24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ŞEYHU’L MUHADDİSİN İMAM EBÛ HANÎFE

ŞEYHU’L MUHADDİSİN İMAM EBÛ HANÎFE

ŞEYHU’L MUHADDİSİN İMAM EBÛ HANÎFE

Yeryüzünde vahyin hem fikir işçileri ve hem de hayat bekçileri vardır. İmam Ebû Hanife (rh.a.), hem vahyin fikir işçisi ve hem de hayat bekçilerindendir. İmam Ebû Hanîfe (rh.a.), hem kendi zamanındaki ve hem de kendisinden sonraki Müslümanlar için bir imtihan olmuştur. İmam Ebû Hanîfe (rh.a.)'nin çağdaşlarından ünlü zahid Mekkeli Abdülazîz b. Ebî Ravvâd (rh.a.) bu hususta şöyle der: "Ebû Hanîfe imtihan vesilesidir. Kim onu severse sünnîdir; kim de ona buğz ederse bid'atçidir."1Müçtehid İmamlar arasında İmam Ebû Hanîfe dışında, pek çok güvenilir isim tarafından cerh, taz'if ve ta'n edilen ikinci bir isim mevcut değildir. İbn-i Adiyy “el- Kâmil”inde şunu kaydediyor:

"Ebû Hanîfe'nin aleyhinde bulunmak, üzerinde ulemanın icma ettiği bir husustur. Çünkü Basra'nın imamı Eyyûb es-Sahtiyânî'dir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur; Kûfe'nin imamı es-Sevrî'dir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur; Hicaz'ın imamı Mâlik'tir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur; Mısır'ın imamı el-Leys b. Sa'd'dır ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur; Şam'ın imamı el-Evzâ'î'dir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur; Horasan'ın imamı Abdullah b. el-Mübârek'tir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur…"2

İbn-i Adiyy’nin bu tesbitine benzer başka tesbitler de olmuştur. İmam Ebû Dâvûd'un oğlu Ebû Bekr b. Ebî Dâvûd soruyor: "Üzerinde Mâlik ve ashabının, eş-Şâfi'î ve ashabının, el-Evzâ'î ve ashabının, el-Hasan b. Sâlih ve ashabının, Süfyân es-Sevrî ve ashabının ve Ahmed b. Hanbel ve ashabının ittifak ettiği bir mesele hakkında ne dersiniz?" Muhatapları, "Ey Ebû Bekr! Bundan daha sahih bir mesele olmaz" karşılığını verince taşı gediğine koyuyor: "İşte bunların hepsi, Ebû Hanîfe'nin tadlili (dalalette olduğu tesbiti) üzerinde ittifak etmiştir!"3 Ve benzeri bir "tesbit" de İbn-i Hibbân'dan: "Bütün İslam merkezlerinde ve diğer bölgelerde bulunan imamlar ve vera ehli onu cerh ve zemmetmişlerdir. Sadece tek-tük bazı kimseler bundan istisnadır…"4

Bütün bu açıklamalardan anlıyoruz ki; Müslümanlar Tarih’inde bir “Ebû Hanîfe Aleytarlığı” kayda geçmiştir. İmam Ebû Hanîfe hakkındaki bu iddia ve ithamlar ne yazık ki sadece onun hadisçilik yönüyle sınırlı kalmamış, itikadî sahaya da uzanarak küfürle itham edilmesi noktasına kadar vardırılmıştır. İmam Ebû Hanîfe (rh.a.)'a yönelik tenkitler üç ana noktada toplanmaktadır: 1. Akaid/Usulüddin, 2. Hadis müktesebatının azlığı, hafızasının zayıflığı, 3. Sahih hadislere muhalefeti ve re'yi çok kullanması.5 Ancak biz burada sadece ona İlm-i Hadis nokta-i nazarından yöneltilen tenkitleri konu edineceğimiz için konunun diğer boyutlarına değinmeyeceğiz. Çünkü günümüzde İmam Ebû Hanîfe Aleytarlığı hadis sahasında sürdürülmektedir.

Tarih boyunca önyargının, tarafgirliğin ve taassubun vücut verip yaşattığı "Ebû Hanîfe Aleyhtarlığı", Sünnet'e bağlılık, Selef'e saygı, hamiyet-i diniye… gibi gerekçelere sığınılarak köpürtülüp yaşatılmıştır; ne yazık ki günümüzde de bazı çevreler tarafından olanca şiddetiyle devam ettirilmektedir. İmam hakkında vuku bulmuş bu itham, cerh ve taz'ifler, sadece Hanefî uleması tarafından değil, diğer mezheplere mensup insaf ve tahkik ehli ulema tarafından da gerekli biçimde cevaplandırılmış bulunmaktadır. Mâlikî mezhebine mensup İbn Abdilberr'in el-İntikâ'sı, Şâfiî mezhebine mensup ez-Zehebî'nin Menâkıb'ı, Muhammed b. Yusuf es-Sâlihî'nin Ukûdu'l-Cümân'ı, es-Süyûtî'nin Tebyîdu's-Sahîfe'si, İbn Hacer el-Mekkî'nin el-Hayrâtu'l-Hısân'ı, Hanbelî mezhebine mensup Cemâluddîn Yusuf b. Abdilhâdî'nin Tenvîru's-Sahîfe'si..bu meyanda ilk akla gelenlerdir. Bütün bu çalışmalara rağmen Ebû Hanîfe Aleyhtarlığının bir "dindarlık" ve "Sünnet/Hadis taraftarlığı" göstergesi olarak yaşatılması ve terviç edilmesi bizatihi din adına ve Sünnet/Hadis adına kaygı vericidir. Çünkü İmam Ebû Hanîfe (rh.a.) hem bir fıkıh âlimi, hem de ayna zamanda bir hadis âlimidir. Hatta hadis âlimliği, fıkıh âlimliğinden önce gelir. Çünkü Kur’ân’dan sonra sünnet/hadis ilmine sahip olmayan ictihad edemez. İmam Ebû Hanîfe (rh.a.)’in gerek âyet gerekse de hadislerden yaptığı istinbâtları anlamakta zorlananlar onun hadisi bırakıp kendi reyi ile amel ettiğini zannetmişlerdir. Ebû Hanîfe’nin tevsîki noktasında, ümmetin üçte birinden fazlasının, yüzlerce yıldır onun verdiği fetvâlar ve koyduğu kurallarla sistemleşmesini en güzel bir şekilde tamamlamış olan mezhebine tâbî olması ve onu mezhep imamı olarak tanıması kâfidir.

İmam Ebu Hanîfe(rh.a.), Kur’ân ve Sünnet âlimidir. İmam Ebu Hanîfe (rh.a.), istinbat için tafsilâtlı olmasa da bir metod getirmiştir. Onun bu metodu, içtihadın bütün türlerini içine almak­tadır. Kendisi şöyle derdi: “Ben Allah'ın kitabıyla hüküm veriyo­rum. Kitab'ta bulamazsam Resûlullah'ın sünnetine sarılıyorum. Al­lah'ın Kitabında ve Resûlü'nün Sünnetinde bir hüküm bulamadı­ğım zamanlarda da sahabilerin sözlerine bağlanıyorum. Yalnız, sahabîlerden istediğim kimselerin sözünü alıyor, istediğim kimselerin sözünü almıyorum. Ancak, sabahîlerin sözlerinin dışına da çıkmı­yorum. Fakat iş İbrahim (Nahaî), Şa'bî, İbn-i Sîrin, Ata ve Said b. el-Müseyyib'e gelince; onlar nasıl ictihad yapmışlarsa ben de öyle ictihad yapıyorum.”6

İmam Ebû Hanîfe`yi hadisçiliği yönünden cerhedenler ve onu, sahih hadise muhalefet ve zayıf hadisle amel ettiği gerekçesiyle tenkid edenler, genellikle kendisinden çok sonra yaşamış hadisçilerdir ve dayandıkları ölçüler de yine Ebû Hanîfe`den en az bir asır sonra gelmiş hadisçilerin tespit ettikleri kriterlerdir. İmam Ebu Hanife, Hicri 80 yılında Kufe’de doğmuştur. Hicri 150 yılında, 70 yaşında ölmüştür. İmam Ebu Hanife (rh.a.) Numan bin Sabit’tir. Mezhebinden olanlar ondan çeşitli söz ve ifadeler nakletmişlerdir. Hepsi de tek bir şeye götürmektedir ki, o da şudur:

“Hadisi esas almak, ona muhalif olan görüşleri terk etmek vaciptir.”

İmam Ebu Hanife (rh.a.) şöyle demiştir:

1) “Hadis sahih olduğunda, benim mezhebim, hadistir.”7

İbni Abidin Şerhu’l-Hidaye’de İbnu’l-Humam’ın hocası İbnu’s-Şahna el-Kebir’den şunu nakleder:

“Eğer hadis sahih olur da, mezhebe muhalif olursa hadis ile amel edilir. Bu da onun mezhebi olur. Hadis ile amel etmekle de kişi Hanefi olmaktan çıkmaz! Çünkü Ebu Hanife (rh.a.)’in:

“Hadis sahih olursa benim mezhebim, hadistir,” sözü sahih bir yolla gelmiştir. Nitekim İbn-i Abdilberr bunu Ebu Hanife (rh.a.) ve başka âlimlerden rivayet etmiştir. İmâm-ı Âzam içtihat usûlünü şöyle açıklamıştır:

"Rasûlüllah (s.a.s.)'den gelen baş üstüne; sahâbeden gelenleri seçer, birini tercih ederiz; fakat toptan terketmeyiz. Bunlardan başkalarına ait olan hüküm ve ictihadlara gelince, biz de onlar gibi ilim adamlarıyız."

"Allah'ın kitabındakini alır kabul ederim. Onda bulamazsam Rasûlullah'ın güvenilir, âlimlerce mâlum ve meşhur sünnetiyle amel ederim. Onda da bulamazsam ashâbından dilediğim kimsenin re'yini alırım... Fakat iş İbrâhim, Şâ'bi, el-Hasen, Atâ... gibi zevâta gelince ben de onlar gibi ictihad ederim"

 

İmam Ebu Hanife (rh.a.) şöyle demiştir:

2) “Bir kimsenin nereden aldığımızı bilmeden bizim sözümüzü alması (onunla amel etmesi) helal olmaz!”

Başka bir rivayette, İmam Ebu Hanife (rh.a.) şöyle demiştir:

“Benim delilimi bilmeyen bir kimsenin sözlerimle fetva vermesi haramdır! Çünkü biz beşeriz. Bugün bir söz söyler, yarın ondan geri dönebiliriz.”8

Dikkat edilirse, İmam Ebû Hanîfe (rh.a.), Rasûlüllah (s.a.s.)’in hadislerine bağlıdır. Rasûlüllah (s.a.s.)’in hadislerine uymayan, onlarla çelişen ve çatışan fetvalar vermemiştir. Bakınız bu hususta şunları söylüyor: “İçlerinde hadisle meşgul olanlar bulunduğu müddetçe insanlar salah içerisindedirler.  Ne zaman ilmi, hadis’in dışında ararlarsa o zaman bozulurlar.

Allah’ın diniyle ilgili bir konuda şahsi görüşünüze göre hüküm vermekten sakınınız, sünnete tabi olunuz. Kim sünnetten ayrılırsa sapıtır.”9

İmam Ebû Hanîfe (rh.a.), "Peygamber (s.a.s.) den gelenin başımız ve gözümüz üstünde yeri var­dır" diyerek. Peygamber (s.a.s.)'in hadisine karşı bağlılığını teyid etmektedir.10 Ondan gelen başka bir nakilde de o, kabul edeceği Peygamber ha­disinin sahih isnadlı olmasını şart koşmaktadır.11 Rivayetlere göre, Ebû Hanîfe, hadise muhalefet ithamlarını bizzat ken­disi reddeder: "Bir meselede, kendisine, hadise muhalefet ettiği bildirilince, dayandığı hadisi zikrederek, "Allah, Rasûlüne muhalefet edene lanet etsin. Allah onunla bize ikram etti, bizi onunla kurtardı"12 demiştir. Süyûtî'nin, Buharî'nin Tarih'inden naklettiğine göre, Ebû Hanîfe:  "Benim reyle fetva verdiğimi söyleyen insanlara şaşıyorum. Ben ancak eserle fetva veririm"13 demektedir. Ayrıca, "bizim kıyası nassa takdim ettiğimizi söy­leyen yalan söylüyor ve bize iftira ediyor. Nass bulunduktan sonra kıyasa ih­tiyaç mı kalır?"14 diyerek, bilakis nassı yani Kur'an ve Sünneti kıyasa takdim ettiğini ifade etmiştir. İmam Ebû Hanîfe de rivayet ve tahammülünde gösterdiği şiddet ve titizlik yüzünden az rivayet etmiştir. Rivayeti az olduğu için hadisi de az olmuştur. Hâşâ, hadis rivayetini kasten terk etmemiştir. Mezhebinin, hadis imamları arasında itimat edilir bir mezhep oluşu, rivayetleri ret ve kabul yönünden, onun değerlendirmesine itibar edilmesi, onun hadis ilminde büyük müçtehitlerden olduğuna delalet eder".15

Sahih-i Buhari ricalinden Hasan b. Salih’te: "Ebû Hanîfe nasih ve mensuhu çok titiz araştıran, Küfe ehlinin hadisini en iyi bilen, cemaa­tın tabi olduğu şeye sıkı sıkıya sarılan, beldesi ehline hadis ve eserden ulaşanları ezberleyen bir kimse idi." demektedir.16  Yahya b. Main (rh.a.), "Veki'nin önüne geçecek kimse görmedim. Ebû Hanî­fe'nin reyiyle fetva verir, onun bütün hadislerini ezberlerdi. O, Ebû Hanîfe'den pek çok hadis duymuştu" derken17, aynı zamanda Ebû Hanîfe'nin az rivayet eden birisi olmadığını da belirtmiş olmaktadır. İbn Uyeyne, kendisini hadis rivayetine ilk başlatanın Ebû Hanîfe oldu­ğunu belirterek şöyle der:  "Kûfe'ye geldiğimde Ebu Hanife:  “Amr b. Dinar'ın hadislerini en iyi bilen bu adamdır” dedi. Bunun üzerine etrafıma toplandı­lar, ben de onlara rivayet ettim".18 Hadis rivayetinin iki kısma ayrıldığını belirten İ'lâu's-Sünen müellifi Tehânevî, birincisinin isnad zincirindeki ravilerin zikredilmesiyle Hz. Pey­gambere ulaştırılan rivayet türü, diğerinin ise, rivayetlerden istinbat yapıl­dıktan sonra çıkartılan hükmün ihbarı şeklinde olduğunu ve Ebu Hanife'nin, birinci tür olan tahdis yoluyla değil, ikinci tür olan ifta yoluyla rivayette bu­lunduğunu, bu açıdan ele alındığında onun da hadis rivayetinde müksirîn­den sayılması gerektiğini belirtmektedir.19

Ulemadan Dehlevî (rh.a.), şeriatın delaleten telakkisi olarak isimlendirdiği bu ikinci tür rivayette, Hz. Peygamber'in söz ve fiillerini müşahede eden sahabenin, bun­lardan istinbat ettikleri hükmü, "şu vaciptir, bu caizdir" diyerek belirttikleri­ni ve bu tür rivayetin önde gelenlerinin, Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Mes'ud ve İbn-i Abbas olduklarını belirtmektedir.20 Dehlevî'nin bu tasnifini nakleden Tehânevî, onun, hadisçilerin çoğu­nun, hadis rivayetinde mütevassitinden saydıkları Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdul­lah b. Mes'ud gibi sahabileri, hadislere dayanan görüşlerinin çokluğundan dolayı müksirînden saymasını göz önünde bulundurarak, hadislere muvafık ve netice itibariyle onlara dayanan binlerce görüş ve hüküm sahibi Ebû Ha­nîfe'nin de müksirînden sayılacağını ifade etmektedir.

Ve bunu teyiden Abdul­lah b. Mübarek (rh.a.)'in: "Ebû Hanîfe'nin reyi demeyiniz, fakat hadis tefsiri deyi­niz" sözünü nakletmektedir. 21 Ebu Hanife'nin, muhaddislerin çoğunun tabi olduğu, birinci yolu değil de niçin ikinci yolu, yani ifta yolunu tercih ettiği sorusuna da:
"Çünkü kendinden öncekileri ve şeyhlerini bu şekilde buldu demektedir.”22

Ebû Hanîfe'ye hadis konusunda bir kısım tenkidler yapıla gelmiştir. Bunlar: Ebû Hanife hadiste zayıftır23; Re'yi ile sahih hadisleri reddeder24; Onun nezdinde sahih olan hadis sayısı onyedi veya elli civarındadır..25 şeklinde özetlenebilir.
Gerçekte, Ebû Hanîfe, hadis ilminde meşhur muhaddisler kadar mütehassıs değilse de, "ictihad şûrâsı"nda bu konuda kendisine yardımcı olan hadis hâfızları vardır.26

Bazı hadisleri Hz. Peygamber'e ait oluşunda şüphe bulunduğu, başka bir deyişle hadisin sıhhatini tesbit için ileri sürdüğü şartlara uymadığı için reddetmiştir.27 Yoksa Ebû-Hanîfe, değil sahih hadisleri reddetmek, mürsel ve zayıf hadisleri dahi kıyasa tercih ederek tatbik eylemiştir.28

Başta yirmiyi aşkın Ebû Hanîfe müsnediyle Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’in eserleri olmak üzere musannefler ve diğer hadis mecmualarında Ebû Hanîfe’nin birçok rivayeti mevcuttur. Muvaffak b. Ahmed el-Mekkî, Ebû Hanîfe’nin yarısı hocası Hammâd’dan, yarısı da diğer şeyhlerden olmak üzere dört bin kadar hadis rivayet ettiğini belirtir.29

Ebû Hanîfe'nin aleyhinde bulunanların birçoğu bu dönemden sonra yaşamış kimselerdir. Nitekim Yahya b. Maîn (ö.233) zamanına kadar Ebû Hanîfe'nin cerhe uğramadığı, ancak Ahmed b. Hanbel mihnesi, yani halk-ı Kur'an meselesinden sonra muhaddislerin gruplara ayrılmasıyla, bu konuda herkesin önüne geleni söylediği belirtilmektedir.30

Kendi döneminde veya ondan kısa bir süre sonra, Ebû Hanîfe aleyhin­de konuştuğu bildirilen birçok kimsenin, aynı zamanda onun için övücü sözler sarfettikleri nakledilir. Mesela İmam-ı Malik, Sufyân-ı Sevrî, Süfyan b.Uyeyne, Şu'be, Yahya b. Maîn ve daha birçok kimsenin her iki türden ifadeleri nakledilmiştir. Bunun gibi, Hatib Bağdâdî’nin, "Tarih"inde, Ebû Hanî­fe aleyhine konuşanlar listesine aldığı bazı kimseler, onun şeyhinin şeyhle­rinden olan İbnu'd-Dahîl'in listesinde methedenler safındadır.31

Ebu Hanife'yi, muasırlarından ve kendi dönemine yakın yaşamış kim­selerden ta'dil edenleri/güvenilir ravidir diyenleri ihtiva eden şu geniş listeyi burada zikretmek yerin­de olacaktır:

1- Ebu Ca'fer Muhammed el-Bâkır 2- Hammad b. Ebî Süleyman 3- Mis'ar b. Kidam 4- Eyyüb es-Sahtiyânî 5- A'meş 6- Şu'be, 7- Süfyan es-Sevrî 8- Süfyan b. Uyeyne 9- Muğîre b. Miksem 10- Hasen b. Salih b. Hayy 11- Said b. Ebî Arûbe 12- Hammad b. Zeyd 13- Şerik el-Kâdî 14- İbn Şübrüme 15- Yahya b. Saîd el-Kattan 16- Abdullah b. Mübarek 17- Kasım b. Maan 18- Hucr b. Abdilcebbar 19- Züheyr b. Muaviye 20- İbn Cüreyc 21- Abdürrezzak 22- Şafii 23- Veki' b. Cerrah 24- Halid el-Vâsıtî 25- Fadl b. Musa 26- İsa b. Yunus 27- Abdulhamid el-Hımmânî 28- Ma'mer b. Râşid 29- Nadr b. Muhammed 30- Yunus b. İshak 31- İsrail b. Yunus 32- Züfer b. Hüzeyl 33- Osman el-Bettî 34- Cerîr b. Abdulhamîd 35- Ebu Mukatil Hafs b. Müslim 36- Ebu Yusuf el-Kâdî 37- Selim b. Salim el-Belhî 38- Yahya b. Âdem 39-Yezid b. Harun 40- İbn Ebî Rezme 41- Said b. Salim el-Kaddah 42- Şeddad b. Hakim 43- Hârice b. Mus'ab 44- Halef b. Eyyub 45- Ebu Abdirrahman el-Mukrî 46- Muhammed b. es-Sâib 47- Hasen b. 'Umâre 48- Ebu Nuaym Fadl b. Dukeyn 49- Hakem b. Hişam 50- Yezid b. Zeri' 51- Abdullah b. Davud el-Hureybî 52- Muhammed b. Fudayl 53- Zekeriyya b. Ebî Zaide 54- Yahya b. Zekeriyya b. Ebî Zaide 55- Zâide b. Kudâme, 56- Yahya b. Maîn 57- Malik b. Miğvel 58- Ebu Bekir b. Ayyaş 59- Ebu Halid el-Ahmer 60- Kays b. er-Rebi1 61- Ebu Kasım en-Nebil 62- Abdullah b. Musa 63- Muhammed b. Câbir 64- el-Asma'î 65- Şakîk el-Belhî 66- Ali b. Asım 67- Yahya b. Nasr.32

Bu listeye kitabında yer veren Kevserî, ne İbnu'd-Dahîl'in, ne de İbn Abdilberr'in Hanefi mezhebinden olmadıklarını belirtir.33

Ebû Hanîfe'yi ta'dil edenler arasında, Şu'be, Süfyân-ı Sevrî, Yahya b Maîn, Yahya b. Saîd el-Kattan gibi, ravileri cerhde sertlikleriyle tanınan34  kimselerin yer alması dikkat çekicidir. Üstelik Şu'be, Irak'ta hadis ricali üze­rinde ilk konuşan ve daha sonra cerh ve ta'dil konusunda alem kabul edilen bir kimsedir.35

Cerh ve ta'dil imamlarının başlıcalarından biri olan Yahya b. Ma'în de Ebû Hanîfe'yi açık bir şekilde tevsik edenlerdendir.36  Şöyle der: "O sika idi. Sadece ezberlediği hadisi rivayet eder, ezberinde olmayanı rivayet et­mezdi."37  Başka bir soru üzerine O, Ebû Hanîfe'nin sika olduğunu, kimse­nin onu zayıf saydığını duymadığını, Şu'be b. Haccac'ın, kendisine hadis ri­vayet etmesi için ona mektup yazdığını belirtir.38  Hadisçilerin Ebû Hanîfe'ye hücumda aşırı gittiklerini kabul eden İbn Maîn, "Ebû Hanîfe ya­lan söyler miydi?" diyenlere karşılık,
"O böyle şeylerden berî, şerefli bir kimseydi" demiş ve Ebû Hanîfe'nin hadiste doğru söyleyenlerden (sâdık) olduğunu ifade etmiştir.39

Yahya b. Ma'în (rh.a.)'in, Ebû Hanîfe (rh.a.) hakkındaki bu tevsik ve ta'dilini zikre­den Ebu Gudde, Buhari'nin, Müslim'in, Ebu Davud'un, Ahmed b. Hanbel'in ve Ebu Hâtim'in şeyhi olan bu cerh ve ta'dil imamının, zaman ve mekân ola­rak yakınlık, ashabı ile içli dışlı olma ve onlardan rivayette bulunma itiba­riyle Ebû Hanîfe'yi diğerlerinden çok daha iyi tanıyacağını belirterek kanaatim şöyle açıklar:

"Bu konuda, Ebû Hanîfe'nin vefatından asır veya asırlar sonra doğmuş Buhârî ve ona tabi olanların sözü değil, İbn Maîn'in sözü ge­çerlidir. Yahya b. Maîn konuştuğu zaman Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Adiyy, Dârekutnî ve diğerleri susarlar. Çünkü bunların hepsi, İbn Maîn'in ri­cal konusunda emsalsiz olduğuna şahittik etmişlerdir".40

Hadis hafızlarının büyüklerinden ve Ahmed b. Hanbel, İshak b. Râhûye, Yahya b. Maîn ve Ali b. el-Medînî'nin şeyhlerinden olan Yezid b. Hânın da Ebu Hanife'yi şöyle ta'dil eder:
"Bin âlime ulaştım ve çoklarından ilim aldım. Aralarında beş kişiden daha fakih, daha dindar ve daha âlim kimse görmedim. Bunların ilki Ebu Hanife'dir".41

Ebu Hanife'yi insanların en fakihi diye niteleyen talebelerinden Abdul­lah b. Mübarek de: "Kûfe'ye girdim ve âlimlerine şu beldenizde insanların en âlimi kimdir diye sordum. Hepsi birden: İmam Ebu Hanife dediler" de­mektedir.42 Bunları kaydeden Tehânevî, o zamanın ilminin Kur'an ve Ha­disten ibaret olduğunu, insanların en âliminin de Kur'an ve Hadisi en iyi bi­len kimse olduğunu belirtir.43

İbn-iHacerü’l Askalanî (rh.a.) der ki: “Zehebi ve başka hadis hafızlarının zirettiklerine göre Ebû Hanîfe (rh.a.) dör bin şeyhten hadis almıştır. Hadiste istina göstermedi diyenin, bu; ya hasedindendir, ya da (araştırmadaki) gevşekliğindendir. Hadiste itina göstermeyen bir kimse, ashabının kitablarında bilinen özel bir vecih üzere delilleri istinbat etmekte ilk olmasıyla beraber, nasıl sayılmayacak kadar fıkhî meseleleri çıkarabilir.”44 Cerh ve ta’dil imamlarından biri olan Yahya b. Ma’în (rh.a.), Ebû Hanîfe’yi açık bir şekilde ta’dil etmiş ve şöyle demiştir : “O sikaydı/güvenilirdi. Sadece ezberlediği hadisi rivayet eder, ezberinde olmayanı rivayet etmezdi.”45

Hadisçilerin Ebû Hanîfe’ye hücumda aşırı gittiklerini ifade eden Yahya İbn-i Maîn (rh.a.), “Ebû Hanîfe yalan söyler miydi?” diyenlere karşılık, “O böyle şeylerden uzak, şerefli bir kimseydi.” demiş ve Ebû Hanîfe’nin hadiste doğru söyleyenlerden (sâdık) olduğunu ifade etmiştir.46

Beşer nefsine tesir eden şeylerin etkisinden uzak kalmak (ismet) sadece Peygamberlere hastır. Ehl-i Sünnet âlimleri dini ve şeriatı muhafaza adına doğru bildikleri şeyleri en keskin cümlelerle de savunmuşlardır..Cümlelerdeki bu acılığı hak ve hakkaniyet adına tavizsizlik olarak yorumlamak mümkündür.. Bu yüzdendir ki cerh ve ta’dilde ravinin cerhi gıybet olarak görülmemiştir.. Bazen ölçünün kaçması kişilerin hata yapabilmesi her zaman mümkündür. İşte İmam Buharî, Et-Târîhu's-Sağîr'inde Nuaym b. Hammad yoluyla naklettiği bir ri­vayette Fezârî'nin şöyle dediğini kaydeder: "Süfyânu Sevrî'nin yanında idim. Ebu Hanife'nin ölüm haberi geldi. Süfyân:  "Elhamdülillah! O İslâmı il­mek ilmek çözen birisiydi. İslamda ondan daha uğursuz biri doğmamıştır." dedi.47
 

Süfyan'dan nakledilen bu haberi tenkit eden Kevserî, Sevrî’nin böylesi­ne pespaye bir ifade sarf etmiş olmasının tasavvur olunamayacağını ve senedde bulunan Nuaym b. Hammad'ın varlığının, bu haberin reddi için ye­terli olduğunu belirtmektedir.48 Çünkü Nuaym, Ebu Hanife'yi kusurlu gösteren hikâyeler uydurmakla itham edilmiştir.49 Nitekim Terâcim kitapları, umumiyetle Buhârî'nin, Ebû Hanîfe'ye cephe almasında Nuaym İbnu Hammâd el Mervezî'nin müessir olduğuna dikkat çekerler. Bu zat, Buhârî'nin sohbetine katıldığı kimselerden biridir. Başlıca hususiyeti de, Ebû Hanîfe'ye karşı beslediği aşırı taassubudur. Çünkü kendisi ehlü'l-hadîstir, sünneti takviye için hadîs bile uydurmaktadır. Ebû Hanîfe ise ehl-i rey bilinmektedir. Bu sebeple Nuaym, Ebû Hanîfe aleyhinde şenî yalanlar uydurmaktan çekinmemiş ve Buhârî'ye bu meselede müessir olabilmiştir. Nuaym'ın Sünneti kuvvetlendirmek (takviye) için hadis vazettiği ve Ebu Hanife'yi kötüleyen hikâyeler uydurduğunu hâlbuki bunların hepsinin yalan olduğunu Zehebî'den nakleden,50 Tehânevî, Buharî'den çok, onun şeyhi Nuaym b. Hammad'ı suçlar.51 Nitekim ona göre, Buharî'nin Ebu Hanife'ye cephe alışının başlıca se­bebi onun, Nuaym b. Hammad'la olan arkadaşlığıdır. Bu yüzden Buharî, Nu­aym'ın Ebu Hanife'ye karşı gösterdiği şiddetli taassuptan etkilenmiştir.52 Nuaym, Ebu Hanife'yi kusurlu gösteren hikâyeler uydurmakla itham edilmiştir. Nuaym'ın Sünneti kuvvetlendirmek (takviye) için hadis vazettiği ve Ebu Hanife'yi kötüleyen hikâyeler uydurduğunu hâlbuki bunların hepsinin yalan olduğunu Zehebî'den nakleden, Tehânevî, Buharî'den çok, onun şeyhi Nuaym b. Hammad'ı suçlar. Nitekim ona göre, Buharî'nin Ebu Hanife'ye cephe alışının başlıca se­bebi onun, Nuaym b. Hammad'la olan arkadaşlığıdır. Bu yüzden Buharî, Nu­aym'ın Ebu Hanife'ye karşı gösterdiği şiddetli taassuptan etkilenmiştir. Süfyan-ı Sevri'den İmam-ı Azam'ı cerhi değil tadil ettiği rivayet edilmiştir..Doğrusu da budur: İbn Hacer'in naklettiğine göre, Süfyân-ı Sevri şöyle demiştir:
"Ebu Hanife'nin önünde, şahin önündeki serçeler gibiyiz. O gerçekten âlimlerin efendisidir."53 Nitekim Ebu Yusuf, Sevri’nin Ebu Hanife'ye bağlılıkta ken¬disinden ileride olduğunu" belirtmiştir. 54

İmam Kadı Kudat Taceddin es-Subki eş-Şafii ‘Cem’ul Cevami’ adlı usulu fıkıh kitabının sonlarında55 şöyle demiştir : “Biz inanıyoruz ki; Ebû Hanîfe, İmam Malik,İmam Şafii ve Ahmed İbn-i Hanbel,Süfyan,Evzai,İshak b. Rahuye, İbn Cerir ve diğer Müslüman imamlar (önder alimler) , akait ve diğer ilimlerde Allah’ın hidayeti üzerinedirler.’’56

Münekkit âlimler ile önde gelen muhaddisler onun hadis öğrenmeye önem verdiğini, bu amaçla yolculuklara çıktığını ve bu uğurda nice sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını anlatmışlardır.57

Hafız Hatîb Târîhu Bağdât’ında Ebu Mutî’den de şunu nakletmektedir: “Ebû Hanîfe bize şunu anlattı: Emîrulmüminîn Ebû Ca’fer’in huzuruna girdim. Bana “Ebû Hanîfe! İlmi kimlerden aldın?” diye sordu. Ben de “Hammâd vasıtasıyla İbrahim en-Nehaî’den aldım. O da Ömer b. el-Hattâb, Ali b.Ebî Tâlib, Abdullah b.Mes’ûd ile Abdullah b.Abbas’ın öğrencilerinden almış.”dedim. Ebû Ca’fer “Bravo, aferin Ebû Hanîfe. Öğrendiklerini iyi ve mübarek insanlara dayandırarak sağlam bilgi almışsın.” dedi.58

Ebu Cafer Şirazi, Şakik Belhi’den “Ebû Hanîfe insanların en âlimiydi.’’ Sözünü aktarır.59 Abdullah İbn Mübarek şöyle demiştir: “Küfe’ye gidip buranın en bilgini kimdir diye sordum. Hepsi birden İmam EbûHanîfe cevabını verdi.’’60

Ebû Hanîfe’nin hadis muktesebâtı noktasındaki cerhler ise aslen tetkîke tâbi tutmaya dâhi gerek duyulmayacak seviyede iddiâlardır. Zîra mezheb imamı olmuş ve dinde müctehid olan birisinin hadis ezberinin az olduğunu söylemek insaf ehli bir tutum olmasa gerektir. Ebû Hanîfe’nin hadis bilgisinin enginliğini anlamak için iki büyük talebesi olan İmam Muhammed ve İmam Ebû Yûsuf’un Kitâbu’l-âsârları ile Ebû’l-Müeyyed Muhammed b. Mahmud el-Havârizmî’nin Ebû Hanîfe’den rivâyet edilen on beş değişik Müsnedi tekrarları çıkararak cem ettiği Câmi‘u mesânîdi Ebî Hanîfe eserine bakarak anlamak yeterli olur. Kûfeli zâhid Abdullah İbn Dâvud el-Huraybî (v. 213/828), “Ebû Hanîfe hakkında insanlar ehl-i haseddir veya ehl-i cehâlettir!” tesbitinde bulunur. Aynı şekilde Endülüslü Mâlikî âlim İbn Abdilberr (v. 463/1070), meşhur muhaddislerin, Ebû Hanîfe hakkında sarf ettikleri övgü ve takdir ifadelerine yer verdikten sonra onun, bazı hadisçilerin Ebû Hanîfe’yi tenkitte aşırı gittiklerini söyleyerek şu değerlendirmeyi yapması dikkate şâyandır: “Bununla birlikte Ebû Hanîfe, ince anlayış ve kavrayış çabukluğundan dolayı hased edilmiş idi. Bu kitapta biz, onun durumundan haberdar olmak isteyene imkân veren bilgi ve malzemeleri övgüsüyle yergisiyle zikrediyoruz. Allah bizleri haset edenlerin şerrinden muhafaza buyursun. Âmîn Rabbe’l-âlemîn!”61

Ebû Hanîfe’nin fetvâ ve ictihâdlarına mesnet teşkil edecek şekilde kullandığı hadislerin sayısı hayli fazladır. Onun, farklı zaman ve mekânlarda hem teorik hem pratik çerçevede hadis ve sünnete olan bağlılığını gösterdiği bilinir. Nitekim Ebû Hanîfe’nin ilim meclisinde hadis okunduğunu gören Kûfeli biri ona “Bırakın şu hadisleri de Kur’an’ı esas alın!” der. Bunun üzerine Ebû Hanîfe, “Eğer sünnet olmasaydı, hiçbirimiz Kur’an’ı anlamazdık” (levle’s-sünne mâ fehime ehadün minnâ el-Kur’ân) diyerek adamı uyarır. Ama buna rağmen Ebu Hanife (r.a.) karşıtlarının ortak buluşma noktası Ona hadisle alakalı yönelttikleri tenkitler olmuştur. Onlara göre İmam Ebû Hanîfe (rh.a.) az hadis bilen ve görüşünü hadise tercih eden bir ilim adamıdır. Bu iddialara cevap vermek gerekirse şunlar söylenebilir:  Her şeyden önce Ebû Hanîfe’nin (rh.a.) az sayıda hadis bildiği meselesi hilafı hakikat bir iddiadır. Çünkü hadis otoriteleri Onun hadiste “İmam” olduğuna Şehadet etmektedirler. Ebu Hanife’nin (r.a.) hadis ilminde geniş bir malumata sahip olduğunu söylenen alimler arasında Ebu Davud, Tirmizi, Hakim, Beyhaki, İbn Kayyım, İbn Kesir62 gibi büyük hadisçiler vardır. Muarızlar Ebu Hanife’nin bildiği hadislerin sayılı olduğunu iddia ederlerken Onun talebelerinden Hasan b. Ziyad “Ebu Hanife’nin iki bini Hammad’tan, iki bini de diğer hocalarından olmak üzere dört bin hadis rivayet ettiğini” bildirmektedir.63

Ebû Hanîfe’nin (rh.a.) -diğer üç imam gibi- bizzat tedvin ettiği bir hadis kitabının olmamasını istismar edenlere karşı Muhammed b. Mahmud el- Havârizmî İmam-ı Azam’a ait hadisleri cem eden bir “Müsned” telif ederek cevap vermiştir. Müellif, Müsned’in hadislerini 15 büyük hadis âliminin Ebû Hanîfe’nin hadislerini bir araya getirdiği müsnedlerinden oluşturmuştur.64 Muvaffak Mekki, Ebû Hanîfe’nin el- Asardaki rivayetleri (el- Asar, Ebu Yusuf ve Muhammed’e ait aynı adı taşıyan iki ayrı mecmuadır ki, Ebû Hanîfe’den rivayet edilen hadisleri muhtevidirler.) 40 bin hadis arasından seçtiğini nakletmektedir.65Aliyyu’l Kârî (rh.a.) “el- Cevahiru’l Mudiyye” ye ek olarak basılmış olan “Menakıb”ında, Muhammed b. Sem’a (rh.a.) de “Ebu Hanife” adlı eserlerinde İmam Ebû Hanîfe’nin 70 bin  küsûr hadis zikrettiğini ve “el- Âsâr” adlı eserini 40 bin hadisten seçerek meydana getirdiğini rivâyet etmiştir.66 Ulemadan ez- Zebidî “Ukudu’l Cevahiri’l Munife” de şunu rivayet etmiştir: “Yahya b. Nasr (rh.a.)  şöyle demiştir: Ebû Hanîfe’nin yanına vardım. Ev kitaplarla dolu idi. Bunlar ne? dedim. “Bunların hepsi hadistir, bunlardan ancak faydalanılabilecek pek az miktarını rivayet ettim” dedi.67

 

Hadise bu derece vukufiyeti olan Ebû Hanîfe (rh. a.) niçin rivayetini 4 binlerle sınırlandırmıştır? Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, Ebû Hanîfe ahad olarak rivayet edilen hadisleri kabulde herkesten daha fazla titiz davranmıştır. Çünkü Onun yaşadığı dönemde zındıklar ve bidatçiler sürekli hadis uydurmakta idiler. İkincisi ise, Ebû Hanîfe muhaddislerin adeti olduğu üzere oturup hadis rivayet etmemiştir.68 Fakat muhaddislerin ameliyesinden daha mühim bir vazife ifa etmiştir ki, o da hadisleri tahlil edip onlardan Şeriatın maksatları çerçevesinde hükümler çıkarmaktır. Şafii ulemasından Muhammed b. Yusuf es-Salihi bu noktada Şunları söylemektedir: “Ebû Hanîfe (r.a.), hüküm çıkarma ile meşgul olduğundan çok sayıda hadis bilmesine rağmen rivayeti fazla olmamıştır. Aynı sebepten dolayı İmam Malik ve Şafi‘den rivayet edilen hadisler de bildiklerine oranla azdır. Bu durum sahabe için de geçerlidir. Nitekim geniş malumatlarına rağmen Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.) gibi büyük sahabilerin rivayet ettiği hadisler onların derecelerinde olmayanlara nisbetle az olmuştur.”69 Aslında Onun çözüme kavuşturduğu binlerce mesele, hadis ilmindeki vukufiyetini gözler önüne sermektedir. Nitekim Muhammed Zahid Kevseri de bu noktaya dikkat çekmektedir: “Ebû Hanîfe‘nin çok hadis bildiği fıkıh baplarında zikrettiği delillerden ve seçkin talebeleri tarafından tedvin edilen 17 müsnetteki hadislerinden anlaşılmaktadır.”70

Şemsu’l eimme Serahsî (rh.a.) Usûlu’l-Fıkh’ında şöyle demektedir: “İmam Ebû Hanîfe kendi döneminde hadisi en iyi bilen insandı. Ravinin hadisi hakkıyla zabtetmiş olma şartını aradığından dolayı naklettiği hadisler az olmuştur.”71

İmam-ı Kâsânî (rh.a.) de, Bedâiu’s-Sanâi’ adlı eserinde şöyle demektedir: “Ebû Hanîfe hadis sarraflarından idi. Onun takip ettiği metod şuydu: Haberleri vahid de olsalar kıyasa tercih ederdi. Aradığı şart ravinin adil olması, bu yönünün açıkça bilinmesiydi.”72

İmam-ı Suyuti:  Kitabını tanıtırken şöyle diyen Suyuti , “Hadis hafızlarını içeren ‘Tabakâtu’l-Huffâz’ adlı bu kitap, Nebevî ilmi taşıyan, adil kabul edilmiş, ravilerin güvenilir veya zayıf kabul edilmesinde keza hadislerin zayıf veya sahih sayılmasında değerlendirmelerine müracaat edilen kişilere yönelik bir çalışmadır…”   sonra Tabakâtu’l-Huffâz adlı eserinde Ebû Hanîfe’yi zikretmiştir.73 Hadis ilmi ile tüm dünyada tanınan Hafız Suyuti, Ebû Hanîfe’yi o kitabından zikretmesi, Ebû Hanîfe’nin hadis alanındaki konumunu gösterir.

İmam Ebû Hanîfe hafız, hüccet ve fakih bir insandı. Çok hadis rivayet etmemişti çünkü ravilerle, hadis alımıyla, rivayetlerin kabulüyle ilgili koyduğu şartlar ağırdı. Ebû Hanîfe’nin, bu işin üstadı olduğu, büyük ilim merkezlerindeki imamlarından keza hadis hafızlarının önde gelenlerinden biri olduğu bir gerçektir. Hadis ilmiyle meşgul olan bir insanın Ebû Hanîfe’yi bilmemesi düşünülemez. O, ravilerin güvenilir veya zayıf kabul edilmesinde, hadislerin sahih veya zayıf diye değerlendirilmesinde görüşlerine müracaat edilen zevattandır. O Kitap ve sünneti en iyi bilenlerden biridir.74

İbn-i Teymiyye (rh.a.) der k: “Hanefi ulemasından İmam-ı Tahavi, İmam-ı Buhari’den daha büyük bir hadisçidir. İmam-ı Tahavi de, hadis ilminde İmam Ebû Hanîfe’nin çömezi bile olamaz. Nedeni şu: İmam-ı Ebû Hanîfe, İmam-ı Tahavi kadar hadis vermedi. Ama o, hadis denizinin içinde yaşıyordu.

Her kim, Ebû Hanîfe’nin veya müslümanların imâmlarından bir başkasının, kıyas veya başka bir şeyden dolayı sahîh hadîse kasıtlı muhalefet ettiklerini zannederse, şubhesiz ki onlar hakkında hata etmiş, ya zan ile ya da hevâ ile konuşmuştur.”75

İmam Ebû Hanîfe, Abdullah b. Mes'ûd başta olmak üzere Kûfe'de tavattun etmiş bulunan Sa'd b. Ebî Vakkas, Huzeyfe b. el-Yemân, Ebû Mûsa el-Eş'arî, Ammâr b. Yâsir, Selmân el-Fârisî… gibi büyük sahabîlerin (Allah hepsinden razı olsun) ilmini tevarüs etmiştir. Tarih, bu büyük sahabîlerden sadece İbn Mes'ûd'un ve talebelerinin Kûfe'de yetiştirdiği alim sayısının 4 bin olduğunu kaydediyor.76 el-İclî, Kûfe'ye yerleşen sahabî sayısını 1500 olarak vermektedir. Muhammed Zahid el-Kevserî merhum, Hz. Ali ve Abdullah b. Mes'ûd (r.anhuma) tarafından Kûfe'de yetiştirilen Tabiun kuşağına mensup âlimlerden ileri gelen bazılarının listesini zikretmiştir ki,77 İmam Ebû Hanîfe'nin, ilmî müktesebatını nasıl bir ilmî servet üzerine kurduğu hakkında fikir edinmek isteyenler için oldukça doyurucudur.

İmam'ın meşhur iki talebesinin bugün elimizde bulunan Kitâbu'l-Âsâr isimli eserleri. Her ikisi de matbu ve mütedavel olan bu eserler, İmam'ın az hadis bildiği ve hadise itibar etmediği iddialarını boşa çıkaran en canlı şahit konumundadır. Fıkıh bablarının dayandığı ve İmam'ın kendi senedleriyle nakledilmiş rivayetlerden oluşan bu eserler ortadayken hala bazı çevrelerin "Ebû Hanîfe Hadis'te zayıftı, az hadis biliyordu, hadise itibar etmiyordu" gibi asılsız ithamları tekrar edip durması, akla önyargı ve taassup illetlerini getirmektedir. Kişi ile ulema arasındaki hicab, önyargıdır.

Ebu'l-Müeyyed el-Havârizmî'nin Câmi'u Mesânîdi'l-İmâm Ebî Hanîfe isimli derlemesi de bu meyanda anılmalıdır. İki cilt halinde matbu bulunan bu eserin ilmî kıymeti, İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'in Âsâr'larına oranla ikinci sırada gelmektedir. Zira bu eserde yer alan rivayetlerin İmam'a aidiyeti, rivayetlerin senedlerinde ondan sonra yer alan ravilerin güvenilirliğiyle doğrudan ilişkilidir. Ancak bu durum Âsâr'lar için söz konusu değildir. Onların mezhebin iki büyük imamına aidiyeti konusunda herhangi bir şüphe söz konusu değildir.

İmam Ebû Hanîfe'nin Hadis'e muhalefet ettiği iddiası, İslâm uleması tarafından delilleriyle reddedilmiştir. İmam Ebû Hanîfe'nin mezhebini diğerlerine tercih ve tenkitlere cevap mahiyetinde pek çok çalışma yapılmıştır ki, İmam Ebû Yusuf'un er-Redd alâ Siyeri'l-Evzâ'î'sinden, İmam Muhammed'in Kitâbu'l-Hücce alâ Ehli'l-Medîne'sine, Sirâcuddîn el-Gaznevî'nin el-Gurretu'l-Münîfe'sinden, Sıbtu İbni'l-Cevzî'nin el-İntisâr li İmâmi Eimmeti'l-Emsâr'ına ve Muhammed Murtaza ez-Zebîdî'nin Ukûdu'l-Cevâhîri'l-Münîfe'sine kadar –hepsi de matbu olan- pek çok eser örnek olarak zikredilebilir. Muhammed Zâhid el-Kevserî merhum “Te´nîbu´l-Hatîb” adlı muhalled eserinde İmam Ebû Hanîfe (rh.a.)’e hadis hususunda yönetilen bütün iddiaları büyük bir vukufiyet ve dirayetle cevaplandırmış ve İmam´ın, bu ithamların tamamından beri olduğunu mukni delillerle ortaya koymuştur. Dileyen oraya müracaat edip geniş malumat edinebilir.

İmam Ebû Hanîfe’ye; el-Buhârî ve Müslim gibi Hadis imamlarının hocası durumundaki Ebû Bekr b. Ebî Şeybe tarafından tenkid yapılmıştır. el-Musannef isimli meşhur eserinin bir cildinde "Kitâbu'r-Redd alâ Ebî Hanîfe" adını verdiği özel bölümde "Bu, Ebû Hanîfe'nin Hz. Peygamber (s.a.s.)'den Gelen Rivayete Muhalefet Ettiği Hususlar(ı ihtiva eden bölümdür) diyerek 125 bab zikretmiş, her bir babda birkaç rivayet zikrettikten sonra İmam Ebû Hanîfe'nin o rivayetlere aykırı hüküm verdiğini söylemiştir.78 Bu 125 meseleye, tarih içinde çeşitli cevaplar verilmiş ise de, bunlardan günümüze kadar gelebilen olmamıştır. Muhammed Zâhid el-Kevserî merhumun muhalled eserlerinden en-Nüketu't-Tarîfe79 bu iddialara eldeki en kapsamlı cevabı oluşturmuştur. Müellif merhum, vardığı sonucu eserinin giriş kısmında şöyle özetlemektedir:  İmam Ebû Hanîfe'nin çözüme bağladığı meselelerin adedi konusunda zikredilen en küçük rakam 83 bin'dir. İbn Ebî Şeybe'nin zikrettiği 125 meselenin tamamında İmam'ın hata ve hadise muhalefet ettiği bir an için kabul edilse bile, bunun, toplama oranı 664'te 1'dir. İbn Ebî Şeybe'nin zikrettiği 125 meselenin % 50'sinde muhalif rivayet söz konusudur. Yani İmam Ebû Hanîfe ayrı bir rivayeti, İbn Ebî Şeybe ayrı bir rivayeti esas almıştır. Geriye kalan % 50'yi 5'e ayırırsak, ilk 5'te 1'lik kısımda haber-i vahid'in Kur'an ayetiyle çatışma arz etmesi söz konusu olduğu için İmam, Kur'an ayetini esas almış hadisi ise tevil etmiştir. İkinci 5'te 1'lik kısım ahad haberden daha güçlü ("meşhur" gibi) rivayetler sebebiyle ahad haberin terk edildiği durumları anlatmaktadır. Üçüncü 5'te 1'lik kısımda aynı rivayetten farklı anlam/hüküm çıkarma söz konusudur. Yani İbn Ebî Şeybe de İmam Ebû Hanîfe de aynı hadise dayanmaktadır. Ancak anlayış ve yaklaşım tarzlarındaki farklılık sebebiyle çıkardıkları hükümler farklıdır. Dördüncü 5'te 1'lik kısımda İbn Ebî Şeybe, hadise muhalif olarak gördüğü hükmü İmam Ebû Hanîfe'ye nisbette hatalı davranmıştır. Yani mezhep kitapları esas alındığında, İmam Ebû Hanîfe'nin, İbn Ebî Şeybe'nin kendisine nisbet ettiği görüşü benimsemediği anlaşılmaktadır. Nihayet en fazla son 5'te 1'lik kısımda İmam'ın hadise muhalif hüküm verdiği söylenebilir. Bu demektir ki, İbn Ebî Şeybe'nin 125 olarak takdim ettiği "hadise muhalif" içtihadlarının adedi 12 civarındadır.

Kendisinden rivâyet edilen müsnedler, İmâm Malik (r.a.) ve diğer muhaddislerden önce, hadisleri fıkıh konularına göre, onun tasnif ettiğini göstermektedir. Bunlardan başka, yukarıda zikrettiğimiz üzere Ebû Hanîfe (r.a.), bir hadis veya bir meseleyi araştırmak amacıyla ilmî seyahatler de yapmıştır. İmam Ebû Hanîfe (rh.a.)’in etrafı hadisleri rivayet edenlerle doluydu. İbn Kerame (rh.a.) demiştir ki: “Biz bir gün Veki’nin yanındaydık. Adamın biri ona, Ebû Hanîfe’nin hata ettiğini söyledi. Veki cevaben: “Kıyasta Ebu Yusuf ve Züfer; hadis hıfzında İbn Ebu Zaide, Hafs b Gıyas, Hibban ve Mendel; Arap dilinde Kasım b Maan; zühd ve takvada Davud-i Tai ve Fudayl gibi zatlar yanındayken Ebû Hanîfe nasıl olur da hata edebilir? Meclis ve çevresinde bu gibi zatlar varken, bir kimsenin hata yapması düşünülemez. Çünkü hata yapacak olsa hemen bu zatlar geri çevirirler.” demiştir.80

İmam Ebû Hanîfe (rh.a.), hadis denizi içinde yaşamıştır. Çevresi hadis rivayet edenlerden meydana gelmiştir. Ebû Hanîfe’nin hadis muktesebâtının genişliğini anlamanın başka bir yolu da yetiştiği bölgenin ilmî zenginliğine vâkıf olmaktır. Râmehurmûzî’nin bildirdiğine göre Enes b. Sîrin şöyle dedi: “Kûfe’ye geldim ve orada hadis tahsil eden dört bin kişi ve dört yüz tane fakîh gördüm.’’81 Yine Râmehurmûzî, Affân’dan; “Bir grubun falanın ve filanın kitaplarını istinsah ettik dediklerini işittim. Affân’sa şöyle diyordu: “Bu gibi insanlar iflah olmazlar. Birine gelirdik başkasının söylemediği şeyleri işitirdik. Kimisine de gelir ötekisinde olmayan şeyleri işitirdik. (Bir ara) Kûfe de dört ay kaldık. Şâyet isteseydik yüz bin hadis yazardık. Biz (Şifâî olana razı olmadığımız ) ancak imlâya râzı olduğumuz halde elli bin kadar hadis yazdık. Ancak Şerik (çok hadis almamıza) engel oldu. Kûfe’de Arapçası bozuk ve hadis rivâyetinde gevşeklik gösteren kimseye rastlamadık.”82 Affân gibi hadiste böylesine titiz davranan kişinin dahî dört ayda elli bin hadis yazdığı Kûfe’de Ebû Hanîfe’nin bu engin denizden faydalanmadığını iddia etmek insaf ehli bir tutum olmasa gerektir. Bundan ötürüdür ki insaf ehli âlimler tarafından İmam Ebû Hanîfe (rh.a.), hadis rivayet eden muhaddislerin şeyhi kabul edilmiştir. Çünkü hadis hususunda İmam Ebû Hanîfe (rh.a.)’de bulunan meziyetler başkalarında yoktu. İmam Ebû Hanîfe (rh.a.) hem hadisin isnadını, hem metnini ve hem de fıkhını biliyordu. İslâm’a hizmetin bir abidesi olması münasebetiyle asırların müctehididir, muhaddislerin şeyhidir. İnsaf ehli ulema nezdinde İmam Ebû Hanîfe (rh.a.) denildiği zaman “Şeyhu’l Muhaddisin” akla geliyordu.  İmam Ebû Hanîfe, Şeriat-ı Muhammediye’ye hizmet etmenin bir rükn-ü azamıdır. İmam-ı Azam Ebu Hanifenin, Şeriat-ı Muhammediyeye hizmet hususunda, sahabeden sonra dengi olmadığını, diğer müctehid imamların da üstünde olduğunu söylememiz, malumu ilam kabilindedir. Fazilette, irfanda ve fikirde bir ferd-i ferit olduğunu çoğu fukaha kabul ve itiraf etmektedir. Sanki Ebû Hanîfe Hazretleri, İslâm dininin değerlerini himaye etmek için yaratılmıştır. Ebû Hanîfe, topu topu yarım yüzyıl içinde, nurun nasıl zulmete dönüştüğünün en tipik örneği olan bir çağda yaşamıştır.  Devrim ve karşı-devrimlerin, zulmün, kargaşanın, ihanetlerin, kıyam ve kıyımların hiç eksik olmadığı Kûfe gibi ilginç bir yerde doğup büyümüş; zulümlere, kıyamlara tanık olmuştur. Haccac döktüğü kanda boğulduğunda on beş yaşındadır. Ömer b. Abdülaziz’in kısa fakat örnek yönetimini görmüştür.  Olumlulukları, yapılan güzel ve hayırlı işleri takip ve takdir etmekle birlikte asla statükocu ve halktan kopuk biri değildir. İmam Ebû Hanîfe (rh.a.) saray mollası değil, saray sultanlarına iltifat ve itibar etmeyen meydan ulemasının örnek ve önderidir.

İmam Ebû Hanîfe (rh.a.) zalim yönetimlerin, kraliyetlerin tekliflerine, emir ve talimatlarına boyun eğmemesi, bu hususuta şehadeti pahasına bir hassasiyet ortaya koyması, düşmanlarının çoğalmasına, ilmi yönde yersiz ve haksız saldırılara maruz kalmasına sebep olmuştur. İmam Ebû Hanîfe üzerinde yoğunlaşan tenkitler, dönemin ilmi hayatını, fikri ve siyasi çalkantısını yansıtması bakımından hayli önemlidir. Öncelikle Irak (Bağdat ve Basra) merkezli "i´tizal" hareketi, itikadî sahada derin sarsıntılar meydana getirmektedir. Cedelci kişilikleri dolayısıyla Mu´tezilîler, konuştukları sıradan insanları kolaylıkla etki altına alabilmektedirler. Toplumsal doku için hayli tehlikeli olan bu akım karşısında topluma önderlik edenler, insanları onlarla konuşmaktan, bir araya gelip oturmaktan titizlikle sakındırma gayreti içinde olmuşlardır. Büyük imamlardan Kelam ilmiyle iştigalden veya Kelamcılar´la hemhal olmaktan sakındırma babında nakledilen sözleri bu bağlamda değerlendirmek gerekir.  Tam karşı cephede yer alan Hadisçiler dönemin fotoğrafındaki ikinci aslî unsur olarak temayüz etmektedir. Aralarında rivayetlerin ihtiva ettiği anlamlara ve Fıkhu´l-Hadis´e fazla ihtimam göstermeyen, bütün mesaisini rivayetleri olabildiğince fazla tarikten toplama işine sarf eden "nakale-i ahbar" ve "zevamil-i esfar"ın da bulunduğu Ehl-i Hadis, re´y, kıyas vb. kavramlardan hazzetmeyen, bunları ve temsil ettikleri çizgiyi hep "tekinsiz" bulan bir anlayışı temsil eder durumdadır.  Ne var ki itikadî bakımdan bunlar arasında da en az Mu´tezile kadar tehlikeli istikametlere gidenler bulunduğu bir vakıadır. Ehl-i Hadis içinde teşbih ve tecsim inancına meyledenlerin, hatta fiilen bu inancı benimseyenlerin bu tutumunun temelinde rivayetlerin manalarına nüfuz edememe, bir de rivayetlerin mana ile nakli bulunmaktadır. Bilhassa itikadî sahaya taalluk eden müteşabihat türü rivayetleri Şer´î prensipler ve İslamî akıl süzgecinden geçiren Sünnî Kelamcı çizgiyi Sünnet´e/Hadis´e ittiba ve "teslimiyet" adına en acımasız ithamlarla zemmedenler, elbette bu Ümmet´in yarısının, hatta üçte ikisinin83 metbuu durumundaki İmam Ebû Hanîfe´nin üstünü çizmekte de bir beis görmeyecek, hatta bunu dinî bir sorumluluk adedecektir. Tabii ki bu, selefilik adına Selef-i Salihine karşı savaştır. Ebû Hanîfe (rh.a.) birden fazla sahabeyle görüşmüştür. Onlardan rivayetlerde bulunmuştur.84 Sahâbelerle görüşen, onlardan hadis rivayet eden imam Ebû Hanîfe (rh.a.) Selef-i Salihindendir. İmam Ebû Hanîfe’den hadis ve fıkıh öğrenip gereğini yerine getirenler de selef-i salihinin izindedirler. Ona dil uzatanlar “ehl-i selef” değil, “ehl-i telef” tirlerdir.

İmam Ebû Hanîfe (rh.a.) fıkıh ilminin babası, hadis ilminin de hocasıdır. Bugün “Selefilik”, “Hamiyet-i diniyye” adına hadis öğrenmenin gereğine işaret eden birçokları “Biz ne Ebû Hanîfe (r.a.)’in, ne de fıkıh bilginlerinin görüşünü alırız. Biz, doğrudan doğruya hadisi alırız. Sünnet toplanmış, kitaplara geçirilmiş ve artık sünnete başvurmak kolay hale gelmiştir.” demektedirler. Bunlar, kendilerine ulaşan sünnet, ilk dönem âlimlerine ulaşan sünnetten çok daha fazla ve ellerindeki hadislerin fıkıh bilginlerinin nezdindeki hadislere muhalif olduğunu zannetmektedirler. Oysa bu düşünce katmerli bir cehalet ve insanı günaha sokucu bir inattır. Hatta böyle bir davranış çeşitli vesilelerle ve olanca güçleriyle bu dini ortadan kaldırmaya uğraşan misyonerliğin, masonluğun ve oryantalizmin peşinden gitmektir. Onların çağımızda başvurdukları araçlar çoktur. Önce Mutezile mezhebinin kitaplarını, dinsizlerin eserlerini, arsız ve hayâsız edebiyat kitaplarını ve adına halk hikâyeleri dedikleri İslâm asrındaki insanları birer cahil ve geri zekâlı olarak tasvir eden hayalî hikâye kitaplarını bastırdılar ve sonunda müslümanların safları arasına ayrılık ve fırka tohumlarını eken kalemleri ve düşünürleri kiraladılar. Bu girişimlerine de hür düşünce veya ciddi girişimler elbisesini giydirdiler. Amaçları mezhepsiz bir dine veya mezhepleri birleştirmeye ulaşmaktır. Bununla da kalmadılar. İslâm tarihini karalamaya, kahramanlarına dil uzatmaya, İslâm’ın bayraklaşmış önde gelen imamlarını karalamaya başladılar. Maksatları müslümanlarla fıkıh bilginleri ve uleması arasındaki güveni sarsmaktı. Çünkü onlar çok iyi biliyorlar ki bizim sonumuz ulemamıza olan güveni kaybetmemizde yatmaktadır. Ne zaman ulemaya güvenimizi kaybedersek herşeyimizi yitiririz. Yıkılırsa ne ecdadımızın binası gibi bir bina yapabiliriz ve ne de yıkılan binayı eski haline getirebiliriz. Çünkü ecdadımızın yaptığı medeniyet-i İslâmiyye binasını sadece bir kişi yapmadı, tam aksine uleması yaptı. Ümmetin uleması bir asır veya bir nesilden ibaret değildir. Tam tersine geçmiş bütün asırların ve birbirini izleyen nesillerin bu binada payı vardır. Medeniyet-i İslâmiyye’nin işçiliğini ve bekçiliğini yapan Müctehidlerine ve Mücahidlerine sahip çıkmayan bir ümmetin istiklali ve istikbali olmaz. Hadis ilmi konusunda İmam Ebû Hanîfe’yi cehaletle suçlayıp devreden çıkarmaya çalışan “selefilik” hareketi kendini ve başkalarını zehirlemekten öteye geçemez. Hadis kitapları eczane, içindeki hadisler de ilaçlardır. Müctehid imamlar da bu ilaçların ne şekilde ve nasıl kullanılacağının reçetesini yazan İslâm ümmetinin doktorlarıdır. Eczanedeki bütün ilaçlar faydalıdır. Ancak eczanede gördükleri bütün ilaçları doktora danışmadan yemeye ve yedirmeye kalkışanlar, kendilerini ve başkalarını zehirlemeye çalışan hastalardır. Bunların acilen tedaviye ihtiyaçları vardır.

Dipnot

1-Muhammed Zahid el-Kevserî, Te’nibu’l-Hatib ala Ma Sakehu fi Tercemeti Ebi Hanifete mine’l-Ekazib, Sh: 276

2- İbn Adiyy, el-Kâmil, VII, 10

3- el-Hatîbu'l-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, XIII, 382-3

4- İbn Hibbân, Kitâbu'l-Mecrûhîn, III, 64

5- İbnu'l-Cevzî'nin de el-Muntazam'da, V, 188

6-Hatibu’l Bağdadî, Tarîhu Bağdad c. XIII, Sh: 368

7-İbni Abidin Hâşiye 1/63, Resmul-Müfti 1/4, Şeyh Salih el-Fellâni İkaz’ul-Himem, Sh: 62

8-İbni Abdilberr el-İntika fi Fedaili’s-Selaseti’l-Eimmeti’l-Fukaha 145, İbnu’l-Kayyim İ’lamu’l-Muvakkıîn 2/309, İbni Abidin el-Bahru’r-Raik’in Haşiyesi 6/293, Resmu’l-Müfti 29, 32, Şarani el-Mizan 1/55, Abbas ed-Dûrî İbni Main’in Tarihinde 6/77/1; el-Mekkî, Menâkıb, I, 74-78; Zehebî, Menâkıb, 20-21; M. Ebû-Zehra, Târihü'l-fıkh, II, 161; A. Emin, Duha'l İslâm, II, 185 vd.

9-el- Mizanu’l Kübrâ (İmam-ı Şa’rânî) C:1, Sh: 51

10- İbn Abdilberr. el-İntika, Sh: 144

11- İbn Abdilberr. el-İntika, Sh:145

12- İbn Abdilberr. el-İntika, Sh: 141

13- Süyuti, Tebyiz, Sh: 28

14- İmam-ı Şa’rani, Mizanü’l Kübrâ, C: I, Sh: 53

15- İbn Haldun, Mukaddime, 444-445

16- Ahbâru Ebî Hanife ve Ashâbih(Abdülvahid Saymerî) Sh: 25

17- Tehânevî, Ebu Hanife, Sh: 12

18- Tehânevî, Ebu Hanife, Sh: 13

19- Tehânevî, Ebu Hanife, Sh: 16

20-  Dehlevî, Hüccetüllahil-Bâliğa, I, 104-105

21- Tehânevî, Ebu Hanife, Sh: 17

22- Tehânevî, Ebu Hanife, Sh: 18

23- İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, VI, 368

24- M. Zâhidü'l-Kevserî, Te'nib, Sh: 82 vd.

25- İbn Haldûn, Mukaddime, Sh: 388

26- M. Zâhidü'l Kevserî, Te'nib, Sh: 152

27-İbn-iTeymiyye, Raf'u'l-Melâm, 87 vd.

28- İbn Hazm. el-İhkâm, Sh: 929

29- Menâkıbü Ebî Hanîfe, Sh: 84-85

30- Keşmîrî, Feyzul-Bârî, I, 169

31- Krş. Bağdadi, Tarih, XIV, 369-370 ve Te'nîb, Sh: 33

32- Te'nîb, 33; el-İntika 122-137. İbn Abdilberr bu listede yer alan isimlerden 26 sının Ebu Hanife hakkındaki övgülerini kendisine ulaşan senedleriyle birlikle zikretmiştir. Ayrıca bıı listeyi ona şeyhi Hakem b. Münzir'in, Ebu Yakub Yusuf b. Ahmed b. Yusuf el-Mekkî (İbnu'd-Dahil) den naklettiği, adıgeçen şahsın bu isimleri kendisine ait "Fedâilu Ebi Hanife ve Ahbârihi" isimli kitabından derle­diğini belirtmiştir. (Bkz. el-İntika, I37)Ebu Hanife'yi övenlerin bir listesi için ayrıca bkz. Târihu Bağdad, XIII, 336-348; et-Tabakatu's-Seniyye, I, 95-105

33-  Muhammed Zahid Kevserî, Te’nîbü’l Hatîb, Sh: 34

34-  Bkz. Laknevî, er-Refu ve’t-Tekmil 275, 306

35- Tehânevî, Kavâid, 195 (2 nolu dipnot)

36- Yahya b. Main'in Ebu Hanife hakkında "hadisi yazılmaz" dediği (Bkz. İbnul-Cevzî, Kilabu'd-Duafâ, III. 163), ayrıca, "hadisi nasıldı?" sorusu üzerine de, Ebu Hanife'nin yanında ne hadis var da soru­yorsunuz? (Tarihli Bağdad, XIIT, 416) şeklinde karşılık verdiği nakledilmekle birlikte, bu rivayet­lerin doğruluğu mümkün görülmemektedir. Zira İbn Maîn bir yandan Ebu Hanife'nin hadis rivaye­tini ancak ezberden caiz gördüğünü belirtirken (bkz. el-Kifâye, 231), diğer yandan onu ta'dil eden beyanlarda bulunmuştur. Hatla Onun, Ebu Hanife ve ashabına meylinden dolayı Hanefi mutaassı­bı şeklinde suçlandığı, İmam Mulıammed'in "el-Câmiu's-Sağir'ini de bizzat kendisinden aldığı be­lirtilmektedir. (Te'nîb 157)

37- Suyûti, Tabakâtu'l-Huffâz, 73; İbn Hacer, Tehzîbu't-Tehzîb, X, 450

38- İbn Abdilberr, el-İntikâ, Sh:127

Yazar:
Mustafa Çelik
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul