- Mu’in en-Nesefî, İslâm İnançları ve Mezhepler Arasında Görüş Farkları- Bahru’ Kelâm Fi Akâîdi- Ehli’l- İslâm, çev. Cemil Akpınar, Konya, T.y. Sh. 179.

Not: Bu Eserin Türkçe olarak üç tercemesi Vardır. Diğer tercemeler için bkz.

Ebu’l- Mu’in en- Meymûn İbn Muhammed en- Nesefî el-Hanefî, Bahru’l- Kelâm Fi Akâidi Ehli’l- İsLâm, çev. İsmail Hakkı Uca- Mustafa Akdedeoğulları, (Baskı yeri ve yılı yazılmamış) Sh. 100.

Ebul-‘l- Mu’in en- Nesefî, Bahru’l- Kelâm- Maturidî Akaidi, çev. Doç. Dr. Ramazan Biçer, İst. 2010, Sh.129.

17)Metin Toker, A.g.e. Sh.35

Not: Metin Toker’in, birbölümü çarptırarak naklettiği Şehid Şeyh’in mektubun tamamı ve aslı şöyledir:

“ İzolî eşrafından Puzan Ağa’ya

1300seneden beri Cenâb-ı Hakk’ın Peygamberi göndermekle dinimizi ikmal eylediği, adat, münekahat, muamelat ve tehzib-i ahlâkı emreylediği ve asrımızın bunlara ilân-ı harb eylediği ve bunun için ulemâ, meşâyıh, beyler ve ağa zevatımızın ve hanedanlarımızın bu taarruzu imhâ ve defedecekleri ve eğer ittihat eylemezsek, cümlenin muzmail olacağı âşikârdır.”

Adem Karataş, A.g.e. Sh.110. Dava Dergisi, Sy.16’dan.( Temmuz 1991.İstanbul).

18)M. Şerif Fırat A.g.e. Sh.171.

Adem Karataş A.g.e. Sh.111.

19) Mete Tuncay, Türkiye Cumhuriyyeti’nde Tek- Parti Yönetimin Kurulması. İst.1988, Sh.129, Dipnot:3.

20) İsmet İnönü, Hatıralar, İst.1987, C.2, sh.202.

21) Sünen-i Nesaî, Kitabu’t-Cihad,B.24, Hds. 3126.

İmam Nesâî, es- Sünenü’l- Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2011, C.4, Sh. 383, Hds.4333.

22) mâide, 5/27.

23) Sünen-i Tirmizî- Kitabu’t- Tahrimu’d- Dem, B.22, Hds.4078. İmam Nesâî, es- Sünenü’l- Küprâ, C.3, Sh. 572, Hds. 3545.

24) Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedailu’l- Cihad, B.25, Hds. 1712.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l- Cihad, B. 16, Hds. 2799.

İmam Ahmad b. Hanbel, Müsned, C.9, Sh. 300, Hds. 13048.

Nûreddin el- Heysemî, Mecmau’z- Zevâid, C.9, Sh.354, Hds. 9516,. Bezzer ve Taberânî’den.

25) Âl-i İmrân, 3/169- 171. 

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul